Archive for the ‘Genel’ category

Liberaller, dindarlar ve demokratlar…

Ocak 12th, 2012

Prof. Dr. Ahmet BATTAL

Yeni Asya / 12 Ocak 2012

Bilhassa Ahmet Necdet Sezer’den sonra Ankara’da Çankaya ve Eskişehir yolu çevrelerinde yani Atatürk Bulvarı ve İnönü Bulvarı civarındaki zirvelerde “sağcılık” akımı ve belki “moda”sı var. (Bunun tek istisnası askeriye ve ayrı bir yazının konusu olacak kadar önemli).

Mehepeli ya da milliyetçi sağcılar muhalefetteler. Onları saymıyorum. Muhalefetteki demokratları ve dindarları da en sona bırakalım.

İktidardaki “sağcı” siyasetçilere ve bürokratlara gelince; bunlar üç türlüler: Liberaller, dindarlar ve “bir kısım” demokratlar. (Bizim memlekette “bir kısım” bir ölçü birimidir ve “bir avuç” bir kısımdır! Anladınız!).

Birincisi liberaller. Onlar hükümete fikren yön vermeye çalışıyor ve gerekli gördükçe muhalefet de ediyorlar. İçlerinden bazıları iktidarın nimetlerinden de istifade ediyor. Fikir erbabı liberaller, iktidarda olmanın kendi fikriyatlarına zarar verdiğini düşünmüyor.

İkinci kısım, dindarlar. İktidardakilerin çoğu dindar ve bunların çoğu demokrat değil. Çoğunun tipik özelliği, muhalefeti ve bilhassa mevcut iktidara kayıtsız şartsız taraftar olmayı reddeden muhalefeti Ergenekoncu olmakla suçlayacak kadar toptancı olması.

İktidarın dindarlarının çoğunun tipik özelliği, “demokratlığı abartmamak gerektiğini düşünecek kadar demokrat” olması. » Read more: Liberaller, dindarlar ve demokratlar…

Siyaset Neyi Bekliyor…

Ekim 20th, 2011

Cevher KANTARCI /Gazeteport

24 şehit, 18 yaralı!

Allah saklasın, belki şu yazıyı okuduğunuz sıralarda, şehit sayısı da artmış olacak!

Ve hep bildik manzara!

“Kanları yerde kalmayacak!”

“Nefesimizi enselerinde hissedecekler!”

Muhalefetten, hükümeti istifaya davet!

OHAL yani olağanüstü hal ilan edilmesi çağrıları!

Şehit evlerinde, bayraklar!

Bugün kalkacak cenazelerde protestolar!

En büyük yanılgı şu!

Biz sadece PKK ile mücadele ettiğimizi sanıyoruz!

PKK bu gücü nereden alıyor, düşünen yok!

Öcalan’ın, yakalanmadan önce Türkiye dışında yaşadığı günleri hatırlayalım!

Adam uzun zaman Suriye’de, bir gün İtalya’da, bir gün, Moskova’da, bir gün bilmem hangi ülkedeydi!

Türkiye çaresizdi, Apo ortalıkta cirit atıyor, gittiği ülkeler kendisine kol kanat geriyordu!

Hiçbir ülke de, “Bu adam terörist başıdır! Yakalayıp Türkiye’ye teslim edelim!” demiyordu!

Silahlar, mayınlar, istihbarat tamamen “dost” ülkelerden!

Şimdi Apo, hapiste!

Aynı dost ve hatta müttefik ülkeler, PKK’yı koruma kollama görevini, yine devam ettiriyor!

Ne PKK’sı!

Biz PKK ile değil, neredeyse dünya ile savaşıyoruz, kimsenin umurunda değil!

Aylardan beri, bir Arap Baharı muhabbetidir gidiyor!

Herkes de, Araplar’ın, bu baharı kendi gayretleri ile yarattığı inancı içinde, “Vay bee!” diyor!

Bizim Başbakan, gidip oraları destekleyip, demokrasi dersleri veriyor!

Oysa, bu bal gibi bir Amerika operasyonu!

Adına ister Büyük Ortadoğu Projesi BOP, ister Genişletilmiş Ortadoğu Projesi GOP, deyin!

Gondoliza Rice’ın, yıllar önceden haberini verdiği şekilde, Kuzey Afrika ile Ortadoğu’da sınırlar ve de rejimler değişecek!

