Archive for Mayıs 2010

Güzel Konuşmanın Prensipleri

Mayıs 30th, 2010

Güzel konuşmak pek nadir olarak doğuştandır. Muvaffakiyetin onda dokuzu bütün azimle işine sarılmaktadır.

  1. Konuşan cesur olmalıdır.
  2. Bilgili olmalıdır.
  3. Dinleyicileri tanımalıdır.
  4. Konuşmağa hazırlanmalıdır.
    1. Plan yapmalı
    2. Mevzu ile ilgili fıkra, hikâye ve enteresan sözleri bir araya getirmeli ve münasip yerlerinde kullanılmalıdır.
    3. Konuşma bir metin halinde yazılmalıdır.
    4. Direk okumaktan kaçınmalıdır
  5. Giriş nükteli sözlerle ve dikkat çekecek şekilde olmalı. İlk sözde çok tesir icra eder. Nüktede ise ölçüyü aşmamak esastır.
  6. Dinleyenlerin rahatsız olacağı hareketlerden kaçınılmalı. Bazen bir yersiz hareket bütün konuşmayı tesirsiz hale getirir.
  7. Konuşma sohbet havasında monotonluktan uzak olmalı; arada bir tebessüm ile emniyet ve samimiyet telkin edilmeli tâ ki dikkatler toplansın.
  8. Konuşmacı gözleri ile bütün seyircileri taramalıdır. Herkese hitap ettiği bilinsin.
  9. Bir noktadan bahsederken o noktayı tamamen açıklığa çıkarmadan başka bir mevzuya kaymamalıdır. Bir daha da aynı mevzuya dönülmemelidir. Hatırlaması gerekli ve ehemmiyetli cümleleri tekrar etmeli, ahlaki, akli ve mantıki misaller verilerek akılda kalması sağlanmalı. Hatıralar ve fıkralar ile hafızada derin izler bırakmağa çalışmalıdır. » Read more: Güzel Konuşmanın Prensipleri

DP Acil Eylem Planı

Mayıs 30th, 2010

Mustafa CAN

27 Mayıs 2010 Demokrat Partinin kapatılması için yapılan askeri müdahaleden 65 yıl sonra “4’lü Takrir” ile kurulan DP’nin mirasçısı genç ve sivil DP’liler DP’ye “40’lı Takrir” adı altında “Acil Eylem Planı” verdiler.

Bu Takriri verenler DP kökeninden gelen Genç Demokratlar olup “Merkez Sağ” adı altında bir oluşumu gerçekleştirenlerdir. Amaçları da “DP’yi halkla buluşturup DP’nin 46 ruhunu 2010 ruhu ile birleştirerek iktidar yapmak ve önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi AT’da, Orta Asya’da ve Balkanlarda Lider ülke haline getirmektir.

Hareketin öncülüğünü DP’nin eski Gençlik Kolları Başkanı Burak Küntay yapmaktadır. DP’nin son durumundan ve Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk’un beyanlarından ve “devletçi” söylemlerinden rahatsızlık duymaktadırlar. Demokrasiyi Türkiye’ye getiren DP’nin 2010 yılında daha demokratik açılımlar ve söylemler geliştirmesi gerekirken geriye giderek daha devletçi bir görüntü vermesi Genç DP’lileri rahatsız ediyor gözükmektedir.

40 ilden gelen 40 genç 16 Maddelik “Acil Eylem Planı” hazırlayarak DP Genel Başkanı’na sundular. Görüşme DP Genel Merkezinde “Demokrasi Mahzeni” adı verilen alt katta gerçekleşti. Görüşmede Burak Küntay, Tamer Çolakoğlu, Cüneyt Ok, Uğur Şahan ve Burak Edin hazır bulundu. Bu takrir bizzat Hüsamettin Cindoruk’a verilmiş oldu. » Read more: DP Acil Eylem Planı

