Eğitim Sistemi Önerileri

Ocak 27th, 2012 by admin No comments »

M. Ali KAYA
Milli Eğitim Bakanımızın “Yeni Eğitim Sistemi” konusunda 1+4+4+4 olmak üzere 13 yıl “Zorunlu Eğitim” projesi konusunda 27 senelik bir “Eğitimci” ve “Eğitim Yöneticisi” olarak sorulmasa da söz söylemeye hakkımdır. Her şeyden önce 13 yıl zorunlu eğitim yanlıştır. Eğitim Bakanlığının İlk ve Ortaöğretimde çocuklarımızı 13 sene zorunlu olarak güya okumaya zorlaması kadar eğitime zarar veren bir durum yoktur.

Bir çocuğun altı yaşından itibaren 19 yaşına kadar her gün sekiz-dokuz saat okulda kuru tahtanın üzerinde oturduğu bir eğitim sistemini düşünün. İlköğretim dördüncü sınıftan itibaren “çoktan seçmeli test tekniği” ile yarış atı gibi koşturulduklarını düşünün… Aileler öğrencilerini yarışa hazırlayan görevliler… Aileleri büyük bir etki altına alan ve çocuklar üzerinden büyük bir rant elde etmeye çalışan ekonomik bir sistem… Aileler gelirlerinin büyük bir kısmını eğitime ayırıyorum diye bu sektöre yatırım yapmaktan başka bir şey yapmamaktadır.

Okumayı isteyen istemeyen, zekâsı olan ve olmayan tüm öğrenciler “Öğrenemeyen öğrenci yoktur; öğretemeyen öğretmen vardır” anlayışı ile zorunlu olarak her sene tekrarlanan sınavlara girmeye mecbur bırakılmakta bu nedenle her sene öğrencilerin %30’u “Sıfır” çekmektedir. Sonra fatura öğretemeyen öğretmenlere çıkarılmaktadır.  Her velinin öğrencisi süper zekâ olduğu için devletin okulunda öğretemeyen öğretmenlere nispet “Özel Dershanelere” gönderilerek devlet okulundan esirgenen paralar “Özel Eğitime” verilmektedir. » Read more: Eğitim Sistemi Önerileri

Liberaller, dindarlar ve demokratlar…

Ocak 12th, 2012 by admin No comments »

Prof. Dr. Ahmet BATTAL

Yeni Asya / 12 Ocak 2012

Bilhassa Ahmet Necdet Sezer’den sonra Ankara’da Çankaya ve Eskişehir yolu çevrelerinde yani Atatürk Bulvarı ve İnönü Bulvarı civarındaki zirvelerde “sağcılık” akımı ve belki “moda”sı var. (Bunun tek istisnası askeriye ve ayrı bir yazının konusu olacak kadar önemli).

Mehepeli ya da milliyetçi sağcılar muhalefetteler. Onları saymıyorum. Muhalefetteki demokratları ve dindarları da en sona bırakalım.

İktidardaki “sağcı” siyasetçilere ve bürokratlara gelince; bunlar üç türlüler: Liberaller, dindarlar ve “bir kısım” demokratlar. (Bizim memlekette “bir kısım” bir ölçü birimidir ve “bir avuç” bir kısımdır! Anladınız!).

Birincisi liberaller. Onlar hükümete fikren yön vermeye çalışıyor ve gerekli gördükçe muhalefet de ediyorlar. İçlerinden bazıları iktidarın nimetlerinden de istifade ediyor. Fikir erbabı liberaller, iktidarda olmanın kendi fikriyatlarına zarar verdiğini düşünmüyor.

İkinci kısım, dindarlar. İktidardakilerin çoğu dindar ve bunların çoğu demokrat değil. Çoğunun tipik özelliği, muhalefeti ve bilhassa mevcut iktidara kayıtsız şartsız taraftar olmayı reddeden muhalefeti Ergenekoncu olmakla suçlayacak kadar toptancı olması.

İktidarın dindarlarının çoğunun tipik özelliği, “demokratlığı abartmamak gerektiğini düşünecek kadar demokrat” olması. » Read more: Liberaller, dindarlar ve demokratlar…

İhsan Eliaçık’ın Sakat Düşünceleri

Ocak 11th, 2012 by admin 6 comments »

Mustafa CAN
İhsan Eliaçık Kimdir?
23 Aralık 1961’de Kayseri İncesu kazasında doğdu. Kayseri ve Kırşehir’de okudu. Erciyes Üniversitesi ilahiyat Fakültesinde (1985-1988) yılları arasında okudu, okulu bitirmeden ayrıldı ve bağımsız yazar olarak hayatına devam etti. Kayseri Gündem, Değişim, Yeryüzü, Bilgi ve Düşünce, Yarın, Özgün İrade, Bilge Adam, Söz ve Adalet, Gerçek Hayat, Doğudan gibi dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Milli Gazete, Star, Tempo, Zaman, Habertürk, Sabah, Birgün, radikal gibi gazetelerde röportajları yayınlandı ve Medyatik oldu.