Şu anda yaşadıklarımız, bu değişikliğin bize yansıyan tarafı! » Read more: Siyaset Neyi Bekliyor…

Örtülen Gerçekler

Eylül 21st, 2011

Kazım GÜLEÇYÜZ

BM’nin, İsrail tarafından gelen taleplerle defalarca ertelendikten sonra nihayet açıklanan ve en başta Gazze ablukasını meşrulaştırdığı için Türkiye tarafından “keenlemyekûn” sayılan Mavi Marmara raporuyla başlayıp Ankara’nın İsrail’e karşı beş maddelik “yaptırım” kararı ile devam eden gelişmeler, Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’ya yaptığı “Arap baharı çıkartması”nın ardından çıktığı New York seferi ile yeni bir aşamaya doğru gidiyor.

Arada, İsrail’le “gerginliğin” had safhaya ulaşmış gibi göründüğü günlerde Ankara aylar önce zaten “evet” dediği füze kalkanına yer gösterip fiilen kurulmasına da yeşil ışık yaktığını bildirdi.
 
Radarın, Malatya’ya bağlı Kürecik nahiyesine kurulacağı açıklandı. Ve şimdi o havalide yaşayanlar tedirgin ve tepkili bir bekleyiş içindeler.

Aslında bu rahatsızlığın onlarla sınırlı olmayıp herkes tarafından paylaşılması gerekiyor. Çünkü asıl hedefi İsrail’i korumak olan bir sistem bu.

(Bu konuda, geçen yıl 25 Kasım’da çıkan “İsrail’in füze tuzağı” başlıklı yazımıza bakılabilir.) » Read more: Örtülen Gerçekler

Sivil Anayasa İhtiyacı ve Gerçekler

Temmuz 22nd, 2011

Mustafa CAN
1870’li yıllardan günümüze devletimiz pek çok Anayasa yapmıştır. Bu konuda epey tecrübe sahibi olduğumuzu söylemek mübalağa olmasa gerek.
Ama ne ki topluma huzur ve güven getiren vesayetten arınmış, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan bir Anayasa’yı yapmayı becerdiğimizi de söyleyemeyiz. Bu sebepledir ki her iktidar Anayasa’dan şikâyet etmiş ve meselelerin yeni yasalarla, yetmezse Anayasa’larla çözülebileceğini söyleyip durmuştur. On yıllarca süren bu şikâyet ve propaganda milletimizi “Anayasanın değişmesi ile her şeyin değişebileceği” beklentisine sokmuştur. Yine bu nedenledir ki iktidar “Anayasayı değiştireceğiz” dedikçe halktan büyük bir destek almıştır.

Her şeyden önce Anayasa’lar toplum tabanı, manevi mirası ve kültür desteğinden mahrum kaldıkça eskimeye, silinmeye ve yeni problemleri beraberinde getirmeye teşnedir. Bu nedenle Anayasaların halkın katlımı ile yapılması ve ihtiyaçlarına cevap vermesi gerekir. Dışlayıcı, dayatmacı ve çatışmacı Anayasa’ların meşruiyeti olmadığı gibi, ömürleri de sınırlı ve çok kısadır.

Anayasa bir toplumun barış içinde birlikte yaşamasını kurallaştıran bir sözleşmedir. Bunun en güzel örneği peygamberimizin (sav) Medine’ye hicretinden hemen sonra içinde Müslüman ve müşrik Arapların, birbirine düşman kabilelerin ve Yahudilerin bulunduğu Medine Toplumu için yaptığı 47 maddelik “Medine Sözleşmesi”dir. Peygamberimiz (sav) daha sonra verdiği siyasi kararlarını ve toplumda yaptığı tüm icraatlarını bu sözleşme maddelerine dayandırmış ve ona göre savaş ve sürgün kararlarını almıştır. » Read more: Sivil Anayasa İhtiyacı ve Gerçekler

