kategorisi için arşiv ‘Genel’ kategori

Kürt Sorunu

28 Haziran, 2010

huseyin-kalayci1Kürt sorunu, Türkiye’de belki de üzerinde en çok kafa yorulan, en çok kalem oynatılan konulardan biri. Ancak sorunu bir kez yanlış teşhis ettiğinizde, çözüme yönelik adımlar da kaçınılmaz olarak yanlış oluyor; iyi niyetle girişilmiş politikalar sonuçsuz kalabiliyor. Şiddetin yeniden tırmandığı, itidalin yerini silahların ve sloganların doldurduğu son dönemde Kürt sorununun nasıl bir sorun olduğu, çözüm için atılması gereken adımları ve “demokratik açılım”ın akıbetini Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Kalaycı’yla konuştuk.

Doktorasını “Kanada-Quebec sorunu” üzerine yapan Hüseyin Kalaycı, Maltepe Üniversitesi’nde çok-kültürcülük, milliyetçilik, federalizm, Avrupa Birliği gibi konularda çalışıyor. Kalaycı’nın Quebec sorunu üzerine yazdığı “Ulus-Devletin Başağrısı: Ayrılıkçılık” isimli kitabı geçtiğimiz aylarda yayınlandı.

Kürt Sorunu sizce nasıl bir sorundur, Kürt Sorunu’nu Ermeni, Rum ya da diğer azınlıklarla ilgili sorunlardan ayıran nedir?

Kürt Sorunu bir milliyetçilik sorunu. Kendisini “ulus” olarak tarif eden ve bu nedenle mevcut devletlerin uluslarının sahip olduğu hakların aynısını sahip olmak isteyen bir grubun siyasi mücadelesi. Her şeyden önce Kürtler ulusal kimliklerinin tanınmasını talep ediyorlar. Bu yüzden bu sorunu demokrasi ve bireysel haklar ve özgürlükler bağlamında ele almak çözüm üretmeyebilir, zira bu sorun öncelikle bir milliyetçilik sorunudur. Kürt Sorununu demokrasi ve adalet bağlamında ele alarak çözmeye çalışmak hayal kırıklığı yaratabilir. Türkiye’nin yeterince demokratik bir ülke olmaması, insan hakları ihlallerinin giderilememesi, Kürt sorununun insan hakları bağlamında çözülebileceği gibi bir yanılsama yaratıyor. Elbette bu sorunda tarafların şiddete başvurmasında en önemli etken Türkiye’nin yeterince demokratik ve adil bir ülke olmamasıdır. Ama demokrasi ve adalet sorunlarını halletseydik de bu ulusal kimliği tanımadan Kürt sorununu tümden çözebileceğimizi düşünmüyorum.

Egemenliğin ulusa ait olması ve devleti meşrulaştıran tek şeyin ulus olması, bir noktada bizi tek devlet, tek ulus anlayışına götürdü. » Devamını Oku: Kürt Sorunu

Her Şey İyiye Gidiyor! …

16 Mayıs, 2010

Mustafa CAN

Memlekette her şey çok iyiye gidiyor…

Çiftçimiz hem mazot fiyatlarının düşmesi, hem de ellerindeki ürünlerin iyi para yapması sebebiyle durumundan çok memnun…

Hükümetin ihracat konusundaki başarılı diplomasisi çiftçinin yüzünü güldürdü!

**

Hayvancılık konusundaki açılım ise besicilerin önünü açtı. Yem fiyatlarının düşmesi ve hayvan ihracatına hükümetin verdiği destekleme besicilerin yüzlerini güldürdü.

Et fiyatları on binin altına düştüğü için artık emekliler de her ay evlerine bolca et götürebiliyor.

Et tüketimi fevkalade arttı. Kasaplar durumdan çok memnun…

» Devamını Oku: Her Şey İyiye Gidiyor! …

Serbest Kıyafet

16 Mayıs, 2010

Faruk ÇAKIR

Eğitim sistemimizin onlarca probleminden biri de orta öğretimdeki ‘mecburî kıyafet’ uygulamasıdır. Uzun yıllar çocuklarımız ‘siyah önlük’lerle okullara gitmeye mecbur bırakıldı ve bu uygulama güya öğrenciler arasında ‘eşitlik’ sağladığı gerekçesiyle savunuldu.

