35. Madde Kalkmalı

30 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Kâzım GÜLEÇYÜZ /Yeni Asya

Anayasa paketi ve referandum tartışmaları arasında, TSK İç Hizmet Kanununun, darbelerin “yasal” dayanağı olarak kullanılan 35. maddesi de gündemde yer bulabildi.

Gündeme getiren de, “pakete hayır” kampanyasını sürdüren CHP. Böylece, referandumu “12 Eylül taraftarlığı-karşıtlığı” zeminine çekmek isteyen AKP’ye, “Darbeye karşıysan 35’i düzelt” atraksiyonu ile cevap veriyor anamuhalefet partisi.

Herşeyin pakete ve referanduma endekslenip, Meclisin tatile girdiği bir ortamda 35. maddeyi gündeme getirmenin pratikte bir anlamı var mı?

İlk bakışta yok gibi görünüyor. Ama konu iki parti arasında bir iddialaşmaya dönüşünce, CHP ciddiyetini ispatlamak için, maddeye ilişkin teklifini Meclis Başkanlığına vereceğini açıklıyor.

Bunda, Başbakanın “Madem gündeme getirdiniz, verin teklifinizi, komisyon kurup çalışalım” deyip, gerekirse Meclisi olağanüstü toplantıya çağırmaktan söz etmesi de etkili olmuşa benziyor.

Ne var ki, Erdoğan’ın sözlerinin tamamına bakıldığında, 35. maddeye öncelik vermek gibi bir düşünce ve niyetinin olmadığı açıkça görülüyor. » Devamını Oku: 35. Madde Kalkmalı

İslam Demokrat Partisi

25 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

M. Ali KAYA

www.fikirbahcesi.org
İslam Demokrat Partisi 1951 yılında Cevat Rifat Atilhan tarafından kurulan ve “İslam” kimliği ile ortaya çıkan ilk siyasi oluşumdur. Kurucu üyeleri Zühtü Bilimer, Kerim İnan, Hakkı Sadık Acarlı, Hamit Tekinsoy, Nuri Çallı, Feridun Okyanus, İ. Galip Hamikoğlu, Hacı Nuri Erdoğdu, Naci Yeter, Mehmet Reşat Düşünür, Ahmet İlkol, Neşet Aslın, Şevket Üzümcü, Mahmut Düşünür gibi isimlerdir. 27 Ağustos 1951 tarihinde resmen kurulan ve genel başkanlığına Cevat Rifat Atilhan’ı getiren İslam Demokrat Partisi kısa sürede 10 ilde 150 şube açtı. 2000 üzerinden üye kaydı yaptı. Parti “Partimiz mü’minlerle doludur.” “Mü’minler birleşin” “Refah ve saadet güneşi Kur’an ile doğacaktır” gibi din kaynaklı sloganları ile öne çıktı. (Sadık Albayrak, Türk Siyasi Hayatında MSP Olayı, İstanbul-1986, s. 24)

Günün dindar basını Demokrat Partiyi eleştirirken İslam Demokrat Partisini öven yazılarla dindar halkı bu partiye kanalize etmeye çalışıyordu. Bunların başında Eşref Edip’in “Sebilürreşad, Büyük Cihad, Hür Adam, Büyük Doğu, Yeşil Bursa, Serdengeçti” gibi gazete ve dergiler “DP ile CHP arasında fark yoktur” diye İslam Demokrat Partisini hararetle savunuyorlardı.  Ama ne ki “İslam Demokrat Partisi” Cemiyetler Kanunu’nun 24. Maddesini ihlalden dolayı mahkemeye verildi ve 3 Mart 1952 tarihinde mahkeme kararı ile kapatılarak Genel Başkan Cevat Rifat Atilhan ve 15 kurucu üye hakkında tahkikat başlattı.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri hayattadır ve siyasi gelişmeleri yakından takip etmektedir. Din adına ortaya çıkılmasına karşıdır. Zira dinin siyasi ve dünyevi işlere alet ve tabi edilmemesi gerektiğini, şayet din adına ortaya çıkılırsa bu durumda dünyevi olan ve dünya işlerini düzenlemek amacı ile kurulan ve iktidarı hedefleyen ve ister istemez menfaat mücadelesine dönüşecek olan böyle bir mücadelenin dine zarar vereceğini savunur.

