Archive for the ‘Hukuk’ category

Yasal Yağmanın Sonuçları

Temmuz 21st, 2011
M. Ali KAYA
Hukukun mülkiyeti yasalar yoluyla teşkilatlandırma, düzenleme, koruma ve teşvik bahanesi ile bir şahıstan alarak başkasına geçirmesine yasal yağma adı verilir.
Toplumun tümüne ait olan zenginliği imalatçı, çiftçi, sanatçı, futbolcu ve tiyatrocu gibi az sayıda insana aktarmak haksızlık ve zulümdür. Bunu yasal yollarla yapmak ise zulmün ve haksızlığın yaygınlaşmasını zorunlu hale getirmekten başka bir şey değildir. Bu durumda hakkı elinden alınan insanlar hırçınlaşacak ve sonuçta toplumsal düzeni yıkmayı dahi göze alacaklardır. Ama ne ki yasal yağma yapılırken hukukçular bu yağmayı “toplum düzenini koruma” kılıfına büründürmektedirler.

Hukukun yasal soygun aracı haline dönüşmesi insanlık tarihinin en menfur yozlaşmasıdır. Dünyadaki ekonomik krizlerin asıl nedeni de budur. Halktan vergi olarak alınan paralar yasayla – imtiyazlar ve sübvansiyonlar şeklinde – daha zenginlere aktarılmaktadır. Hükümetler hukuku, yasaları, et, ekmek, giyecek ve demir fiyatlarını yükseltmek için kullanmaktadır.

Tarih içinde yasal kölelik özgürlüğün yasayla ihlal edilmesinden başka bir şey değildi. Koruyucu gümrük tarifeleri de mülkiyet haklarının yasalarla ihlalinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla kölelik de gümrük tarifeleri de birer yasal soygun çeşididir. Yozlaşan hukuk çatışma ve sürtüşme meydana getirir. Hukukun bu şekilde adaletsizliğin aleti haline getirilmesi kadar tehlikeli bir şey yoktur. Bu hukuka olan güveni de son derece sarsar. » Read more: Yasal Yağmanın Sonuçları

Hukukun Yozlaşma Süreci

Temmuz 20th, 2011

M. Ali KAYA
“Hukukun yozlaşmasının iki nedeni vardır:
Birincisi, ahmakça bir açgözlülük.
İkincisi, sahte hayırseverlik…”
(Frederic Bastiat / Law)

Hukukun amacı, hayatı, hürriyet ve mülkiyeti korumaktır. Hukuk amacı dışına çıkınca yozlaşma sürecine girer. Bu yozlaşma süreci kendisini yok edecek kadar ileri boyutlara varır. Hukuk bu süreçte “maslahat” ve “kamu yararı” “devlet menfaati” gibi gerekçelerle saygılı olması gereken hakları sınırlamaya ve tahribe yönelir.

Hukuk kolektif gücü hiçbir risk ve sorumluluk taşımadan başkasının kişilik, özgürlük ve mülkiyet haklarını istismar edenlerin ellerine teslim edilirse yozlaşır ve tahrip edilir. Fransız hukukçusu Frederic Bastiat’a göre hukukun bozulması iki temel sebebe istinat eder. Birincisi ahmakça bir özgürlük, ikincisi ise sahte bir hayırseverliktir.” İnsanlar yeteneklerini ve Allah’ın kendisine bahşettiği kabiliyetlerini kullanma ve geliştirme ve emeklerinin ürünlerine özgürce sahip olabilme haklarına kavuştuğu takdirde sosyal gelişme ve zenginleşme kesintisiz ve başarılı bir şekilde devam eder.

İnsanlar aciz ve fakir oldukları ve kendi çabaları ile ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadıkları için toplumda yaşamak zorundadırlar. İnsan toplumda başkalarının yardımı ile bütün ihtiyaçlarını karşılayabilir. Toplum içinde yardımlaşma zorunluluğu ile yaşayan insanlarda ihtiyaçlarını minimum çaba ve en az zahmetle elde etme arzu ve eğilimindedirler. Bu insanın nefsanî ve şehvani arzularından kaynaklanır. İnsan ihtiyaçlarını sürekli çalışarak kazanmak durumundadır. Allah’ın insanlardan istediği şey potansiyel olarak kendisine verilen kabiliyetlerini sürekli çalışarak aktif hale getirerek geliştirmesidir. Fıtrî, hak ve doğru olan da budur. Çalışma ve üretme helal kazancın kaynağıdır. Hak, bir emek sonunda kişinin elde ettiği şeye denir. Helal olan emeğin karşılığı olan şeydir. Dolayısıyla adil olan da budur. Hakkın ve mülkiyetin kaynağı da budur. » Read more: Hukukun Yozlaşma Süreci

Hukuk Nedir?

