Archive for Nisan 2010

Siyaset ve Demokratlık…

Nisan 30th, 2010

M. Latif SALİHOĞLU

Yazdıklarımızın ancak onda biri “günlük siyaset”le ilgilidir. “Ankara kulisi” kıvamındaki yazıların oranı ise, yüzde bir bile değildir. Buna rağmen, bizi yine de “siyasetle çok ilgileniyor” diye tenkit eden, serzenişte bulunan kardeşlerimiz var.

Bu meyanda ayrıca kudsî bir ölçüyü hatırlatıyorlar ki, Tarihçe–i Hayat’ta zikredilen bu ölçü şu sözlerle ifade ediliyor: “Şeriat, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir; yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûlemirlerimiz düşünsünler.” (Age, s. 59)

Benim âcizane hayret ettiğim husus, siyasete alabildiğine bulanmış, hatta boğazına kadar girmiş olanların “yeis ânında” tutup bu sözü bize hatırlatmaya, yahut ders vermeye kalkışmasıdır.

Nitekim, aynı siyasî kulvarda at koşturan bazı dostlar da, yine “yeis ânında” tutup Hz. Üstad’ın “Euzubillahimineşşeytâni vessiyaseti” sözünü, adeta—hâşâ—joker gibi kullanarak karşımıza çıkıyorlar.

Yani, gayet eminim ki, eğer siz bu dostların dümen suyuna gitseniz, onların siyasî fikrini kabul etseniz, size bu tür hatırlatmaları kat’iyyen yapmazlar. » Read more: Siyaset ve Demokratlık…

Fetullah Hoca’dan Çevik Bir’e Mektup

Nisan 30th, 2010

Gülen’i ve okullarını önce destekleyenler, 28 Şubat sonrasında değişti.. 

Fethullah Gülen, çok kısa süre içinde Türk medyasında “en çok övülen” ve “en çok yerilen” isim olmak ünvanını, herhalde uzun yıllar elinden bırakmayacak..

1995′ten başlayarak yoğun bir halkla ilişkiler kampanyası ile kamuoyuna açılan ve video-bantları ile de, kamuoyunda yoğun biçimde 1998′den itibaren medyatik linçlere hedef olan Fethullah Gülen, şimdi devleti ele geçirmek için örgüt kurmak iddiası ile yargılanıyor.

Türk siyaset ve toplum hayatını derinine etkileyen “28 Şubat süreci”, Gülen’in kamuoyundaki konumunu en derinine etkileyen itici-güç biçiminde görünüyor.

Gülen de bunun bilincinde olmalı ki, kendisine karşı yıpratma ve suçlama kampanyalarının açılması ile, “devlet”e karşı bağlılığını ve “ordu”ya karşı duyduğu sevgiyi vurgulayan mesajlarını yoğunlaştırdı..  

1997′yi 1998′e bağlayan yılbaşında, o dönemin en çok sesi duyulan generali olan Çevik Bir’e gönderdiği mektup-mesaj, bu çabalarının bir kanıtıdır. » Read more: Fetullah Hoca’dan Çevik Bir’e Mektup

Kemalizm ve Dindar M. Kemal Siyaseti

Nisan 29th, 2010

Eleştiri-Yorum Araştırma Merkezi

Kemalizm’i savunan pek çok Kemalist grup ve oluşum mevcuttur. Bunlar Darbeci, Halkçı, Milliyetçi, Eyyamcı, Cuntacı, Lâdini ve Dindar Kemalistler gibi gruplara ayırmak mümkündür. 12 Eylül ve ANAP ile başlayan “Dindar Kemalizm” süreci dini grup ve cemaatlerin de desteği, devletin de onlara desteği ile AKP iktidarında başarıya ulaşmış gözükmektedir.

A- Konu ile ilgili haberler:

1) İTO (İstanbul Ticaret Odası) Mustafa Kemal’in 1928 yılında CHF 2. Kurultayında TBMM’de okuduğu ilk basımı eskimez harflerle yapılan NUTUK isimli eserinin tıpkıbasımını ve bu günkü harflerle aktarımını yayınladı. İTO başkanı Murat Yalçıntaş, ‘Atatürk’ü daha iyi anlamak için orijinal kaynaklardan okumak gerektiğini, bu nedenle NUTUK ilk baskısıyla yayınlanmıştır’ demiştir.

