Eleştirel düşünce planlı düşünme ve çalışmanın ürünüdür. Eleştiri yapmak, eleştiriye açık olmayı da gerektirir. “Eleştirmek, geliştirmek içindir.” Bu sebeple iyi niyetle ve gelişmeyi sağlayacak şekilde eleştiri yapılmalıdır. Yeni düşüncelere ve fikirlere kapalı olan bireyin yaptığı eleştiri “yıkıcı tenkit”ten öteye geçmez. Tenkidin “yapıcı” olabilmesi için iyi niyetle ve gelişmeyi sağlayacak yeni fikirlerle beraber olması gerekir.
Eleştirel düşünce değişime açık olmayı, belirli bir fikre ya da görüşe taassupla şartsız bağlanmamayı, taassup ve kıskançlık hastalıklarından uzak olmayı da gerektirir. Bu şekilde yapıcı ve gelişime açık bir eleştiriyi “insaf” işlettiği zaman Bediüzzaman’ın ifadesi ile “hakikati rendeçler” yani, gerçeğin ortaya çıkmasına sebep olur. (Eski Said Dönem Eserleri, 2009, s. 581, 631) Bediüzzaman “En müthiş maraz ve musibetimiz, cerbeze ve gurura istinat eden tenkittir. Tenkidi eğer insaf işletirse, hakikati rendeçler; eğer gurur istihdam etse, tahrip eder parçalar” (Age, 631) buyurmaktadır. Bilgi toplumuna geçiş ve gelişmeyi destekleyen yüksek rekabet gücü ancak eleştirel yaklaşımlarla kazanılabilir. Felsefi açıdan buna bir nevi septisizm, yani şüphecilik de denebilir. Gerçeği bulmak, yeni fikirler ve problemlere çözüm çareleri üretebilmek ancak eleştirel yaklaşım ve geçici bir şüphe ile mümkündür. » Devamını Oku: Eleştirel Düşünce
kategorisi için arşiv ‘Kişisel Gelişim’ kategori
Eleştirel Düşünce
11 Ocak, 2010Hayatınız Amacınıza Uygun Olsun
22 Ekim, 2009
Muhammed BOZDAĞ
-Hayatınızdaki tüm gereksiz meşguliyetleri çıkarıp atın.
-Başarının sadece alın terinden geçtiğini onaylayın. Alın terinizi katmadığınız başarının onurunu üstlenemeyeceğini kabul edin.
-Erken kalkın ki dünya erken kalkanların malıdır.
-Asla boş oturmayın. Ne televizyonun, ne bilgisayarın karşısında ne parkta, ne otobüste, ne kuyrukta… Hiçbir yerde bir dakika bile boş durmayın. Boş durmak, faydasız bir iş yapmaktır.
-Boş dakikalarınızda yapabileceğiniz faydalı işler, hobiler listesi oluşturun.
-Yapacak hiçbir iş bulamıyorsanız yürümek, gülümsemek, derin solumak, hatta salonu dağıtıp düzeltmek de bir iştir. Yapacak iş bulamamak imkânsızdır. Çevrede milyonlarca iş varken boş duran kimseyi suçlamasın. » Devamını Oku: Hayatınız Amacınıza Uygun Olsun
Yönetim ve Liderlik
24 Eylül, 2009Yönetim, insanları ortak amaçlar etrafında birleştirerek yönlendirmek, performanslarını yükseltmek ve yeterli hale getirmektir.
Lider yöneticiler:
- Bireyin yada grubun amacını gerçekleştirmeye yönelik çabalarını etkilerler,
- Gönüllülüğü sağlar,
- Yasadan ziyade uzmanlığa daha çok değer verir,
- İşi tahsis eder, örgütler, karar verir, performansı değerlendirir ve işi yaptırır,
- Astlarına açıklık ve dostluk gösterir, çalışanların ihtiyaçlarına eğilir…
- Lider yönetici eylemi başlatır, üyelerin amaçlarına dikkat çeker, sorunlarına çözüm bulur, prosedür planı geliştirir, ilişkilerin hoş ve güzel olmasını sağlar ve çalışanları cesaretlendirir… » Devamını Oku: Yönetim ve Liderlik
İtiraz Kültürü
20 Eylül, 2009
İnsanlar birbirlerine muhtaçtır. Hiç kimse tek başına yaşayamaz ve yalnızlık içinde başarılı olamaz. En basit işlerde bile yardıma ve desteğe muhtaçtır. Aslında yüce yaratıcı insanı buna alıştırmak için aciz yaratmıştır. İnsan acizdir, gücü ve kuvveti yardım ve destek gördüğü oranda artar.
En basitinden anlaşılsın diye matematiksel olarak anlatacak olursak iki tane biri birine destek olmadığı zaman bir sayısı kadar değeri ve gücü vardır. Alt alta toplansa en çok iki sayı değerini oluştururlar. Şayet birbirlerine omuz omuza verirlerse on bir değerinde güç kazanırlar, şayet üç tane bir birbirlerine destek olursa yüz on bir değerinde güç kazanırlar.