Yaşı müsait olanlar hatırlarlar; ‘siyah önlük’lerden ‘renkli önlük’lere geçiş bile tartışmalı olmuştu. Neymiş, ‘siyah önlük’ öğrenciler arasındaki farklılıkları ortadan kaldırıyormuş, bir anlamda eşit hâle getiriyormuş. O zaman deniliyordu ki, renkli önlüklere izin verilirse zengin öğrenciler ile fakir öğrenciler arasındaki uçurum ortaya çıkar. Bu da sosyal barışı bozar! Öğrencileri ‘fakirlik’ çizgisinde bir araya getirmek bu şekilde savunuluyordu.

Neticede dünya ile birlikte Türkiye de değişti ve kademeli olarak ‘siyah önlük’ mecburiyeti sona erdi. İsteyen okullar renkli önlükleri tercih etti ve Türkiye çatırdamadı! » Devamını Oku: Serbest Kıyafet

İnönü Doğru Yapmıştı

6 Mayıs, 2010

Başbakan Erdoğan‘ın salı günkü grup konuşmasını okudum ama dinleyemedim. Çok etkileyiciymiş sözleri. Bazı AKP milletvekilleri gözyaşlarını tutamamış.
Ben o konuşmadaki bir fikre katılmıyorum.
Başbakan, CHP‘nin eski Genel Başkanı İsmet İnönü üzerinden Deniz Baykal yönetimini eleştirirken, İnönü’nün paraların ve pulların üzerindeki Atatürk resimlerini kaldırarak kendi resmini koydurmasına değindi.

***
Halbuki İnönü doğrusunu yapmıştı.
Bir kere “kanunen” buna hakkı vardı. Çünkü kanun özetle “paraların pulların üzerine cumhurbaşkanının resmi konur” diyordu.
İkincisi ve daha önemlisi:
İnönü’nün girişimi devam ettirilseydi, onun ardından Celal Bayar ve diğer cumhurbaşkanlarının da resimleri paraların üzerine basılacaktı.
Böylece bugünkü Atatürk tabusunun yoğunluğu biraz olsun azalacaktı.
Ama ne oldu? Demokrat Parti yöneticileri, basiretsiz (uzağı göremeyen) bir politika izleyerek, İsmet İnönü’ye karşı Atatürk’ü çıkardılar.
Özetle, “Sen Atatürkçü isen, biz senden daha fazla Atatürkçüyüz” dediler.
Bir de koruma kanunu çıkararak, Atatürk’ün tabulaştırılmasına kesinlikle İnönü’den daha fazla katkıda bulunmuş oldular. » Devamını Oku: İnönü Doğru Yapmıştı

Fetullah Hoca’dan Çevik Bir’e Mektup

30 Nisan, 2010

Gülen’i ve okullarını önce destekleyenler, 28 Şubat sonrasında değişti.. 

Fethullah Gülen, çok kısa süre içinde Türk medyasında “en çok övülen” ve “en çok yerilen” isim olmak ünvanını, herhalde uzun yıllar elinden bırakmayacak..

1995′ten başlayarak yoğun bir halkla ilişkiler kampanyası ile kamuoyuna açılan ve video-bantları ile de, kamuoyunda yoğun biçimde 1998′den itibaren medyatik linçlere hedef olan Fethullah Gülen, şimdi devleti ele geçirmek için örgüt kurmak iddiası ile yargılanıyor.

Türk siyaset ve toplum hayatını derinine etkileyen “28 Şubat süreci”, Gülen’in kamuoyundaki konumunu en derinine etkileyen itici-güç biçiminde görünüyor.

Gülen de bunun bilincinde olmalı ki, kendisine karşı yıpratma ve suçlama kampanyalarının açılması ile, “devlet”e karşı bağlılığını ve “ordu”ya karşı duyduğu sevgiyi vurgulayan mesajlarını yoğunlaştırdı..  