Atatürk bu nutkunu Çankaya köşkünde üç ayda hazırlamıştı. Bunun için gece gündüz çalışıyor ve uyku dahi uyumuyordu. 1919-1927 yılları arasındaki olayları Atatürk kendi açısından belgelerle kaleme almış ve Kurultay’da okumuştur.  (www.haberler.com/ito-tipki-basim-nutuk-cikardi-atamizi-iyi-haberi/)

2) Kemalizm’i İktidardaki AKP yaşatmaya devam etmektedir. (23 Nisan 2010) “Kral öldü yaşasın Kemalizm” şeklinde bu habere yer verilmiştir. AKP varlığını Kemalizm’i müdafaa ederek sürdürmektedir. 1997 yılına kadar Militer Kemalizm’i savunan ordu olmuştu. Askeriyenin Kemalist değerlerini “Sivil Kemalizm” olarak savunma görevini İslami bir parti olarak tanınan AKP olmuştur. AKP ayrıca Kemalizmin gereklerini yerine getirmiştir. Bu nedenle Askerî Kemalizm’e göre daha ılımlı olan, İslami değerlerle barışık, demokratik ve müreffeh bir Türkiye batı dünyası için daha iyi bir müttefik konumuna gelmiştir. (Zaman, 24 Nisan 2010 / Dış Haberler Servisi) » Read more: Kemalizm ve Dindar M. Kemal Siyaseti

Ahir Zaman ve Süfyan Cereyanı

Nisan 29th, 2010

Eleştiri-Yorum Araştırma Merkezi

Ahir zamanda din ve İslamiyet aleyehine iki müthiş cereyan hükmeder. Birisi “İnkar-ı Uluhiyet davası ile çıkan Deccalizm… İkincisi ise “Şeriat-ı Muhammediye’yi tahrip edecek olan Süfyanizm cereyanıdır. 

Bediüzzaman hazretleri “Onun mahiyetinin ne olduğunu, en başta ve en ziyade alâkadar ve en son ondan vazgeçecek adamların ellerine katî hüccetler gösteren ve ispat eden Risale-i Nur geçmesi, kemâl-i merak ve dikkatle okunması öyle bir hâdisedir ki, bizler gibi binler adam hapse girse, hatta idâm olsalar, din-i İslam cihetiyle yine ucuzdur” (Şualar, 2005, s.534) buyurarak bu cereyanın mahiyetinin anlaşılmasının önemini ifade eder.

Bu cereyanların temsilcileri vardır ve onların arkasından giden milyonlar gafil biçâre insanlar ve Müslümanlar bulunmaktadır. Bediüzzaman vazifesi itibarıyle “Şeriat-ı Muhammediye’nin hakkaniyetini ispat etmek ve ihya etmekle mükellef olduğu için muhatabı ve mücadele alanı Şeriat-i Muhammediye’nin kaldırılarak yerine “Batı Hukuk sisteminin” getirilmeye çalışıldığı ülke olan Türkiye ve bunu devrimleri ile yapan Mustafa Kemal’dir. » Read more: Ahir Zaman ve Süfyan Cereyanı

Çingenelerin Sorunları

Nisan 28th, 2010

mustafa-aksu-4Araştırmacı-yazar Mustafa Aksu, 1931 yılında Düzce’ye bağlı Çilimli’de dünyaya geldi. Uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın çeşitli kademelerinde görev yaptı. Emekli olduktan sonra hayatı boyunca karşılaştığı önyargılara ve ayrımcı muamelelere karşı Çingenelerin haklarını savunan çeşitli çalışmalar yürüttü. Konferanslar verdi, ulusal ve yerel televizyon kanallarında konuşmalar yaptı, çeşitli gazetelerde ve dergilerde yazılar yayımlattı. “Türkiye’de Çingene Olmak” adında bir kitap çıkardı; bu kitapta yürüttüğü mücadeleleri ve sağladığı kazanımları, bu yolda karşılaştığı güçlükleri anlattı. Hem annesi, hem babası, hem de anne-babasının anne-babaları Çingene olan Mustafa Aksu kendisini “katıksız bir Çingene” olarak nitelendiriyor. Çalışmalarını halen sürdüren Mustafa Aksu’nun güncel yazıları www.habertaraf.com internet sitesinde yayımlanıyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik açılım sürecinde Kürt açılımı ve Alevi açılımı ile birlikte Roman açılımı da gündeme geldi. Mustafa Aksu, Çingene yerine Roman denilmesini istemiyor; hatta buna çok kızıyor. Aksu’nun haklı gerekçelerini ve açılım sürecine yönelttiği eleştirileri söyleşimizde okuyacaksınız.