» Devamını Oku: İslam Demokrat Partisi

Türban Yasağının Nedeni: Parasız Eğitim…

24 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Yazar: Alper AKALIN / Pazartesi, 25 Ağustos 2008

Üniversitelerin eğitim-öğretim hayatına başlamalarına az bir zaman kaldı. Eminim ki Eylül ayından itibaren, “kampüse türban girmeli mi girmemeli mi” tartışması,  Anayasa Mahkemesi’nin türban serbestisi ile ilgili yasa düzenlemesini bozan kararı ve son cumhurbaşkanı rektör atamaları ile beraber yeniden gündemimize girecek.

Yakın zamanda türban yasağı, özgürlükçü olarak bildiğimiz blog sitelerinde de, hafif kafa karıştıran argumanlarla ile de savunulmadı değil. Ekonomitürk’ten Barış Bey, devlet üniversitlerinin, devletin kurucu ideolojisine uygun bazı kurallar koyduğunu, vatandaşların da bu kurala uymakla yükümlü olduğu manasına gelebilecek bir çıkışla tartışmayı başlattı. Liberal makaleleriyle takip etmekten zevk aldığımız bazı bloglarda , Barış Bey’in savunması sıkı bir eleştiriye maruz kalsa da, bu eleştiriler, resmi ideolojinin hâkim kıldığı ezberci zihniyeti eleştirmekten öteye gidemedi. Esasında ben, olaya farklı ama daha derinsel bir açıdan bakma niyetindeyim. 10 yıllardır süren kavganın temel problemini ve artık bıkkınlık veren bu problemin çözümünün yine problem içinde saklı olan yönleriyle çıkarmak, artık büyük bir elzemdir düye düşünüyorum.. » Devamını Oku: Türban Yasağının Nedeni: Parasız Eğitim…

Kenan Evren “Evet” Diyor…

23 Temmuz, 2010 yapan admin 1 yorum »

Görüldüğügibi 12 Eylül 1980 İhtilalinin mimarı olan Kenan EVREN bu gün de “Evet!” kampanyasını gizli olarak yürütmekte ve ona ancak “Kral Çıplak!” diyebilen bir çocuk “Beyamca bir kağıt düşürdünüz!” diyebilmektedir.

Anlayana “Sivrisinek saz!” …..

Kaynak: Bakınız: http://vanasyanur.net/haberdetay.asp?ID=5256

Kürt Sorunu Çıkmazda

22 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Mustafa ERDOĞAN

www.kritize.net

Hükümet sözcüleri her fırsatta “Demokratik Açılım”ın devam ettiğini söyleye dursunlar, bütün gelişmeler durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Maalesef, hükümet bu meselede halâ “güvenlikçi” bakış açısını terk etmemekte ısrarlı. Cumhurbaşkanı bile, meseleyi “devletin PKK’dan daha güçlü olduğunu gösterme” yaklaşımı içinde algıladığının işaretini veriyor. Öbür tarafta BDP ve PKK da barışçı çözüme katkı yapmaya istekli görünmüyor.

Başbakanın muhalefet partileriyle görüşme gündemine BDP’yi dahil etmemesi, Kürt meselesini Kürt siyasi hareketini dışlayarak “çözme” arayışının bir göstergesidir. Bizim gazetede Perşembe günü çıkan “PKK içten çözülecek” başlıklı haber de hükümetin meseleyi hala esas olarak “terörist örgüte diz çöktürme” anlayışı içinde ele aldığının tipik bir işareti. » Devamını Oku: Kürt Sorunu Çıkmazda

Anayasada Değişen Birşey Yok!

