Archive for Eylül 2010

Lider Kimdir?

Eylül 30th, 2010

Mustafa CAN

Lider olmak kolay değildir. Lider doğulur, lider olunmaz. Liderleri millet yetiştirir ve zor günler insanı lider haline getirir. Liderliğin kriterleri çoktur; ama birkaçını burada dikkatlere sunmak istiyorum.

1.   Gücünü meşruiyetten ve liyakatten alan, maharet ve samimiyetle, istişare ve anlaşma ile icraat yapan, hak ve adaletten ayrılmayan idarecilere lider denir.

2.  Lider, tutarlı, ölçülü ve dengeli olmalıdır.

3.  Lider az ve öz konuşmalı. Yanlış anlaşılması ihtimali olan sözler söylememelidir; çünkü mutlaka yanlış anlaşılacaktır.

4. Neyi konuşacağını değil, neyi konuşmayacağını bilmelidir.

5.  Lider, okuyan, araştıran ve dinleyen olmalıdır. Her yerde gözü ve kulağı bulunmalıdır

6.  Rakiplerinden hiçbirini küçük görmemeli ve basite almamalıdır. Onlara cevap yetiştirmek için de çalışmamalıdır. » Read more: Lider Kimdir?

Birlik Ama Nerede?

Eylül 30th, 2010

M. Ali KAYA

Herkes birlik ve beraberlikten, ittifak ve ittihattan bahsetmektedir; ancak bu birliği bir türlü sağlayamamaktadırlar. Bediüzzaman’ın ifadesi ile “İttifak hüdadadır, heva ve heveste değildir.” Her önüne gelenin hevesine ve fikrine göre birlik sağlanmaz. “İttifak imtizac-ı efkârdır.” Fikir birliği olmadan birlik sağlanmaz. Fikir birliği de yeterli değildir; duygu birliği de gereklidir. Aynı fikirleri taşımak yetmez, aynı duyguları da paylaşmak gerekir. “Vahid-i sahih” budur. Bu temel prensiplere uygun olmayan beraberlikler aldatıcı bir beraberliktir. Sonunda daha fazla ayrılıkları netice verir.

Cemaatte vahid-i sahih olmazsa cem ve zam kesir darbı gibi küçültür.” Çoğaldıkça azalır, kıymetsiz ve değersiz olur. Bu nedenle birlik ve beraberlik prensiplerde, inançlarda ve ideallerde olur. Aynı amacı, gaye ve maksadı takip edenler farklı yerlerde de olsalar bir ve beraber sayılırlar. » Read more: Birlik Ama Nerede?

R. T. Erdoğan’ın Atatürk Sevdası ve Dersim

Eylül 26th, 2010

Mustafa CAN

Milli Görüş geleneğinde Atatürk’ü temize çıkarma ve Tek Parti döneminin bütün hatalarını İkinci şef İsmet İnönü’ye yıkma politikası vardır. Böylece bir döneme damgasını vuran ve Cumhuriyeti kuran “Ebedi Şef” Mustafa Kemal Atatürk her türlü şaibeden ve kusurdan arındırılarak yerini koruması sağlanacaktır. Bu yaklaşımı her zaman Milli Görüş geleneğinde ve Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın konuşmalarında görmek mümkün olduğu gibi bu geleneğin devamı olan AKP lideri R. T. ERDOĞAN’da da görmek mümkündür. Her ikisinin ortak özelliği ATATÜRK’ü ve dönemini temize çıkarmak ve kendilerine örnek almaktır.

Milli Görüş felsefesinin mimarı olan Erbakan Hoca 1945 öncesi iktidarını ve icraatlarını daima tenkit dışı tutmuştur. Devamlı olarak söylediği şey şudur: “Dikkat edin, biz iktidarı eleştirirken 50 yıllık iktidar diyoruz, 70 yıl demiyoruz. Yani Atatürk dönemini ayrı tutuyoruz.” (Fatih Çekirge, Sabah, 21. 2. 1994; Milli Gazete, 22. 2. 1994)