Temmuz 17th, 2011

M. Ali KAYA
Hayat Allah’ın insana en büyük rahmeti, ihsanı ve ikramıdır. İnsan için de hayattan daha değerli bir şey yoktur.
Hukuk, insan hayatını korumak ve şerefle yaşamak, hayat hakkını hürriyet içinde baskıya maruz kalmadan kullanmak için gereklidir. Hayat özgürlük demektir. Bu nedenle hayatı korumak için özgürlüğü korumak gerekir. Özgürlük ise mülkiyete bağlıdır. Malı ve mülkü olmayanın özgürlüğü de olmayacağı için mülkiyet hakkını korumak gerekmektedir. Bu nedenle hukukun temel amacı ve en fazla ilgilendiği saha mülkiyet hakkını korumaya yöneliktir. Mahkemelerin üzerinde durduğu ve yasaların kendisi için çıkarıldığı temel argümanlar hayat hakkı ve mülkiyet hakkı çerçevesi içindedir.

“Ferdiyet, hürriyet ve mülkiyet” insanı insan yapan temel değerlerdir. Bu nedenle “hayat, hürriyet ve mülkiyet” insanların insanlara tanıdığı bir siyasi hak değildir. Bilakis insanı insan olarak yaratan yüce yaratıcının insana doğuştan/yaratılıştan tanıdığı ve fıtrî olarak verdiği temel haklardır. Sonradan oluşan güçler ve politikacılar insanları bu temel haklardan mahrum ederek zulmetmektedirler. Zulüm insana Allah’ın verdiği hakkı zorla elinden almak ve insanın zayıflarını bu temel haklardan mahrum bırakmaktır.

Hukukun varlık ve otaya çıkış sebebi insanın insanlığını oluşturan, iradesinin kullanımını sağlayan, insanın vazgeçemeyeceği ve devredemeyeceği “hayat, hürriyet ve mülkiyet” haklarını, iradesinin hür bir şekilde kullanımını sağlayan “din ve vicdan” “düşünce ve fikir” hürriyetini korumak, yani kolektif bir organizasyon olan sosyal hayatta ve devlet faaliyetlerinde garanti altına almaktır. Hayat, hürriyet ve mülkiyet hakları ile din ve vicdan hürriyeti, fikir ve düşünce hürriyetinin amacı da insanın bireysel yeteneklerin geliştirmektir. Zira yüce Allah insanı dünya için yaratmamış, dünyadan sonra gideceği ahiret hayatında ve kendisi için yarattığı ideal bir hayat olan cennete gidebilmek için dünya mektebinde Allah’ın insana verdiği kabiliyetlerini geliştirerek cennete layık hale getirmektir. » Read more: Hukuk Nedir?

Sorular… ve Seçimin Kerrakesi!…

Mayıs 20th, 2011

Mehmet YILDIZ

ŞU SORULARA YANIT VERİLMEDİKÇE SEÇİM SONUÇLARI MİLLETİ KERİZ YERİNE KOYMANIN RESMİLEŞTİRİLMESİNDEN ÖTEYE GEÇEMEZ. U Y A R I Y O R U M .

**EKSTRADAN ORTAYA ÇIKAN İKİ MİLYON SEÇMENİN KAYNAĞI NEDİR ?

**YSK, SEÇİM TUTANAKLARININ SANDIK SANDIK AÇIKLANMASI İSTEMLERİNİ NEDEN SÜREKLİ REDDETMEKTEDİR ?

**SEÇİM SONUÇLARININ TOPLANDIĞI ADALET BAKANLIĞINA BAĞLI “SECSİS” ANA BİLGİSAYARINDA, SİYASİ PARTİ TEMSİLCİLERİNİN BULUNDURULMASINA BAŞBAKAN NEDEN ŞİDDETLE KARŞI ÇIKMAKTADIR ?

**52 MİLYON KAYITLI SEÇMEN GÖRÜLDÜĞÜ HALDE NEDEN 17 MİLYON FAZLASIYLA 69 MİLYON ADET OY PUSULASI BASILMIŞTIR ?

**2004 ABD BAŞKANLIK SEÇİMLERİNE BÜYÜK GÖLGE DÜŞÜREN, PEŞİNDEN DE YUNANİSTAN’DA MUHALEFETİN İTİRAZIYLA VAZGEÇİLEN “SECSİS” BİLGİSAYAR SİSTEMİ, TÜRKİYE’DE SON ÜÇ SEÇİMDİR NEDEN ISRARLA UYGULANMAKTADIR ?

**SEÇMEN LİSTELERİNİN BELİRLENMESİ İŞİ NEDEN YSK DAN ALINIP HÜKÜMETE BAĞLI NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE VERİLMİŞTİR ?

