AKP 2001 yılında hiçbir partiye alternatif konumunda değilken kapatılan Fazilet Partisinden ayrılan ve parti genel başkanı olan Prof. Necmettin Erbakan’ı partinin kapatılmasından dolayı suçlayarak ayrılanların kurduğu bir partidir. Partinin genel başkanı olan R. Tayyip ERDOĞAN siyasi yasaklı konumunda olduğu ve hakkında davalar bulunduğu için resmi Genel Başkan olamamış anacak manevi liderliğinde 3 Kasım 2002 seçimlerine girmiştir.
AKP’nin siyasi yelpazede yeri Milli Görüş çizgisi olmakla beraber, AKP’nin kurulmasından itibaren “değiştiklerini” ve “Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını” deklare ederek Anavatan Partisi, Adalet – Doğru Yol Partisi ve Halk Partisi tavanından belli isimleri de partilerine katarak Liberal ve Demokrat kimliğe bürünerek halkın karşısına çıkmıştır.
Partinin kurucular listesine bakıldığı zaman büyük çoğunluğun ve beyin takımının Milli Görüş kimliğinin ağır basmadığı söylenemez. Bunun için Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdullatif Şener, İdris Naim Şahin, M. Ali Şahin, Binali Yıldırım gibi isimlerin öne çıktığı görülmektedir.
Taban olarak da ANAP’ın tabanını teşkil eden Nakşibendî, Fetullah Hoca ve Cemaatlerin teşkil ettiği taban ile Milli Görüş tabanından beslendiği, Demokrat Parti ve Doğru Yol Partisi tabanından vitrine koyduğu isimlerle de Milliyetçi ve Muhafazakâr tabandan oy almıştır.
Partinin mevcut genel başkanı ve kurucularından olan Recep Tayyip ERDOĞAN AKP’nin siyasi yelpazesini “Muhafazakâr Demokrat” olarak belirlemiş ve Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını kamuoyuna deklare etmiştir. Taban olarak da kendisini ANAP tabanına dayandığını ve devamı olduklarını ifade etmiştir. Avrupa Birliği ve Demokrasi konusunda önceki söylemelerinin yanlış olduğunu, bu düşüncelerinde daha önce yanıldıklarını ifade ederek, değişim ve dönüşüm esastır; biz de değişerek eski düşünce, fikir ve söylemlerinden vazgeçtiklerini ifade etmişlerdir.
Kuruluşundan 15 ay sonra 3 Kasım 2002 seçimlerine katılan AKP % 34.63 oy oranı ile meclise giren iki partiden birincisi olmuştur. Daha önce mecliste temsil edilen ve % 10 barajına takılan DYP, DSP, ANAP, MHP, SP ve yeni seçimlere giren DEHAP toplam % 46.16 oranında oy aldıkları halde mecliste temsil edilememişlerdir. TBMM seçmenlerin % 53.84 ünü temsil eden bir parlamento olmuştur. AKP % 34.63 oy oranı ile milletvekillerinin % 66.63’ü olan 365 milletvekili alarak mutlak çoğunluk ile meclise girmiştir. Bu ise Anayasayı değiştirecek olan 367 milletvekilinden bir eksiğidir. CHP ise yine haksız olarak oyların % 19.41’ini, milletvekillerin % 33.37’sini almış ve 177 milletvekili çıkarmıştır.
Recep Tayyip ERDOĞAN yasaklı olduğu için Abdullah GÜL başkanlığında 58. Hükümet kurulmuş ve görevine başlamıştır. İlk icraat olarak Recep Tayyip ERDOĞAN’ın yasağı CHP’nin de desteği ile çıkarılan bir yasa ile aşılmış, Emine ERDOĞAN’ın memleketi olan Siirt milletvekili istifa ederek R. Tayyip ERDOĞAN’ın aday olması sağlanmış ve 8 Mart 2003 tarihinde Siirt’te yapılan yenileme seçimleri ile TBMM’ye girmiştir. Abdullah GÜL hükümeti 11 Mart 2003’te istifasını sunmuş ve 15 Mart 2003’te 59. Hükümeti kurma görevi R. Tayyip ERDOĞAN’a verilmiş ve aynı tarihte Cumhurbaşkanı Necdet SEZER’in onayı ile R. Tayyip ERDOĞAN hükümeti göreve başlamıştır.
