Anayasa Değişikliği / Tahlil

Temmuz 17th, 2010 by admin Leave a reply »

Kazım GÜLEÇYÜZ /Yeni ASYA

Aksi yönde sürpriz bir gelişme olmazsa 12 Eylül’de sandık başına giderek oylayacağımız anayasa paketinde neler var? Bakalım:

* Madde 1: Kadın-erkek eşitliği konusunda alınacak tedbirler, anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacak. Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile mâlûl ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak.

İfadedeki tuhaflığa bakar mısınız? Kadın-erkek eşitliği konusunda birtakım tedbirler alınacak ve bunlar—her ne ise—anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacakmış.

Bir defa Türkiye’de kadın-erkek eşitliği zaten yok muydu? Ve bu eşitlik için alınacağı söylenen tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olma ihtimali mi var ki, böyle bir kayıt konuluyor?

Peki, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile mâlûl ve gaziler için alınacak tedbirlerin de eşitlik ilkesine aykırı olmaması ne demek? Şimdiye kadar bunlara yardım ve destek için tedbir alınmak istendi de “Eşitliğe aykırı” diye karşı çıkan mı oldu ve bu muhalefet, o tedbirlerin alınmasını mı engelledi?

Amaç ve mantığı anlaşılamayan bir madde.

* Madde 2: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.

Bu madde, “Fişleme kalkacak” şeklinde “tercüme” ediliyor. Ancak bu anlamda uygulamaya yansıması o kadar kolay değil. Evvelâ, bunun için ayrı bir kanun çıkarılacak. İlâveten, sözü edilen hakların işlerlik kazanabilmesi için epeyce bir “bürokrasi”ye de ihtiyaç olacağı anlaşılıyor.

* Madde 3: Yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.

Mevcut uygulamada, emniyetin ve maliyenin koyduğu bir kayıt, yurt dışına çıkış engeli olabiliyor. Bu hususun hakim kararına bağlanması, olumlu anlamda bir ilerleme olarak görülmeli.

* Madde 4: Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.

Bu da aslında olması gereken birşey ve yürürlükteki anayasada bulunmaması büyük bir eksiklik. Tabiî, eğer ayrı bir madde olarak anayasaya konulması meseleyi çözecekse… Ve bu tür konuların illâ anayasada yazılı olması şart mı? Anayasada yazmış olmak, sorunu çözmek için yeterli oluyor mu? Meselâ anayasanın mevcut şeklinde aileyi ve gençliği korumak da devletin aslî görevleri olarak niteleniyor. Ama devlet bu görevi hakkıyla yerine getirebiliyor mu? Sonra, bunlar öncelikle devletin mi, yoksa toplumun mu görevi? Soruları arttırmak mümkün. Ancak bu maddeye karşı çıkmaya da gerek yok.

* Madde 5: Aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olma yasağını öngören fıkra kaldırılıyor.

Çalışma hayatı pratiğinde bunun nasıl uygulamaya yansıyacağını şu aşamada kestiremiyoruz.

* Madde 6: Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir. (Detaylar kanunla düzenlenir.)

Bir taraftan hak veriliyor, diğer taraftan bu hak aynı maddeyle ihdas edilen bir kurulla sınırlanıyor. Memur sendikalarının istediği grev hakkı yok. Eksik ve yetersiz bir düzenleme. Bu konuda başka söylenecek şeyler de var, ama daha sonra.

* Madde 7: Greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan işyerinde neden oldukları maddî zarardan sendika sorumlu tutulamayacak. Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grevi ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılacak.

Sendikalar üzerindeki 12 Eylül kaynaklı baskı ve kısıtlamaları kısmen kaldıracak bir düzenleme.

* Madde 8: TBMM Başkanlığına bağlı olarak ‘Kamu Denetçiliği Kurumu’ (ombudsmanlık) oluşturulacak ve idarenin işleyişi ile ilgili şikâyetleri inceleyecek. Kamu başdenetçisi TBMM tarafından gizli oyla ve 4 yıl için seçilecek. (Detayları kanunla.)

