Siyasi partilerde bir önce “değişim” rüzgârları esti. Sonra “açılım”lar başladı. Değiştim, değişiyorum ve yeniliğe açılıyorum dediler ve geçmişi inkâr ederek yenidünyalara yelken açtılar. Baktılar ki millet yeniliğe sempatik. Devam ettirelim dediler…
Vatandaş ne olduğunu bilmiyor ya, bir şeylerden rahatsız, sıkıntısı var, kurtulmak için gözü kapalı “belki bunda bir iş vardır” diye Millet Meclisini değiştirmeye başladı ya… Bu birilerine ilham kaynağı oldu. Sürekli vatandaşa yenilik mesajları vermeye başladı.
Hani karadenizin uyanık uşağı bakmış babası atından memnun değil, evin emektar kıratından sürekli şikâyet ediyor. İki de bir “bu atı satalım yenisini alalım” diyor. Demiş “ben bu atı satarım yenisini alır gelirim.” Atı alır pazara gider, satamaz. Gider boyacı dükkânına bir kutu siyah boya alır ve at bir güzel boyar. Sonra akşam karanlığında babasına gelir “buyur baba yeni atın. Kıratı sattım ve bu siyahı aldım” der. Babası memnundur. Bir müddet anlamaz sonra bir gün tarladan gelirken yağmur yağar ve atın boyası dökülür, kırat meydana çıkar. Tabii bizim uşağın foyası da…
**
Bizim uyanık siyasetçiler de halkın karşısına çıktılar ve “biz değiştik” dediler. İktidara geldiler. Millet de inandı. Sonra dediler ki “biz sizi de değiştireceğiz.”
Milletin derdi para olduğu için önce “parayı değiştireceğiz” dediler. Gerçekten de yaptılar. Önce YTL oldu iki sene böyle devam etti. Millet dedi “para değişti ya, eh bu para çok bereketli olur cebimiz dolar.” Beklediler olmadı. Para azaldı. Vatandaş sıkıştı. İktidara dediler bu olmadı. Cevap verdiler. Yahu bu YTL, biz onu yeniden TL yapacağız, o zaman para bereketlenecek göreceksiniz.” Eh iki sene de böyle geçti.
Sonra “Anayasa Değişimini” gündeme getirdi. Anayasa’yı yaptıydı, yapacaktı ve heyetler oluştu, oluşacak, mutabakat sağlandı, sağlanacak derken iki sene geçti. Sonra “bu iş gelecek bahara” dendi. İşin garibi iktidarın bu oyuncağını en çok yutanlar ve bununla oynayanlar “İlim Adamı” ve “Hukukçular” oldu…
Aynı değişim Eğitimde yaşandı. Bakan önce okulların boyasını değiştirdi. Sonra tabelalarını değiştirdi. Liselerin tabelası mavi, meslek liselerinin sarı diğerlerinin de beyaz olacak dedi. Sonra “kitapları ben vereceğim kimse kitap almasın” dedi. Kitap satışlarında büyük rant var ya, kitapçıların yerine bakanlık kendisi satarak yeni bir değişim yaşandı. Ülkede yüz binlerce kırtasiye kitap yerine oyuncak satamaya başladı. Defterleri ve diğer malzemeleri de iktidarın belediyeleri bedava verdiği için kırtasiyeciler “oyuncakçı dükkânı ve bavul dükkânı” oldu. Kırtasiyeciler değişti. Sonra “Okulların kalitesini artıracağız” diye yeni sistemler getirdi ve okullardaki bilgisayar laboratuarlarını değiştirdi. Eğitime dönüp baktık SBS’den onbinlerce öğrenci “sıfır” puan alıyor, ÖSS’den On binlerce öğrenci “sıfır” puan çekiyor. Eh artık öğrenci de değişti. Ders çalışma yerine sınıfta bilgisayar oyunu, bahçede de top oynuyor. Oyundan zaman ayırıp derse bakamıyor ki…
Çiftçiyi de değiştirmeye başladı. Önce “dönüm başına para verdi.” Tarlasını eken biçen zarar etti, ekmeyen hiç olmasa tarla parasını kar etmiş oldu. Çiftçiler değişti. Çalışmamaya başladılar. Pancarı ekmeyin dediler. Şeker Fabrikaları da rahat etti. Şimdi de Fındık üreticilerine “Fındıkları sökün, alternatif ürün dikin” diye onları değiştirmeye başladı…
Değişimden sonra vatandaşın cebine bir şey yansımadı. Herkes şikâyet etmeye başlayınca uyanık iktidar yeni bir terim bulmak gerektiğine karar verdi. “Değişim” artık sıkıcı olmaya başlamıştı. Ne yapalım ne diyelim derken partilerin akıl daneleri dediler ki “Bundan sonra değişim demeyelim “AÇILIM” diyelim. Ne yapalım “ALEVİ AÇILIMI” diyelim. Bu açılım tutarsa bizim sandığımıza yeni oylar gelir. Biz de yeniden iktidara devam ederiz.