Recep Tayyip ERDOĞAN partisinin iktidara gelmesi ile hem seçim vaadi olarak hem de ilk beyanat olarak Türk halkına üç şey vaat etmiştir. Birincisi, bu anti demokratik seçim sistemi değiştirilecek ve % 10 barajı kaldırılarak makul bir seviyeye indirilecek. İkincisi, Yeni bir Anayasa yapılacak. Üçüncüsü, 3 Y ile mücadele edilecek. Bunlar da “Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklar” olacaktır.
Hiçbir icraat yapmayan R. Tayyip ERDOĞAN hükümeti bir sene sonra 2004 yılında yapılan Belediye seçimlerinde oyunu % 8 artırarak % 41.67’ye çıkarmıştır. Bu sonuçla 15 Büyükşehir Belediyesinin 11’ini ve Türkiye çapında 1950 belediye başkanlığını kazanarak adeta bütün Belediye başkanlıklarını almıştır.
2004 yılında sonra Türkiye’nin bütün idaresi AKP eline geçmiştir. 2007 yılına kadar vur patlasın çal oynasın oyun ve eğlence ile geçiren AKP “Neden vaatlerini yerine getirmiyorsunuz?” diye soran seçmenlere “Yaptırmıyorlar… AKP’yi devlet istemiyor, CHP engel oluyor, Ordu mani oluyor ve Anayasa Mahkemesi iptal ediyor. Cumhurbaşkanı onaylamıyor. Biz Cumhurbaşkanlığını ele geçirmezsek bize hiçbir şey yaptırmazlar. Cumhurbaşkanlığını ele geçirelim Anayasa Mahkemesi üyelerini ve Devlet Kurumlarının yapısını değiştirerek engelleri aşmamız lazım. Bunun için bize destek olun” demeye başladı.
Cumhurbaşkanını da AKP’li yapmak için kolları sıvayan AKP’ye “devleti işletmek yerine makamları ele geçirerek kurumları AKP’lileştirme yoluna gitmenin yanlış olduğunu söyleyenleri” halka şikâyet ederek “İşte görüyorsunuz! Çalışmamıza engel oluyorlar” demeye başladılar. Askerlerin beyanları ve Yargıtay başkanlarının konuşmaları ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin kararlarını bahane ederek icraatlarına bunların engel olduğu fikrini halkın kafasına sokmayı başardılar.
Üç sene de böyle geçti…
2007 yılında Cumhurbaşkanı Necdet SEZER’in süresi dolunca AKP Abdullah GÜL’ü aday gösterdi. Buna tepki gösteren muhalefet partileri meclisi mitingler düzenlediler. Yargıtay üyeleri de Cumhurbaşkanlığı için meclisin salt çoğunluğu değil, mutlak çoğunluğu olan 367 milletvekilinin oyu gerekir” diyince AKP mecliste 22 Temmuz 2007 tarihinde erken seçim kararı aldı.
22 Temmuz seçimlerinde “Bize Cumhurbaşkanını seçtirmiyorlar!” “Dindar Cumhurbaşkanı seçmemize engel oluyorlar!” sloganları ile halkın karşısına çıkan AKP bu mağduriyetini oya dönüştürme başarısını gösterdi.