Yarın Dergisi kapanana kadar 4 yıl Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı, Söz ve Adalet Dergisi kapanana kadar 8 ay, Gerçek Hayat dergisinde 2 yıl yazı yazdı. 20 kitabı yayınlandı. Evli beş çocuk babası olup Arapça ve İngilizce bilmektedir. İstanbul’da hayatına devam etmektedir.

12 Eylül öncesi 1977-1980 yılları arasında MTTB ve Akıncılar gibi İslamcı Gençlik Grupları içinde aktif çalıştı. Akıncıların Yahyalı Gençlik Kampında yakalandı ve Mamak Askeri Cezaevinde 1 sene tutuklu kaldı. 1981’de çıkarıldığı ilk mahkemede beraat etti. 1984 yılında Kars Sarıkamış’ta askerliğini tamamladı.

Askerden sonra Kayseri İlahiyat Fakültesine girdi. 1985-1988 yıllarında okudu, okulu bitirmeden ayrıldı. İstanbul’a yerleşti. 1991-1993 yıllarında Bayazıt eylemelerine katıldı. Değişik panel ve gençlik eğitimlerine katkı sağladı. Kayseri’de “Birlik FM” radyosunu kurdu ve bir sür yayın yönetmenliğini yürüttü. 1993-1999 yılları arasında Birlik FM’de “Tefsir Programları” yaptı. Aylık “Değişim” dergisini çıkardı. Dergide çıkan yazılarını çeşitli kitaplar halinde yayınladı. » Read more: İhsan Eliaçık’ın Sakat Düşünceleri

Ahirzamanın Nifak Hareketleri

Ocak 10th, 2012 by admin No comments »

M. Ali KAYA
Nifak hareketi ilk olarak Medine’de başlamıştır. Bunun müsebbipleri de Medine’de bulunan “Sizin dininiz Muhammedin dininden daha hayırlıdır” diye Mekke müşriklerinin peygamberimize ve Müslümanlara tecavüz etmelerine sebep olan ve müşriklerle gizli ittifak kuran Yahudiler olduğu gibi, Medine’deki müşrikleri “Müslüman görünüp” Müslümanların sırlarını öğrenin diye fitne verenler yine Yahudilerdi.

Peygamberimiz (sav) “Ahirzamanda Şeriat-ı Muhammedi’yi tahrip edecek olan Süfyan’ın en büyük yardımcısı Yahudi” olacağını haber vermiştir. Dolayısıyla nifak hareketinin kaynağı yine Yahudiler olacağı anlaşılmaktadır. Peygamberimiz (sav) ayrıca “Bu ümmetin sonu başının kurtulduğu gibi kurtulur” buyurarak ümmetin sonunun nasıl bozulacağını ve nasıl düzeleceğini bize haber vermiştir.

Zamanımızda Süfyan cereyanı devrini tamamladı. Onların iktidarına “Demokratlar” son verdi. Bunun üzerine Süfyan cereyanı dindarları demokratlar aleyhine çevirerek yanlarına almaya çalıştılar. Bunun için kırk sene mücadele ettiler. Sonunda safdil dindarları “Siyasal İslam” tuzağına çekerek dini ve dindarları ellerinden geldiği kadar dini kullanarak dünya menfaatine ve siyasete alet ettirmeye çalıştılar ve bunda da başarılı oldular. Din dünyaya alet edildi. Bunun en açık göstergesi camilerin ve Kur’an kurslarının çoğalması ama ibadetin ve cemaatin azalmasıdır. Gençler devlet memuru olmak için Kur’an Kurslarına gidiyor, dini eğitim alıyorlardı ama ibadetten ve namazdan kaçıyorlardı. » Read more: Ahirzamanın Nifak Hareketleri

İngiliz Siyaseti ve Günümüz

Ocak 7th, 2012 by admin No comments »

M. Ali KAYA
İngiliz siyaseti siyaset âleminde hile ve fitneye dayanan şeytani siyasetin unvanı olarak tarihe geçmiştir. İngilizler bu siyaseti ile “Osmanlı Devletini” parçalamış ve teknik gelişmeleri de arkasına alarak dünyanın pek çok devletini sömürge haline getirmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Şeytanın Adımları” anlamına gelen  “Hutuvat-ı Sitte” nam eserini İngilizlerin İstanbul’u işgali sırasında yine İngilizlerin menfi propagandasını kırmak için yazmıştır. Eserin başında “Her bir zamanın insî bir şeytanı vardır. Şimdi beşerde insan sûretinde şeytanın vekili olan ruh-i gaddar, fitnekârâne siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan elhannas, altı hutuvatıyla âlem-i İslâmı ifsat için insanlarda ve insan cemaatlerindeki habis menbaları ve tabiatlarındaki muzır madenleri, fiili propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor. Kiminin hırs-ı intikamını, kiminin hırs-ı cahını, kiminin tamahını, kiminin humkunu, kiminin dinsizliğini hatta en garibi, kiminin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor” (Eski Said Dönemi Eserleri, Hutuvat-ı Sitte, s. 449) demektedir.