Akıllı Gençlere Tavsiyeler…

Mayıs 26th, 2010

M. Ali KAYA

1. Ne kadar emin olursanız olun, her duyduğunuz ve gördüğünüze inanmayın! 
2. Ne kadar kendinize güvenirseniz güvenin, araştırmadan emin olmayınız.
3. Ne kadar bilirseniz bilin, ama bir bilene sormadan emin olmayınız.
4. Ne kadar isterseniz isteyin, hislerinizle hareket etmeyiniz.
5. Ne kadar zekânıza ve bilginize güvenseniz de tecrübeli kişileri dinleyiniz.
6. Ne kadar kararlı olursanız olun; ama burnunuzun dikine gitmeyiniz.
7. Kalbiniz ne kadar size gerçeği söylese de aklınıza sormadan karar vermeyin.
8. Ne kadar dua etmiş olsanız da talihinize fazla güvenmeyin, çalışmaya bakın.
9. Ne kadar bilseniz de bilginize güvenmeyin, bilmediklerinizin olacağını bilin.
10. Kendinizi ne kadar beğenseniz de başkasının sizi nasıl gördüğüne bakın.
» Read more: Akıllı Gençlere Tavsiyeler…

Yorumlu-Yorum

Mayıs 25th, 2010

Yorum yok!

CHP’de Kılıçdaroğlu Dönemi

Mayıs 22nd, 2010
Mustafa CAN
CHP 33. Genel Kurulunda Kemal KILIÇDAROĞLU 1200 delegenin önerisi ile aday gösterildi. 1249 delegenin geçerli olan 1189 oyun tamamını alarak genel başkan seçildi. Sol kesim Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit dâhil muhaliflerin de desteğini alarak bir toparlanma sürecine girmiş görünmektedir. Sol basın bu durumu abartılı bir şekilde gündeme taşıyarak CHP’nin toparlanmasını ve AKP’ye alternatif olarak iktidara yürümesini istemekte ve hararetle desteklemektedir. Kemal Kılıçdaroğlu ile yeni bir sinerji oluşturma çabası içine girmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’li Alevi ve Kürt kökenden gelmiş olması bilhassa iktidar kanadına göre bir dezavantaj olarak algılansa da CHP’liler bu durumun kendileri ve Doğu için avantaj olduğuna inanmaktadır. CHP doğu bölgesinden bu şekilde oy alabileceklerini ve PKK ile bölücülüğü körükleyenlere büyük bir cevap olacağını düşünmektedirler. CHP’nin bir kısım destekçileri “Sol bitti” derken bir kısmı da “CHP Kılıçdaroğlu’nun söylemleri ile Solun yeniden canlanmasıdır” diyorlar. Ancak sola yeni bir açılım getireceği inancını dile getiriyorlar. » Read more: CHP’de Kılıçdaroğlu Dönemi

Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

Mayıs 21st, 2010

Mustafa CAN

Bediüzzaman Meşrutiyet döneminde “Hürriyet ve Meşrutiyeti” şeriat namına müdafaa ederken Şeriat-ı Garra’nın hayat-ı içtimaiyeye / sosyal hayata ve siyasete bakan yönünün Meşrutiyet olduğunu ısrarla savunmuştur. Adalet-i ilahinin tahakkuk ve tecellisinin ancak iman ile tekâmül etmiş olan hürriyet olduğunu izah etmiştir. Akıl ve tedbir-i mücessem dindar “Cemiyet-i Ahrar” dediği hürriyetçi fikirlerin ihtilafları ortadan kaldırarak milli birliği ve muhabbeti sağlayacağını belirtmiştir. (Divan-ı Harb-i Örfî, 89)

Meşrutiyet düşmanları hürriyete din adına karşı çıkarak “hürriyet küfür alametidir ve kâfirlere hastır” şeklinde propaganda yapıyorlardı. Bediüzzaman bunlara karşı “Bunu iddia edenlerin hürriyeti kuralsızlık ve yasakların olmadığı, mal ve namusun olmadığı “Bolşevizm Mesleği” zannettiklerini, bu nedenle karşı çıktıklarını belirtir. Gerçekte ise hürriyetin “İyi ve doğru olanı yapma hürriyeti” olduğunu, kötüyü ve yanlışı yapma hürriyeti olmadığını ifade eder. » Read more: Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

Her Şey İyiye Gidiyor! …

Mayıs 16th, 2010

Mustafa CAN

Memlekette her şey çok iyiye gidiyor…

Çiftçimiz hem mazot fiyatlarının düşmesi, hem de ellerindeki ürünlerin iyi para yapması sebebiyle durumundan çok memnun…

Hükümetin ihracat konusundaki başarılı diplomasisi çiftçinin yüzünü güldürdü!