20 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Mustafa CAN
“Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değil ki hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete ve hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemet insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler. Hatta kuvvetli bir hakikati zayıf bir adamın elinde zayıf görür ve kıymetsiz bir meseleyi kıymettar bir adamın elinde görse, kıymettar telakki eder.” (Barla, 2006, s. 36)

Adamın biri müthiş mide sancısından duramayarak doktora gider. Doktor muayene ettikten sonra “Sabah ve öğlen ne yedin?” diye sorar. Adam “Bakmadım ki doktor bey önüme ne koydularsa yedim” der. Doktor bunun üzerine “Al bu merhemi gözüne sür ve bir daha ne yediğine bak ona göre ye!” diye hastayı gönderir.
Fıkra bu ya gerçekle hiç alakası yoktur. (!) Sadece insanları güldürmek için anlatılır o kadar…

» Devamını Oku: Anayasada Değişen Birşey Yok!

Anayasa Değişikliği Demokratik mi?

19 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Mustafa CAN

Hayır diyebilmek bir şahsiyet ve karakter ifadesidir. Kendisini geliştirememiş ve şahsiyetini bulmamış kişilerin en belirgin karakteri kimseyi kırmamak ve herkesin sevgi ve sempatisini kazanmak için her söylenene “Evet” demektir. Prensip sahibi şahsiyetli birisi ise prensiplerine uygun bulmadığı bir teklife “Hayır!” şeklinde cevap verir.

İçerisinde doğrunun da yanlışın da bulunduğu ve tek bir seçenekten başka çıkışı olmayan birisi ne yapmalıdır? “Evet!” diyerek yanlışa ortak olmaktan ise “Hayır!” diyerek fedakârlık göstermesini bilmeli ve yanlışa müsaade etmemelidir. İşte o zaman kişi şahsiyetini bulmuş demektir.

Gerektiği zaman “Hayır!” diyebilmek kararlılığın göstergesidir. İnsan hissiyatına, kendisini tahrik eden ve zorla bir şeyler yaptırmak isteyenlere, nefsanî arzularına ve öfkelerine “hayır!” dedikçe olgun bir insan olmaya ve hayatta başarı merdivenlerini tırmanmaya başlamış demektir.

Eskiden dindarlar oldukça duyarlıydılar. Ama son yıllarda parayla ve makamla tanışarak sistemle barıştılar. Dindarların görevi yanlışa, haksızlığa, zulme ve her nevi baskıya “hayır!” demek olmalıdır. Batı toplumu “Demokrasi” ile “hayır!” demeyi öğrendi ve gelişmeye başladı. Daha önce gerek kilisenin, gerekse kralların her isteklerine “evet!” diyorlardı; onlar da halkın bu uysallığından faydalanarak keyfi yönetimlerine devam ediyorlardı. Sonra Demokrasi geldi ve “Referandum” süreci başladı, insanlara bir güven geldi. Çünkü “Tercih” yapabiliyorlardı ve “Evet” dediği gibi “Hayır” da diyebiliyorlardı. Şahsiyetlerini buldular ve kendilerine geldiler. » Devamını Oku: Anayasa Değişikliği Demokratik mi?

Paketin Tümünün Değerlendirilmesi

19 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Kâzım GÜLEÇYÜZ /Yeni ASYA

http://www.yeniasya.com.tr/2010/07/18/yazarlar/kgulecyuz.htm 

Önceki dört yazıda, referanduma sunulacak anayasa paketini oluşturan 26 maddeyi tek tek gözden geçirmiştik. Şimdi de toplu bir değerlendirme yapmaya çalışalım. Bir defa, maddelerin sıralanış biçiminde dahi görüldüğü üzere, pakette bir insicam yok. Alâkasız konular birbirinden kopuk maddelerle düzenleniyor. Yekdiğeriyle irtibatlı konular bile, araya başka maddeler konularak, rastgele yerleştirilmiş.

En hafif tabiriyle dikkatsiz, özensiz ve savruk bir yaklaşıma işaret eden bu durum, anayasa değişikliğinin gerektirdiği ciddiyetle bağdaşmıyor.