Kritize.Net olarak kendi Çingene açılımımızı yapıp Sayın Mustafa Aksu ile keyifle okuyacağınıza inandığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.

Toplumumuzda Çingeneler pek çok olumsuz sıfatla, unvanla anılıyorlar. Tarihsel süreçte geçmişten günümüze kimdir Çingeneler?

Türkiye’de Çingene denen bir toplum var şeklinde bir bilgiye sahip misiniz? Peki, Türkiye’de bir Roman toplumu var şeklinde bir bilgiye sahip misiniz? Öyleyse neden ayrıymış gibi konuşulur? » Read more: Çingenelerin Sorunları

3H Hareketi Doğu Çalıştayı

Nisan 26th, 2010

3H (Hürriyet, Hukuk, Hoşgörü) Hareketi, Ankara, İstanbul ve Diyarbakır’dan on dört farklı üniversiteden öğrencilerin katılımıyla 24 Nisan 2010 tarihinde Diyarbakır’da organize ettiği “Demokratik Açılımın Parametreleri” konulu çalıştay sonucunda aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmayı uygun bulmuştur:

1.   Otuz yıldan beri sürmekte olan çatışma ortamı her gün Kürtlerle Türkler arasına husumet duvarları örmektedir. Bu durum, ülkede yaşayan Kürt kökenli insanları çok boyutlu olarak mağdur ederken, Türkler’de de Kürtlere karşı önyargıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu bakımdan sorunun çözüm yolunun bu çatışma sorunun acilen çözülmesinden geçtiği bilinmelidir. Bu sorunun şiddet yoluyla çözülmeyeceği artık bilinen bir gerçektir. Buradan hareketle daha fazla kan dökülmeden soruna barışçıl çözümler üretilebilmesinin önü açılmalıdır.

2.  Bir sorunun çözülebilmesi için önce o sorunun tanımının net olarak yapılabilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda “Kürt Sorunu”nun tanımı yapılırken muhatap grubun tabanına inilmesi hayati önem arz etmektedir. Bütün Kürt aydınları, Kürt STK’ları ve kanaat önderlerinin fikirleri alınarak sorunun ne olduğunun doğru anlaşılması ve taleplerin netleştirilmesi gerekir. » Read more: 3H Hareketi Doğu Çalıştayı

Devletin Mal Varlığı

Nisan 26th, 2010

Mustafa CAN

Devletçilik, Atatürk ilke ve inkılâplarının gereği olarak Anayasanın teminatı altına alınmıştır. Başlangıçtaki genel hükümler ile 174. Maddesinde belirtilen “İlke ve İnkılâpların korunmasını” emreden yasaları ile koruma altına alınmıştır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devletçi bir yapıya sahiptir.

Cumhuriyetin bu devletçi yapısından dolayıdır ki 2010 Türkiye’sinde Maliye Bakanlığı’nın verilere göre, 181 milyar 176 milyon 943 bin 189 metre karelik bir alan Hazine mülkiyetine aittir. Bu da Türkiye’nin % 23’lük bölümünü oluşturmaktadır.

Hazineye  ait alanlar, Türkiye ‘nin yüzde 23′lük bölümünü oluşturuyor. Hazineye ait alanlar üzerinde 3 milyon 214 bin 531 adet taşınmaz yer alıyor. Bunların 1 milyon 202 bin 176′sını tarlalar, 115 bin 19′unu binalar, 388 bin 769′unu arsalar, 721 bin 148′ini de araziler meydana getiriyor.

Hazineye ait taşınmazlar üzerinde 166 bin 207 bağ ve bahçe, 335 bin 813 orman, 78 bin 453 mera, otlak gibi orta malı bulunuyor. Su alanlarının sayısı 173 bin 376, tarih-kültür alanlarının 3 bin 816, maden-ocak alanlarının 1.430, deniz-dolgu alanlarının da 620 olarak belirleniyor.

