Yazar: Alper AKALIN / Pazartesi, 25 Ağustos 2008
Üniversitelerin eğitim-öğretim hayatına başlamalarına az bir zaman kaldı. Eminim ki Eylül ayından itibaren, “kampüse türban girmeli mi girmemeli mi” tartışması, Anayasa Mahkemesi’nin türban serbestisi ile ilgili yasa düzenlemesini bozan kararı ve son cumhurbaşkanı rektör atamaları ile beraber yeniden gündemimize girecek.
Yakın zamanda türban yasağı, özgürlükçü olarak bildiğimiz blog sitelerinde de, hafif kafa karıştıran argumanlarla ile de savunulmadı değil. Ekonomitürk’ten Barış Bey, devlet üniversitlerinin, devletin kurucu ideolojisine uygun bazı kurallar koyduğunu, vatandaşların da bu kurala uymakla yükümlü olduğu manasına gelebilecek bir çıkışla tartışmayı başlattı. Liberal makaleleriyle takip etmekten zevk aldığımız bazı bloglarda , Barış Bey’in savunması sıkı bir eleştiriye maruz kalsa da, bu eleştiriler, resmi ideolojinin hâkim kıldığı ezberci zihniyeti eleştirmekten öteye gidemedi. Esasında ben, olaya farklı ama daha derinsel bir açıdan bakma niyetindeyim. 10 yıllardır süren kavganın temel problemini ve artık bıkkınlık veren bu problemin çözümünün yine problem içinde saklı olan yönleriyle çıkarmak, artık büyük bir elzemdir düye düşünüyorum.. » Devamını Oku: Türban Yasağının Nedeni: Parasız Eğitim…

28 Şubat 1997 tarihinde başlayan süreçte eğitimde branşlaşma ve yönlendirme amacı ile “Eğitimde 8 yıllık temel zorunlu eğitim” ile beraber YÖK tarafından Üniversiteye yerleşmede “Katsayı Uygulaması” başladı. Prof. Yusuf Ziya Özcan YÖK Başkanı olunca Meslek Lisesi Öğrencilerinin mağduriyetini gidermeye yönelik girişimlerde bulunarak yine YÖK kararı ile 21 Temmuz 2009 tarihinde katsayıyı eşitleyen bir düzenleme yaptı. Ama ne ki bu karar İstanbul Hukuk Barosu tarafından itiraz ederek Danıştay’a iptal davası açtı. Danıştay İstanbul Barosu’nun itirazına 27 Kasım 2009 da cevap vererek oy birliği ile “Yürütmeyi Durdurma Kararı” verdi. Teknik detayları bilmemekle beraber Danıştay bu iptal kararını 2547 sayılı YÖK yasasının 45. Maddesine dayandırdığını ifade etmektedir. Kararda, “Bu durumda, dava konusu kararın 3, 4. ve 5. maddelerinin, dayanağı yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi eğitim sisteminin, hukuka uygun oldukları istikrar kazanmış yargı kararları ile de ortaya konulmuş olan amaç ve ilkelerine, hukuka ve hakkaniyete uygun değildir. Dava konusu kararın uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararlar oluşacağı da açıktır” denilmektedir.
İnsan beyni hiç durmadan yorulmaksızın çalışacak güçtedir. Beyin yorulmaz. Beynin yorgunluğu diye bir şey mevzubahis değildir. Beyin yorulması genel olarak sıkıntıdan kaynaklanır. Dikkatimizi toplamasını bilemezsek, dikkatimizin dağılmasını önlemeye gücümüzün olmayışından biz yorgunluk hissederiz.
“Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız tohum ekiniz. On sene sonrayı düşünüyorsanız ağaç dikiniz. Yüzyıl sonrasını düşünüyorsanız gençleri eğitiniz.” (Kuan-Tzu)



gi vardır. Birincisi, hayatı kolaylaştıran teknik bilgiler. İkincisi, hayatı anlamlandıran bilgidir. Hayatın anlamı bilinmezse ne olduğunu bilmenin bir anlamı olmaz. Mesela, bir kalemin amacı olan yazı yazma aracı olduğu bilinmezse ve yazmak için kullanılmazsa kalem konusundaki teknik bilgilerin hiçbir anlamı olmaz.
kazanırsa Yüksek Okul veya Üniversite eğitimine yerleşebilmektedir. On üç sene eğitim sonunda öğrenci bir yüksek okula gitme hakkı kazanmaktadır. Bunun dışında acaba öğrenciye ne gibi bir beceri kazandırmaktayız? Sorgulanması gereken husus budur.
2009 ÖSS sonuçları açıklandı ve ortaya vahim bir tablo çıktığı konusunda yazılar yazılmakta ve uzmanlar konuşmaktadırlar. Konuşulan husus ÖSS’ye giren 1 milyon 324 bin adaydan 30 bin öğrencinin sınavda “Sıfır” çekmesi. Yani hiçbir soruya doğru cevap verememesi.. (Doğrusu 4 yanlış bir doğruyu götürdüğü için doğru verilen cevaplar da böylece verilmemiş kabul edilmektedir.) Ama şurası bir gerçektir ki öğrencilerimizin % 60’ı fen sorularına hiç dokunmadı, 251 bin öğrenci de Matematikten tek bir soru çözmedi. Açık Öğretim Fakültelerine girenleri saymasak Üniversiteye girenlerin sayısı oldukça düşük. (Ama ne de olsa Üniversitelerin açtığı kontenjanların tamamı dolmakta. Kontenjanları artırırlar girenler çoğalır. Biz de şu kadar öğrenciyi Üniversiteye soktuk diye övünürüz. Nasıl olsa kontenjan dolana kadar puan düşürmekteler… Yine de Liselerde eğitim kalmadı diye yakınıyoruz. Bunun neresi iflas anlamıyorum!..)
Sisteme iki şekilde bakmak gerekir. Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetmenliklerle belirlediği olması gereken ideal sistemdir. İkincisi, pratikte uygulanan yine yönetmenliklerle düzenlenmekle beraber birbirinden bağımsız kurumlar arası ilişkiler ve pratikte uygulama şeklidir.
İlköğretim haftası kutlamaları her sene yapılır. Bu sene de 14 Eylül 09 Pazartesi günü İlköğretim Okulu Ana Sınıfı ve birinci sınıfların açılması ile beraber bütün ülkede resmen kutlandı.
Etrafımız düşmanlarla çevrili… Biz öyle bir milletiz ki yurdumuz düşmanlar tarafından işgal edilmişken yedi düvele (Yani yedi devlete demek istiyoruz. Yunan, Bulgar, İngiliz, Fransız, İtalyan, Ermeni, Rus) karşı meydan okumuşuz. Tümünü yurdumuzdan sürmüş ve denize dökmüşüz.