**

Hayvancılık konusundaki açılım ise besicilerin önünü açtı. Yem fiyatlarının düşmesi ve hayvan ihracatına hükümetin verdiği destekleme besicilerin yüzlerini güldürdü.

Et fiyatları on binin altına düştüğü için artık emekliler de her ay evlerine bolca et götürebiliyor.

Et tüketimi fevkalade arttı. Kasaplar durumdan çok memnun…

» Read more: Her Şey İyiye Gidiyor! …

Serbest Kıyafet

Mayıs 16th, 2010

Faruk ÇAKIR

Eğitim sistemimizin onlarca probleminden biri de orta öğretimdeki ‘mecburî kıyafet’ uygulamasıdır. Uzun yıllar çocuklarımız ‘siyah önlük’lerle okullara gitmeye mecbur bırakıldı ve bu uygulama güya öğrenciler arasında ‘eşitlik’ sağladığı gerekçesiyle savunuldu.

Yaşı müsait olanlar hatırlarlar; ‘siyah önlük’lerden ‘renkli önlük’lere geçiş bile tartışmalı olmuştu. Neymiş, ‘siyah önlük’ öğrenciler arasındaki farklılıkları ortadan kaldırıyormuş, bir anlamda eşit hâle getiriyormuş. O zaman deniliyordu ki, renkli önlüklere izin verilirse zengin öğrenciler ile fakir öğrenciler arasındaki uçurum ortaya çıkar. Bu da sosyal barışı bozar! Öğrencileri ‘fakirlik’ çizgisinde bir araya getirmek bu şekilde savunuluyordu.

Neticede dünya ile birlikte Türkiye de değişti ve kademeli olarak ‘siyah önlük’ mecburiyeti sona erdi. İsteyen okullar renkli önlükleri tercih etti ve Türkiye çatırdamadı! » Read more: Serbest Kıyafet

60. Yılında 14 Mayıs

Mayıs 15th, 2010

Türkiye’nin birçok resmi bayramı veya kutlama vesilesi var, ama ne yazık ki “14 Mayıs” bunlar arasında değil. Ben herhangi bir “devlet adamı”nın 14 Mayıs vesilesiyle bir kutlama mesajı yayımladığını hatırlamıyorum. Oysa, başta cumhurbaşkanları olmak üzere devlet erkânımız ne kadar da çok vesileyle anma veya kutlama mesajları yayımlıyorlar!

Gerçekten de 14 Mayıs Türkiye için çok önemli bir tarih, aslında bir “dönüm noktası”. Bundan altmış yıl önceki 14 Mayıs’ta Türkiye’de otoriter bir cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçişin ilk adımı atıldı. Cumhuriyet döneminde ilk defa bu tarihte serbest seçimle iktidar el değiştirdi. Muhalefetteki Demokrat Parti halkın teveccühü sayesinde çeyrek asrı bulan tek-parti iktidarını barışçı yoldan devirmeyi başardı.

Gerçi, 14 Mayıs 1950 bizim ilk demokrasiye geçiş deneyimimiz değildi. Malum, Türkiye daha önce de, 2. Meşrutiyet döneminde, kısa bir süre de olsa çoğulcu-demokratik bir tecrübe yaşamıştı. Ama 1909’da başlayan bu süreci İttihat ve Terakki Partisi 1913’te kesintiye uğratarak otoriter tek-parti yönetimine geçmişti. » Read more: 60. Yılında 14 Mayıs

Şahıs mı Misyon mu?

Mayıs 12th, 2010

M. Latif SALİHOĞLU

Soru: Siz Ahrar ve Demokrat çizgide gördüğünüz siyasetçileri neden hiç tenkit etmiyorsunuz? Halbuki, aralarında çok fenâ adamlar var. Hem, zaman zaman öylesine fenâ söz ve davranışlarına şahit oluyoruz ki, katılmak, tasvip etmek mümkün değil. Siz, bir yandan misyonu savunurken, bir yandan da bu tip adamları eleştirmeniz gerekmez mi? Hatta, bazılarının ağzının payını verecek derecede, onlara şöyle okkalı tokatlar vurmanız icap etmez mi?

Cevap: Evvelâ, biz şahısların değil, misyonun savunucusuyuz. Vitrindeki şahıslar, hatta zirvedeki liderler dahi gelip geçicidir. Fikir ve dâvâ çizgisi ise, kalıcı olup süreklilik arz ediyor.