Halk için ve ülke içim hiçbir şey yapmayan ve vaatlerinin hiçbirini gerçekleştirmeyen AKP devleti ve kurumları halka şikâyet ederek oylarını % 5 oranında artırmayı başarmış ve % 46.58 oy oranına çıkarmayı başarmıştır. Ancak bu seçimlerde meclise CHP dışında “PKK Terör örgütünün faaliyetleri ve şehit cenazelerinin verdiği tepkiyi iyi kullanan MHP’nin oylarını % 14’e çıkararak barajı aşması ile meclise girmesi sonucu TBMM’ye üç parti girmiş oldu. Bu seçimlerde seçim propagandasına çok önem veren ve en fazla parayı harcayan AKP 18 bin Avro karşılığında “AK Robot” isimli bir robot kiralamış ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu yolla seçim propagandası yapan ilk parti olmuştur.
Seçim sonrasında hükümeti kurma görevini yeniden alan AKP Genel başkanı R. Tayyip ERDOĞAN, meclise 3. Parti olarak giren ve 71 milletvekiline sahip olan MHP’nin oylarını da alarak Abdullah GÜL’ü Cumhurbaşkanı olarak seçtirmeyi başardı.
Böylece Başbakanlığı, Meclis Başkanlığını ve Cumhurbaşkanlığı makamlarını eline geçirmiş oldu. AKP’nin 341 ve MHP’nin 71 oyu ile 412 oy ile Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilmiş ve 367 oranı da sorunsuz aşılmış oldu.
14 Mart 2008 tarihinde Yargıtay Başsavcısı Abdurahman YALÇINKAYA “AKP’nin Lâiklik karşıtı eylemlerin odağı durumuna geldiği” iddiası ile Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açtı. 30 Temmuz 2008’de açıklanan karara göre Anayasa Mahkemesinin 11 üyesinin 6’sı kapatma, 4’ü hazine yardımının kesilmesi ve 1’inin de ret oyu ile kapatılmadı. Ancak hazine yardımının yarısının kesilmesi kararı çıktı.
2009 Yerel seçimlerine Cumhurbaşkanını da seçmiş bir parti olarak girmiş olduğu halde “Kapatma Davası” mağduru olarak giren AKP oylarını % 6 artırmayı hedefleyerek girdi. Kendi yaptırdığı anketlerde ve bütün propagandalarında oylarını % 52’ye yükselmiş olarak gösterdiği halde oy kaybına uğradı.
Cumhurbaşkanlığını da AKP’ye veren halk ondan artık şikâyet, mağduriyet ve laf yerine icraat beklemeye başlamıştı. Ancak icraatla değil “Laf ebeliği” ve “Mağduriyet gözyaşları” ile oylarını artırmaktan başka bir becerisi olmayan AKP’den halkın beklentilerine ve problemlerine çare olacak icraat çıkmıyordu.
Halkın işsizliğin azalmasını, istihdamın arttırılmasını ve yoksulluğa çare olabilecek yatırımların yapılmasını bekliyordu. Ancak AKP devletin imkânlarını kullanma, kamu kurumlarına memur alma ve devlet kurumlarını özelleştirerek yabancılara satma dışında bir icraat yapma becerisine sahip değildi. Bu nedenle 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde % 8 oy kaybı yaşayan AKP % 38.8 oy oranına gerileyerek iktidarda olduğu halde yerel Seçimlerde oy kaybeder duruma düşmüştü.
Bu oy kaybı devam ederse AKP Genel başkanı ve Başbakan Tayyip ERDOĞAN’ın önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı olma hayali suya düşecekti… Ne yapıp edip oy oranını korumak ve artırmak için bir şeyler yapması gerekiyordu…
Amerika’ya giderek çözüm isteyen R. Tayyip ERDOĞAN’ın önüne ABD Siyaset uzmanları “Şark kurnazlıklarını da içinde barındıran Amerikan ve Yahudi oyunlarını” koydular.
Halkın, Tüccarı, Sanayicinin ve Çiftçinin sıkıntılarını unutturmak, işsizleri meşgul edecek ve gençleri eğlendirecek yeni argümanlar ortaya atmak gerekiyordu. Bunlar gündeme getirilerek “Medya kanalı ile pompalanmalı” “İlim ve fikir adamları tartışmalarını içine çekilmeli” “Muhalefet ve siyaseti meşgul ederek AKP’yi durdurmak için çalışmaları” sağlanmalıydı.