Demirelden Terör Eleştirisi

Temmuz 20th, 2011

9′uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, EkoEnerji Dergisi’nin Temmuz sayısında Prof. Dr. Mustafa Özcan Ültanır’ın sorularını yanıtladı. Demirel, artan terör olayları ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ”Biz Afganistan’a kadar gidiyoruz, NATO ‘da Kandil’e gelsin“ sözlerinin hatırlatılması üzerine değerlendirmede bulundu. Habere göre terörün Türkiye’nin en büyük belası olduğunu söyleyen Demirel, terör nasıl önlenir ve neden bu hale geldi sorularına cevap bulmanın zor olduğunu vurguladı. Terör ile Türkiye’deki etnik yapının karıştırılmaması gerektiğini ifade eden Demirel, şu tehlikeye dikkat çekti: ”PKK terörü dışarılardan bir bağımsızlık hareketi olarak görülüyor. O yalnız içerde de bu bir bağımsızlık hareketi gibi görülmeye başlarsa, bunu benimseyecek olanlar, karşı çıkacak olanlar vardır. Bu çok kötü olur. O zaman bizim birliğimiz bozulur. Bu hareketin arkasına düşülmesi durumda halkımız bölünür. 

Gidişat devletten soğutuyor
Demirel, gidişatın insanları birbirlerinden ve devletten soğuttuğunu kaydetti. Bu zamana kadar kendisini Türk sayan, kendisini Kürt sayan, kendisi hangi etnik gruptan geliyorsa gelsin vatandaşların, 30 senelik vur-kır’a çok iyi dayandığını ifade eden Demirel, “Gidişat; her geçen gün insanlar birbirlerinden soğumaktadır ve devletten de soğumaktadırlar. Her iki taraf da devletten soğuyor. Yani bir tarafta şehitlerine ağlayan halk, devleti güçsüz görüyor. ‘Üç-beş tane çapulcunun hakkından gelemediniz(!)’ feryadı çok önemlidir. Devletin evvela bu kanı durdurması lâzım. Kan, ‘dur’ deyince durmaz. Devlet, devlet ise kanı durdurması lazım” dedi.

NATO ile olmaz
Demirel, terörün kökü neredeyse oraya kadar gidilmesi gerektiğini vurguladı. “Efendim, ‘Kandil Dağı’na gidemeyiz’ diyorsanız, bu olmaya devam eder” uyarısında bulunan Demirel, NATO ile Kandil’e gitmenin çok yanlış olacağını ifade etti. Demirel, “NATO’nun bu işlere bulaştırılması fevkalade yanlış olur. Zaten bu NATO’nun sahası değildir. Daha doğrusu Türkiye’nin içindeki terörü bastırmak Türkiye’nin kendi işidir. Türkiye, dış güçleri karıştırmamalıdır” dedi. NATO’nun bu işlere bulaştırılmasının doğru olmayacağını belirten Demirel, ”Zaten bu NATO’nun sahası değildir. Daha doğrusu Türkiye’nin içindeki ve karşısındaki terörü bastırmak Türkiye’nin kendi işidir. Türkiye, dış güçleri karıştırmamalıdır“ diye konuştu. Terör devam ettiği sürece devletin daha çok zaafa uğrayacağını ileri süren Demirel, devlet olarak daha çok zaafa uğradıkça, uluslararası zeminde de itibarı daha çok azalacağını vurguladı.

» Read more: Demirelden Terör Eleştirisi

Fecr-i Kazip ve Fecr-i Sadık

Haziran 24th, 2011

Mustafa CAN
Giriş:
İslamiyet’in iman, ibadet, ahlak ve hukuk değerleri Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim ile peygamberimiz (sav) tarafından insanlığa sunulmuştur. Peygamberimizin (sav) Allah tarafından getirdiği ilahî mesajlarının fertlerin ve toplumum hayatına hâkim olmasına ise İslamiyet denilmektedir. İslamiyet güneşinin insanlık âlemine doğması ve hâkim olması ancak imanın akıl ve kalplere hâkim olması, ibadetin insan ve toplum hayatına hâkim olması, İslam ahlakı olan doğruluğun, muhabbet ve kardeşliğin toplumda hakimiyeti, hukuki yönden de adalet ve hakkaniyetin hakimiyetidir.