Keza kadın-erkek eşitliğine dair cümlesi kimilerince “pozitif ayrımcılık” diye övülüp desteklenen, ancak uygulamada müfrit feminist fantezilere prim verebilecek tarzda, son derece tuhaf bir ifadeyle kaleme alınan ilk maddenin üslûbu da aynı özensizliğin içeriğe ilişkin boyutuna bir örnek. » Devamını Oku: Paketin Tümünün Değerlendirilmesi

12 Eylülle Hesaplaşma…

19 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Mustafa CAN

Bu gün 12 Eylül ile hesaplaşmak mümkün müdür? Aradan tam 30 sene geçmiş. 12 Eylül 1980 günü doğanlar şimdi 30 yaşında ve o gün 20 yaşında olanlar da 50 yaşına girmiş bulunmaktadırlar.

12 Eylül ihtilalinin gerekçelerine bakalım. Anarşi, terör, iktidarın CHP ile uzlaşmaması ve Cumhurbaşkanı seçiminin yapılamamış olması… İhtilal, partilerin kapatılması ve 82 Anayasası ile yeni bir dönemin açılması. Referandum ve % 92 “Evet Oyu” ile Anayasa’nın kabulü ve İhtilal lideri Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olması ve dokunulmazlıklar…

12 Eylülden sonra Kemalist ideoloji anlayış değişikliği yaparak gelişen dinci akımların desteğine ihtiyaç duydu ve “Din Derslerini” Anayasal zorunluluk haline getirerek dini cemaatlerle anlaştı. Sonra hedefine “Komünistleri” koyarak “Bu Anayasa’ya karşı çıkanlar komünistlerdir” diye tüm dindarların desteğini aldı. Sonrasında 12 Eylül siyasi iktidarını da ANAP ile kurdu ve devam ettirdi.

Kemalizm Okullara cebren koyduğu “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” ile güçlendikçe güçlendi. Zira “İnkılâp ve Atatürkçülük” dersi yeterli olmadığı için “Din Kültürü” adı altında Lâiklik ve Kemalizm dersleri verildi. Aradan geçen 30 sene sonunda dindar insanların geldiği noktada din hayatın daha da gerisine itilmiş oldu. » Devamını Oku: 12 Eylülle Hesaplaşma…

DP’den AKP Anayasasına Hayır!

18 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

(DP Basın Merkezi – 17 Temmuz 2010) – Demokrat Parti Genel İdare Kurulu, 16 Temmuz 2010 Cuma günü Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk’un başkanlığında gerçekleştirdiği toplantıda, 12 Eylül 2010 Pazar günü yapılacak olan referandumda Anayasa Paketi’ne “Hayır” oyu verilmesini kararlaştırdı.

Genel İdare Kurulu toplantısında, üyeler, sadece AKP’li kadrolar tarafından hazırlanan Anayasa Paketi’nin katılımcı demokrasi kurallarına uymadığını ifade ederek, “Bu Anayasa Paketi, ülkemizdeki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışmalarının bir ürünü değildir. Bu paket, aslında Türk Devleti’nin genetik yapısını ve DNA’sını değiştirmeye yönelik bir çalışmadır.

Yine bu teşebbüs, bugün fiilen yürütülen ‘’baskıcı ve keyfî yönetim’in hukuki kılıfını hazırlama gayretidir. Bu nedenle, Demokrat Parti mensuplarının referandumda Anayasa Paketi’ne ‘Hayır’ oyu vermeleri kaçınılmazdır” görüşünü dile getirdiler.

DP Genel İdare Kurulu toplantısında, “Hayır” kararı çıktıktan sonra, bir bildiri hazırlandı. Bildiri aynen şöyle: » Devamını Oku: DP’den AKP Anayasasına Hayır!

AKP’nin Başarısı

18 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Mustafa CAN

AKP sekiz yıllık iktidarı döneminde hangi başarıya imza attı. İnsanlar 8 sene öncesine göre daha mı zengin ve daha mutlu mu? Daha geniş haklara mı sahip?

