Anayasa Referandumu Hakkında Düşünceler…

Ağustos 14th, 2010 by admin Leave a reply »

Umut YAVUZ

1982 Anayasası darbe ürünü bir anayasadır. Bu anayasa insan hak ve özgürlükleri bağlamında yetersiz olup, Türkiye’yi artık daha ileri taşıyamayacak mefluç bir anayasa mahiyetindedir. Bugün objektif bir gözle bakan herkes pek tabii ki mevcut anayasamızın topyekûn bir değişme ve yenilenmeye tabi tutulması gerektiği konusunda hemfikir olacaktır.

Demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapılması herkesin arzusudur. Ancak esas tartışma bunun nasıl ve kimler tarafından yapılacağıdır. Benim kanaatim anayasalar birer toplumsal sözleşme mahiyetinde olduğu ve ayrım gözetilmeksizin vatandaşlık hakkına sahip bütün bireyleri doğrudan ilgilendirdiği için kesin bir mutabakat ve konsensüs ile yapılması gerektiğidir. Bu, yeni bir anayasa yapmak için bir gereklilik olduğu gibi, mevcut anayasada değişiklik yapmak için de gerekli bir şarttır.

12 Eylül 2010 günü önümüze sunulacak anayasa paketinin en başta bu yönüyle sakıncalı ve problemli bir paket olduğunu belirtmek gerekir. Zira nasıl ki 1982 yılında bizlere dayatılan anayasanın “darbe ürünü ve dikta mantalitesiyle hazırlanmış” bir anayasa olduğundan muzdarip isek, bunun yerine ikame edilecek olan anayasa yahut paketlerin de bu mahiyetten uzak olması elzemdir. Yani demek istediğimiz o ki, toplumun bütün katmanlarını ilgilendiren böylesi değişikliklerde muhakkak surette mutabakat ve konsensüs aranması şarttır. Aksi halde yapılan şey anayasa yahut anayasa reformu olmaktan uzak olur.

Şimdi önümüzdeki paketin bu yönüyle sakıncalı olduğunu gördük. Ancak her şeye rağmen bu milletin önüne 12 Eylül 2010 günü böyle bir paket gelecek. Bu sebeple peşinen karşı çıkmadan evvel en başta yapılacak şey paketi incelemek olmalıdır. Öncelikle anayasa paketinin, onu önümüze getiren iktidar partisinin iddia ve vaatlerini kesinlikle karşılamadığını belirtmek gerekir. Pakette iki temel nokta var: Birincisi yargı üzerinde bir cerrahi operasyon. Bunu HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ile ilgili maddelerde ve askeri mahkemeler ile ilgili düzenlemelerde görebiliyoruz. Esasında Türkiye’de yürütmenin önünü tıkayan bu noktalardaki kronik problemlerin bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekmekteydi. Ancak görüyoruz ki, söz konusu paketteki düzenlemeler bu problemi ortadan kaldırmaktan ziyade, iktidar eksenli bir kaymaya ve dolayısıyla yargı üzerinde bir siyasallaşma görüntüsüne sebep olmaktadır. Bizce yargı gibi önemli bir kuvvet ne resmi ideolojinin ne de iktidarların hegemonyası altında kalmamalıdır. Yargının tam bağımsızlığı bir hukuk devleti için olmazsa olmaz şarttır. Türkiye’nin bu temel problemine böylesi kaotik çözümler getirmek ileride onulması güç yaraların ve kutuplaşmaların oluşmasına sebep olabilir.

Reformlar ve demokratikleşme paketleri asla ve asla iktidar eksenli bir yapılanmaya sebebiyet verecek şekilde yapılamaz. Bu çözüm yerine kaos getirir. Zira böylesi bir durumda, siyasal iktidara endeksli bir demokratikleşme olur. Yargının iplerini siyasal iktidara verdiğimiz zaman, yargının bağımsızlığından söz etmek imkansız hale gelecektir. Bu, geçici bir şekilde yürütmenin önünü açarak belki bir takım hak ve özgürlüklerin elde edilmesine sebebiyet verebilir ama iktidarlar değiştikçe farklı bir demokrasi standardı gelmesine neden olacaktır. Bu da gerçek demokratikleşme değildir. Çünkü demokratikleşme ve hukuk devleti olma mefhumu tamamen iktidarlardan azade birer mefhum olmalıdır. Dolayısıyla anayasa, yargı ve başka herhangi temel kuvvet üzerinde yapılacak reform ve yeniliklerin evrensel demokrasi ve hukuk ilkeleri ölçüsünde yapılması şarttır. Bu paketin ne yazık ki bu tür hassasiyetlerden uzak olduğunu görüyoruz.