Böylece “İngiliz siyasetinin hassa-i mümeyyizesi, yani en belirgin özelliği fitnekârlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her alçaklığı irtikap etmek, yalancılık, tahripkârlık, hariçte menfiliktir. Fenalık ve ahlâk-ı seyyie siyasetine vasıta olduğu için her yerde ahlâk-ı seyyieyi, en alçak huyları himaye ederek teşci eder” (Eski Said Dönemi Eserleri, Tuluât, s.537) ifadeleri ile İngilizlerin siyasetteki başarılarını anlatır. İngilizler bu yıkıcı ve menfi siyasetleri ile herkesin ve her milletin zafından istifade etmesini bilmiş ve kendis siyasi amacın hizmet ettirmiştir. Çünkü yapmak zor, yıkmak kolaydır. Bir adam bir binayı bir senede yapar, ama bir dakikada yıkıp harap edebilir. İngilizlerin takip ettiği siyaset de yıkıcıkık ve tahrip üzerinedir. Zahiren tel’in eder, gizlice teşvik eder, bir taburu fitnesiyle ihtilale verir. Siyasetinin vasıtası fenalık ve her nevi ahlâk-ı seyyiedir. Her yerde ahlâk-ı seyyieyi teşci eder. Hâl-i âlem siyaseti buna delildir.

Bediüzzaman hazretlerine “Neden İngilizlerden bu kadar nefret ediyorsun ve musalaha istemiyorsun?” dedikleri zaman “Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedit görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir. Çekirdek halinde bulunan secâyâ-i seyyieyi içimizde inkişâf ettirdi. Hayatın yarası iltiyam bulur/iyileşir, izzet-i islâmiye, nâmus-u millînin yarası pek derindir. Edirnekapı camiinde bir İslam hocasının lisanıyla Venizelos gibi şeytan zâlime dua ettirdi. Merkez-i hilâfet olan İstanbul’da Müslümanlar lisanıyla hizbu’ş-şeytan olan İngiliz ve Yunan askerlerini halaskâr/kurtarıcı ve tathîr/temizleyici ilân ve karşısındaki gürûh-u mücâhidîni cani ve zalim söylettirdi” (ESDE, 574) demektedir. » Read more: İngiliz Siyaseti ve Günümüz

Şikeli Sistem

Aralık 28th, 2011 by admin No comments »

Kazım GÜLEÇYÜZ
irtibat@yeniasya.com.tr

Birlikte olamadığımız günlerin en çok konuşulan konularından biri şike yasasıydı. Başlangıçta dört partinin şaşırtıcı uzlaşmasıyla gündeme gelip, bilâhare BDP’nin desteğini çektiği, ama diğer üç partinin arkasında durmaya devam ettikleri tasarı kaşla göz arasında Meclisten geçerek onay için Köşke gönderildiğinde Cumhurbaşkanı Gül düzenlemeden rahatsız olduğunu söylemiş ve yasayı bir kez daha görüşülmesi için Meclise geri göndermişti.

Sonrasında ilginç gelişmeler ve bilhassa iktidar cenahında şaşırtıcı U dönüşü manevraları oldu. 
 
Devlet Bakanı Hayati Yazıcı Gül’ün vetosunu haklı bulduğunu ifade ederken, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Meclisten bu kanun çıkmaz, bir daha getirmeye cesaret edemezler” dedi.

Gül’ün vetosuyla sonuçlanan ilk aşamayı tetikleyen AKP Milletvekili Şamil Tayyar ise “Kanunu referanduma götürelim, geçerse istifa edeceğim” gibi hayli keskin ve iddialı ifadeler kullandı.

Ama ne zaman ki Başbakan hasta yatağından olaya müdahale ederek, veto edilen yasanın aynen geçmesi talimatı verdi, işler bir anda değişti.

Hayati Yazıcı derin bir suskunluğa büründü.

Arınç, daha önceki beyanlarını “bağışlanmaz bir hata” olarak niteleyip defalarca özür diledi.
Tayyar da ikinci oylama öncesi “Red oyu vererek değiştireceğim birşey yok” diyerek teslim bayrağını çekti. Şike defterini kapattığını söyledi. » Read more: Şikeli Sistem

Aydın MENDERES

Aralık 27th, 2011 by admin No comments »

Mustafa CAN

(5 Mayıs 1946 / 23 Aralık 2011)

Demokrasi mücadelesinde idam edilen ve şehit olan Adnan Menderes’in en küçük oğludur. Ankara Kolejinin bitirdikten sonra Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine girdi ve 1968 yılında eğitimini tamamladı. Bir müddet serbest ticaretle uğraştı.

1970 yılında Aydın ili Demokratik Parti (DP) İl başkanı olarak siyasete atıldı. Demokratik Parti (DP) halk tarafından Demokrat Parti’nin devamı olan Adalet Partisi’ni (AP) bölerek CHP’yi iktidara getireceği gerekçesi ile destek görmeyince Aydın Menderes 1977 yılında AP Konya milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1978 yılında AP Genel İdare Kurulu’na girdi.

