
Bir “açılım” muhabbeti almış başını gidiyor. Açılalım diyenler bir adım atıyorlar bir de bakıyorlar ki “açılan kapı” ya “denize açılıyor” içine giren boğuluyor veya çamura saplanıp kalıyor… Sonra da “Bu cadde çıkmaz sokak” diyerek kapıyı kapatıyor. Sonra bir başkası geliyor, “açalım şu kapıyı” diyor ama yine aynı manzara ile karşılaşıyor.
İlk olarak 1991 yılında “Demokratik Açılımın” muzaffer komutanı, yasakları delen ve “Kıratı” tek başına ayağa kaldırarak “Siyasilere konan yasakları” ortadan kaldıran ve “Demirel mi? Güldürmeyin beni, bir daha iktidar olursa bıyıklarımı keserim” diyenlerin inadına oturduğu iktidar koltuğundan yanına SHP lideri Erdal İnönü ile beraber Güneydoğuya giderek “Açılım” adına bir kapı açmıştı…
Kapıyı kapatmak durumunda kaldı.
Sonrasında PKK çıktı. PKK ile yasal yollardan mücadele edilemedi, yasal olmayan yollar denendi. Bu yola girenler “Susurluk’ta kaza yaptılar. Hala sıkıntısından kurtulamadılar. Bir başka batağa sağlandılar.
1994 yılında HADEP olarak partileşen bu açılım SHP’nin 1995 yılındaki “Açılımı” ile HADEP olarak mecliste temsil edilmeye başlandı. Bu açılım SHP’yi bitirirken, PKK’yı siyasileştirdi ve yasallaştırdı. Bu açılan kapı 2003 yılında “yasadışı faaliyetlerin merkezi” olarak görülüp Anayasa Mahkemesi tarafından parti kapatılarak kapandı.
Kapı bir defa açılmıştı. Açılım süreci devam ediyordu. 2005 yılında DTP kuruldu. Oyları barajın altında kaldığı için Bağımsız olarak meclise girerek DTP’yi meclise taşıdılar ve bu açılım şimdilik siyasi olarak mecliste temsil edilmeye devam etmektedir.
Açılıma Abdullah ÖCALAN’ın “idamını” durdurarak destek olan Anasol-M hükümetinden bu gün mecliste olan MHP, ANAP ve DSP’nin akıbetinden ders aldığını gösterir şekilde AKP’nin açılımına karşı oldukça sert bir tavır takınmaya kendisini mecbur hissetmiştir. Çünkü, daha önceki örneklerinde görüldüğü üzere “Açılımın nereye kadar açılacağı” kestirilememektedir.
SHP’nin açılıma verdiği desteğin nasıl sonuçlandığını bildiği için CHP temkinli yaklaşmaktadır. Ne de olsa “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş.” CHP’nin temkinli yaklaşımının altında böyle bir korkunun da payı olmalıdır.
Son olarak AKP “Kürt Açılımı” ifadesi ile bir çalışma başlattı. Aylardır kamuoyunu meşgul eden bu açılım önce “Silahlı Kuvvetlere” çarptı. Sonra nereye çarpacağını da kimse kestirememektedir.
Sonuç olarak “Açılım iki ucu pis bir değneğe” benzemektedir. Ortasından da tutmak mümkün olmamaktadır. “Yukarı tükürsen sakal, aşağı tükürsen bıyık” “tutanın elinde kalan” sonra nereye koyacağını bilemediği bir fiilî durumdur.
Yorumum:
Bence “Alevi açlımı” “Kürt açılımı” “Tarikat açılımı” gibi ifadeler ayrıştırıcı ve kimliği öne çıkarıcı ifadelerdir. Buradan yola çıkılırsa çok yanlış yerlere gidilir. Başkalarına da hak doğar ve huzursuzluk başlar. Bu nedenle siyasiler ülkede birliği sağlamayı amaç ediniyorlarsa ortak paydalarda birleşmelidirler. Bunun da en güzel şekli “Demokratik Açılım”dır. Çünkü Demokrasiye herkesin ihtiyacı vardır ve demokrasi herkesi mutlu eder.
Devlet ve hükümet samimi ise “Demokratik Açılımı” gerçekleştirerek AB satandartlarında bir “Anayasa” yapar ve tartışmaları bitirir. Bizim Demokratik bir Anayasaya ihtiyacımız var. Başka şeye ihtiyacımız yok.