Paketin diğer temel bir iddiası olan hak ve özgürlüklerin genişletilmesi sadedine gelince… Bu bağlamdaki maddeleri tek tek incelediğinizde esasında çok köklü ve temel yenilikler getirilmediğini göreceksiniz. Kadın hakları, çocuk hakları, memurların hakları, özel hayatla ilgili madde, yurt dışına çıkışla ilgili düzenleme, ombudsmanlık vs vs… Bunların hepsi birer cümlecik eklemesinden ve yuvarlak ibarelerden ibarettir. Somut olarak getirdikleri bir yenilik ve reform yoktur. Bilakis 1982 Anayasası’nın ve önceki darbeci anayasaların esas karakteri olan “lastikli kanun” kriterlerine oldukça yakın ibarelerdir. Yani doğrudan darbe anayasasının karakterini yansıtmaktadır. Dolayısıyla iddia edildiği ölçüde hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ile ilgili bir hedefleri ve getirileri olmadığı görülecektir.

Pakette pek tabii ki olumlu yanlar da vardır. Sözgelimi sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmayacak olması önemli bir düzenlemedir. YAŞ’taki ihraç kararlarına yargı yolunun açılması mühim bir gelişmedir. Ancak referandum gibi milletin gücünü ortaya koyacak ve milletin dediğini olduracak metotlar kullanılacağı zaman, mutlak surette hayati bir takım düzenlemeler ve yenilikler olması şarttır. Bu paket ise, ülkenin esas temel meselelerini ıskalamış, görmezden gelmiş bir pakettir. Sözgelimi partiler kanunu, seçim kanunu, seçim barajı, dokunulmazlıklar, başörtüsü meselesi, Kur’an öğrenme yasağı, katsayı meselesi, YÖK problemi, temel hak ve özgürlükler, işsizlik ve vergiler ile ilgili düzenlemeler, sosyal güvenlikle ilgili problemler vs vs… Bunun gibi sayabileceğimiz onlarca temel problemi ıskalamış ve tali bir takım meselelere, makyaj niteliğindeki düzenlemelere mahkûm olmuş bir pakettir. Referandum ile milletin önüne sunulacak nitelikte bile değildir esasında. Zira iki maddesi hariç, paketin bütününde bir konsensüs mevcut idi. Ancak iktidar partisi ısrarcı olarak, bunu referandum sahasına taşımak istedi. Sonra 12 Eylül gibi sembolik bir tarihe denk getirilmesi ve “12 Eylül ile hesaplaşma” gibi süslü bir yalanın propaganda malzemesi olarak kullanılması, bu referandumu tamamen bir seçim yatırımı haline getirmektedir. Hal böyle olunca, insanların pakete inancı ve güveni kalmamaktadır.”

12 Eylül ile hesaplaşma”, “Darbe anayasasını tarihe gömme” gibi iddialara gelince… Bunlar, paketteki hangi madde ile yapılacaktır? Geçici 15. madde derler ise, darbecilerin zaman aşımından dolayı yargılanmayacak olması herkesin malumudur… Bu vatandaş ile dalga geçmek değil de, nedir? Gönül isterdi ki, parlamento çatısı altında bir konsensüs ve mutabakata vararak, hiçbir şekilde milletin önüne bu referandum sandığı konulmasa idi… Hem milli servetimiz çöpe atılacak hem de attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmeyecek…Yani 13 Eylül sabahı uyandığımızda, paketten “Evet” çıkacak olsa bile, Türkiye ne daha demokratik, ne daha sivil ne de daha özgürlükçü bir hukuk devleti haline gelecektir.

Referandum rüzgarı ise 2011 seçimlerine taşınarak, kullanılacak ve istismar edilecektir… Şimdiden gerek iktidarın gerekse muhalefetin meydanlarda kullandığı uslup ve propaganda tekniklerine bakıldığında söylemek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Bu hengamda yapılabilecek en iyi şey mutedil, temkinli ve sabırlı davranmak, istişare ve danışma mekanizmalarını çalıştırarak bir karara varmak ve asla ve asla referandum ile oluşturulmak istenen kaosa ve kamplaşmaya taraftar olmamaktır. Aksi halde demokratikleşme ve iç huzur anlamında büyük kayıplar verilebilir.

Bu Yazıyı Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter
Advertisement

Bir Cevap Yazın

hits counter