1997′yi 1998′e bağlayan yılbaşında, o dönemin en çok sesi duyulan generali olan Çevik Bir’e gönderdiği mektup-mesaj, bu çabalarının bir kanıtıdır. » Devamını Oku: Fetullah Hoca’dan Çevik Bir’e Mektup

Kemalizm ve Dindar M. Kemal Siyaseti

29 Nisan, 2010

Eleştiri-Yorum Araştırma Merkezi

Kemalizm’i savunan pek çok Kemalist grup ve oluşum mevcuttur. Bunlar Darbeci, Halkçı, Milliyetçi, Eyyamcı, Cuntacı, Lâdini ve Dindar Kemalistler gibi gruplara ayırmak mümkündür. 12 Eylül ve ANAP ile başlayan “Dindar Kemalizm” süreci dini grup ve cemaatlerin de desteği, devletin de onlara desteği ile AKP iktidarında başarıya ulaşmış gözükmektedir.

A- Konu ile ilgili haberler:

1) İTO (İstanbul Ticaret Odası) Mustafa Kemal’in 1928 yılında CHF 2. Kurultayında TBMM’de okuduğu ilk basımı eskimez harflerle yapılan NUTUK isimli eserinin tıpkıbasımını ve bu günkü harflerle aktarımını yayınladı. İTO başkanı Murat Yalçıntaş, ‘Atatürk’ü daha iyi anlamak için orijinal kaynaklardan okumak gerektiğini, bu nedenle NUTUK ilk baskısıyla yayınlanmıştır’ demiştir.

Atatürk bu nutkunu Çankaya köşkünde üç ayda hazırlamıştı. Bunun için gece gündüz çalışıyor ve uyku dahi uyumuyordu. 1919-1927 yılları arasındaki olayları Atatürk kendi açısından belgelerle kaleme almış ve Kurultay’da okumuştur.  (www.haberler.com/ito-tipki-basim-nutuk-cikardi-atamizi-iyi-haberi/)

2) Kemalizm’i İktidardaki AKP yaşatmaya devam etmektedir. (23 Nisan 2010) “Kral öldü yaşasın Kemalizm” şeklinde bu habere yer verilmiştir. AKP varlığını Kemalizm’i müdafaa ederek sürdürmektedir. 1997 yılına kadar Militer Kemalizm’i savunan ordu olmuştu. Askeriyenin Kemalist değerlerini “Sivil Kemalizm” olarak savunma görevini İslami bir parti olarak tanınan AKP olmuştur. AKP ayrıca Kemalizmin gereklerini yerine getirmiştir. Bu nedenle Askerî Kemalizm’e göre daha ılımlı olan, İslami değerlerle barışık, demokratik ve müreffeh bir Türkiye batı dünyası için daha iyi bir müttefik konumuna gelmiştir. (Zaman, 24 Nisan 2010 / Dış Haberler Servisi) » Devamını Oku: Kemalizm ve Dindar M. Kemal Siyaseti

Ahir Zaman ve Süfyan Cereyanı

29 Nisan, 2010

Eleştiri-Yorum Araştırma Merkezi

Ahir zamanda din ve İslamiyet aleyehine iki müthiş cereyan hükmeder. Birisi “İnkar-ı Uluhiyet davası ile çıkan Deccalizm… İkincisi ise “Şeriat-ı Muhammediye’yi tahrip edecek olan Süfyanizm cereyanıdır. 

Bediüzzaman hazretleri “Onun mahiyetinin ne olduğunu, en başta ve en ziyade alâkadar ve en son ondan vazgeçecek adamların ellerine katî hüccetler gösteren ve ispat eden Risale-i Nur geçmesi, kemâl-i merak ve dikkatle okunması öyle bir hâdisedir ki, bizler gibi binler adam hapse girse, hatta idâm olsalar, din-i İslam cihetiyle yine ucuzdur” (Şualar, 2005, s.534) buyurarak bu cereyanın mahiyetinin anlaşılmasının önemini ifade eder.

