28 Şubat 1997 tarihinde başlayan süreçte eğitimde branşlaşma ve yönlendirme amacı ile “Eğitimde 8 yıllık temel zorunlu eğitim” ile beraber YÖK tarafından Üniversiteye yerleşmede “Katsayı Uygulaması” başladı. Prof. Yusuf Ziya Özcan YÖK Başkanı olunca Meslek Lisesi Öğrencilerinin mağduriyetini gidermeye yönelik girişimlerde bulunarak yine YÖK kararı ile 21 Temmuz 2009 tarihinde katsayıyı eşitleyen bir düzenleme yaptı. Ama ne ki bu karar İstanbul Hukuk Barosu tarafından itiraz ederek Danıştay’a iptal davası açtı. Danıştay İstanbul Barosu’nun itirazına 27 Kasım 2009 da cevap vererek oy birliği ile “Yürütmeyi Durdurma Kararı” verdi. Teknik detayları bilmemekle beraber Danıştay bu iptal kararını 2547 sayılı YÖK yasasının 45. Maddesine dayandırdığını ifade etmektedir. Kararda, “Bu durumda, dava konusu kararın 3, 4. ve 5. maddelerinin, dayanağı yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi eğitim sisteminin, hukuka uygun oldukları istikrar kazanmış yargı kararları ile de ortaya konulmuş olan amaç ve ilkelerine, hukuka ve hakkaniyete uygun değildir. Dava konusu kararın uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararlar oluşacağı da açıktır” denilmektedir.
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan bu karara 2 Aralık 2009 tarihinde “Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı” olduğu gerekçesi ile itiraz etti. Şayet bu itiraz kabul görmezse o zaman katsayıyı yeniden düzenleyerek katsayıdan kaynaklanan açığı minimuma indireceklerini ifade etti. Hükümet kanadı da YÖK Kanununun mezkûr 45. Maddesinde değişiklik yapmak için çalışmalara başlayacaklarını açıkladılar.
Acaba kalıcı çözüm nasıl sağlanacak biz de merak ediyoruz…
**
Problem şu: Meslek Lisesi Makine, Elektrik, Bilgisayar bölümü öğrencileri bunların mühendislik bölümlerini tercih edecekleri zaman katsayı engeli ile karşılaşarak fakültelere girememekte, ancak kendi branşlarında bir yüksek okula sınavsız geçiş yaparak tekniker ve teknik eleman olabilmektedir. Mühendislikler ise Lise Fen Bölümü ve Fen Lisesi öğrencilerinin alanı olarak belirlendiği için tercihli olarak girebilmektedirler.
Burada bir haksızlık ve adaletsizlik söz konusu…
Buna benzer haksızlıkların diğer dallarda olmadığı da söylenemez… » Devamını Oku: Katsayı Krizi
İnsan beyni hiç durmadan yorulmaksızın çalışacak güçtedir. Beyin yorulmaz. Beynin yorgunluğu diye bir şey mevzubahis değildir. Beyin yorulması genel olarak sıkıntıdan kaynaklanır. Dikkatimizi toplamasını bilemezsek, dikkatimizin dağılmasını önlemeye gücümüzün olmayışından biz yorgunluk hissederiz.
“Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız tohum ekiniz. On sene sonrayı düşünüyorsanız ağaç dikiniz. Yüzyıl sonrasını düşünüyorsanız gençleri eğitiniz.” (Kuan-Tzu)



gi vardır. Birincisi, hayatı kolaylaştıran teknik bilgiler. İkincisi, hayatı anlamlandıran bilgidir. Hayatın anlamı bilinmezse ne olduğunu bilmenin bir anlamı olmaz. Mesela, bir kalemin amacı olan yazı yazma aracı olduğu bilinmezse ve yazmak için kullanılmazsa kalem konusundaki teknik bilgilerin hiçbir anlamı olmaz.
kazanırsa Yüksek Okul veya Üniversite eğitimine yerleşebilmektedir. On üç sene eğitim sonunda öğrenci bir yüksek okula gitme hakkı kazanmaktadır. Bunun dışında acaba öğrenciye ne gibi bir beceri kazandırmaktayız? Sorgulanması gereken husus budur.
2009 ÖSS sonuçları açıklandı ve ortaya vahim bir tablo çıktığı konusunda yazılar yazılmakta ve uzmanlar konuşmaktadırlar. Konuşulan husus ÖSS’ye giren 1 milyon 324 bin adaydan 30 bin öğrencinin sınavda “Sıfır” çekmesi. Yani hiçbir soruya doğru cevap verememesi.. (Doğrusu 4 yanlış bir doğruyu götürdüğü için doğru verilen cevaplar da böylece verilmemiş kabul edilmektedir.) Ama şurası bir gerçektir ki öğrencilerimizin % 60’ı fen sorularına hiç dokunmadı, 251 bin öğrenci de Matematikten tek bir soru çözmedi. Açık Öğretim Fakültelerine girenleri saymasak Üniversiteye girenlerin sayısı oldukça düşük. (Ama ne de olsa Üniversitelerin açtığı kontenjanların tamamı dolmakta. Kontenjanları artırırlar girenler çoğalır. Biz de şu kadar öğrenciyi Üniversiteye soktuk diye övünürüz. Nasıl olsa kontenjan dolana kadar puan düşürmekteler… Yine de Liselerde eğitim kalmadı diye yakınıyoruz. Bunun neresi iflas anlamıyorum!..)
Sisteme iki şekilde bakmak gerekir. Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetmenliklerle belirlediği olması gereken ideal sistemdir. İkincisi, pratikte uygulanan yine yönetmenliklerle düzenlenmekle beraber birbirinden bağımsız kurumlar arası ilişkiler ve pratikte uygulama şeklidir.
İlköğretim haftası kutlamaları her sene yapılır. Bu sene de 14 Eylül 09 Pazartesi günü İlköğretim Okulu Ana Sınıfı ve birinci sınıfların açılması ile beraber bütün ülkede resmen kutlandı.
Etrafımız düşmanlarla çevrili… Biz öyle bir milletiz ki yurdumuz düşmanlar tarafından işgal edilmişken yedi düvele (Yani yedi devlete demek istiyoruz. Yunan, Bulgar, İngiliz, Fransız, İtalyan, Ermeni, Rus) karşı meydan okumuşuz. Tümünü yurdumuzdan sürmüş ve denize dökmüşüz.