Şahıslarla uğraşmak, hele hele tenkitlerle hücûm etmek bizim vazifemiz değil. Esasen, buna ruhsat da yok. Öte yandan, dostane ikazlarda bulunmak başka, yıkıcı tenkitlerde bulunmak büsbütün başkadır.

Bediüzzaman “Zaman cemaat zamanıdır” derken şahıslarla uğraşmayın demek istemiştir. Cemaat/ kurum/ müessese/ sistem içinde şahsın hürriyeti vardır; ama değeri yoktur. Şahsın hatası ve günahı misyona, cemaate ve kuruma zarar vermez. Bediüzzaman bunu “şahsımın hataları Risale-i Nur’a zarar vermez” diye açıklamıştır. » Read more: Şahıs mı Misyon mu?

CHP’de Baykal Döneminin Sonu

Mayıs 12th, 2010

Mustafa CAN
Deniz BAYKAL CHP’nin 12 Eylülden sonraki ikinci kurucusu ve genel başkanıdır. CHP’nin Mustafa KEMAL, İsmet İNÖNÜ, Bülent ECEVİT’ten sonra dördüncü genel başkanı olarak görev yapmıştır.
Mustafa KEMAL partinin kurucusu genel başkanı ve 12 yıl Cumhurbaşkanı olarak görev yapmıştır. Bu süre içinde Cumhuriyeti kurmuş, devrimleri yapmış ve Osmanlı devletinden Lâik bir Cumhuriyet çıkarmıştır. İsmet İNÖNÜ Başbakanlık yapmış ve 12 sene Cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Bülent ECEVİT CHP’yi 12 Eylül öncesi çok partili hayatta CHP’yi kısa zaman diliminde de olsa iktidara taşımasını becermiştir. 12 Eylül sonrasında SODEP/SHP/CHP Ecevit’i partisine almamış olmasına rağmen DSP’yi kuran Bülent ECEVİT DSP’yi iktidara taşımasını bilmiş ve sağlık sorunları olduğu halde Başbakanlık yapmıştır. Ama ne var ki Deniz BAYKAL CHP’ye üç defa genel başkan seçilmiş ve 11 yıl Genel başkan olmasına karşın partisini iktidara taşıyamamış ve Başbakan olamamıştır.

Bu başarısızlığının elbette bir bedeli olacaktı… Ancak ne olursa olsun bir komploya kurban olarak ayrılmak zorunda kalması gerçekten üzücü olmuştur. » Read more: CHP’de Baykal Döneminin Sonu

Demokratlık…

Mayıs 10th, 2010
M. Latif SALİHOĞLU
Bu meyanda ayrıca kudsî bir ölçüyü hatırlatıyorlar ki, Tarihçe–i Hayat’ta zikredilen bu ölçü şu sözlerle ifade ediliyor: “Şeriat, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir; yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûlemirlerimiz düşünsünler.” (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 59) Burada Hz. Bediüzzaman’ın söz konusu ölçü ve prensipleri ne zaman, niçin, ne maksatla ve hangi makamda ihdas ettiğine bakmamız gerekiyor. Bediüzzaman “Benim otuz seneden beri siyaseti terk ettiğime sebep, bir mübarek âlimin takip ettiği cereyanın tarafgirlik damarıyla, salih ve büyük bir âlimin onun fikrine muhalif olmasından tefsik derecesinde tahkir edip ve cereyanına ve kendi fikrine muvafık meşhûr ve mütecaviz bir münafığı gayet medh ü senâ etti. Ben de bütün ruhumla ürktüm. Demek, tarafgirlik hissine siyasetçilik de karışsa, böyle acip hatalara sebebiyet veriyor diye ‘Euzubillahimineşşeytâni vessiyaseti’ dedim, o zamandan beri siyaseti terk ettim” (Emirdağ Lâhikası, s. 237) demektedir.