İslamiyet ayrıca bir eğitim kurumudur. Kur’ânın okunması ve manasının öğrenilmesi yanında Allah’ın “İlim Öğrenin” “Aklınızı kullanın” ve Allah’ın sizin için yarattığı ve emrinize verdiği bütün nimetlerden meşru ve helal yollardan faydalanın” ve “malları aranızda haksız yollarla yemeyin” fermanlarına uygun bir hayat yaşanması için elbette uzun bir süreç gerekmektedir. Bu süreç içinde dinin bu emirlerine aykırı bir hayat tarzını dayatanlar ve bunun için ellerindeki bütün imkânları kullanan zorbalar ile mücadele yapılacaktır. Bu mücadelede galibiyet de mağlubiyet de yaşanacaktır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “İslamiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez, gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan kendine gece yapar” demiştir. İslamiyet gündüzü aydınlatan güneşe benzettiğimiz zaman elbette güneşin doğması için dünyanın dönmesine göre fecr-i kazip, fecr-i sadık, ortalığın aydınlanması, güneşin doğması, bulutların çekilmesi ve güneşi göstermesi, bulutların güneşi gizlemesi, yağmur, kar ve dolunun yağdığı zaman güneşin görünmemesi, kuşluk vakti, güneşin zevalde olması, ikindi vakti ve güneşin batması gibi durumlarla da karşılaşılacaktır.

Biz bu çalışmamızda bu aşamalardan sadece “Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık kavramlarını konu aldık ve üzerinde durduk. Diğer hususları ise okuyucuların anlayışına, aklına ve ferasetine havale ettik.

Fecr-i Kâzib:
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Hutbe-i Şamiye isimli eserinde “Kırk beş sene evvel o fecrin emareleri göründü. (1908 II. Meşrutiyetini ilanı ve Meclis-i Mebusanın açılması) Yetmişbir de (1371=1950) fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzib de olsa, otuz, kırk sene sonra (1950+30=1980; 1950+40=1990) fecr-i sadık çıkacak” (Hutbe-i Şamiye, Tarihçe-i Hayat, 91) demektedir.

Fecr-i Sadık:
Fecr-i sadık güneşin doğmasından önceki fecir, yani aydınlıktır. Fecr-i sadık sabahın başlamasını ifade ettiği için bu andan itibaren sabah namazı kılınabilir. Ancak fecir ile güneş doğması arasında bir buçuk saat zaman farkı vardır. Bu fark aynen güneşin batması ile başlayan akşam vakti ile dünyanın tamamen karanlığa gömüldüğü yatsı arasındaki bir buçuk saatlik zamanla aynı eşdeğerdir. Kur’anda geçen bir günü bin yıl kabul edilirse fecr-i sadık ile güneşin çıkması, güneşin çıkması ile kemal vakti olan öğleye kadar olan zaman en az yüz, yüz elli veya iki yüz seneye tekabül eder. » Read more: Fecr-i Kazip ve Fecr-i Sadık

2011 Seçim Sonuçları Tahlili-2

Haziran 16th, 2011

Mustafa CAN
12 Haziran 2011 Genel Seçimlerini herkes kendi düşüncesine ve zihniyetine göre çeşitli yorumlar yaptılar. Kimisi AKP’nin aldığı % 49.9 oranındaki oyu çok abartarak “dünya tarihinde bir ilk” “yeni bir dönemin başlangıcı” “demokrasinin zaferi” gibi söylemlerle anlatmaktadırlar. Kimi de DP’nin % 54 ve AP’nin % 52 oranında aldığı oyu küçümseyerek gizli intikam duygularını tatmin etme yoluna gitmektedirler. Onlar öyle veya böyle kendilerini tatmin ededursunlar. Zayıflar güçlülerle beraber olmaktan mutlu olsunlar. Haklılar haksız olan güçlülerle mücadele ederek zamanla güçlenirler. Bu tarihi gerçek her dönem yaşanır.

Peki, AKP bu sonucu nasıl aldı?

1. İktidar nimetlerini ve devletin imkânlarını tepe tepe kullandı.

2. Devlet Televizyonunu ve Medyanın tamamını iyi kullandı.

3. Mahalli televizyonları ve basını paraya boğdu.

4. Seçim yardımı olarak devletten 200 milyon TL  fazla para aldı ve her ile en az 3 milyon TL gönderdi ve teşkilatları paraya boğdu. » Read more: 2011 Seçim Sonuçları Tahlili-2

Bu da İkinci Anket

Haziran 7th, 2011

Kaynak: http://www.gazete5.com/haber/il-il-secim-anketi-sonuclari-prof-erhan-arikli-1-haziran-2011-114161.htm

Gazete5.com Anket Sonuçları

Haziran 7th, 2011

Demirel İle Seçim Sonrası

Haziran 7th, 2011

T.C. 9. Cumhurbaşkanı  SÜLEYMAN DEMİREL Diyor ki:
 EkoEnerji: http://www.ekoenerjidergi.com/node/139
Röportaj: Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, 11 gün sonra milletimiz sandık başına gidecek. Siz her zaman için, sandığın vatandaşın önüne gelmesinin önemli bir olay olduğunu söylersiniz. Şimdi, öncelikle bu seçime ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyim? Ayrıca, seçim sonrasını tepe noktalarıyla nasıl görüyorsunuz, beklentiniz ve öneriniz nelerdir?
 