AKP’nin başarısı insanların çaresizliğini ve dini hassasiyetlerini oya tahvil etme becerisidir. Çaresizliğe karşı devletin imkânlarını kullanmayı becerebilmesi, ekonomi ve paranın % 70’ini kullanan devletin bu imkânlarını yandaşlarına sunabilmesi ve “Allah’tan ümit kesilmez” diyen dindar vatandaşların beklentilerini fırsattan istifade erteleyebilme becerisini gösterebilmesi ve bu ümidi canlı tutabilmesidir.

AKP daima mağduriyetlerden nemalanmıştır. Kendisini mağduriyetin odağına koymuş ve bütün stratejisini buna göre belirlemiştir. 28 Şubatın ürünü olarak çıkmış ve Refah Partisinin ve hocası olan Necmettin ERBAKAN’ın mağduriyetini kullanarak “Takıyye” metodu ile iktidar olmuştur. 8 yıllık eğitim, Meslek Liseleri ve Başörtü mağdurlarının oyları ile iktidar olmuştur. Yoksulluk ve fakirlikten mağdur olan Yeşil Kartlı vatandaşların mağduriyetlerinden faydalanarak “Sosyal Devlet” ilkesini istismar edip “Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma” Fonunu kullanarak oylarını almıştır. Bu oy depolarını kaybetmemek için mağduriyetlerini giderecek hiçbir adım atmamıştır. Üstelik yeni mağduriyetler üretmek için elinden geleni yapmıştır.

Nasıl mı? » Devamını Oku: AKP’nin Başarısı

Referandum

18 Temmuz, 2010 yapan admin 1 yorum »

Mustafa CAN

AKP Anayasa Değiştirmeyi bir tarafa bırakıp Anayasa’nın 26 Maddesini değiştirmek için Referandum’a gitme kararı aldı. Madem halkoyuna gidilecekti neden “Yeni bir Anayasa” için değil de ülkenin hiçbir derdine çare olmayacak olan 26 madde ile iktifa etti?

CHP bu 26 Maddenin AYM ve HSYK ile ilgili iki maddenin iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine başvurmuştu; ama mahkemeden iptal yerine “düzeltme” çıkınca “Hayır” kampanyası başlattı. AKP ise “Neden Evet?” kampanyası başlattı.

Referandum “Anayasa’nın 26 Maddesinde değişiklik yapmak için “Evet” veya “Hayır” olmaktan çıkarak daha şimdiden “AKP politikalarına Evet mi, Hayır mı?” şekline dönüşmüş görünmektedir.

Her halükarda bundan kazançlı çıkacak olan AKP olacaktır. Çünkü AKP “Anayasa Referandumunu” 26 maddenin değişmesi için “Evet” veya “Hayır” olmaktan çıkarmış “Anayasa’nın tümünü” değiştirmeye “Evet” veya “Hayır” demeye getirmiştir. Propagandasını da buna göre yapmaktadır. » Devamını Oku: Referandum

Anayasa Değişikliği / Tahlil

17 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Kazım GÜLEÇYÜZ /Yeni ASYA

Aksi yönde sürpriz bir gelişme olmazsa 12 Eylül’de sandık başına giderek oylayacağımız anayasa paketinde neler var? Bakalım:

* Madde 1: Kadın-erkek eşitliği konusunda alınacak tedbirler, anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacak. Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile mâlûl ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak.

İfadedeki tuhaflığa bakar mısınız? Kadın-erkek eşitliği konusunda birtakım tedbirler alınacak ve bunlar—her ne ise—anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacakmış.

Bir defa Türkiye’de kadın-erkek eşitliği zaten yok muydu? Ve bu eşitlik için alınacağı söylenen tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olma ihtimali mi var ki, böyle bir kayıt konuluyor?

Peki, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile mâlûl ve gaziler için alınacak tedbirlerin de eşitlik ilkesine aykırı olmaması ne demek? Şimdiye kadar bunlara yardım ve destek için tedbir alınmak istendi de “Eşitliğe aykırı” diye karşı çıkan mı oldu ve bu muhalefet, o tedbirlerin alınmasını mı engelledi?