Bu maddeyle, yıllardır bahsedildiği halde bir türlü hayata geçirilemeyen yeni bir “hak arama” müessesesi gündeme geliyor. İdarenin, yani devlet kurumlarının tasarruflarına dair şikâyetler yargıya götürülmeden bu kuruma iletilerek çözüme bağlanmaya çalışılacak. Başına âdil, ehil ve uygun bir isim getirilir, kadrosu bu niteliklere sahip kişilerden oluşturulur ve iyi çalıştırılabilirse, faydalı olabilir.

* Madde 9: Beyan ve eylemleriyle partisinin kapatılmasına sebep olan milletvekilinin vekilliğinin de düşürülmesini öngören madde iptal ediliyor.

Parti kapatmayı zorlaştıran madde Meclisteki ikinci tur oylamada düştüğü için o tarafı eksik kalan bir düzenleme. Ama öyle de olsa milletin seçtiği vekilin yargı kararıyla azledilmesi uygulamasına son verdiği için olumlu bir gelişme olarak görülmeli.

* Madde 10: (Meclis Başkanlığına) İlk seçilenlerin görev süresi iki yıl olarak belirlenirken, ikinci devre için seçilenlerin görev süresinin o yasama döneminin sonuna kadar devam etmesi öngörülüyor.

Uygulamada zaman zaman yaşanan belirsizlik ve tartışmaları bitirmeye yönelik teknik bir düzenleme.

* Madde 11: Yüksek Askerî Şûrânın terfi işlemleri ve kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, ordudan her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılıyor ve ayrıca, yargı yetkisinin, idarî eylem ve işlemlerin “hukuka uygunluğunun denetimi” ile sınırlı olup, hiçbir surette “yerindelik denetimi” şeklinde kullanılamayacağı kuralı getiriliyor.

Yıllardır ciddî mağduriyetlere yol açan YAŞ ihraçlarına karşı yargı yolunun açılması elbette ki olumlu bir düzenleme. Keza, yargının idarî eylem ve işlemlerde hukuka uygunluk denetiminin ötesine geçip, kendisini idarenin yerine koyarak yerindelik denetimi yapmasını önlemeye matuf kural da isabetli. Ama anayasaya bu kuralı koymanın uygulamada istenen sonucu verip vermeyeceği şu aşamada soru işareti. Anayasa, AYM’nin de “kendisini yasa koyucunun yerine koyarak” hüküm ihdas etmesini yasaklıyor, ama uygulama öyle mi?

* Madde 12: “Memurların nitelik, atanma, görev, yetki, hak, yükümlülük, aylık, ödenek ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” diyen fıkraya, “Ancak mâlî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” şeklinde bir cümle ilâve ediliyor.

Uygulamada, dönem dönem değişmesi muhtemel toplu sözleşme hükümleri ile kanun arasındaki uyumun nasıl sağlanacağı şimdilik belirsiz.

* Madde 13: Memurlar hakkında verilen disiplin cezası kararları için yargıya gitme yolu açılıyor.

Bu düzenleme, memurların aldığı uyarı ve kınama cezalarıyla sınırlı. Bunlara muhatap olan memurlar iptali için mahkemeye başvurabilecek.

* Madde 14: Hakim ve savcıların denetimini düzenleyen madde değiştirilerek, metin “adalet hizmetlerinin denetimi” başlığı altında sadeleştiriliyor ve Adalet Bakanlığının rolü azaltılıyor.

Burada da detayları ilgili kanuna havale edilen “teknik” bir düzenleme söz konusu ve sadece bu maddeye bakılırsa, Adalet Bakanlığının denetimdeki rolü azalmış gibi görünüyor, ama sırası gelince üzerinde duracağımız gibi, HSYK ile ilgili maddede getirilen değişiklikler aksi yönde bir kanaat oluşturabilecek nitelikte. Uzmanlarınca tahlil edilerek açıklığa kavuşturulması gereken bir konu.

Madde 15: Askerî yargının görev alanı yeniden belirlenecek. Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülecek. Askerî mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait dâvâlara bakmakla görevli olacak. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlara ait dâvâlar, her durumda adliye mahkemelerinde görülecek. Siviller, savaş hali dışında askerî mahkemelerde yargılanamayacak. (Detaylar kanunla.)