TÜRKİYE’NİN SEÇİMİ ÖĞRENMİŞ OLMASI ÖNEMLİDİR
 
Demirel: Türkiye’de 1946 yılından bu yana milletvekili genel seçimi olarak 16 seçim yapılmıştır. Şimdi 17’ncisi yapılıyor. Geçen defa sizinle bu 16 seçimin özellikleri üzerinde durduk. 17’ncisi tabii önümüzdeki günlerde bir neticeye bağlanacak. Hemen başlangıçta söyleyeyim ki, millet için, memleket için hayırlı olsun.
 
Fakat, çok önemli olan bir şey, Türkiye’nin seçim yapmayı öğrenmiş olmasıdır. Günlerdir meydanlar dolu. Halk meydanlara geliyor. Meydanlarda kayda değer herhangi bir olay yok. Tabii, dünkü Hopa hadisesinin dışında. Ve bütün siyasi partilerin miting meydanları kalabalık.
 
SEÇİME 15 PARTİ GİRİYOR DA, 12’SİNİN SESİ SEDASI YOK
 
Yalnız, seçime 15 parti giriyor, bu 15 partiden henüz 3’ü görünüyor. Bu Türk demokrasisi için bir eksikliktir. Çünkü 12’si, anladığım kadarıyla, “nasıl olsa barajı geçemeyiz” diye, istenildiği kadar yüklenmiyor veya yüklenecek güçleri yok. Çünkü paraları yok. 3 parti devletten aldığı paralarla gümbür gümbür her yere gidebiliyor, hatta günde 3-4 yere gidebiliyor ve her yere yetişiyor, kendi propagandasını yapıp halktan oy istiyor. Ama, 15 partiden 12’sinin hiç sesi sedası yok. Bunu üzüntü ile kaydetmek istiyorum.
 
SEÇİM HÜR VE SERBEST, AMA ŞARTLARI PARTİLER İÇİN EŞİT DEĞİL
 
Tabii, uluslararası nitelikleriyle “free and fair”([1]), yani hür ve serbest seçim olacaktır. İstenen budur. Hür ve serbest seçimin sadece usulü bakımından hür ve serbest olması yetmez. Bu seçimin şartları üzerinde de durmak istiyorum.  » Read more: Demirel İle Seçim Sonrası

Başörtüsü Problem Değil…

Mayıs 27th, 2011

DEMİREL – ERDOĞAN FARKI

Mayıs 19th, 2011

DEMİREL YAPAR. / Erdoğan satar…

DEMİREL İMAM HATİP VE İLAHİYAT AÇAR. / Erdoğan orada okur ve okuyanları Demirel’e düşman yapar.

DEMİREL FİKİR VE PROJE ÜRETİR./  Erdoğan laf üretir.

DEMİREL BİLGEDİR, BİR BİLENDİR… / Erdoğan ne bilgedir ne de bilendir.

DEMİREL TÜRKİYENİN MİMARIDIR… / Erdoğan Türkiyenin har vurup harman savuranıdır.

DEMİREL BEYEFENDİDİR. / Erdoğan kabadayıdır.

DEMİREL BABADIR. / Erdoğan yaramaz çocuktur.

DEMİREL DEVLET ADAMIDIR. /  Erdoğanın kimin adamı olduğu tartışılmaktadır.