Amaç ve mantığı anlaşılamayan bir madde. » Devamını Oku: Anayasa Değişikliği / Tahlil

Erbakan İçimizde Yaşayacak…

14 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Bekir COŞKUN /HABER TÜRK / 14 Temmuz 2010 Çarşamba

Şef bize “koşun…” dediğinde tıfıl muhabir olarak onu ilk kez fark etmiştim. Odalar Birliği’nde seçi

mi kaybettiği halde, geceden gelip koltuğuna oturuyordu.
Atmak için polis çağırdılar…
İçerden kapıyı kilitledi…Kapıyı kırdılar, bu sefer koltuğu bırakmadı, koltukla birlikte dışarı taşıdılar…
(………)
Birkaç gün önce yapılan SP kongresinde Genel Başkan Numan Hoca’dan Kurtulmuş,
“Kendisi burada yok ama ruhu burada”
demişti ki… Kapıdaki delegeler “geliyor…” diye koştular…
Ve o muhterem zat kapıdan girdi…
Yine dört kişinin tuttuğu bir koltuğun üzerinde geliyordu…
Numan Kurtulmuş
Kurtulmamıştı…

» Devamını Oku: Erbakan İçimizde Yaşayacak…

Ekonomik Büyüme

12 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Recep TAŞÇI/Yeni ASYA

İlk çeyrekte

Yüzde 11,65 büyüyünce…

Sevinçten havalara uçtuk.

Zira…

Tarihimizin en yüksek büyüme hızlarından birine ulaşılmıştı.

Bu çift haneli oranla…

G-20 ülkeleri arasında yüzde 11,9 büyüyen Çin’in ardından 2’nci, 31 üyeli OECD ülkeleri sıralamasında birinci, dünya genelinde 5’inci olduk.

Daha ne olsun…

Diyemiyoruz. » Devamını Oku: Ekonomik Büyüme

Demirel Gündemi Değerlendirdi

9 Temmuz, 2010 yapan admin Yorum yok »

Süleyman Demirel’in Eko Enerji Dergisine verdiği Röportaj:

Röportaj için tıklayınız:  http://www.ekoenerjidergi.com/

MUSTAFA ÖZCAN ÜLTANIR: Sayın Cumhurbaşkanım, Haziran ayında Türkiye’nin gündemi önemli olaylarla dolu geçti. Hepsi birbirinden önemli, ama önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde, kontrolsüz nükleer çalışmaları nedeniyle İran’a uygulanacak yaptırımlara ilişkin oylamada, Batı’ya ve ABD başta olmak üzere tüm daimi üyelere karşı, Brezilya ile birlikte “Hayır” oyu kullanılması üzerinde duralım istiyorum. ABD’nin ısrarla, “Hiç olmazsa çekimser kalın” demesine rağmen bu yapıldı. Türkiye’nin bu tutumu, sorunun çözümü için İran ve Brezilya ile birlikte uranyum takası konusunda imzaladığı üçlü deklarasyona bağlanıyor. Oylamadan iki hafta sonra Brezilya deklarasyondan çekildi, ama Türkiye İran’ın yanında yerinde koruyor. Başbakan Erdoğan, G-20 zirvesi münasebetiyle Kanada Toronto’da, bu konudaki tutumun gerekçelerini Başkan Obama’ya açıklamış olsa da, Amerikan tarafı tatmin olmuş görünmüyor. Kaldı ki Amerikan yönetimi, “Türkiye bağlılığını kanıtlasın” diye uyarı bile yaptı. Bu arada stratejik ortaklık zarar görmekten öte “bitti” yorumları da yapılıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

SÜLEYMAN DEMİREL: Mesele, basit bir mesele değil. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin dış politikadaki tutum ve davranışı ile çok yakından ilgili. Bir de dünyanın benimsediği meseleler var. Bu meselelere karşı dünyanın gösterdiği hassasiyetler var. Öyle bakıldığı zaman, olayın içine biraz girmek lâzım.