Demek ki, 1910′larda şahit olduğu bir hadise sebebiyle bu sözü söyleyen ve onu “siyaseti terk” etme noktasına sevk eden asıl sebep, “tarafgirlik hissinin siyasetçiliğe karışması” dır. Biz böylesi bir tarafgirlikten, o gün olduğu gibi, bugün de, hatta yarın için de şiddetle kaçınır ve Allah’a sığınırız. Bununla beraber, Üstad Bediüzzaman’ın 1948–49′larda “Üçüncü Said” olarak tezahür etmesi ve siyasetle dışarıdan ilgilenmesinin, ömür boyu çekindiği “siyasî tarafgirlik”le hiçbir münasebetinin bulunmadığını bilmek lâzım. “Üçüncü Said” devresi, bizzat kendi ifadesiyle, “vazife–i hakikiye”den saydığı ve “mükellef olduğu bir büyük vazife” şeklinde tarif ve telâkki ettiği, Türkiye’yi, İslâm âlemini ve bütün beşeriyeti alâkadar eden geniş ve şümûllü bir “içtimaî vazifedarlık” devresinin adıdır. (Tarihçe-i Hayat, s. 490) Dolayısıyla, Üçüncü Said’den ve bu dönemin iktiza ettiği içtimaî mevzulardan söz etmek, basit “günlük siyaset” yazıları yazmak anlamına gelmiyor ve gelmemeli. » Read more: Demokratlık…

Anayasa Görevi Henüz Bitmedi

Mayıs 9th, 2010

Mustafa ERDOĞAN

Bir süredir kısmi anayasa değişikliğine öylesine odaklandık ki, bizi bekleyen asıl büyük görevi neredeyse unutmak üzereyiz: Türkiye’nin halâ baştanbaşa yeni bir anayasa yapmaya ihtiyacı var.

Neden böyle bir ihtiyacımız olduğunu şimdiye kadar muhtelif vesilelerle yazıp anlattım, ama bir kere daha anlatmaya değer. Her şeyden önce, halihazırda yürürlükte bulunan anayasa yapılan bütün değişikliklere rağmen başlangıçtaki çoğulcu-demokratik anlayışla uyuşmayan felsefesini halâ muhafaza ediyor. Doğrusu şu ki, bugüne kadar yapılan değişiklikler 82 Anayasasının felsefesine hemen hemen hiç dokunmadı.

Baştanbaşa 1982 Anayasası’na nüfuz etmiş olan bu felsefenin başlıca dört ayağı var: Devletçilik, milliyetçilik, lâikçilik ve korporatizm. Devlet merkezli ve “hikmet-i hükümet”çi bir siyasi birlik tasavvurunun vesayetçi bir devlet sistemine yol açmış olması hiç şaşırtıcı değil. Halihazırdaki birlik-bütünlükçü ve çağdaşçı devlet pratiğinin arkasında da milliyetçilik ve lâikçiliğin yer aldığı şüphe götürmez. Nihayet, “kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekkülleri”nden tutunuz da siyasi partilere reva görülen sıkı düzene kadar birçok şeyin korporatist siyasi felsefenin bir yansıması olduğu da açık.

Ne var ki, bunların hiçbiri özgürlükçü ve çoğulcu bir siyasi birlik tasavvuruyla bağdaşmıyor. Öyleyse, bizim, böyle bir siyasi felsefeye hukuki-resmi bağlayıcılık kazandırmak şöyle dursun, bunu uzaktan-yakından çağrıştırmayacak bir anayasaya ihtiyacımız var. » Read more: Anayasa Görevi Henüz Bitmedi

İnönü Doğru Yapmıştı

Mayıs 6th, 2010

Başbakan Erdoğan‘ın salı günkü grup konuşmasını okudum ama dinleyemedim. Çok etkileyiciymiş sözleri. Bazı AKP milletvekilleri gözyaşlarını tutamamış.
Ben o konuşmadaki bir fikre katılmıyorum.
Başbakan, CHP‘nin eski Genel Başkanı İsmet İnönü üzerinden Deniz Baykal yönetimini eleştirirken, İnönü’nün paraların ve pulların üzerindeki Atatürk resimlerini kaldırarak kendi resmini koydurmasına değindi.

