AKP ve Kemalizm

23 Ocak, 2010 yapan admin Yorum Yazın »

akp4yi6Kemalizm, Atatürkçülük ve Atatürkçü düşünce ekseninde siyaset yapmak, devrimlerini ve ilkelerini korumaya çalışmak ve kökleşmesini sağlamaktır. Başta akıl ve bilimi esas alması ve çağdaş uygarlığı hedeflemesidir. 1930’larda uygulamaya konan “Kemalizm” CHP’nin 9 Mayıs 1935’te toplanan IV. Kurultayında kabul edilen 1935 Programında “Kamalizm” olarak kabul edilmiştir.

Kemalizm’in ilkeleri “cumhuriyetçilik, devrimcilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik ve Lâiklik” olmak üzere altı tanedir. Ancak bu ilkeler gelişen dünyaya göre yeniden yorumlanarak uygulanmaya ve korunmaya çalışılır. Hükümetlerin görevi de bu ilkeleri “Kemalist” düşünce yapısına göre uygulayarak topluma kabule ettirirler. İç ve dış politikalarını bu ilkelere göre belirlerler.

Ülkede Kemalizm’in koruyucusu “Atatürkçü Cumhuriyeti” koruyup kollamayı kendisine emanet olarak alan kahraman ordumuzdur. Kemalizm ile Demokrasi birbiri ile çelişen iki kelime ve kavramdır. Kemalizm’de tek adam zihniyeti ve ideolojinin korunması ve benimsetilmesi vardır. Demokraside ise çoğulculuk ve her çeşit düşünceye saygı ve tüm fikirlere eşit mesafede yaklaşım söz konusudur. Kemalizm’in başka düşünce ve fikirlere tahammülü yoktur. Bu nedenle daima demokrasiye darbe planları yapar ve zamanı gelince uygulamaya koyar. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat Kemalizm’in ürünüdür.

Her darbe kendi yasalarını ve hükümetlerini çıkarmıştır. 27 Mayıs hem Anayasa’sını hem partisini hem de hükümetini çıkarmıştır. Millet Partisi’ni 12 Mart Milli Selamet Partisi’ni, 12 Eylül hem Anayasasını ve ANAP’ı ve 28 Şubat AKP’yi doğurmuştur.

MHP, MSP, ANAP nasıl Kemalizm’e hizmet etmişlerse AKP’de aynı şekilde Kemalizm’in korunması, kökleşmesi ve gelişmesi için hizmet etmişlerdir.

1980 ihtilalinden sonra Kemalizm “Dindar Atatürk” imajı ve okullara “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” derslerinin konması ile başlayan süreçte dindarların Atatürk’e sahip çıkmalarını sağlayarak iktidarını ve hâkimiyetini güçlendirmeye devam etmiştir. Dindar çevreler Atatürk’e sahip çıkarak iktidara gelerek devletin imkanlarından ve iktidarın nimetlerinden istifade etmeyi amaçlarken, Kemalistler de dindar ve muhafazakar toplumun oyları ile iktidara gelen hükümetleri kullanarak “Kemalist ideolojinin” hakimiyetini ve devrimlerin kökleşmesini sağlamaya çalışmışlar ve gerçekten de başarılı olmuşlardır. Bu durumda kazanan Kemalistler, kaybedenler ise dindar ve muhafazakar toplum olmuştur.

20090303_derin12 Eylül Anayasayı yapmış, ANAP gibi dindar ve muhafazakar bir iktidara uygulatmıştır. Yine “Başörtüsü”nü kamusal alanda yasaklayan “Kılık Kıyafet Yönetmenliğini” hazırlamış ve ANAP’a daha sonra gelen ANA-SOL-D ve ANA-SOL-M hükümetlerine uygulatmışlardır. Milli Eğitim’in müfredatı “Atatürkçülük” ile doldurulmuş ve tüm İlk ve Ortaöğretimde uygulamaya koymuşlardır. Her gelen hükümet kendisinin ne kadar “Atatürkçü” olduğunu göstermek için bununla ilgili yeni bir uygulama ve yeni bir yönetmenlik çıkararak samimiyetini ispatlama yoluna gitmişlerdir.

