Nişanyanla Ropörtaj

14 Mart, 2010 yapan admin Yorum Yazın »

SevenHer yıl Şubat sonlarında ABD Kongresinde Ermeni Soykırımı tasarısı gündeme gelir, aynı anda ülkemizde de yaygaralar kopmaya başlar. Ermeni meselesiyle ilgili tartışmalar “önce onlar bizi kesti”, “onlar daha çok adam öldürdü” gibi ahlaksızca boyutlarda tıkanır, meselenin özüne inmeye kimse yeltenmez.

Bu yıl da tekrar eden parodi üzerine Kritize.Net olarak, yakın tarih araştırmaları yapan ve yakınlarda yeni kitabı “Yer İsimleri Sözlüğü”nü çıkaracak olan dilbilimci Sevan Nişanyan’la Ermeni meselesinden Kürt açılımına, Türkiye’deki gayr-ı Müslim ve azınlıklardan Ergenekon davasına, resmi ideolojiden hapishane anılarına kadar dolu dolu ve bir o kadar da keyifli bir röportaj yaptık.

Amerikan Dış İlişkiler Komitesinde kabul edilen “Ermeni Soykırımı Tasarısı” hakkında ne düşünüyorsunuz, bu tasarının kabul edilmesi ABD-Türkiye ilişkilerini nasıl etkiler?

Bu konuda söylenebilecek en doğru söz “Dinsizin hakkından imansız gelir.” Türkiye’nin soykırım konusundaki tavrı inanılmaz bir ahlaksızlık ve aptallıktan ibarettir. Dünyaya bu bakış açısını kabul ettirmek imkânsız olduğu gibi Türkiye’yi sözüne güvenilmez, alçak ve ahlaksız konuma düşüren bir tavırdır.  Bunu düzeltmenin zamanı çoktan gelmiş ve geçmiştir. Bu kadar ahmakça bir politikaya kendini angaje eden bir ülkenin bunun sonuçlarını yaşaması kadar doğal bir şey yoktur. Amerikan Kongresi iyi niyetli mi, kötü niyetli mi veya hangi amaçla böyle bir işe giriştiğini tartışmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Tabi ki ABD Kongresi kendi çıkarları açısından bakar olaylara, bu işin kuralı böyledir. Fakat böyle bir saçmalıkla Türkiye’nin muhatap olmak zorunda kalması, Türkiye’nin kendi inkâr politikalarının bir sonucudur.

Soykırım apaçık bir gerçek, “güneş doğudan doğar” gibi bir hadise. Bu ülkede 1915 öncesinde 1,5 ila 2 milyon civarında Ermeni vardı. 1920’lere gelindiğinde geriye 100 bin kalmıştı.

Gayet açık ve net aslında, başka bir şey söylemeye gerek yok…

Son derece net, bunu bilmeyen yoktu ki Anadolu’da… Bugün gerçi azaldı o yaşlı kuşak ama bundan 10 sene önce Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, yaşlı insanlarla konuşun; kimi övünerek, kimi üzülerek “biz bunları doğradık” diyordu.  Hala da bilinir… Hatta Milli Mücadele döneminde kurulan cemiyetlerin amaçlarından biri de buydu. “Ermeniler geri dönerse halimiz nice olur”dur Erzurum kongresinin konusu…

Milli Mücadele döneminde kurulan cemiyetlerde, el koyulan Ermeni mallarının geri verilmesi korkusu da var mı?

Kesinlikle, 1915’te Ermeniler sürülmüşler. Bu kadar net konuşuyorum ama madalyonun diğer yönünü görmüyor değilim. Yani Ermeniler de süttennisanyan1 çıkmış ak kaşık değildi. Tehcir ve soykırım kararı tam olarak ne şekilde verildi, kim verdi; ne kadarı şeytani bir plandır, ne kadarı beceriksizlik ve salaklık yüzünden olmuştur, bunların hepsi tartışılacak konulardır. Büyük bir ihtimalle bu soykırım hadisesi kendi dinamikleriyle tırmandı. Yani bu kararı verenler, bu kadar büyük bir işe giriştiklerinin farkında değillerdi.  Bu karar tehcir olarak verildi; 1,8 milyon insan değil, 1,8 milyon koyun sürmeye çalışsan Suriye’ye büyük sorunlar çıkar. Bir kısmı direnir, bir kısmı kaçar, başına her türlü şey gelir. Bunlar bir de direnmeye başlarlarsa mecbur olursun bir kısmını öldürmeye, öldürdükçe daha fazla direnirler. Ondan sonra işin çivisi çıkar.

Bunu yaparken şunu da yaptılar, bu İttihat Terakkiciler çok akıllı oldukları için öncelikle direniş potansiyeli olan, cemaat lideri pozisyonundakileri öldürdüler. Nisan ayında yapılan iş odur. Ev ev dolaşıp, aynen bu faili meçhul cinayetleri gibi bunların dernek ve siyasi parti üyesi olan, yani örgütlenebilme kapasitesi olan kişileri öldürdüler.  Bunun sonucu olarak direnebilme potansiyellerinin kırıldığını düşündüler. Oysaki bunun sonucu halkın feci suretle paniğe kapılması oldu. Paniğe kapılmış bir grubu kontrol etmek çok daha zordur. Bu insanlara “seni Suriye’ye gönderiyoruz ama 3 sene sonra geri geleceksin” güvencesi veremezsin. Böyle bir süreç yaşandı büyük ihtimalle ve unutmayın ki Osmanlı da o tarihte batma noktasına gelmiş bir ülkeydi. Yok oluyoruz, bizi orta Asya’ya sürecekler korkusu hâkimdi insanlarda. Birden bire normal insan davranışlarını yönlendiren ahlaki ve akli davranışlar ortadan kalktı ve bir kan banyosuna döndü olay. 1918’de çok sayıda insan geri geldi tehcirden. Ama mesela Türkiye’de üzerinde çok az durulan konulardan biri şudur: Milli Mücadele rejiminin en önemli konularından biri geri gelenleri tekrar kovmaktır. Yani 1920-22 yılları arasında 2. Tehcir yaşandı.

Ropörtajın devamı için burayı tıklayınız…

Bu Yazıyı Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter
Reklam

Yorum yapın