Burada, temeldeki sivil-askerî yargı ikilemi çözülmüyor, ama uygulamada sıkıntı veren bazı yanlışları bitirebilecek bir düzenleme yapılıyor. Darbe suçlarının sivil yargıda muhakeme edilmesi anayasal kural haline geliyor. Ama sivil yargıdan tatminkâr sonuçlar çıkması, bunun ötesinde topyekûn bir zihniyet değişimini gerektiriyor.

* Madde 16: AYM’de asıl üye sayısı 11’den 17’ye çıkıyor. 3 üyeyi Meclis seçiyor: 2’sini Sayıştay Genel Kurulu, 1’ini baro başkanlarınca belirlenen 3’er adaydan. Diğer üyeleri Cumhurbaşkanı atıyor: 3’ünü Yargıtay, 2’sini Danıştay, 1’ini Askerî Yargıtay, 1’ini Askerî Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3’er adaydan; 3’ünü YÖK’ün kendi üyesi olmayan hukukçu öğretim üyeleri arasından göstereceği 3’er adaydan; 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1. sınıf hakim ve savcılar ile en az 5 yıl görev yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından. (Yedek üyeler için de kurallar belirleniyor.)

Değişiklikle getirilen yenilikler: Mahkemede görev yapan üye sayısındaki 4 artış; 3 üyenin seçiminde Meclisin devreye girmesi; birinci sınıf hakim ve savcılarla raportörlere de üyelik yolunun açılması; AYM’ye seçilebilme yaşının 40’tan 45’e, görev yapma süresinin 15’ten 20 yıla çıkarılması, öğretim üyelerinde profesör veya doçent olma şartının aranması.

Düzenlemede, Askerî Yargıtay ve Askerî Danıştay garabetlerine dokunulmazken, AYM’de bu kurumlara kontenjan ayırma uygulamasının devam ediyor olması da gözden kaçmaması gereken önemli bir nokta.

* Madde 17: Anayasa Mahkemesi üyeleri 12 yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa AYM üyesi seçilemez. AYM üyeleri 65 yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin atandıktan sonra 65 yaşına kadar orada kalmasını öngören düzenlemenin iptali ile 12 yıl sınırının getirilmesi olumlu bir değişiklik.

* Madde 18: “Herkes, anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlâl edildiği iddiasıyla AYM’ye başvurabilir” cümlesiyle, AYM’ye bireysel başvuru hakkı getiriliyor. AYM’nin Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı kişilere TBMM Başkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları da ekleniyor. (Maddenin eski haline göre listedeki diğer kişiler Cumhurbaşkanı; Bakanlar Kurulu üyeleri; AYM, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, AYİM Başkan ve üyeleri, Başsavcıları, Başsavcıvekili, HSYK ve Sayıştay Başkan ve üyeleri.)

Haklarını bu ülkenin mahkemelerinde alamayıp mağdur olan insanların AİHM’e yönelişini azaltma düşüncesiyle getirilen bu düzenlemeden olumlu sonuç alabilmenin şartı, yine hak ve özgürlükleri önceleyen bir zihniyet değişiminin AYM’de de gerçekleşmesi. Yoksa “değişmez maddeler”e yaslanarak demokrasinin önünü kesen veya sosyal güvenlik reformuyla ilgili kararda olduğu gibi “Herkes eşittir, ama memurlar daha eşittir” mantığını sergileyebilen ya da emeklilerin maruz bırakıldığı haksızlıkla ilgilenme gereği dahi duymayan bir anlayış korunursa hiçbir şey değişmez.

Prensipte Millî Savunma Bakanına bağlı olması gereken komutanların konumunun, pratikte işleyip işlemeyeceği belirsiz Yüce Divanda yargılanma formülüyle listedekilerin statüsüne yükseltilmesi ise yanlış.

Madde 19: AYM’nin iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışması esası getirilerek bununla ilgili detaylar düzenleniyor. Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şartı öngörülüyor. (Yürürlükteki düzenlemede bu oran beşte üç idi.)

Teknik işleyişe ilişkin kuralların yer aldığı bu madde üzerinde fikir beyan etmeye gerek yok.