2011 Seçimleri ve Sonrası

Nisan 13th, 2011

Mustafa CAN
1923 yılında Mustafa Kemal kurduğu Halk Fırkasının milletvekillerini parti başkanı olarak bizzat kendisi belirlemişti. Devrimleri yapacak bir meclis muhalefeti olmayan ve kendisine muhalif de bulunmayan bir meclis olmalı ve ne diyorsa vekiller onu tasdik etmeliydi. Ancak meclis her kesimden temsilci bulundurmalıydı. Zira meclis halkın temsilcilerinin meclisiydi. Bu nedenle erkekler, kadınlar, sanatçılar ve sporcuların temsilcisi olmalıydı. Cumhuriyet demek halkın temsilcilerinden oluşan bir meclisin halkı yönetmesi demekti. Bu temsili de güzelce sağlamak gerekirdi. Bu nedenle Mustafa Kemal erkeklerden, kadınlardan, işçilerden, köylülerden, aşiret liderlerinden ve dini cemaat temsilcilerinden seçtikleriyle “kız gibi bir meclis” oluşturdu. Bu meclis ise “Anayasa”yı değiştirdi ve “devrim”leri yaptı.

Aradan tam 88 sene geçti. Dünya demokrasiye geçti. “Adalet, seçim, siyasi partiler, kanun hâkimiyeti, eşitlik, insan hakları ve hürriyetleri” bağlamında gelişmeler yaşandı. İhtisas ve liyakat gibi değerler gelişti. Ama Mustafa Kemal’in uygulamaları ve fikirleri değişmedi. Siyasi parti liderleri örnek aldıkları ve önder gördükleri M. Kemal’in izinden giderek fikirlerini daha da geliştirdiler. TBMM’de kadınların, sporcuların, müzisyenlerin, sanatçıların ve engellilerin mecliste daha çok temsil edilmesi yönünde yarışa girdiler. » Read more: 2011 Seçimleri ve Sonrası

Tehlikeleri Görebilmek

Şubat 21st, 2011

M. Ali KAYA
Tuzaklar menfaatler üzerine kurulmuşlardır.
Az bir menfaat çok büyük tehlikeleri beraberinde getirir. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin tespiti ile dünya tehlikelerle doludur “Bir üzüm tanesi yedirir, yüz tokat vurur.” Ama ne var ki insan tuzağı göremez, tuzak içindeki menfaatini görür ve buna aldanarak tuzağa düşer.

Akbaba ile çaylak iddiaya girerler. Çaylak çok iyi gördüğünü iddia eder. Beraberce yükselirler. Çaylak çok yükseklerden bir buğday tanesini gördüğünü söyler, akbaba inanmaz. Beraberce aşağıya inerler. Gerçekten bir buğday tanesi vardır ve çaylak bunu almak için buğdayın yanına iner ve birden tuzağa düşer. Akbaba çaylağa der ki, “marifet buğday tanesini görmek değil arkasındaki tuzağı görebilmektir” der.

Tarihte pek çok devletler kurulmuş ve yıkılmıştır. Milletlerin devlet kurmaları çalışkanlıkları, idealleri ve büyük hedefler belirleyerek bunun için gayret göstermeleri sonucudur. Yemek, içmek ve barınmak gibi basit temel ihtiyaçları ve oyun eğlence gibi basit eğlenceler peşinde koşanların devlet kurmaları mümkün değildir. Onlar ancak idealleri ve hedefleri olan büyük milletlerin kölesi olmak ve onları mutlu etmek için karın tokluğuna çalışmaktır. Bu gibi basit değerler ve ihtiyaçlar peşinde koşanları tuzağa düşürmek ve esir etmek çok kolaydır. » Read more: Tehlikeleri Görebilmek

Dinin Siyasete Alet Edilmesi

Şubat 9th, 2011

M. Ali KAYA

Peygamberimiz (sav) Allah’ın dinini tebliğ etmekle görevlendirildi. Din ise Vahiyle gelen Allah’ın kitabı ve bu kitapta ifadesini bulan “Allah’ın teşrii iradesi” ve bu iradenin “İman, ahlak, ibadet, emir, yasak, tavsiye, nasihat” gibi dinin meselelerinden ibarettir. Amacı insanın uhrevî saadetidir. Peygamberimiz (sav) insanları imana, ibadete, ahlaka, emirlerine uymaya ve yasaklarından kaçarak cehennemden kurtulmaya ve cennete talip olmaya davet etmiştir. Gerçek hayat ahret hayatıdır ve insan bu dünyaya o uhrevi ve ebedi hayatı kazanmak için gönderilmiştir. Bunun yolu da Allah’ın birliğine ve gönderdiği elçisine inanmak, emir ve yasaklarına uymaktan geçmektedir.