Bir defa şunu ifade edelim: Dış politika, milletlerin, devletlerin birbirine karşı güveninin ve karşılıklı menfaatlerinin, saygısının özetidir. Yani, eğer karşılıklı menfaatler örtüşmüyorsa, karşılıklı taahhütlere girişmek, onları tutamamak manasına gelir. O zaman da güven olmaz. Güven çok önemli hadisedir. Yani, insanların birbirine güvenmesinden daha önemlidir milletlerin, devletlerin birbirine güvenmesi. » Devamını Oku: Demirel Gündemi Değerlendirdi

Kürt Sorunu

28 Haziran, 2010 yapan admin Yorum yok »

huseyin-kalayci1Kürt sorunu, Türkiye’de belki de üzerinde en çok kafa yorulan, en çok kalem oynatılan konulardan biri. Ancak sorunu bir kez yanlış teşhis ettiğinizde, çözüme yönelik adımlar da kaçınılmaz olarak yanlış oluyor; iyi niyetle girişilmiş politikalar sonuçsuz kalabiliyor. Şiddetin yeniden tırmandığı, itidalin yerini silahların ve sloganların doldurduğu son dönemde Kürt sorununun nasıl bir sorun olduğu, çözüm için atılması gereken adımları ve “demokratik açılım”ın akıbetini Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Kalaycı’yla konuştuk.

Doktorasını “Kanada-Quebec sorunu” üzerine yapan Hüseyin Kalaycı, Maltepe Üniversitesi’nde çok-kültürcülük, milliyetçilik, federalizm, Avrupa Birliği gibi konularda çalışıyor. Kalaycı’nın Quebec sorunu üzerine yazdığı “Ulus-Devletin Başağrısı: Ayrılıkçılık” isimli kitabı geçtiğimiz aylarda yayınlandı.

Kürt Sorunu sizce nasıl bir sorundur, Kürt Sorunu’nu Ermeni, Rum ya da diğer azınlıklarla ilgili sorunlardan ayıran nedir?

Kürt Sorunu bir milliyetçilik sorunu. Kendisini “ulus” olarak tarif eden ve bu nedenle mevcut devletlerin uluslarının sahip olduğu hakların aynısını sahip olmak isteyen bir grubun siyasi mücadelesi. Her şeyden önce Kürtler ulusal kimliklerinin tanınmasını talep ediyorlar. Bu yüzden bu sorunu demokrasi ve bireysel haklar ve özgürlükler bağlamında ele almak çözüm üretmeyebilir, zira bu sorun öncelikle bir milliyetçilik sorunudur. Kürt Sorununu demokrasi ve adalet bağlamında ele alarak çözmeye çalışmak hayal kırıklığı yaratabilir. Türkiye’nin yeterince demokratik bir ülke olmaması, insan hakları ihlallerinin giderilememesi, Kürt sorununun insan hakları bağlamında çözülebileceği gibi bir yanılsama yaratıyor. Elbette bu sorunda tarafların şiddete başvurmasında en önemli etken Türkiye’nin yeterince demokratik ve adil bir ülke olmamasıdır. Ama demokrasi ve adalet sorunlarını halletseydik de bu ulusal kimliği tanımadan Kürt sorununu tümden çözebileceğimizi düşünmüyorum.

Egemenliğin ulusa ait olması ve devleti meşrulaştıran tek şeyin ulus olması, bir noktada bizi tek devlet, tek ulus anlayışına götürdü. » Devamını Oku: Kürt Sorunu

Demokrasi ve At

26 Haziran, 2010 yapan admin Yorum yok »

Mustafa CAN

Tek tırnaklı hayvanlar grubunun memeli hayvanlarından olan erkeğine “aygır” dişisine “kısrak” ve yavrusuna “tay” denilen at, binek, yük ve savaş hayvanı olarak insana en fazla yardımcı olan canlı türüdür. Otla beslenir; ama geviş getirmezler. Altay dağlarının etrafında ve Amerikan bozkırlarında sürüler halinde yaşarlar. En meşhur türleri Arap ve İngiliz cinsidir. Yelesi ve kuyruğu kıllı olup ömürleri 20 ila 30 senedir.

Atlar insanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlisi ve değerlisidir. İnsanların savaşlarda en büyük yardımcıları, yük taşımada hizmetçileri, yarışmalarda, cirit ve av gibi sporlarda en büyük eğlence vasıtası, neşe ve dert ortağıdırlar. Silah ve bando seslerine kolayca uyum sağlayabilir, seferlerde dizlerini kitleyebilirler.