* Madde 20 ve 21: Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük işlerine yönelik olarak kanunla yapılacağı ifade edilen düzenlemelerde, mevcut metinde yer alan “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre” ibaresi kaldırılıyor.

Bu değişiklik, bizatihî varlığı ciddî itiraz ve tartışmalara konu olan bu mahkemeler üzerindeki “asker gölgesi”ni kaldırmaya yeter mi, takdirinize.

* Madde 22: HSYK’nın 7 olan üye sayısı 22’ye çıkıyor. Kurulun 3 daire halinde çalışması öngörülüyor. Önceki sistemde Yargıtay’dan 3 ve Danıştay’dan 2 üye, iki kurumun Genel Kurullarında her üyelik için belirlenen 3′er aday arasından Cumhurbaşkanınca seçilirken, yeni sistemde Köşk hukukçu öğretim üyeleri ve avukatlardan 4 üye seçiyor. 3’ünü Yargıtay, 2’sini Danıştay Genel Kurulları, 1’ini yeni bir kurum olarak Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu, 7’sini birinci sınıf adlî, 4’ünü de idarî hakim ve savcılar belirliyor. Kalan iki üyelik Adalet Bakanı ile Müsteşarına ait.

Bunun dışında, kurul bünyesinde bir Genel Sekreterlik birimi ihdas ediliyor. Hakim ve savcılarla ilgili inceleme ve soruşturmalarda, kurul başkanı olarak Adalet Bakanının rolü etkinleştiriliyor. Kurul kararlarına yargı yolunu kapatan kurala “meslekten ihraçlar” istisnası getiriliyor.

Düzenlemedeki en önemli yenilik, kurulun oluşumunda yüksek mahkeme üyesi olmayan hakim ve savcıların ciddî bir temsil imkânına kavuşmaları. Uygulamada da dikkatli olunur ve özellikle üye seçimlerini hizip çekişmelerine dönüştürme gibi yanlışlar yapılmazsa, yüksek yargı mekanizmasındaki “kast sistemi”nin aşılmasında etkili olabilir. Bunun dışında, ihraç kararlarına yargı yolunun açılması da olumlu. Adalet Bakanının kuruldaki varlığının korunmasından öte, rolünün etkinleştirilmesi ise, itirazlara konu olan bir sıkıntı kaynağı olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Madde 23: Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında hükümete istişarî nitelikte görüş bildirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulur. Kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenir.

Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın planlamasını devletin görevi olarak niteleyen 166. maddeye ilâve edilen bu fıkra ile, son dönemde ara ara toplanan Ekonomik ve Sosyal Konsey, ilgili bazı sivil kurumları da kapsayan bir anayasal kurum haline getirilmiş oluyor. Çalışma alanıyla ilgili konularda, bir kısmının ne ölçüde sivil olduğu tartışmalı kurumların katılımıyla oluşacak konsey devlet politikalarının sivilleşmesine mi katkı sağlar, yoksa sivil kuruluşların devlet kontrolüne girmesini mi sonuç verir; uygulamada görülecek.

Madde 24: 12 Eylül dönemindeki Millî Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu dönemdeki hükümetlerde ve Danışma Meclisinde görev alanların yargılanmasını önleyen geçici 15. madde kaldırılıyor.

Yaklaşık 30 yıldır yürürlükte olan bu “geçici” madde nihayet kalkıyor, ama bu, pratikte 12 Eylülcülerin yargılanacağı anlamına gelmiyor. Çünkü herşeyden önce zamanaşımı söz konusu. Zamanaşımının bu madde için geçerli olmaması yönündeki teklif ise AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. Dolayısıyla maddenin kaldırılması bu şekliyle sembolik bir anlam taşımanın ötesine geçemiyor.

Madde 25: AYM ve HSYK’daki yeni sisteme geçişle ilgili geçici yürürlük maddeleri yer alıyor.

Madde 26: Bu kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanacağını ifade eden son madde.

17.07.2010

E-Posta: irtibat@yeniasya.com.tr

Bu Yazıyı Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter
Advertisement

Bir Cevap Yazın

hits counter