Peygamberimiz (sav) dünyevi bir ikbal ve devlet amacı ile ortaya çıkmamıştır. Davası dünyevi ve siyasi değildi. Uhrevi, imanî, ahlâki ve ilmîdir. O kalıplar üzerinde değil, kalpler üzerinde saltanat kurmuştur. Dünyayı ve menfaatini arkaya atmıştır. Dünyaya talip olmayı da asla istememiş ve tavsiye de etmemiştir; bilakis uhrevi saadete ve ebediyete giden yol, fani olan dünyayı ve menfaatini terk etmekte olduğunu haber vermiş, kendisi de bu şekilde yaşayarak ümmetine örnek olmuştur. Bilhassa din ile dünya amacına yönelenleri kesin bir dille ikaz etmiş ve “Din ile dünyayı isteyenlere yazıklar olsun” (İbn-i Abdü’l-Berr, Camiü’l-Beyan, 1:233; Gümüşhanevi, Ramuzu’l- Hadis, 461) buyurmuşlardır. İslam bilginleri peygamberimizin (sav) bu hadisinde ifade ettiği “Veyl” kelimesini “Cehennemde bir deredir. Azabının dehşetinden cehennem korkmaktadır”  (Tezkiretü’l Kurtubi, 268) hadisi ile izah etmişlerdir. » Read more: Dinin Siyasete Alet Edilmesi

Altan Ailesi ve Erdoğan

Ocak 21st, 2011

Güle güle Altan Ailesi, Elveda Başbakan
20 Ocak 2011 Perşembe /Oray Eğin /Akşam

Yer: Aya İrini… Tarih: 1 Şubat 2009… ‘Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden alan isim Çetin Altan. Töreni, oğlu Ahmet Altan da izliyor. Kardeşi Mehmet’le beraber babalarının onurlandırılmasından gurur duyuyorlar.

Ertesi gün Ahmet Altan bilgisayarının başına oturuyor ve ‘Çetin Altan ve başbakan’ başlıklı yazısını yazıyor. İlk kez bu ülkenin kaderinin değiştiğini hissettiğini, umutlandığını anlatıyor. Bunun da tek sebebi Başbakan’ın babasına ödül vermesi.

» Read more: Altan Ailesi ve Erdoğan

Demokratik Toplum

Ocak 10th, 2011

M. Ali KAYA
Demokratik toplum hür ve bağımsız toplum anlamına geldiği bu konuda kafa yoran hukukçular tarafından savunulan bir husustur. Toplumun demokratik olabilmesi için toplumu oluşturan bireylerin hürriyetin değerine inanması ve kendi hürriyetlerini kazanmış olmaları ve toplumun hür olması için bunu istemeleri ve buna gayret göstermeleri gerekir.

Toplumun farklı kesimlerini oluşturan gerek sosyal gerekse siyasi ve statüye bağlı devlet kurumları da hür ve bağımsız olmalı ve hürriyet içinde faaliyetlerini yürütmeleri lazımdır. Kurumlar hürriyete inanmış idareci ve çalışanları sayesinde hür olabilirler. Yanlış yaptıkları ve adalete aykırı iş yaptıkları zaman zaten hukuk ve yargı onları sorgulayacak ve gereğini yapacaktır.

Eğitimde sadece üniversitelerin bağımsız olmaları yeterli değildir. Onlara öğrenci yetiştiren Ortaöğretim kurumlarının da hür olmaları ve hürriyet içinde faaliyetin önemini kavramış olmaları gerekir. Aynı şekilde basın yayın ve medya kuruluşlarının da hür olmaları ve hürriyeti savunmaları gerekir. » Read more: Demokratik Toplum

Tansu Çiller Haklı…

Ocak 10th, 2011

Mustafa CAN

Tansu ÇİLLER yöneticilerden samimiyet bekledi. Ama bu samimiyeti göstermediler. Dolayısıyla doğru olanı yaptı ve partiye zarar vermemek için aday olmadı ve akıllıca davrandı. Tebrik ediyorum.