Yardımlaşma başarının motorudur. Ama ne var ki yardım ve desteğin en büyük engeli “itiraz kültürüdür.” Toplumda tembelliği kendilerine meslek edinmiş, havadan ve çalışmadan kazanma, zengin olma ve başarılı olma hayali içinde olan milyonlarca insan vardır. Böyle olmasa şans ve kumar, milli piyango, toto ve lotocular para kazanabilir mi? Kumarda prensip şudur: “Kumarı oynatan kazanır…” Eh, umut tacirleri boş umutlar peşinde koşan müşterilere ihtiyaç duyar ve bunlar gerçekten toplumda sayılamayacak kadar çoktur… » Devamını Oku: İtiraz Kültürü
Gençlerimiz ve Geleceğimiz…
19 Eylül, 2009
15-35 yaş arası gençlik dönemidir. Gençlik çağı en verimli dönem.
12 yıl mecburi eğitim. Yaş geldi 19’a ancak Lise mezunu oldu gencimiz..
O sene üniversite’ye giremedi… Dershaneye yazıldı ve bir sene devam etti nihayet bir fakülteye girdi. Hazırlık sınıfı ile beraber 5 yıl okudu ve bir sene de okulu uzatarak 6 senede mezun oldu. Yaşı geldi 25’e dayandı.
İş bulamadı ve hiç olmazsa Mastır yapayım dedi ve 2 sene de öyle eğitime devam etti. Yaşı 27 oldu. İşe girmek istedi, özel sektör “Askerlik şartını” getirdi. Mecbur askere girmesi lazım. Müracaat etti askerlik şubesine, bir sene sonra askere alındı. 18 ay askerlik yaptı ve bitirince artık 30 yaşına gelmişti…
Artık babadan harçlık almaya utanıyordu ama ne yapsın işsizdi ve mecburdu… Özel yetenekleri ve gayreti ile birkaç özel iş aldı; ama bunlar karın bile doyurmuyordu. Bir taraftan ailesi evlenmesini ve bir yuva kurmasını istiyordu. Kız sahibi aileler “önce iş!” diyorlardı haklı olarak… » Devamını Oku: Gençlerimiz ve Geleceğimiz…
Ailede Çocuk Eğitimi
3 Eylül, 2009
İyi mahsul iyi tarladan alınır. İyi evlatlar da iyi anne-babanın ve iyi bir ailenin ürünüdür. Bunun için biz iyi olursak, bizim çocuklarımız da iyi olur. Eğri ağacın doğru gölgesi olmaz. İyi olmadığımıza inanırsak iyi olmaya çalışırız. Eksik ve kusurlarımızı görürsek giderme gayreti içinde oluruz.
Kendisini ıslan etmeyen başkasını ıslah edemez. “Kendisi himmete muhtaç dede / Nerede kaldı gayriye himmet ede…” Pedagoji ilmi ile uğraşan uzmanlar demişlerdir ki “Bir çocuk altı yaşına kadar karakter terbiyesini almış olur.” Çocuk bunu nereden alacaktır? Elbette ailesinden. Bir çocuk için en güzel örnek anne ve babasıdır. Anne baba ne ise karakter ve yapı olarak evladı da çoğu zaman ona çeker. İstisnaları olmaz mı? Elbette olur. Ancak “İstisnalar kuralı bozmazlar.” Yani genel kural işlemeye devam eder. » Devamını Oku: Ailede Çocuk Eğitimi
Hedefe Kilitlenmek
31 Ağustos, 2009
Yavuz BAHADIROĞLU
Çanakkale’deki Seyyit Onbaşı’yı hatırlayalım…
Hani şu, sırtında koca bir top mermisiyle tarih kitaplarında gördüğümüz pala bıyıklı, kara yağız delikanlıyı…
O, Havran’ın Çamlık Köyü’nden 1889 doğumlu Seyit Onbaşı’dır…
18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda sağlam kalabilen tek topun da vinci bozulup devre dışı kalınca, ikiyüz elli okka çeken mermileri gün boyu sırtında taşımış, namluya sürmüş, her birini besmele ile ateşleyerek Fransızların medar-ı iftiharı Ocean zırhlısının büyük yara almasına sebep olmuştu.
Halbuki: “Vinç bozuldu, bu durumda elimden bir şey gelmez” diyebilir, bir kenara çekilebilir, savaşı seyrederek sigara tüttürebilirdi…
Öyle yapmak yerine, elinden geleni yaptı…
Bu yüzden de adıyla, sanıyla ve resmiyle tarihe geçti…
Seyit Onbaşı’nın hedefi meşhur Ocean zırhlısıydı; zorlukları yenmeyi denedi, yendi, gemiyi vurdu… » Devamını Oku: Hedefe Kilitlenmek