12 Eylül 1980 Askeri İhtilali sonrası 10 yıl siyasi yasaklılar listesine dâhil edilerek siyasetten uzak tutulmaya çalışıldı. Siyasi yasakların kalkmasından sonra da aktif siyasete girmedi. Ancak 1993 yılında Büyük Değişim Partisi’ni (BDP) kurarak Genel Başkanı oldu. 1994 yılında Büyük Değişim Partisi yeni kurulan Demokrat Parti ile birleşti. DP olarak da siyasi destek bulamadı. Bunun üzerine 1995 yılında Refah Partisi’ne (RP) girerek Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile “Mezara kadar süreceğini söylediği” bir beraberliğe imza attı ve aynı sene Refah Partisi İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1996 yılında Refah Partisi’nin Genel Başkan Yardımcılığına getirildi.

1996 yılında geçirdiği bir trafik kazasında yaralanarak felç oldu ve tekerlekli sandalyeye mahkûm hale geldi. Bununla beraber aktif siyaseti bırakmadı. Büyük abisi Yüksel Menderes 1972 yılında intihar süsü verilerek öldürülmüştü. Abisi Mutlu Menderes de 1978 yılında geçirdiği bir trafik kazasında vefat etmişti. Bu ölümler normal ölüm değildi. Demek birileri Adnan Menderes’in idamını istediği gibi çocuklarının da siyasi hayatına son vermek istiyordu. Ancak bunlar sır olarak kaldı.  » Read more: Aydın MENDERES

Kadına Şiddetin Sebepleri

Aralık 15th, 2011 by admin No comments »

Mustafa CAN
Kadına şiddet, olmaması gereken çok çirkin bir davranış biçimidir. Buna teşebbüs edenler gerçekten yanlış yapmaktadır ve olmaması gereken bir husustur. Ancak son zamanlarda kadının sosyal hayata ve bilhassa siyasete atılması gerektiğini savunan görüşler ağır basmaktadır. Kadınlarımızın evlere hapsedilmemesi ve çalışması gerektiği uzmanlar ve ilim adamları tarafından konuşulmakta ve yazılıp çizilmektedir. Görenler de sanki kadınların evlerde hapsedildiği, çalışmalarına karşı çıkıldığı ve her yönden kadına büyük baskılar yapıldığı kanaatini vermektedir.

Bu gerekçelerle önce “Kadın Hakları” dernekleri kuruldu. Sonra kadınlara çalışma özgürlüğü tanındı. (Daha önce kadının çalışması yasaktı da sanki kaldırdılar.) Sonra kadınları evlerinden sokağa çıkarmak için büyük gayretler gösterildi. Siyasi Partiler milletvekili için “Kadın Kontenjanları” ayırdı. Partinin ve TBMM’in en az % 20’si kadınlardan oluşmalıydı. Bu yetmezdi en az toplumun % 50’si kadın olduğu için milletvekillerinin de % 50’si kadın olmalıydı. Çağdaş ileri demokrasi ancak böyle gerçekleşirdi. Bu nedenle kadınlar beş kuruş harcamadan ve hiçbir çaba göstermeden avantadan ve kontenjandan (Genel Başkanı ayarlayanın milletvekilliği çantada keklik…) milletvekili oldular. Bazıları da Genel Başkanı ayarlayacağım diye Genel Başkanın koynuna girdi ve bu da belgelenince Genel başkanlığını elinden aldı. Suçlu olan yine erkeklerdi…

Yetmedi “Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı” kuruldu. Kadınları koruma adı altında “Erkek düşmanlığı” bilhassa kadınlar arasında körüklendi. En basiti “Erkek değil mi, her türlü kötülüğü yapar” “Aldatmayan erkek yoktur” “Her erkek adidir, kadına şiddet uygulamaya meyillidir” gibi sloganik cümleler bütün kadınların kafasına çakılmaya başlandı.

Nihayet “Kadın Sığınma Evleri” açıldı. Burada erkeklerden şiddet gören kadınları devlet güvencesine alınmaya başladı. Dayak yiyen kadınlar buralara sığındığı zaman devlet her türlü yardımı yapacak ve kendilerine iş bulacaktı. (Erkekler için de böyle bir sığınma evi açılsa da kendilerine dayak attırarak buraya sığınırlar, hayatların güvenceye alırlar, belki de işe kavuşurlar. Ne iyi olurdu… Kadınların da bu kurnazlığı yapmayacakları söylenemez…) » Read more: Kadına Şiddetin Sebepleri

AKP’nin Milli Gelir Yalanı

Kasım 24th, 2011 by admin No comments »

Güngör Uras
guras@milliyet.com.tr
 
Time dergisi Sn. Erdoğan’ın başarılarını şöyle övüyor: “Erdoğan’ın iktidarda olduğu 8 yılda, Türkiye’nin kişi başına düşen GSYH (Milli Gelir) üç kat artarak 3 bin 492 dolardan 10 bin 79 dolara çıktı. Sıradan Türklerin hayatındaki dramatik iyileşme, muhafazakâr, ekonomiyi iyi yöneten AKP’nin haziran ayındaki seçimleri üçüncü kez, büyük farkla kazanmasının ana nedenlerinden biridir.”