Bu cereyanların temsilcileri vardır ve onların arkasından giden milyonlar gafil biçâre insanlar ve Müslümanlar bulunmaktadır. Bediüzzaman vazifesi itibarıyle “Şeriat-ı Muhammediye’nin hakkaniyetini ispat etmek ve ihya etmekle mükellef olduğu için muhatabı ve mücadele alanı Şeriat-i Muhammediye’nin kaldırılarak yerine “Batı Hukuk sisteminin” getirilmeye çalışıldığı ülke olan Türkiye ve bunu devrimleri ile yapan Mustafa Kemal’dir. » Devamını Oku: Ahir Zaman ve Süfyan Cereyanı

Resmi Kurumlarda Çürüme

16 Mart, 2010

n28350749244_3344“Ankara, Devlet Resim Heykel Müzesi’nden Hoca Ali Rıza resimlerinin çalındığını tespit eden komisyonun bir üyesi konuştu. Doç. Dr. Osman Altıntaş’a göre müzede sergilenen pek çok eser sahte.” Orijinallerin çalınıp yerine sahtelerinin konulduğu iddia ediliyor. 11–3–2010

“Bir tek kimseye yapılan adaletsizlik, bütün topluma yapılmış bir tehdittir.”  Montesquieu

Peki, ülkede vergi verenlere yapılan adaletsizlik nasıl tanımlanır acaba?

Toplanan vergilerle varlığını sürdüren resmi kurumlarda yıllardır hırsızlık, soygun yapılır. Böylesi yasadışı işlemler, asker-sivil kocaman yöneticileri rahatsız etmez. Ama birilerinin bazı keskin sözcükleri yüksek sesle bağırması, “Vatan tehlikede! Laiklik elden gidiyor! Bölücüler amaçlarına ulaşamayacak!” gibi, şiddetli tepkilere neden oluyor.

Yasadışı uygulamalar mı, bazı keskin sözcükler mi ülkeyi batırır acaba?

A-Gelişmiş ülkelerde yasadışı uygulamaların ülkeye zarar verdiği kabul edilir ve gerekli önlemler alınır. Yasadışı uygulama yapan ve yasadışı uygulamalara gerekli önlemleri almayan yöneticiler görevden uzaklaştırılır, mahkemelere verilir.

B-Geri toplumlarda bazı keskin sözcüklerin toplumu batırdığına inanılır. Keskin sözcüklerin arkasında kocaman hırsızlıklar yapılır.

Türkiye’de, resmi kurumlarda yasadışı uygulamalar 1970’li yıllardan sonra hızlandı. O yıllarda, siyasi parti yöneticileri, koalisyon pazarlıklarında yandaşlarını resmi kurumlara doldurmada engellerin kalkmasını istediler.

Devamı Kritize Net Sitesinde

» Devamını Oku: Resmi Kurumlarda Çürüme

MEMURA MÜJDE ! …

9 Kasım, 2009

Memura müjdeMemurlara müjdeli haber: “Memurlar artık ek iş yapma imkânı geliyor. Memurun çalışma ve ek iş yapmayı yasaklayan kanun yürürlükten kaldırılıyor.” Bundan sonra memurlar ikinci bir iş yapacak ve ikinci bir maaş kadar para kazanacak.

Bundan sonra memur “maaşım yetmiyor” diye şikâyette bulunarak “grev, boykot ve eylem” yaparak hak arayamayacak.  Böyle bir şey yapacak olsa vatandaş “Kardeşim akşam sekiz saat boş duracağına ikinci bir iş yap. Cumartesi ve Pazar günleri de çalış. Pazarcılık yap, tezgâh aç, kahvede ve gazinoda çalış ve para kazan” diyecektir.

**

Bu memlekette herkes para kazanıyor. İşsiz kimse yok. Herkesin bir işi var ve yeni iş imkânları olduğu için çalışacak adam bulunamıyor. Günde sekiz saat çalışan memurlar geri kalan sekiz saatin hiç olmazsa beş saatini çalışsınlar ve dışarıdan işçi getirmeyelim diye bu yasaya ihtiyaç duyuldu.  Yasa çıktığı zaman memur para kazanacak ve herkes kazanacak, ülke kazanacak. » Devamını Oku: MEMURA MÜJDE ! …

Bir Alan İstiyorum..