Erbakan bu mülakatında ayrıca “Bizim politikamız Atatürk’ün politikasının aynıdır” diyordu. Yine “Atatürk döneminde yapılanlar bizim görüşlerimize uygundur” demektedir. “Atatürk hayatta olsaydı bizim partimizi tercih ederdi” demeyi de ihmal etmiyordu. Aynı partinden, yani Refah Partisi’nden İstanbul Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan da “Atatürk ile birçok ortak noktalarımız var” (Kazım Güleçyüz, Din ve Siyaset, s.34) diyerek Atatürk politikalarını benimsediğini deklare ediyordu. » Read more: R. T. Erdoğan’ın Atatürk Sevdası ve Dersim

Siyasal İslamın Zaferi

Eylül 25th, 2010

                                                                                          M. Ali KAYA
Referanduma ilişkin İslam dünyasında yapılan yorumlarda “Siyasal İslam” taraftarları AKP’nin Siyasal İslamın temsilcisi ve başarısının da “Siyasal İslamın” başarısı olduğu yorumunu yapmaktadırlar. Ürdün’de yayımlanan “Düstur” gazetesinde “El-Rayaşada” imzası ile yayımlanan bir yazıda Tayyip Erdoğan’ın performansının Arap dünyasında hayranlık uyandırdığını ifade etmekte ve şöyle demektedir:

“Referandum Türkiye’nin yüzünü değiştiren siyasi bir depremdi. Bugünün, halka söz söyleme fırsatı vermesi açısından demokrasinin zaferi olduğu doğru. Türkiye’yi gerçek rayına oturtmakta başarılı olan İslamcı AKP için de bir zafer. Fakat bazılarının terörle eş anlamlı kılmaya çalıştığı siyasal İslam için de bir zafer. Ayrıca ordunun aşırılıkçı laikliğinin özgürlüklerden mahrum ettiği ve tercihlerini altüst ettiği Müslüman Türk halkı için de bir zafer. Ayrıca Türklerin aradığı adalet, özgürlük ve eşitlik gibi değerlerin de zaferiydi.” » Read more: Siyasal İslamın Zaferi

AKP Demokrat Partinin Yerine Oturur mu?

Eylül 24th, 2010

M. CAN

İngiliz “The Economist” dergisi referandumdan sonra yaptığı yorumda “Türkiye bölünmüş bir ülke” başlıklı bir haber yapmış. AKP güçlendikçe Türkiye kaybediyor. Türkiye ve halkı kaybettikçe AKP güçleniyor. AKP sarhoşları ve sempatizanları bu durumu görmese de dışarıdan bakanlar görüyorlar. AKP sempatizanları ise sarhoş oldukları için bir çamur deryasına düşmüşler, misk-u amber zannederek yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar ve herkesi de o çamur deryasına çağırıyorlar…

AKP iktidarı ile manevi ve ahlakî değerler ticari ve siyasi çıkarlara kurban edilir oldu. Hiç kimse idealleri konuşmuyor ve idealler, dini ve ahlâkî değerler dünyevi ve siyasi çıkarlara kurban edilir oldu. İnsanlar o derece menfaatlerinin esiri oldular ve menfaatlerini iktidar partisinde görür oldular ki hiç kimse menfaatime halel gelir ve gelecek menfaatlerimiz zarar görebilir endişesi ile doğruları söylemiyor. “Emr-i bilma’ruf ve nehy-i anil münker” menfaat endişesi ile terk edilir oldu.

Müstehcenlik ve haramlar artık sıradan, çağın gereği oldu. Yalakalık, yağcılık, iki yüzlülük sanat oldu. En rezil ve pespaye sözler ve iğrenç hareketlerle yapılan senaryo ve filimler “sanat” adını aldı ve ödüllere layık görüldü. Geçim sıkıntısından ve borçtan kıvrananlar yalancı, provokatör ve sahtekar ilan edilirken gayr-i meşru kazanç elde edenler, oyun ve eğlence ile milleti rezil bir şekilde eğlendirenler devlet erkanı tarafından ödüllere layık görülür oldu. Her seçimde millet sıkıntıya düştükçe kazanan bir başbakanımız var. Bu onun enaniyetini ve gururunu artırırken yalakalarının ve sempatizanlarının çoğalmasına sebep olmaktadır. Çünkü basit insanlar ve cahil çoğunluk şöhretin, servetin ve kuvvetin hayranı olurlar ve böylelerini ölesiye desteklerler.  Ülkemizde insanlar muhtaç duruma düştükçe iktidarda olanlara hayran olmalarının sebebi budur. » Read more: AKP Demokrat Partinin Yerine Oturur mu?