28 Şubat sürecinde ise gerek “Sekiz Yıllık Kesintisiz Eğitim” ve “Başörtüsü Yasağı” gerekse “Kur’an Kurslarına” yaş sınırlamasının getirilmiş olması ve “Katsayı Uygulaması” ile İmam-Hatip Liselerine olan talebin azaltılması ve bu durumun hiçbir değişime uğramadan aynen devam etmesi “Kemalizmin” başarısı ve dindar kesimin gafletinden başka bir şey değildir. AKP iktidarı döneminde Diyanet İşleri Başkanlığının “Amacımız Atatürk’ü sevdirmek” türünden beyanlar ile başlayan Diyanetin Atatürk açılımı, hutbelerde “Atatürk’e methiyeler okunması” uygulaması ile de “diyanetin” bu konuda nasıl kullanıldığını göstermesi bakımından enteresandır. Ayrıca “Cenaze namazına kadınların katılımı” “Cuma namazını kadınların başları açık şekilde kılma” gayretlerine diyanetin ses çıkarmaması, hatta camilerde belli mekanları ayırarak bu güne kadar camilerde ve cumalarda uygulanan bir yanlıştan dönüldüğünü kabul etmiş görünmesi, peygamberimizin hadislerini ayıklama çalışmalarının başlatmaları ve bunu da dinin hurafe ve uydurmalardan, hadisleri de gerçek olmayan hadislerden ayırma kılıfıyla açıklamaları Kemalizm’in “dinde reform” planının yeni uygulama şekilleri olarak ortaya çıkmıştır.

Toplum tarafından sevilen ve iktidara getirilen liderlerin dilinden “din de demokrasi de araçtır” sloganını zaman zaman dillendirerek ve siyasi mahfillerde, radyo ve TV ekranlarından defaatle vererek “dinin kutsallığı ve hiçbir şeye alet edilemeyeceği” gerçeğini yıkmaya çalışmak ve dini dünyaya ve siyasete alet edilebilecek bir araç olarak görülmesini sağlamaya yönelik planlı bir faaliyet olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Böyle tehlikeli bir ifade, söyleyeni töhmet altında bırakması gerekirken daha sempatik hale getirmesi ancak Kemalizme yakışan garip bir cerbezedir. Demokrasinin araç olduğunu ifade etmek de demokrasinin aslında “Kemalizmin aracı” olabileceğini anlatmak ve kabul ettirme çabalarından başka bir şey değildir. Bu ayrıca Demokrasiye inananların inancını yıkma amacına yönelik ortaya atılan bir slogan olduğunu anlamak için çok da zeki ve akıllı olmaya gerek yoktur.22560_2583

AKP’yi “Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı” ve “İrticanın odağı” olarak göstermek ve bu yönde propaganda yapmak ise AKP’nin halkın yanında itibarını koruyarak iktidarının devamını sağlamak ve bu perde altında daha rahat faaliyet yaptırmak amacına yöneliktir. Bunun ikinci bir ayağı da AKP karşıtlarını “Kuvay-ı Milliye” ve “Milli Çıkarlar” etrafında bir araya getirmek ve yeni bir güç birliği sağlaması da Kemalizm’in nasıl iki yüzlü ve aldatıcı bir politika izlediğini göstermektedir.

Göründüğü gibi olmamak “Takıyye”, bilmeden istismara sebep olmak, başkalarının emellerine alet olmak ise, akılsızlık, gaflet ve dalalettir. Her ikisi de ehl-i hakikat nazarında ve akıllılar yanında en büyük kusur ve eksikliktir. Akılcı ve doğru politikanın ne takıyyeye ihtiyacı vardır, ne de kendisini bir başkasına alet ettirir. AKP’nin Kemalist politikalara alet edilmesi ilkesiz ve ülküsüz bir menfaat birlikteliği olduğunu göstermektedir.

 

**

Kemalistlerin “Dindar Atatürk” portresi ile ABD’nin “Ilımlı İslam” projesi, Fethullah Gülen’in “Hoşgörülü İslam” tezini “Sentez” yaptığınız zaman karşınıza “AKP’nin Siyasi Misyonu” çıkacaktır. Biraz milliyetçilik, bir tutam dindarlık, bir avuç devletçilik, bir miktar Sosyal Demokratlık, Lâiklik ve Liberalizm suyu ile Demokrasi kazanında pişirildiği zaman karşınıza AKP çorbası çıkacaktır. Bu çorba içenlerin bir kısmının açlığını giderirken birçoğunu da hasta etmektedir. Bu çorbanın içenin bünyesine göre değişik sonuçlar ortaya çıkarması mümkündür. Toplumdaki rahatsızlığın sebebi de budur.

Bu ve buna benzer sonuçları nedeniyledir ki İsrailli akademisyen Dışışleri Müsteşarı Alon Liel “İslamın Yeni Yüzü” isimli kitabında “Erdoğanizm Kemalizmin güncel versiyonudur” tespitini yapmıştır. Bunu Erdoğan-Yahudilerle münasebetleriyle M. Kemal’in Yahudi politikasının örtüşmesinden de anlamak mümkündür. M. Kemal de söylemlerinde Yahudilere asla taviz vermez gözükürken ve “Mason Localarını” kapatırken gerçekte Yahudilerin menfaatlerini koruyacak şekilde bir politika izlediği tarihçilerin malumudur. Hatta devrimleri yaparken Yahudilerin ve Masonların büyük desteğini aldığı da kesinlikle sabittir.  Prof Şerif Mardin de bunun farkında olarak “AKP iktidarı Kemalizm’in başarısıdır” tespitinde bulunmuştur. Bu duruma demokrat zihniyetle bakıldığı zaman çok garip ve kabul edilemez görünürken “Atatürk yaşasaydı Refahlı olurdu” diyen Erbakan geleneğinden gelen ve “Pragmatizmi” siyasetsin amacı haline getirenler için siyasetin gereği ve başarısı olarak görülüp övünç sebebi olabilmektedir. 