19 Ekim, 2009

hürriyet alanı-1
Abdil YILDIRIM

Bir alan istiyorum, şöyle geniş bir alan,
Husumete kapalı, sevgiye açık olan.
 
Bir alan istiyorum, milletin ortak malı,
Cumhura açık olsun cumhuriyet alanı.
 
Her isteyen serbestçe bu alana girmeli,
Herkes kendi rengini burada göstermeli.
 
Dileyen başı açık, dileyen başörtülü,
İster dazlak dolaşsın, ister saçı örgülü. » Devamını Oku: Bir Alan İstiyorum..

Şikâyetnâme / Fuzulî

11 Ekim, 2009

mutluluk-sikayet-ile-olmazSelam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. Eğerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.

Dedim: – Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne yüz asıklığıdır?

Dediler: – Bizim adetimiz böyledir.

Dedim: – Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.

Dediler: – Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.

Dedim: – Beratımın gereği niçin yerine gelmez?

Dediler: – Zevaittir, husulü mümkün olmaz.

Dedim: – Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?

Dediler: – Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?

Dedim: – Vakıf malın dilediği gibi kullanmak vebaldir.

Dediler: – Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.

Dedim: – Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı bulunur.

Dediler: – Bu hesap, kıyamette sorulur.

Dedim: – Dünyada dahi hesap olur, haberin işitmişiz.

Dediler: – Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri razı etmişiz.

Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler, çaresiz mücadeleyi terk ettim ve mey’us ü mahrum guşe-i uzletime çekildim.

Bir Ülke Düşünüyorum!

19 Eylül, 2009
  • Mecburi eğitim 10 sene… İlköğretim Anasınıfı üzerine 4 yıl, sonra yönlendirmeli 4 yıl 976943712Ortaöğretim ve 2 sene staj eğitimi. Hayatta lazım olan her şey öğretiliyor ve pratik de yapılıyor. 6 yaşında okula başlayan 16 yaşında hayata atılabiliyor ve işini mükemmel yapıyor. Yüksek öğretim 4 yıl ve burada ihtisas eğitimi yapılmakta. 20 yaşına gelen bir insan kendi sahasında uzmanlaşarak iş hayatına ve üretime katkıda bulunmaya başlamaktadır. 30 yaşına gelen bir insanın hem evi hem arabası var ve zengin olmuş…
  • Askerlik profesyonel, asker sayısı 100 bini geçmemekte ve polisler, güvenlikçiler aldıkları eğitimlerle askerlik yapmış sayılmakta…
  • Devlet bireysel hak ve hürriyetleri en kâmil manada uygulamakta… Kanun çerçevesinde kimsenin hakkı yenmemekte… Hapishaneleri boş ve mahkemeler nadiren çalışmakta…
  • Ülkede herkes birinci sınıf vatandaş…

Hayatımız Safsata!

7 Eylül, 2009

cok sorulu safsata2
Bir fikri ve düşünceyi ortaya koyarken veya anlamaya çalışırken yapılan yanlış çıkarımlara safsata denir. Safsatalar ilk bakışta doğru ve ikna edici gibi gözükseler de yakından bakıldığı ve incelendiği zaman kendisini ele verir ve sahte olduğunu gösterir.
**

Sarı lira altına benzer, ama altın olmayabilir. Her gördüğün sakallı deden olmayabilir. Çocuk tabiatlı olanlar ve çocuk gibi bilgiden yoksun bulunanlar görüntüye değer vererek yanılırlar. Bu bakımdan çocukları benzerleri ile aldatmak mümkündür; tabii çocuk tabiatlıları da… Pirinç içine karışan ve ona benzeyen taşlar pek çoklarının dişinin kırılmasına sebep olmuştur.
**

Safsatalar çok fazla şekil ve gruplara ayrılırlar. Şahsa ilişkin olanlara örnek, “Said Nursi Bitlis doğumludur, dolayısıyla kürttür ve Kürtçülük yapmıştır” yargısı şahsa ilişkin safsataya bir örnektir. » Devamını Oku: Hayatımız Safsata!