***
Halbuki İnönü doğrusunu yapmıştı.
Bir kere “kanunen” buna hakkı vardı. Çünkü kanun özetle “paraların pulların üzerine cumhurbaşkanının resmi konur” diyordu.
İkincisi ve daha önemlisi:
İnönü’nün girişimi devam ettirilseydi, onun ardından Celal Bayar ve diğer cumhurbaşkanlarının da resimleri paraların üzerine basılacaktı.
Böylece bugünkü Atatürk tabusunun yoğunluğu biraz olsun azalacaktı.
Ama ne oldu? Demokrat Parti yöneticileri, basiretsiz (uzağı göremeyen) bir politika izleyerek, İsmet İnönü’ye karşı Atatürk’ü çıkardılar.
Özetle, “Sen Atatürkçü isen, biz senden daha fazla Atatürkçüyüz” dediler.
Bir de koruma kanunu çıkararak, Atatürk’ün tabulaştırılmasına kesinlikle İnönü’den daha fazla katkıda bulunmuş oldular. » Read more: İnönü Doğru Yapmıştı

Ak Partiyi Ak Parti Bitirir

Mayıs 4th, 2010

Mustafa CAN

“Ak partiyi bitirme planı” yaparak partiyi bitirmeye gerek yok. Siyasi partileri halkoylarıyla iktidara getirir. Memnun olmadıkları zaman yine oyları ile götürür. Bir siyasi partiyi iktidara getiren o partiye oy veren partililer olduğu gibi, iktidara getirdiği partiyi iktidardan götüren yine o partiden memnun olmayan ve oy vermeyen partililerdir. Dolayısıyla AK Parti’yi iktidara getiren AK Partililer, iktidardan da indirecektir.

Muhalefetin iktidarı düşürmesi ancak gensoru ile mümkün olur. Bu da yine iktidar partisinin milletvekilleri kendi partilerine oy vermezlerse o zaman kabul edilebilir. Yani yine AK Parti’yi AK Parti düşürmüş olur.

Siyasi partilerin tarihlerine göz attığımız zaman genellikle partileri iktidardan eden ve muhalefete düşürenlerin yine partililer olduğunu görürüz. Bir kısmı aralarında anlaşmazlığa düşmüştür veya yolsuzluğa bulaşmıştır. Bir kısmı da çıkarlarını bir başka siyasi oluşum ve partide görmeye başlamıştır. Sonuçta partilerine karşı cephe alan ve gruplaşan partililer kendi partilerinin zayıflamasına neden olmuşlardır. Bir kısmı da intikam alma hevesine düşmüşlerdir. Bu da parti içi mücadeleleri netice vermiştir. Her iki durum da siyasi partiyi zamanla yıpratarak iktidarlarına son verdirmiştir. » Read more: Ak Partiyi Ak Parti Bitirir

Siyasal İslam Nedir?

Mayıs 2nd, 2010
Mustafa CAN
Siyasal İslam, İslam’ın siyasi bir harekete dönüşmesi anlamına gelmektedir. 1950’lerede Mısırlı, Hasan el-Benaa ve Seyid Kutubun eserlerini Türkçeye tercüme ile  başlayan 1970’li yıllara gelindiği zaman “Siyasal İslam’a dönüşen bir harekettir. Cevat Rifat Atilhan’ın “İslam Demokrat Partisi” ile gün yüzüne çıkmaya çalışmış ise de istediği zemini bulamamıştır. Ancak 1971’den itibaren Milli Nizam ile siyasi bir zemine oturmuş ve “Milli Görüş” ile fikrî temellerini oluşturmaya başlamış ve günümüzde de devam etmekte olan terciüe ve ithal bir harekettir.

Nizamülmülk’ten günümüze Selçuklu ve Osmanlı döneminde din hiçbir zaman devleti yöneten bir sistem olarak algılanmamıştır. Osmanlı döneminde padişah din işlerini yürüten Şeyhulislam’ı atayan kişidir. Böylece Selçuklu ve Osmanlı din işleri ile dünya işlerini birbirinden ayırmıştır. 18. yüzyıldan itibaren batıda yaşanan gelişmeler ve Osmanlı devletinin de zayıflaması ile bir taraftan gerilemenin dinden kaynaklandığı iddiasının ortaya atılmasını netice vermiş, buna karşı da dinden uzaklaşmanın sebep olduğu tezi geliştirilmiştir. Mısır ulemasından Cemaleddi-i Efgânî ve Muhammed Abduh gibi yenilikçiler de toplumda büyük bir etkiye sahip olan ve Tasavvufun temel ilkelerini teşkil eden “Kadercilik” ve “Züht” anlayışını sorgulamaya başlamışlardır. Bu tartışmalar payitaht olan İstanbul’a sıçramıştır. » Read more: Siyasal İslam Nedir?

hits counter