Ülkemizde devletin 229 bin 729 adet de lojmanı bulunuyor. En fazla lojmanı olan kuruluş da 48 bin 85 lojmanla Emniyet Genel Müdürlüğü olarak görülüyor. Milli Eğitim Bakanlığı 44 bin 169, Milli Savunma Bakanlığı 41 bin 701, Sağlık Bakanlığı ise, 20 bin 223 lojmanla Emniyet Müdürlüğü’nü takip ediyor. » Read more: Devletin Mal Varlığı

Anayasa, Seçim ve Başkanlık Sistemi

Nisan 26th, 2010


Süleyman DEMİREL

Türkiye çok anayasa konuşulan bir ülke. Anayasalar zannedildiği kadar bir şeylere mani oluyor diye bir şey yok. Türkiye’nin en önemli meselesi işsizliktir. Anayasanın hangi maddesi işsizliği ortadan kaldırıyor? Aslında bugün daha öne çıkan şeyler var. O da yargının işleyişi. Anayasa’ya veya başka şeye gerek yok. 20 bin hâkim ve savcıyla yapacağınız işi 9 bin hâkim ve savcıyla yapıyorsunuz. Vatandaş acaba mahkemeye müracaat ettiğinde makul bir süre içinde doğru karar alacağını kani mi değil mi? Anayasayı değiştirdiğiniz de vatandaş buna kani mi olacak?  Evet, yapılacak bazı şeyler var. Onlar bugün yapılsın, yarın yapılsın. Anayasayı gidin halka anlatın. Anayasanın nesini değiştireceksiniz anlatın? Bu halk size soracaktır. Bu anayasayı düzelteceksiniz ama nesini değiştiriyorsunuz? Hangi meseleyi değiştireceksin? Bir şey yapmak istiyorsunuz anayasa mani oluyor diye bir oluşum yok. İktidarlar anayasayı değiştirmek de ister, yeni anayasa da yapmak isterler. Bunda bir şey yoktur. Eğer anayasa gibi bir kanun genel kabul görerek yapılırsa, bir süre şikâyeti ortadan kaldırır. Yok, bir iş yapmıyorsa başkalarına tartışma mekânı bırakıyorsa o tartışmayı sürdürür. Uzlaşarak yapmak lazım bunu. Mithat Paşa 1876′da anayasada sürgün etmekle ilgili bir kural koydurdu. Daha sonra Abdülhamit o kuralı Mithat Paşa’yı sürmek için kullandı. Yapacağınız şeyleri iyi düşünmek lazım. Mahkeme kadıya mülk mü? Bugün varsınız yarın yoksunuz. Senet mi çıkarttınız yani? Onun için ben şu kadar sene kalacağım gibi hesaplar yapmamalı, dünyanın bin hali var. » Read more: Anayasa, Seçim ve Başkanlık Sistemi

T.C’de Hakimiyet Kime Aittir?

Nisan 25th, 2010

Egemenlik, hâkimiyet ve bağımsızlık demektir. Egemenliğin devlette mi yoksa devleti oluşturan millette mi olduğu hep tartışıla gelmiştir. Devletin egemenliği milletin egemenliği demek olduğu gibi, milletin bağımsızlığı da devletin bağımsızlığından ayrı düşünülemez. Her ikisi de birbirinden bağımsız düşünülemediği gibi biri birisiz olması da düşünülemez.

Egemenlik mutlak ve kalıcı güçtür. Bu güç bölünemez ve devredilemez. Egemenlik halka ait bir hak olup bu hakkı halkı namına ya bir padişah, ya parlamento veya devlet kullanır.

Devlet bir “Toplum Sözleşmesinin” ürünüdür. Egemenliğin nasıl sağlanacağı ve nasıl kullanılacağı sözleşmede belirlenir. Devletin doğasında kuvvetler ayırımı vardır. Bir milletin egemenliğini sağlayacak olan güçler Yasama, Yürütme ve Yargıdır. Bu güçlerin dengeli, uyumlu ve güçlü olması gerekir. Böyle olduğu zaman düzenli bir devlet meydana gelir.

Egemenliğin halka ait olduğu sisteme Demokrasi, şahsa ait olan sisteme ise Monarşi denir. Demokrasilerde “Egemenlik halka aittir.” 20 Ocak 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanununun 1. Maddesi “Hâkimiyet bilâ kayd-ü şart milletindir” ilkesi kabul edilmiş ve “Halkın egemenliğini TBMM millet adına kullanır” denilmiştir. » Read more: T.C’de Hakimiyet Kime Aittir?