Gaddar Siyaset

Eylül 22nd, 2010

M. Ali KAYA

Günümüzde yalancılık üzerine kurulmuş olan “Gaddar Siyaset” ne yazık ki “Zalim Propaganda”yı kullanarak toplumu siyasetine alet etmektedir. Bu nedenle günümüz siyaseti doğruluk ile yalancılığı birbirine karıştırmış ve beşerin kemâlatını da karıştırmıştır. (Eski Said Eserleri, 2009, Hutbe-i Şamiye, s.344) “İman sıdk ve doğruluk, küfür de kizb ve yalancılık” olduğuna göre günümüz siyaseti imanlı mü’minlerin sakınması gereken bir konumdadır. Her mü’minin her sıfatı mü’min olmak ve imanından kaynaklanmak gerekirken maalesef böyle olmamaktadır. Bu husus siyaset sahasında daha da belirgin bir şekilde kendisini hissettirmektedir.

Siyasetin halkı etkileme silahı propagandadır. Maalesef zamanımızda “zalim propaganda” silahı halkı ve toplumu etkilemek için kullanılmaktadır. Eskiden mitingler ve broşürler, gazete ve dergilerle yapılan reklam ve propagandanın yerini daha gelişmiş olan TV ve İnternet ile afişler ve daha etkili broşürler almış bulunmaktadır. İnsanların zaaflarından yararlanarak kiminin intikam hırsını, kiminin makam sevdasını, kiminin mal ve menfaat duygusunu, kiminin dinsizliğini, kiminin de taassubunu işleterek siyasetine alet etmektedir. (Eski Said Eserleri, Hutuvat-ı Sitte, s. 449)

Bediüzzaman Said Nursi (ra) propagandayı “zâlim cerbezenin veled-i nâmeşruu” olarak vasıflandırmaktadır. Cerbeze ise, “müteferrik büyük işlerde yalnız kusurları görmektir.” (Eski Said Eserleri, Tuluat, s.570) İnsanlar cerbeze ile aldatır ve aldanır. Cerbezenin işi aklı yanıltmak, bir kötülüğü ve kusuru sümbüllendirerek büyütüp, şişirip hasenata ve iyiliklere galip getirmektir. Bir insanın bir senende ağzından ve burnundan gelen akıntıyı toplayarak bir günde ve bir anda ağzından çıkıyor gibi göstermektir. Bir insanın ömür boyu yaptığı yanlışları ve hataları toplayarak her zaman yapıyor gibi göstermek cerbezedir, aklı yanıltır ve insanları aldatır. Günümüz siyasetinin yaptığı da budur. Kim propaganda silahını daha iyi kullanır ve Medya’yı ele geçirirse toplumu yanıltmakta ve yanlış yönlendirebilmektedir. Bu nedenle propaganda ile akılları ve insanları etkileyerek elde edilen siyasi başarılar gerçek başarı değildir ve sağlıklı bir sonuç değildir. Bunun en açık örneği 1982 Anayasa Referandumudur. % 92 “Evet” oyu bu şekilde alınmıştır. Bunun sağlıklı olmadığı daha sonra yapılan ve 100 maddeyi aşan Anayasa değişiklikleri ile de ispatlanmıştır. » Read more: Gaddar Siyaset

Referandumun Değerlendirmesi

Eylül 19th, 2010

Mustafa CAN

“İnsanı ayakta tutan iskeleti ve kas sistemi değil,
inançları ve prensipleridir.”  (A. Einstein)
12 Eylül 1980’in 30 yıldönümü olan 12 Eylül 2010’da yapılan ve 12 Eylül İhtilalinin rövanşı olarak değerlendirilen bir referandum süreci yaşandı. İktidar partisi olan AKP bu Referandumu “İhtilale Hayır!” “Demokrasiye Evet!” “12 Eylül Anayasasına Hayır!” sloganları ile, devletin bütün imkanlarını kullanarak yoğun bir kampanya yürüttü. “İhtilalde işkence görenler dava açacak ve ihtilal liderlerinden hesap soracak” “Askerden atılanlar tazminat davası açacak” diyerek kendi mağduriyeti yanında mağdur olanların intikam duygularını çok iyi kullandı.