İlk olarak Ergenekon, Balyoz ve AKP’yi Bitirme Harekâtları deşifre edilerek Yargı meşgul edilmeye, Askeriye suçlanmaya, Basın ve Yayın üzerinde baskı uygulanmaya başlandı. İhtilallardan sıkıntı çeken ve mağdur olanların “Aferin AKP’ye cesaretle ihtilalcıların üzerine gidiyor” “ne pahasına olursa olsun, ne yaparsa yapsın AKP desteklenmelidir” demeleri sağlanmalıydı.
Arkasından “Açılımlar” devri başladı… Ülkede ne kadar mağdur edilmiş ve itilip kakılmış ve devletle bir şekilde problemi olmuş kesimler varsa mağduriyetleri dile getirilerek “AKP sizin yanınızda, hakkınızı arıyor ve sizi artık ezdirmeyecek. Bunun için açılım başlatıyoruz” demeye başladılar. Önce “Kürt Açılımı” sonra “Alevi Açılımı” daha sonra “Çingene Açılımı” başlatıldı. Seçime kadar “Çerkez Açılımı” “Laz Açılımı” ve “Ermeni Açılımı” adında üç açılım daha planlandı.
Açılımlar “İç Politika malzemesi” olarak kullanılacaktı. Açılımlardan % 10 Oy artırımı hedeflenmişti. Kürtlerin % 5’i, Alevilerin % 3’ü, Çingenelerin ve diğerlerinin de % 2’sinin daha oyu alınırsa % 10 oy artırımı sağlanabilirdi.
Bu aradan “açılımın ne olduğu kimseye söylenmemeli ve sır olarak saklanmalıydı.” Buna “şark kurnazlığı” deniyordu. Buna göre kimse açılımdan bir şey anlamayacak ve merak edeceklerdi. Onlara Açılımı anlatmak gerekiyordu. Anlamayanların başında Sanatçılar, Gazeteciler ve Roman-Hikâye yazan Edebiyatçılar olacaktı. Bunlara Açılımı anlatmak için “yemekli ve eğlenceli toplantılar yapılmalıydı. Başbakan ve bakanların katıldığı büyük organizasyonlarda Kürtlere, Alevilere, Çingenlere Açılım anlatılacaktı. Onların her biri açılımdan kendilerine göre anladıkları ve beklentileri olacaktı. AKP bunları bir araya getirerek ellerini sıkacak, devlet kesesinden yemek yedirecek ve sanatçılarla şarkı söyleyip eğlendirecek sonra da gelip AKP propagandası yapacaklardı. “Sizler ezilmiş, mağdur edilmiş, horlanmış vatandaşlarım. AKP olarak size sahip çıkıyoruz. Biz size açılıyoruz, siz de bize açılın. Sizi ezenler, horlayanlar bizi de eziyorlar ve size yapacağımız hizmetlere engel oluyorlar. Gelin bize destek verin. Hep beraber birlik ve beraberlik içinde bunlara dersini verelim” diyeceklerdi.
Sonra ülkenin yazarları ve fikir adamlarını da toplayarak “Açılım Çalıştayları” yaptırarak “Aldıkları kararları deklare etmeleri” sağlanmalı ve AKP politikalarına sahip çıkmaları temin edilmeli. Bu da en azından oy getirmese bile mevcut oyların korunmasını sağlayabilirdi.