Monarşiden Hürriyetçi Demokrasiye

Nisan 24th, 2010
Mustafa CAN
İktidarı bir kişinin temsil ettiği ve siyasi kararları bir kişinin aldığı yönetim şekline monarşi adı verilmektedir. İktidarı kimse ile paylaşmayan şah, padişah, hükümdar, hakan, emir ve bey kişisel kararlarla maiyetindekileri yönetir. Buna adil olursa “saltanat” zalim olursa “ceberut yönetimi” adı verilir. Siyasal bilimciler yasaları uygulayan bir krallık yönetiminin “monarşi” olduğunu ifade ederler. Şayet ortada halkı idare eden bir yasa yoksa ve halk kralın ağzından çıkan kararlarla yönetiliyorsa buna “despotizm” adını vermişlerdir. Despotizmde iktidarın kaynağı monarkın kendisidir. Aristo ve Montesquieu adil yasaları uygulayan monarşik idarelerin en iyi yönetim şekli olduğunu da söylemişlerdir. Bu durumda monark ülkenin tek hâkimi değildir. Yasaların yetki verdiği pek çok güçler de vardır. Yine yasalar kralın yetkilerini büyük ölçüde sınırlamıştır. Yönetimi keyfî değil, yasal çerçevededir. 

Zamanla monarşik idareler yerlerini Cumhuriyet idarelerine terk etmişlerdir. Ancak halk ile devlet, yani idareciler arasında bir “asiller” ve “zenginler” sınıfı vardır. Asiller yönetimde idarecilere yardımcı olurlar. Bu yardımın karşılığı olarak da imtiyaz elde ederler. Bu imtiyaz onlara normal halktan daha üstün ve farklı yaratılışta oldukları inancını doğurmuştur. Devletin makamları bu asiller arasında bölünmüştür. Dolayısıyla “bürokrasi” adı verilen bu imtiyazlı sınıf devleti yönetme yetkisini de tekellerine almıştırlar. Bu nedenle devletin en önemli görevlerinden birisi de asilleri ve zenginleri korumak olmuştur. Bu konuda pek çok da yasal haklar kazanmışlardır. » Read more: Monarşiden Hürriyetçi Demokrasiye

İkinci Cumhuriyet mi, Demokratik Cumhuriyet mi?

Nisan 23rd, 2010
Mustafa CAN
Cumhuriyet halkın doğrudan veya temsilciler aracılığı ile egemenliği elinde tuttuğu yönetim biçimidir. Ancak “halkın egemenliği” demokrasi olmadan sağlanmaz ve geliştirilemez. 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet gerçek halk egemenliğinin oluşmasını sağlayacak “demokrasiden” yoksun olarak ilan edilmiştir. Cumhuriyeti kuranlar Osmanlı Hanedanının elinden iktidarı almayı amaçlamıştı. Cumhuriyet “tek adam” ve “tek parti” yönetimine dayanan bir diktatoryaya dönüştürülüyor. Bunun mantığını da “devrimler” oluşturuyordu. Tek parti dışında partilere müsaade edilmiyor. Çoğulcu bir seçim hakkından yoksun bırakılıyordu. “Cumhuriyeti kuran parti” “Vatanı kurtaran liderle” özdeşleşince ortaya kutsallık çıkıyor ve partiye ve lidere karşı çıkmak devlete ve cumhuriyete karşı çıkmakla özdeş görülüyor. Cumhuriyet Halk Partisinin ilkeleri “Anayasanın temel ilkeleri” ve “Cumhuriyetin kurucusu ölümsüz Atatürk’ün İlkeleri” olarak kabul ediliyor. Bu ilkelere baktığımız zaman “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, devrimcilik ve lâiklik” var; ama “demokrasi” ve “insan hakları” yok. Devleti kuran ve kurtaran askerler olarak kabul ediliyor, mülki ve dini liderlerin gayretleri ve mücadeleleri yok sayılıyor. Bu nedenle Cumhuriyet “Askerî Cumhuriyet” olarak kabul görüyor. » Read more: İkinci Cumhuriyet mi, Demokratik Cumhuriyet mi?

AKP Başarılı mı?

Nisan 21st, 2010

Mustafa CAN

AKP 2001 yılında hiçbir partiye alternatif konumunda değilken kapatılan Fazilet Partisinden ayrılan ve parti genel başkanı olan Prof. Necmettin Erbakan’ı partinin kapatılmasından dolayı suçlayarak ayrılanların kurduğu bir partidir. Partinin genel başkanı olan R. Tayyip ERDOĞAN siyasi yasaklı konumunda olduğu ve hakkında davalar bulunduğu için resmi Genel Başkan olamamış anacak manevi liderliğinde 3 Kasım 2002 seçimlerine girmiştir.