Atlar cesaret ve atılganlıkta çok ileri oldukları gibi, sahiplerine de son derece bağlıdırlar. Her konuda sahibini memnun etmeye çalışırlar, yorgunluğa bakmazlar kendilerini çatlatırcasına olanca güçlerini sarf ederler. Çitlerden ve yüksek yerlerden atlayabilir ve her nevi engelleri aşarlar. Saatte 60-70 km hızla koşarlar.

Peygamberimiz (sav) atın alnında beyazlık olanına “atların en hayırlısı” demiş (Tirmizi, Cihad, 20; İbn-i Mâce, Cihad, 14) “Atın bereketi kızıllığındadır” (Ebu Davud, Cihad, 44) buyurmuşlardır. Ayrıca “hayır ve bereket kıyamete kadar atın perçemine bağlıdır” (Buhari, Cihda, 43, 44; Humus, 8; Müslim, İmaret, 98; Tirmizi, Cihat, 19; Nesai, Hayl, 7) buyurarak hayır ve bereketin at vasıtası ile kazanılacağını ifade etmiştir. İslam bilginleri bunu ganimet ve sevap olarak izah etmişlerdir. » Devamını Oku: Demokrasi ve At

Devlet ve Terör

24 Haziran, 2010 yapan admin Yorum yok »

Mustafa CAN

Terör neden azdı?

Dağdaki terör şehirlere neden indi?

Herkes bunu sorgulamakta… İktidar teröristlere “taşeron” demektedir. Müteahhitleri dışarıda olduğunu söylemekle yetinmektedir. Sonra da demokratik gelişmeleri baltalamak için tahrik edildiğini söylemektedir. Tam bir acizlik ifadesi…

**

Terör içimizde her gün can almaya devam etmektedir. On sene sonra Tansu ÇİLLER ve Mehmet AĞAR formülüne geri dönüş yapılmaya çalışılmakta ve “Çare asker değil, Çevik Kuvvete dönelim” teklifi geliyor ve hükümet buna sarılıyor; ama “Polis olduğu için şehir içinde valiye bağlı görev yapabilir” deniyor. İlin valisi isterse görevlendirir dağa da gider” deniyor… » Devamını Oku: Devlet ve Terör

Kalite ve Eğitim

22 Haziran, 2010 yapan admin Yorum yok »

M. Ali KAYA

Eğitim bir ihtiyaçtır. Amacı insanın kabiliyetlerini geliştirmek ve topluma faydalı hale getirmektir. Eğitimin kaynağı insandır, ürünü insandır. Nihai amacı mükemmel ve kâmil insanı oluşturmaktır.

Eğitimin malzemesi insandır, kaynağı insandır ve ürünü de insandır. Her şeyi biz insandan öğrendik ve insanı insan yapan değerleri geliştirmek ve oluşturmaktır. Mükemmellik, yani kâmil insan olmak bir sonuç değil, bir yolculuktur. Bu yolculuğun sonu yoktur. Bu nedenle kemalat ve fazilet bir araç değil, amaçtır. Bu nedenle kemalatı/fazileti korumak ve geliştirmek esastır.

İnsanın kemalat ve faziletine sebep olan hususların başında eğitim gelmektedir. Bu nedenle eğitim de bir fazilet yarışıdır. Eğitim her seviyede insana hizmet eder, ancak eğitim sürecini insanın gelişimine göre geliştirerek devam ettirmek gerekir. Buna eğitimde süreklilik, hayat boyu eğitim adı verilir ve bu bir araç değil, devam eden bir fazilettir. Bu nedenle eğitim hem araçtır, hem de amaçtır.

Kalite çemberleri oluşturmak ve küçük topluluklara eğitim vermek kalite için çok önemlidir. Bireyin eğitimi özel ilgi gerektirir. En iyi eğitim bireysel eğitimdir. » Devamını Oku: Kalite ve Eğitim