Sn. Erdoğan’ın Time dergisine kapak olmasına ve dergide yer alan yazıda başarılarının anlatılmasına sevinmemek mümkün değil. Ancak dergide kişi başı milli gelirin 8 yılda 3 kat (yüzde 288 oranında!) arttığı konusundaki ifade yanlış. Ben neden yanlış olduğunu anlatacağım ama… Hesaba gerek olmadan siz kendi kendinize sorarak cevaplayınız. Son 8 yılda halkımızın geliri 3’e katlandı mı? » Read more: AKP’nin Milli Gelir Yalanı

Bütçe ve Cari Açık

Kasım 21st, 2011 by admin No comments »

Recep TAŞCI
receptasci@yeniasya.com.tr 

Avrupalılar borç batağında çırpınıp bütçeleri devasa boyutlarda açık verirken Türkiye’nin bütçe performansı göz kamaştırıyor. Yılın ilk 10 ayında bütçe harcamaları 245,4 milyar TL, gelirler 243,7 milyar TL oldu. Açık 1,7 milyar TL. Sene başında öngörülen açık 33 milyar TL idi. Şaşırtıcı ve sevindirici bir durum. Bütçe açığı geçen yılın aynı dönemiyle mukayese edildiğinde yüzde 93 oranında gerilemiş.

Diğer bir olumlu gelişme de faiz giderleriyle ilgili. Yine geçen yılın Ocak-Ekim döneminde 41,5 milyar TL faiz ödenmişken bu yıl yüzde 10 oranında azalarak 37,5 milyar TL’de kalmış. Bütçe açığının GSYH’ya oranı da küçülüyor. Yüzde 1,5’lara yaklaşıyor. Bazı Avrupa ülkelerinde bu oranın yüzde 10’lar civarında seyrettiği dikkate alınırsa tablonun ne kadar parlak olduğu daha iyi anlaşılır.

Keşke yazıyı burda noktalayabilseydik. Niye? Çünkü devamı içinizi karartabilir. Kusura bakmayın. Acı da tatlı da olsa meseleleri bütün yönleriyle sizlere sunmak boynumuzun borcu. Bu bağlamda madalyonun öteki yüzünü çeviriyoruz. Ve gayri adil bir manzara ile karşılaşıyoruz. Evet, bütçemiz neredeyse denk, ama bu denge sağlanırken dar gelirlinin sırtına basılıyor. » Read more: Bütçe ve Cari Açık

Japonya Nasıl Kalkındı?

Kasım 5th, 2011 by admin No comments »

Mustafa CAN
Ekonomi Japonca “keizai” kelimesi, insanların acılarını hafifletme bilimi” anlamına gelmektedir. Japonya ABD’den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisidir. Dünyanın mal ve hizmet üretiminin %18’i Japonya tarafından gerçekleşmektedir. Tarih boyunca istikrarlı bir ekonomiye sahip olan Japonya’da enflasyonda enflasyon oldukça düşüktür.

Japonya 1630’dan 1850 yıllarına kadar dünyaya tamamen kapalı bir ekonomik yol izledi. 1853 yılından itibaren batı dünyası ile ticaret sınırlarını açtı. 1904-1905 Rus-Japon savaşını Japonya’nın kazanması üzerine Japonya’yı dünya gücü haline getirdi. Ülkedeki doğal kaynakların azlığı dünyaya açılmasını zorunlu hale getirdi. II. Dünya Savaşına kadar sanayiye doğal kaynak sağlamak amacına yönelikti. II. Dünya Savaşından yenik olarak çıkan, Nagazaki ve Hiroşima’ya atom bombası yiyen Japonya’nın ekonomisi büyük bir darbe yedi. 1970’li yılların başında yine eski gücüne kavuştu ve dünyanın sayılı sanayi ülkelerinden birisi haline geldi.

İkinci dünya savaşından sonra tamamen tahrip olan ekonomisini yeniden inşa ederek dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü haline gelmeyi başarabilmiştir. Bu başarısını imalat ve hizmet sektörüne borçludur. Yaygın olan kanaatin aksine dış ticaretin payı daha azdır. Milli gelir içinde iç piyasanın payı daha belirleyici ve daha yüksektir. » Read more: Japonya Nasıl Kalkındı?