Bu da göstermektedir ki 12 Eylülün ürünü olan Özal’ın ANAP’ı ile başlayan “Kemalizmin İslamla barışması” projesi “İkinci Özal” sıfatını çok seven Erdoğan’ın AKP’si ile “İslam’ın Kemalizme uydurulması” tarzında yeni bir ivme kazanmış gözükmektedir. 

**

akp6ug1Her ihtilal gibi 28 Şubat 1977 süreci de “Kemalizm’in” hakimiyetini ve daha da güçlenmesini sağlamıştır. Ancak her darbeden sonra farklı bir açılım ve yaklaşım sergilendiği, daha önceki ezberler bozulduğu için toplum bir önceki uygulamalardan uzaklaşıldığını görerek yeni oluşuma ve duruma destek olurlar. Her destek Kemalist ideolojiyi güçlendirir. 12 Eylül demokrasi ve hürriyet ortamının meydana getirdiği Anarşi ve Terörü önlemiş ve kardeş kanının akmasını durdurmuştur. Bu nedenle muhafazakâr toplum “Bu kadar özgürlük bize çok fazla gelmektedir” diyen ihtilal liderinin büyük bir sempati ile desteklemiş ve yeni Kemalist Anayasa’nın % 92 gibi büyük bir çoğunlukla kabulünü sağlamıştır.

28 Şubat süreci Kemalizmi bir ideoloji haline getirmiştir. Atatürkçü Düşünce Dernekleri bu sürecin ortaya çıkardığı fikir ocakları olmuştur. Gerçekte böyle bir ideoloji olup olmadığını ve M. Kemal’in bir ideolog mu bir siyasetçi mi yoksa bir asker mi olduğunu da tarih ortaya koyacaktır; ama bu bizim konumuz dışındadır. Ama bilhassa AKP’nin kendisini samimi “Atatürkçü” olduğunu iddia ederek ADD’yi samimiyetsizlikle suçladığı gerçeğini de tarih kayıtları arasına almaktadır. Bu tartışmalar göstermektedir ki Atatürkçülük ADD’ye, CHP’ye ve AKP’ye göre farklı anlamlar ifade etmektedir. Ancak ortak bir nokta vardır ki o da her üçünün de farklı algılama dışında Atatürkçülük ile hiçbir probleminin olmamasıdır.

Şurası bir gerçektir ki Kemalizm’in kurucusu olan M. Kemal Atatürk siyasi amacına ulaşmak ve devrimlerini gerçekleştirmek için laiklerle, sosyalistlerle, dindarlarla ve milliyetçilerle ortak hareket ettiği ve tümünü kendi düşüncelerini gerçekleştirmek için kullanmaktan çekinmediği tarihçe sabittir. M. Kemal’in ve Kemalizm’in problemi daha çok Hürriyet ve Demokrasi iledir. Zira Kemalizm’in alternatifi Demokrasi’dir. Ama ne ki burada da zihinleri bulandırmak için Kemalizm ile Demokrasi’yi özdeşleştirme çabalarını ve bunu başarmak için de daha önce ANAP’ı, günümüzde ise AKP’yi kullandıklarını görmekteyiz.

Kemalizm tek parti ideolojisi olduğu için demokrasiyi içermez. Tek parti özlemlileri de Kemalizm’i bunun için savunmaktadırlar. AKP’de “tek parti özlemi” ve tek parti iktidarının icraatlarını ve söylemlerini açıkça görmek mümkündür. Bu da alternatifinin olmadığı, başkalarının yapacağı bir şeyi olmayacağı, muhalefete tahammülsüzlük, demokrasinin gereği olan anlaşma uzlaşma kültüründen uzak olmaları ve parti içi çok sesliliğe tahammül edemediği gibi muhalefetin söylemlerine de tahammülsüzlüğü bunun en güzel ispatıdır.

Türkiye’de statüko da çok partili hayata geçildikten sonra Kemalizm ile demokrasiyi aynı şey gibi sunarak vaziyeti muhafazaya çalıştığı ancak bütün olumsuzlukları demokrasiye, bütün iyilikleri Kemalizm’e mal ederek her fırsatta “Kemalizm Demokrasiden iyidir” diyerek darbelere destek verdikleri ve demokrasiyi askıya aldıkları bir gerçektir.  

Bu Yazıyı Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter
Reklam

Yorum yapın