Ayrıca kampanyada milyarlar harcanarak çok büyük mitingler yapıldı. Posterler, şapkalar, evet bilbordları, bayraklar, platformlar yapıldı. Gazetelere milyarlar liralık reklamlar verildi. Milyonlarca el ilanı, broşür ve dergiler basıldı ve dağıtıldı. Özellikle yazarlar, karşı partinin önemli isimlerini para ile kiraladığı TV kanallarında herhalde bedava konuşturmadı. Peki, bu paralar nereden geldi? İki kaynaktan… Birincisi, İddiaya göre “İran’dan yardım aldı.” (Bu durum partinin kapatılması için tartışmasız bir gerekçedir.) Bu yardıma İnsanı Yardım Vakfı (İHH) aracılık etti. (1)  İkincisi, AKP’nin “Devlet İhaleleri” ile zengin ettiği iş adamlarının yaptığı bağışlar ile “Vergi borcunu devlete ödemek yerine “Deniz Feneri” ve “Kimse Yok mu Derneği” gibi derneklere yardım ederek vergiden düştüğü paraların bir kısmını “Seçim Kampanyasında” kullanmak üzere verdiği vergi kaçaklarından kaynaklanabilir. Tabi bütün bunlar parti yetkilileri ve İHH tarafından inkâr edilmektedir. (2) Bu arada PKK ile ve lideri Abdullah ÖCALAN ile Referandum süresince “Ateşkes” anlaşması yaptığı konuşuldu. (3) İnkar edildi. Ama Öcalan AKP bize verdiği sözde durmazsa Ateşkes’ten vazgeçeceklerini deklare etti. Ve hemen arkasından anlaşam süresi olan 20 Eylül tarihi gelmeden terör azmaya başladı.

Başka bir husus da “Okyanus Ötesinden” yani ABD’den Fetullah Gülen’in ölüleri de mezardan çıkararak sandığa götürme” ve “yurtdışında bulunan tüm çalışan cemaat mensuplarına biner lira harcayarak oy kullanmak üzere sandık başlarına göndermeleri ve her birine de en az on kişiyi ikna ederek “Evet” dedirtmeleri direktifini vermesiydi. STV ve Zaman Gazetesi yayınlarının da etkisi inkar edilemez. Dini bir cemaat olduğunu ve siyasetle ilgilenmediklerini söylemelerine rağmen referandumdaki bu gayretini anlamak da mümkün olmamıştır. (4)
» Read more: Referandumun Değerlendirmesi

Seçmen Sayısında Rekor Artış

Eylül 18th, 2010

Seçmen Sayısı 3 Senede Nasıl 9.3 Milyon Arttı?

12 Eylül Referandumunda 52.051.828 seçmenin % 73’si sandık başına gitti. 21.787.610 “Evet” 15.856.441 seçmen “Hayır” dedi. 11.210.184 seçmen ise sandığa gitmedi. Evetler ile Hayırlar arasındaki fark 5.931.169 oydur.

21 Ekim 2007 Cumhurbaşkanının Halk tarafından seçilmesi konusunda yapılan Halkoylaması, yani referandumda seçmen sayısı 42.665.149. Oylamaya katılanların sayısı 28.797.216 olmuş ve katılım % 67.49 olmuştur. Son üç sene içerisinde 9.386.679 seçmen ortaya çıkmıştır. Üç senede 9.3 milyon seçmen nasıl artmıştır? YSK’nın buna cevap vermesi gerekmektedir.

Son İki Referandumun Karşılaştırılması:

Refera. Tarihi Seçmen Sayısı Katılım Evet Oranı Hayır Oranı
21 Ekim 2007 42.665.149 % 67.49 19.422.714    % 68.95 8.744.947 % 31.05
12 Eylül 2010 52.051.828 % 73.71 21.787.610 % 57.88 15.856.441 % 42.12

 Referans:

http://tr.wikipedia.org/wiki/2007 ; http://tr.wikipedia.org/wiki/2010 

 

AKP Krizler ve Seçimler

Eylül 18th, 2010

Mustafa CAN

AKP Kriz üretme ustasıdır. Önce kriz üretir daha sonra bunu seçim stratejisi olarak kullanır. 3 Kasım 2002 Seçimleri 28 Şubat 1997 Postmodern darbeden sonra yapılan bir seçimdir. Bu seçimde AKP 28 Şubat ürünü olarak halkın tepki oylarına talip olmuş ve böylece siyaset sahnesine girerek % 34.26 oy oranı ile 363 milletvekili çıkarmıştır. 28 Mart 2004 Mahalli Seçimlerde ise iktidar avantajını kullanarak oylarını % 42.18’e çıkararak belediyelerin 1750’sini almıştır.