Bir parti sadece lideri ile başarılı olmaz, tavandan tabana lidere sadakat, bağlılık ve gayret ile olur. Dolayısıyla partinin lideri şapka gibidir. Sağlıklı bir vücut olmazsa şapkanın yenilenmesi kişiyi sağlığa kavuşturmaz. Bu nedenle partinin kendisi önemlidir, lideri de buna göre başarılı olur veya olmaz. Her şeyi liderden beklemek doğru olmadığı gibi, başarısızlığın tamamını lidere yüklemek de kolaycılık ve gayretsizliktir. Bir de lidere ihanet olursa ve menfaat kavgaları bulunursa lider kim olursa olsun başarı gösteremez. Partide herkes lider gibi çalışmalı ve kim seçilirse seçilsin sadakatle çalışmalıdır.

**

Tansu ÇİLLER’in Roprtajı ve Mesajı:  (Erhan Öztürk’ün röportajı)

Eski Başbakan Tansu Çiller, 15 Ocak günü yapılacak olan Demokrat Parti’nin kurultayı öncesi “Partinin başına geç” daveti üzerine, yıllar süren suskunluğunu bozdu ve Yeniköy’deki yalısında aday olmayacağını açıkladı. Çiller, “Bana yapılan sanal bir davettir. Kavgayı yaparım. Yine yaparım. Mesele bu defa bunu yapacaksam bütün arkadaşlarımla, takım olarak yapmalıyım. Arkamdan bir daha hançerlenmek istemiyorum. Bu nedenle kararım kesin dönmüyorum” dedi.

AKP’nin İleri Demokrasi Anlayışı

Aralık 18th, 2010

Hüseyin DEDE

   4 Aralık cumartesi  günü Başbakan Erdoğan Dolmabahçe de Rektörlerle toplantı yaparken dışarıda bir gurup öğrenci protesto etmek için Dolmabahçe ye yürüyüşe geçtiler. Gerekçeleri ise üniversite sorunlarının görüşülüp tartışılacağı bir toplantıda öğrenci tarafının olmaması. 

  Günlerdir televizyonlarda da yayınlandığı gibi polisin orantısız güç kullanımı ile karşı karşıya kaldılar ve istenmeyen sonuçlar ortaya çıktı. Halbuki öğrencilerin gösteri ve yürüyüş hakları anayasayla teminat altına alınmıştır.  

  Ama Başbakan Erdoğan olayların sonunda polise orantısız güç kullanma emrini verenlere sahip çıkmak adına öğrencilere “sizi bizmi davet ettik” demiştir. Demokratik ülkelerde Başbakan ve devletin üst düzey yöneticilerinin böyle demeç verdikleri görülmemiştir Hükümeti bu tutumundan dolayı kınıyoruz.  » Read more: AKP’nin İleri Demokrasi Anlayışı

Çiller Dönmeli…

Aralık 2nd, 2010

Mustafa CAN
Türkiye Demokrat Menderes’ten sonra Baba Demirel ile şaha kalktı ve 1965-1980 döneminde üretime yönelik büyük yatırımlar yaptı. Altyapı çalışmaları olarak Üniversiteler, Yollar, Barajlar ve Fabrikalarla ülkeyi donattı. 1980 sonrasından ise ülkede tüketime yönelik, israfı ve lüksü teşvik eden yatırımlar yapılarak DP ve AP’nin yani Menderes ve Demirel’in mirası “mirasyedi yaramaz çocuklar” olan Özal ve Erdoğan tarafından hovardaca harcandı.
Baba mirasını harcayan yaramaz çocukların etrafını saran yiyicilerin onları alkışlayarak göklere çıkarması işi bilmeyen kuru kalabalıkları çok kolay yanıltabilir. Ama sonuçta miras bitince herkes çil yavrusu gibi dağılır ve “Önce alkışladılar, sonra öldürüldüler” denen dünya liderlerinin yanında yerlerini alırlar. Olan ülkeye ve israfa alıştırılan beceriksiz çocuklarına olur. 

Ne yazık ki 1980 ihtilalinden sonra Kenan EVREN tarafından çivisi çıkarılan Türkiye o hızla 30 sene yol aldı. Ama bu günün işsiz ve mutsuz milyonları bu otuz senenin ürünü değil de acaba 1950 ile 1980 yıllarının ürünü müdür?

Bu gün gelecek kaygısı taşıyan milyonlarca gencimiz ve üniversite mezunumuz ve Liselerimizde bin bir ümitle okuyan ve önümüzdeki on senenin işsizler ve mutsuzlar ordusuna katılması kaçınılmaz olan milyonlarca gencimize ümit verecek liderlerimiz var mı? » Read more: Çiller Dönmeli…

hits counter