Gerçekten de tuttu. Alevi açılım aylarca tartışıldı ve gündemdeki sıkıntılar yerine açılım konuşulur oldu. Şöyle olacak, böyle olacak diye halk ve medya oyalandı. Bizim medya oyuncak bulunca kırılana kadar onunla oynayan çocuk gibidir. “İktidarın bu oyuncağını” alınca canını çıkarana kadar oynar. Öyle yaptılar. Gündem “Alevi Açılımı!” oldu.
Ana muhalefet baktı başka çare yok. Açılımda ben de varım dedi. Önce “Çarşaf Açılımı” yaptı. Ses getirdi. Arkasından “Tarikat Açılımı…” Ama o bu işlerde acemi.. Yüzüne gözüne bulaştırdı. İktidar vatandaşın oyunu sandığına, malını da cebine indirdi. Yeniden iktidar oldu. Muhalefet şaşkın şaşkın bakakaldı.
**
Aradan aylar geçti, gündeme sıkıntılar yansımaya başladı. İktidar köşeye sıkıştı. Ne yapmalı, ne etmeli derken “Ergenekon” imdatlarına yetişti. Ne zaman sıkışırlarsa “Cumhuriyet Savcısı” bir operasyon düzenliyor “Medya” bir iki ay onunla bütün toplumu oyalıyordu. Çünkü bu çok önemli ve büyük bir açılımdı. Bunu iktidar planlıyor ve yapıyor propagandası ile “Demokratikleşme” adımları atılacak ve gelecekte herkesin cebi para dolacak şekline propaganda yapılıyordu. Çünkü tabandaki halkı yukarıdaki hiçbir şey ilgilendirmiyor, onların cebine girecek para ilgilendiriyordu. Bu da Ergenekon’dan sonra olacaktı.
Bu da bitti. Yeni bir “Açılma” ihtiyaç vardı. “KÜRT AÇILIMI” balonu ortaya atalım dendi. Çünkü bu AYDIN’ları oyalar, MEDYA’yı oyalar, Milliyetçileri oyalar, Muhalefeti oyalar ve Kürt Halkını oyalar… Uzun süre konuşulması için de “Uzun bir süreç” denir. Ne kadar uzun, arık ona iktidar karar verir. Çünkü onun uzun süreye ihtiyacı vardır. En önemlisi de halkı oyalar. Neden mi? Halkın beklentisi cebine para girmesidir. Bu da “Kürt Açılımı” sonunda oluşur. Çünkü Teröre milyarlar dolar harcanıyor ya.. Terör bitince bu paralar halkın cebine girer. Bu partililerce her yerde propaganda yapılarak “beklenti oluşturulur” ve önümüzdeki seçimde de yeniden tek başına iktidar olunur.
-Ya asker ve anayasal kuruluşlar buna karşı çıkarsa?
- O zaman daha iyi olur. Halkın karşısına çıkılır. “Bakın biz yapıyorduk, ama engellediler. Yaptırmadılar. Siz bize oy verin, biz bir dahaki dönem bunları da aşarız ve bu işi hallederiz” denir.
Sonra gelsin oylar, gelsin iktidar…
Ve en önemlisi, Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Gelsin Çankaya Koltuğu…
Ya ülke ne olacak? Ya verilen vaatler…
Vaat ederken “bunlar olacak” diye altını çizilmişti ya… Şimdi de üstünü çizilir…
Sonra bu artık “meclisin işi” denir…
“Bu şarkı da burada biter.”