Okumak İçin Otuz Neden…

Kasım 4th, 2011 by admin No comments »

Neden okumalıyız?
1. İnsan dünyaya bilmeden geldiği ve okuyarak insan olduğu için…

2. Allah’ın verdiği akıl ve zekâyı öldürmemek, geliştirmek ve parlatmak için…

3. İnsanın meyvesinin bilgi olduğu, bilginin de okumakla kazanıldığı için…

4. İnsan ruhu ve duyguları okuyarak terbiye olduğu ve geliştiği için…

5. Kendimize, ailemize, çevremize ve ailemize faydalı olmak için…

6. Hayalimizi terbiye etmek ve faydalı hayaller kurabilmek için…

7. Ufkumuzu açmak, önümüzü görmek ve geleceğe bakmak için… » Read more: Okumak İçin Otuz Neden…

Siyaset Neyi Bekliyor…

Ekim 20th, 2011 by admin No comments »

Cevher KANTARCI /Gazeteport

24 şehit, 18 yaralı!

Allah saklasın, belki şu yazıyı okuduğunuz sıralarda, şehit sayısı da artmış olacak!

Ve hep bildik manzara!

“Kanları yerde kalmayacak!”

“Nefesimizi enselerinde hissedecekler!”

Muhalefetten, hükümeti istifaya davet!

OHAL yani olağanüstü hal ilan edilmesi çağrıları!

Şehit evlerinde, bayraklar!

Bugün kalkacak cenazelerde protestolar!

En büyük yanılgı şu!

Biz sadece PKK ile mücadele ettiğimizi sanıyoruz!

PKK bu gücü nereden alıyor, düşünen yok!

Öcalan’ın, yakalanmadan önce Türkiye dışında yaşadığı günleri hatırlayalım!

Adam uzun zaman Suriye’de, bir gün İtalya’da, bir gün, Moskova’da, bir gün bilmem hangi ülkedeydi!

Türkiye çaresizdi, Apo ortalıkta cirit atıyor, gittiği ülkeler kendisine kol kanat geriyordu!

Hiçbir ülke de, “Bu adam terörist başıdır! Yakalayıp Türkiye’ye teslim edelim!” demiyordu!

Silahlar, mayınlar, istihbarat tamamen “dost” ülkelerden!

Şimdi Apo, hapiste!

Aynı dost ve hatta müttefik ülkeler, PKK’yı koruma kollama görevini, yine devam ettiriyor!

Ne PKK’sı!

Biz PKK ile değil, neredeyse dünya ile savaşıyoruz, kimsenin umurunda değil!

Aylardan beri, bir Arap Baharı muhabbetidir gidiyor!

Herkes de, Araplar’ın, bu baharı kendi gayretleri ile yarattığı inancı içinde, “Vay bee!” diyor!

Bizim Başbakan, gidip oraları destekleyip, demokrasi dersleri veriyor!

Oysa, bu bal gibi bir Amerika operasyonu!

Adına ister Büyük Ortadoğu Projesi BOP, ister Genişletilmiş Ortadoğu Projesi GOP, deyin!

Gondoliza Rice’ın, yıllar önceden haberini verdiği şekilde, Kuzey Afrika ile Ortadoğu’da sınırlar ve de rejimler değişecek!

Şu anda yaşadıklarımız, bu değişikliğin bize yansıyan tarafı! » Read more: Siyaset Neyi Bekliyor…

Açlık Grevinde Belediye Başkanı

Ekim 17th, 2011 by admin No comments »

YORUMLU-YORUM / Mustafa CAN

Önce bir haber:

ANKARA’nın kaplıcaları ile ünlü Ayaş İlçesi’nde sığınmacı kampı kurulmasını istemeyen Belediye Başkanı CHP’li Ali Başkaraağaç, halkın da katılımı ile Cumhuriyet Meydanı’nda bir hafta süreyle açlık grevine başladı.

İlçede 80 milyon lira harcama yapıldıktan sonra kaderine terk edilen F Tipi cezaevinin, Bakanlar Kurulu kararı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Daire Başkanlığı’na tahsisi yapıldı. Ayaş F Tipi cezaevinin sığınmacı kampı olmasına karşı çıktıklarını belirten Belediye Başkanı Ali Başkaraağaç, bugün saat 13.00’de vatandaşlarla birlikte Cumhuriyet Meydanında açlık grevine başladı. Açlık grevi öncesinde basın açıklaması yapan Başkan Başkaraağaç şunları söyledi:

“Bugün burada Ayaş’ın tarihi geleceğine gölge düşürecek olan ’Ayaş’da Mülteci Kampı’na hayır’ demek için, Hükümet tarafından alınan karara karşı tepkimizi anlatmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Şahsım ve sizlerin de bildiği üzere bir Ayaş sevdalısı olarak 2004 yılından itibaren Ayaş’ın menfaatlerine, çıkarlarına zarar verecek her türlü projeye sizlerin destekleri ile karşı geldim ve bu kararlar karşısında dik duruşumuzu sizlerin gücü ile sağladım. » Read more: Açlık Grevinde Belediye Başkanı

Yüzsüz…

Ekim 16th, 2011 by admin No comments »

Cumayı kaçırmıyor…

Hacca gidiyor…

Umreye gidip gidip geliyor…

Oruç tutuyor…

Dana kesiyor…

Din…

İman…

Allah dilinden düşmüyor…

Ama sahtekâr…

*

Bu kadar dinden imandan söz edilen ülkede niçin bu kadar vurgun, talan, soygun, hırsızlık olur hafız?..