22 Temmuz 2007 Seçimlerine ise Cumhurbaşkanlığı Seçimi damgasını vurmuştur. TBMM’de uzlaşmadan kaçan ve kriz üreterek bundan pirim yapmayı seçim stratejisi olarak benimseyen AKP halkın karşısına “Bunlar Müslüman-Dindar Cumhurbaşkanı seçtirmiyorlar. Başörtülü eşi bulunan Cumhurbaşkanı seçerek başörtüsü krizini halletmek istiyoruz. Görüyorsunuz ki TBMM ‘deki partiler, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Ordu bize komplo yapıyor ve dine karşı oldukları için dindar Cumhurbaşkanı seçtirmiyorlar” propagandası ile seçime girmiş ve halkın dini duygularını istismar ederek % 46.58 oy oranı ile meclise 341 milletvekili çıkararak tek başına iktidar olmuş, ancak milletvekili sayısında azalma yaşanmıştır. Bunun sebebi ise MHP’nin barajı aşması olmuştur. » Read more: AKP Krizler ve Seçimler

AKP’li İşadamları Neden Vergi Rekortmeni Değiller?

Eylül 8th, 2010

Vergi rekortmenleri listesinin açıklanması üzerine Sözcü Gazetesi saf saf soruyor: “AKP’ye yakın işadamları neden listede yok?” AKP kodamanlarının “Vergi kaçırıyor”  diye gaddarca üzerine gittikleri Aydın Doğan, vergi şampiyonu. Yani Türkiye’nin en çok vergi veren adamı. Ama, Ahmet Çalık, Fettah Tamince, Akın İpek, Remzi Gür, Cihan Kamer, Ethem Sancak, Vahit Kiler, Ahmet Albayrak, Unakıtan Ailesi, Topbaş Aileleri listede yok.
En azından, Tayyip Bey’i otellerde ağırlayan milyar dolarlık işadamı Fettah Tamince ile milyar dolarlık Ahmet Çalık’ın ilk 100 içinde olması gerekmez miydi?
Sözcü Gazetesi galiba duymamış: Bunlar vergi vermemek için Vergi Kanunu’na özel madde eklediler: “VERGİDE BAĞIŞ SİSTEMİ” AKP Hükümeti 2.1.2004 ve 31.12 2004 tarihlerinde Vergi Usul Kanunu’na 40/10 maddesini ekledi. Bu maddeye göre, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi
isterse vergisini devlete vermez. Ya nereye verir? BÜNYESİNDE GIDA BANKACILIĞI BULUNAN DERNEKLERE verir.
İçişleri Bakanlığınca bünyelerinde GIDA BANKACILIĞI kurma izni verilen tarikat bağlantılı dernekler şunlar:
-Deniz Feneri Derneği
-Kimse Yok Mu  Derneği
-Kepez Deniz Yıldızı Sosyal Yardımlaşma Derneği

Bu dernekler, örneğin 100 milyon lira vergi borcu olan şirkete gidip diyorlar ki: Arkadaş, bizim derneğe 50 milyon bağış yap, Biz de sana 100 milyon liralık kömür, erzak, temizlik maddesi gibi fatura verelim.
Bu faturayı götür maliyeye ver, vergi borcunu kapatmış olursun. Yanına kalan 50 milyon senin karın olacak.
Bana verdiğin 50 milyon lira ile de malzeme alıp valiliklere, kaymakamlıklara vereceğim. Onlar da ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklar. Bu da senin zekatın olacak. Böylece bu kafir devlete vergi vermeyeceksin,  hem de sevap işleyip Cennete gideceksin.
Evet, bu derneklere yardım yaparsa, yaptığı yardımın tamamını vergiden düşüyor. İşte bu ülkenin rejimi, ödenmeyen vergi paraları ile böyle değiştirilmeye çalışılıyor.
Prof. Dr. Deniz Büyükkılıç
Gazi Üniversitesi

**

Yoruma gerek yok!