İçerde mağdur durumda olan işsizler ordusu vardı. Onlara “Zenginleri ve iş adamlarını şikâyet etmek” iyi bir mazeret olabilirdi. Bunun için R. Tayyip ERDOĞAN milletin karşısında TV kanalı ile zenginlere seslenebilir ve “1 milyon 800 bin İş Adamından her biri bir işçi alsa 1 milyon 800 bin işsiz iş sahibi olabilirdi. Ama onlar işçileri sömürüyorlardı. Bunu işsiz vatandaşlara anlatarak gözlerini açmak gerekiyordu. Her iş adamı bir yerine iki ve üç işsize iş verse, az kazansa o zaman en az 5 milyon kişi iş sahibi olabilirdi. Ama bu patronlar sıkıştıkça işçi çıkararak karlarını katlamaktan başka bir şey düşünmüyorlardı. Kendisi bir başbakan olarak her sene yaklaşık 100 bin memur alarak üzerine düşeni yapıyordu; ama bu patronlar yapmıyorlardı. Öyle ise işsizler kendilerini savunan bir başbakana sahip çıkacaklar ve patronlara diş bileyeceklerdi. Bundan da yine AKP kazançlı çıkacaktı. Buradan da en az % 2’lik bir oy çıkabilirdi.
Tüm dünyadan içeride sıkışan hükümetler dış politikada “Ülke hakkını korumayı esas alan” beyanatlar vererek, dış düşmanlara gözdağı vererek içerideki siyasi konumlarını güçlendiriyorlardı. Öyle ise bundan da yararlanmak mümkündü. Bu nedenle önce “Van Minute” diye TV karşısında İsrail Başbakanı azarlanabilirdi. Sonra Müslümanların hakkını savunduğunu göstermek için Filistinlilere yapılanlar tenkit edilerek içeride Müslümanların, dışarıda İslam ülkelerinin desteği alınarak “İşte hissiyatımıza tercüman olan başbakan!” “Helal olsun!” “Bunu da söyledi ya ne yaparsa yapsın benim desteğim ona!” dedirtebilirdi.![tayyip-erdogan-akp-savunma[1]](http://www.elestiri-yorum.org/wp-content/uploads/2010/04/tayyip-erdogan-akp-savunma1-300x220.jpg)
Bütün bunlar gelecek seçimin ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin altyapısı ve yatırımı olarak kullanılabilirdi.
Ayrıca Anayasa Değişikliğini bazı maddelerini değiştirerek yapmaya çalışarak hem parlamentoyu, hem basını, hem de kamuoyunu bir sene meşgul etmek mümkündü. Meclisten geçmese Referanduma gider. Referandumda “Biz 12 Eylül antidemokratik yasalarını değiştiriyoruz. Bunlar engel oluyorlar. Biz de size geldik. Ey millet! İhtilalcilerin yaptığı Anayasa’yı değiştirin ve bize destek verin!” diye oy istenir. Buradan alınacak olan % 60-70’lik destek ile baskın bir seçim yapılarak bu AKP’ye % 40’lık bir oy desteğine dönüştürülebilir… Böylece hiç olmazsa mevcut % 38’lik destek % 40’a çıkarılmış ve % 10 barajından dolayı meclisin % 60’ı ele geçirilebilir. Bu da Tayyib’in Cumhurbaşkanlığını garantiler…
Son olarak “Başkanlık Sistemi” gündeme getirilerek yeni bir tartışma zemini oluşturulabilir. “R. Tayyip ERDOĞAN Başkan olmadan ve tek söz sahibi olmadan hiçbir şey düzelmez. Tayyip ERDOĞAN bir Başkan olsun o zaman Anayasayı değiştirecek, Anayasa Mahkemesini, YÖK’ü, Danıştay’ı ve Sayıştay’ı istediği gibi yapılandırarak her şeyi düzeltecektir” düşüncesini halkın kafasına sokmak için AKP elinden gelen her şeyi yapmaya devam edecektir…
İşte o zaman 2003 yılında verdiği sözü 2012 yılında yerine getirmeye başlayabilir.
“Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklar işte o zaman ortadan kalkacaktır!..” diye halk yeni bir beklenti içinde sokulabilir.
Hiçbir şey yapmadan her şeyi yapabileceğine halkı inandırarak desteğini devam ettiren AKP için kim “AKP başarısızdır!” diyebilir…
Halk için, ülke işin ve genç nesiller için boşa geçen yıllar AKP ve yöneticileri için dolu dolu ve en bereketli yıllar olmaya devam edecektir…