Yolsuzluklar, iddialar, belgeler havalarda uçuşuyor…

Tepedekinden en alttakine kadar… Her birinin sırtına yapışmış yolsuzluk dosyaları… Öyle kamburlarla çıkıyorlar milletin huzuruna…

Sıradan memur maaşıyla gelenler, Karun gibi tünüyor…

Nasıl olur?..

Bir tekinden dahi hesap sorulamıyor…

Hesap sormaya kalkan savcıların ve yargıçların tümünün başına mutlaka bir şey geldi, sürüm sürüm süründürüldüler…

Rastlantı mıdır?..

* » Read more: Yüzsüz…

Hayaller ve Gerçekler

Ekim 12th, 2011 by admin No comments »

Yavuz BAHADIROĞLU

İleriye dönük ne güzel hayallerimiz vardı bir zamanlar, bizi sarar sarmalardı…

Özellikle de politika ile meşgul olan arkadaşlarımın hayalleri sınırsızdı: Bir gün “dindarlar” iktidara gelecek ve A’dan Z’ye bozuk olan her şeyi düzelteceklerdi…

Yeni bir düzen kuracaklar, topluma huzur dağıtacaklardı… Zaten yıllar boyu yeterince ezilmişlerdi, sömürülmüşlerdi, dindarlığın bedelini en ağır biçimde ödemişlerdi. Artık “iktidar”ı hak etmişlerdi. Buna mecburdular: Zira Türkiye ancak onların devr-i iktidarında medeni temellerine dönebilirdi…

Siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda “devrim” mahiyetinde icraatlar yapılacak, özellikle kültürel kanallar yeniden açılacaktı. Tarih yeniden yazılacak, taşlar bir bir yerine oturtulacaktı.

Ekonomiden, kalkınmadan, zenginleşmekten, gelişmekten pek söz etmezlerdi. Onlara göre bunlar tali konulardı: En büyük dava “Kültür ve medeniyet davası” idi. Onu rayına oturtunca gerisi gelirdi.

“Bizimkiler” (dindarlar) aslında beceriksiz, başarısız değildi, ama devlet tüm kurumlarıyla solcuları, dünyacıları, laikleri destekliyor, bu yüzden “bizimkiler” öne çıkamıyordu… İktidara geldiklerinde durum değişecek, “bizden insanlar”ın önü açılacak, bu şekilde daha “bizden” bir Türkiye kurulacaktı.

“Bizimkiler” nihayet iktidara da geldi, peki hayalimizdeki projeler, özellikle kültür ve medeniyete ilişkin olanlar ne kadar hayata geçti?..

Hayalimizdeki Türkiye ne kadar kurulabildi?.. » Read more: Hayaller ve Gerçekler

Bindik Bir Alamete …

Ekim 5th, 2011 by admin No comments »

CÜNEYT ÜLSEVER 

Kendimi artık Bolu Dağı’ndan muazzam bir hızla aşağı inen freni patlamış bir otobüsün içinde hissediyorum. Şoför çapsız, muavin aciz, yolcuların gözleri yerlerinden fırlamış, herkes birbirine bakıp duruyor. Bazıları halen ne olduğunu anlamış değil. Otobüsün yarısı ne olacağını hissediyor ama hiçbir şey yapamayacağını da biliyor. Onlar “son”un ne olduğunu görüyorlar, sadece
mukedderatın hangi virajda tecelli edeceğinden emin değiller.

Öte yanda, yolculardan bazıları da, sanki onlar aynı otobüste değillermiş gibi, “her şey iyi olacak, her şey iyi olacak!”, diyerek züğürt tesellisi üfürüyorlar. Hatta, bazı yüzsüzler şöförü cılız çıkan seslerle uyaranları bile azarlıyor. “Sen sus, o ne yaptığını bilir!”, diye zılgıt atıyorlar.

***

Seçimlerden önce de yazdım. Seçimden AKP iktidarı çıkacak ama tek başına Anayasa’yı değiştircek sandalye sayısı kazanamayacak diye tahminde bulundum.  Yine seçimden önce, AKP+BDP oylarının Anayasa’yı değiştirmeye yeterli sayıya ulaşacağını da tahmin etmiştim.

O günlerde de yazdığım gibi; bindiğimiz alamet giderek artan hızla “sivil Anayasa” söylemi adı altında üç hedefe yönlenmiş vaziyette:

Yeni Anayasa:

1)  Ülke genelinde Başkanlık sistemini hayata geçirecek,

 2)  Merkezde yürütme tek bir kişinin elinde toplanırken, yerel yönetimleri de
güçlendirecek (demokratik özerklik).

 Ayrıca aynı Anayasa geçici bir madde ile:

 3)  Genel af getirecek.