İşte AKP Dindarlığı bu!

Dini İstismar biraz daha ileri boyuta taşınarak “dini tahrif ve tahribe kadar ulaştı…

Bunlara “Evet” diyen ve destek olanlara Allah basiret versin…

**

Son olarak Referandum Duası:

Referandum ve İntikam Duygusu

Eylül 5th, 2010
M. Ali KAYA
Dünyada ve ülkemizde eksen kaymaları yaşanmaktadır. Eksen kaymasının en tehlikelisi, fikirde ve inançta yaşanan eksen kaymalarıdır. Buna mümasil olarak Risale-i Nur Talebelerinin de sinsi bir şekilde fikirlerine teşettüt verilerek eksenlerinin değiştirilmek ve kaydırılmak istendiği bariz bir şekilde görülmektedir. Bunlardan biri 12 Eylül 1982 Anayasa Referandumunda yaşandığı gibi, ikinci bir kırılma da 12 Eylül 2010 Referandumunda yaşatılmak istenmektedir. 1983’de soldan bir darbe yiyen Nur Talebelerinde 27 sene sonra bu defa da “Sağdan” bir darbe vurulmak istenmektedir.

Yapılan yorumlar ve açıklamalar Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman’ın istikametli hayatına göre değil, başka şahıs ve ölçüler esas alınarak Nur Talebeleri ve Risale-i Nur’un yüksek hakikatleri buna alet edilmek istenmektedir. Bunun için Reklam ve Propaganda ağırlıklı bir “Anayasa Değişikliği” kampanyası yürütülmektedir.
 

En tehlikelisi de Risale-i Nur Camiası “Siyasal İslam’ın” ve bu da bazı şahısların ve grupların siyasetlerine alet edilerek “Vatan Kur’an ve İslamiyet” aleyhine olacak bir şekilde ayrışmaya, menfaat gruplarının ve yabancıların içimize parmak karıştırarak şahsi, hissi, siyasi ve dünyevi emellerine alet ve tabi edilmeye çalışılmaktadır. Siyaset topuzu ile hareket edenlere destek olmak vacipmiş gibi bir hava estirilerek önce siyasilere, arkasından da zındıkanın elini güçlendirmeye vesile yapılmak istenmektedir.

Propagandacılar o derece muhakemesiz ve akıldan uzak bir surette fikirleri bulandırmaktadırlar ki şahs-ı manevilerin zayıflamasına, belli şahısların ise haklı ve güçlü, başarılı ve isabetli gösterilerek tam bir kafa karışıklığına sebep olunmak istenmekte ve kısmen de başarılı olunmaktadır. » Read more: Referandum ve İntikam Duygusu

İslami Kesim Protestanlaşıyor…

Eylül 1st, 2010

Şenay YILDIZ   / senay.yildiz@aksam.com.tr

Türkiye’deki dönüşümde kaybeden Gülen cemaati Utah Üniversitesi’nden Profesör Hakan Yavuz, Türkiye’nin geçirdiği dönüşümü ‘Türkiye’de İslami kesim Protestanlaşıyor ve İslamsız bir İslam oluşuyor’ şeklinde yorumladı. Yaşanan dönüşümde en fazla Gülen cemaatinin kaybettiğini belirten Yavuz, ‘Ama AKP-cemaat teknesi su alınca ilk giden cemaat olacak’ dedi. TSK’nın kendisine ülke içinde cephe açmaması gerektiği uyarısı yapan Yavuz, ‘Ordu da kendini yeniden yapılandırmalı’ diye konuştu. ABD’deki Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde dersler veren Profesör Hakan Yavuz, Gülen cemaati, AKP, Türkiye İslam ve laiklik üzerine çalışmalarıyla akademik camiada uluslararası üne sahip olan bir isim. Bir dönem Fethullah Gülen cemaatine yakın görülen Yavuz, kendisini ‘agnostik’ (bilinemezci) olarak tanımlıyor ve hiçbir zaman cemaatçi olmadığını vurguluyor. Profesör Yavuz ile perşembe günü İstanbul’da bir araya gelerek, Türkiye’nin son dönemine ilişkin sosyolojik ve siyasal analizler yapmasını istedik. » Read more: İslami Kesim Protestanlaşıyor…

hits counter