AKP’nin siyasi yelpazede yeri Milli Görüş çizgisi olmakla beraber, AKP’nin kurulmasından itibaren “değiştiklerini” ve “Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını” deklare ederek Anavatan Partisi, Adalet – Doğru Yol Partisi ve Halk Partisi tavanından belli isimleri de partilerine katarak Liberal ve Demokrat kimliğe bürünerek halkın karşısına çıkmıştır.

Partinin kurucular listesine bakıldığı zaman büyük çoğunluğun ve beyin takımının Milli Görüş kimliğinin ağır basmadığı söylenemez. Bunun için Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdullatif Şener, İdris Naim Şahin, M. Ali Şahin, Binali Yıldırım gibi isimlerin öne çıktığı görülmektedir.

Taban olarak da ANAP’ın tabanını teşkil eden Nakşibendî, Fetullah Hoca ve Cemaatlerin teşkil ettiği taban ile Milli Görüş tabanından beslendiği, Demokrat Parti ve Doğru Yol Partisi tabanından vitrine koyduğu isimlerle de Milliyetçi ve Muhafazakâr tabandan oy almıştır. » Read more: AKP Başarılı mı?

Yepyeni Bir Anayasa Yapmalıyız

Nisan 21st, 2010

Sami SELÇUK /21 Nisan 2010 /Star

TBMM’ye indirilen Anayasada değişiklik girişiminin yankıları sürüyor.

Sadece yankılar mı?

Öfkeler de.

En tehlikelisi de, doğru akıl yürütmenin en büyük düşmanı olan ve sürekli önyargı, yanılgı salgılayan bu sonunculardır.

Öfke, öç, kin gibi güdülerle kalkanlar, yarın zararla yerlerine otururlar.

İlkin buna dikkat çekmek istiyorum.

İkinci olarak dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bu girişimlere bir çırpıda karşı çıkmak kadar, yöntemde yanılmak ve ivecenlik de yanlıştır.

Çünkü köklü değişiklikler söz konusu.

Üçüncü olarak da şuna dikkat edilmeli: Değil mi ki değişiklikler, var olan rejimi ve hukuk dizgesini kökten değiştirecek niteliktedir; öyleyse ilkin yöntem üzerinde durmakta yarar vardır. » Read more: Yepyeni Bir Anayasa Yapmalıyız

Müjde! Seçim Kanunu Değişti!

Nisan 7th, 2010

Seçim kanunlarında değişiklik yapılmasını öngören yasa teklifinin 1-17. Maddelerini kapsayan 1. Bölümü TBMM genel kurulunda kabul edildi. Buna göre:

  1. Siyasi partiler YSK’da bir asil bir yedek üye ile temsil edilebilecekler,
  2. Açık alanlarda propaganda süresi 2 saat daha uzatıldı.
  3. Partiler kamuya ait olmayan yerlerde seçim bürosu açıp saat 23.00’e kadar çalıştırabilecekler.
  4. Oy verme gününden 24 saat öncesine kadar Radyo ve TV’lerde propaganda yapabilecekler.
  5. İnternet sitelerinde de propaganda yapma imkânı verilmiştir.
  6. E-posta ve cep mesajı şeklinde propaganda yapılamayacak,
  7. Son 10 gün anket, tahmin, bilgi gibi vatandaşın oyunu etkileyecek yayın yapılmayacak.
  8. Seçim döneminde broşür, el ilanı, poster, afiş, CD, VCD dışında hediye ve eşantiyon dağıtımı yasak olacak.
  9. Bilbordların süresi 20 günden 30 güne çıkarılacak,
  10. Propaganda malzemelerinde dini simgeler ve Türk bayrağı bulunmayacak.
  11. Tahta sandıklar tarihe karışacak onun yerine sert plastikten şeffaf yeni sandıklar yapılacak.
  12. Sentetik kumaş kaplı plastik katlanabilir, oy verme kabinleri yapılacak.
  13. Her seçim için ayrı renkte 15×21 ebadında yeni zarflar basılacak.
  14. TC kimlik No’su olmayanlar da listede adı varsa oy kullanabilecek
  15. Seçmen pusulaları renklenecek.
  16. Seçmene dağıtılacak hediyelerin değeri 5 TL’yi geçmeyecek, » Read more: Müjde! Seçim Kanunu Değişti!
hits counter