  – Silivri Davaları’nda yargılananlar ile PKK’lılar aynı anda affa uğrayacaklar.- » Read more: Bindik Bir Alamete …

Örtülen Gerçekler

Eylül 21st, 2011 by admin No comments »

Kazım GÜLEÇYÜZ

BM’nin, İsrail tarafından gelen taleplerle defalarca ertelendikten sonra nihayet açıklanan ve en başta Gazze ablukasını meşrulaştırdığı için Türkiye tarafından “keenlemyekûn” sayılan Mavi Marmara raporuyla başlayıp Ankara’nın İsrail’e karşı beş maddelik “yaptırım” kararı ile devam eden gelişmeler, Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’ya yaptığı “Arap baharı çıkartması”nın ardından çıktığı New York seferi ile yeni bir aşamaya doğru gidiyor.

Arada, İsrail’le “gerginliğin” had safhaya ulaşmış gibi göründüğü günlerde Ankara aylar önce zaten “evet” dediği füze kalkanına yer gösterip fiilen kurulmasına da yeşil ışık yaktığını bildirdi.
 
Radarın, Malatya’ya bağlı Kürecik nahiyesine kurulacağı açıklandı. Ve şimdi o havalide yaşayanlar tedirgin ve tepkili bir bekleyiş içindeler.

Aslında bu rahatsızlığın onlarla sınırlı olmayıp herkes tarafından paylaşılması gerekiyor. Çünkü asıl hedefi İsrail’i korumak olan bir sistem bu.

(Bu konuda, geçen yıl 25 Kasım’da çıkan “İsrail’in füze tuzağı” başlıklı yazımıza bakılabilir.) » Read more: Örtülen Gerçekler

Eğitimde Rotasyon ve Ödüllendirme

Eylül 10th, 2011 by admin No comments »

Mustafa CAN
Timurlenk Akşehir’de askeri karargâhını kurunca halkın eşrafından Nasrettin Hoca ile bir iki zat karşılamaya giderler. Şerbetler içilerek sohbet edilirken Timur “Karargâhımızı nasıl buldunuz?” diye sorar. Beylerden biri “Çok güzel ama fena bir koku var!” diye cevap verir. Timur bu cevabı beğenmeyerek yanındakilere “Alın şunun boynunu vurun!” diye kükremiş. Adam “Padişahım ne münasebet ben misk-u amber kokuyor” dedim diyince “Neresi misk kokuyor? Alın bu yağcı adamı huzurumdan!” diye huzurundan çıkarmış. Sonra dönmüş Nasrettin Hoca’ya “Koku falan var mı?” diye sorumuş. Hoca bakmış pabuç pahalı hemen “Hükümdarım, affedersiniz üzerinize afiyet ben birkaç gündüz nezle oldum da burnum koku almıyor” diye cevap vermiş.

2010 yılında uygulamaya konulan müdürler rotasyonundan sonra 2011 yılında da Muavinlere yönelik rotasyon uygulaması başlatıldı. Uygulamaya kimi güzel, kimi fena derken burnum koku almıyor diyenler de büyük bir kesimi oluşturmaktadır. Uygulamayı iktidar yanlıları çok büyük bir devrim ve eğitimi ağaya kaldıracak bir uygulama olarak övgü ile bahsetmektedirler.

“Rotasyon her derde devadır” ve “Her canlı rotasyonu tadacaktır” diye övgü ile bahsettikleri rotasyon uygulamasına iktidar yağcısı olarak değil de, bir de uygulayıcı olarak bakalım. » Read more: Eğitimde Rotasyon ve Ödüllendirme

Mavi Marmara ve Deniz Feneri

Eylül 10th, 2011 by admin No comments »

Ahmet ALTAN/Taraf

http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-mavi-marmara-ve-deniz-feneri.htm

Öylesine uğultulu bir milliyetçilik propagandası var ki herkes kum fırtınasına yakalanmış deve yavrusu gibi dizlerinin üzerine çöküp gözlerini kapamış vaziyette.

Kafasını kaldırıp konuşabilen pek yok.

Allahtan ki bazı dürüst ve cesur insanlar yaşıyor bu ülkede.

Yıldıray Oğur’un dünkü yazısı olağanüstü dürüst ve cesurdu, kimsenin söylemeye, sormaya cesaret edemediklerini söyleyip soruyordu.

Mavi Marmara gemisinde İsrailli askerlerin dokuz “sivil” insanı öldürmeleri, insanlık adına utanç verici, hiçbir askerin onur duymayacağı alçakça bir cinayetti.

Ama Oğur’un yazısında söylediği gibi, “En büyük silahı haklılık ve sivillik olan bir yardım gemisinden Gazze ablukasını delecek bir firkateyn, askerî olarak en tecrübeli olanı en fazla savaş görmüş aktivistlerden de Arap devletlerinin dize getiremediği İsrail’i yenecek bir direniş örgütü yaratmaya çalışanlar da hesap vermeyecek mi?”

“Gemiye ilk inen üç İsrail askerini döve döve ele geçirip İsrail askerlerine en iyi bildikleri işi yapmaları yani gaddarca adam öldürmeleri için fırsat verenler, bu ölümlerden hiç sorumlu değiller mi?” » Read more: Mavi Marmara ve Deniz Feneri

hits counter