**ELEKTRİK KESİNTİLERİ, SEÇİM GECELERİNDE ORTALAMANIN SEKİZ KATINA NEDEN ÇIKMAKTADIR ?

**SANDIK BAŞKANLARININ % 87 Sİ NEDEN İKTİDAR YANLISI MEMUR-SEN ÜYELERİNDEN OLUŞUYOR …?

AKP ve Yolsuzluklar

Aralık 1st, 2010

CHP’nin hazırladığı 22 maddelik “AKP Yolsuzluk Broşürü”

1. AYDA 9 MİLYAR MAAŞLA GEÇİNEMEYEN BİR BAŞBAKAN.
7 yılda dolar milyarderi olan Recep Tayyip Erdoğan, ayda 9 milyar liralık Başbakanlık maaşıyla geçinemediğini söylüyor!
Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olduğu gün açıklanan serveti: “Kasımpaşa’da bir daire, Maltepe’de bir kooperatif hissesi, Bolluca da (Gaziosmanpaşa) 346 metrekare arsa, Burak Gıda ve Ticaret Limited Şirketinde yüzde 10 hisse.” (20 Şubat 1994 tarihli SABAH Gazetesi). 7 yıl sonra Rahmi Koç, ‘Tayyip Bey 1 milyar dolar para biriktirmiş.” açıklamasını yaptı (3 Ağustos 2001-CNN Türk).
Başbakanın 26 yaşındaki oğlu Ahmet Burak Erdoğan, 2.325.000 dolara bir kuru yük gemisi aldı. Başbakanın diğer oğlu Bilal Erdoğan, ABD’de 261.000 dolara daire sahibi oldu.
Ayrıca iki kardeş, Çamlıca Kısıklıda “tapu kayıtlarına göre” 1 trilyon liralık villanın sahibi oldular. Başbakan, aynı yerde, içi 450 metrekare olan villanın bir benzerini kendisi için satın aldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Ben ticaret yapmasam, oradan para kazanmasam, bu maaşla (Başbakanlık maaşı) geçinemem.” diyor.
Peki, halk nasıl geçinsin?

2. NAYLON FATURA DÜZENLEMEKTEN SANIK BİR MALİYE BAKANI.
Sanık Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan, hiç çalışmadan, yorulmadan, oturduğu yerde bir kalemde 366 milyar lira kazanıyor.
Peki nasıl? 17 Nisan 2003 tarihinde önce mısır ithalatındaki gümrük vergisi %20′ye indiriliyor. 4 Ağustos 2003 tarihinde Kemal Unakıtan’ın oğlu 4000 ton mısır ithal ediyor. İthalat işlemi bittikten sonra, 8 Ağustos 2003 tarihinde mısır ithalinde gümrük vergisi yeniden %45′e çıkarılıyor.
Kimin hakkı yeniyor? Tabii ki halkın!
Abdullah Unakıtan, pastörize yumurta ithalatı işine de giriyor. Önce şirketi AB Gıda San. ve Tic. A.Ş.’ye 2,5 milyon YTL’lik teşvik belgesi veriliyor. İşe başlamadan önce pastörize yumurtada KDV oranları %18′den %8′e indiriliyor.
Yani Maliye Bakanı, aileye çalışıyor!

Yazının devamı için burayı tıklayınız.

Referandum ve İntikam Duygusu

Eylül 5th, 2010
M. Ali KAYA
Dünyada ve ülkemizde eksen kaymaları yaşanmaktadır. Eksen kaymasının en tehlikelisi, fikirde ve inançta yaşanan eksen kaymalarıdır. Buna mümasil olarak Risale-i Nur Talebelerinin de sinsi bir şekilde fikirlerine teşettüt verilerek eksenlerinin değiştirilmek ve kaydırılmak istendiği bariz bir şekilde görülmektedir. Bunlardan biri 12 Eylül 1982 Anayasa Referandumunda yaşandığı gibi, ikinci bir kırılma da 12 Eylül 2010 Referandumunda yaşatılmak istenmektedir. 1983’de soldan bir darbe yiyen Nur Talebelerinde 27 sene sonra bu defa da “Sağdan” bir darbe vurulmak istenmektedir.

Yapılan yorumlar ve açıklamalar Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman’ın istikametli hayatına göre değil, başka şahıs ve ölçüler esas alınarak Nur Talebeleri ve Risale-i Nur’un yüksek hakikatleri buna alet edilmek istenmektedir. Bunun için Reklam ve Propaganda ağırlıklı bir “Anayasa Değişikliği” kampanyası yürütülmektedir.
 

En tehlikelisi de Risale-i Nur Camiası “Siyasal İslam’ın” ve bu da bazı şahısların ve grupların siyasetlerine alet edilerek “Vatan Kur’an ve İslamiyet” aleyhine olacak bir şekilde ayrışmaya, menfaat gruplarının ve yabancıların içimize parmak karıştırarak şahsi, hissi, siyasi ve dünyevi emellerine alet ve tabi edilmeye çalışılmaktadır. Siyaset topuzu ile hareket edenlere destek olmak vacipmiş gibi bir hava estirilerek önce siyasilere, arkasından da zındıkanın elini güçlendirmeye vesile yapılmak istenmektedir.

Propagandacılar o derece muhakemesiz ve akıldan uzak bir surette fikirleri bulandırmaktadırlar ki şahs-ı manevilerin zayıflamasına, belli şahısların ise haklı ve güçlü, başarılı ve isabetli gösterilerek tam bir kafa karışıklığına sebep olunmak istenmekte ve kısmen de başarılı olunmaktadır. » Read more: Referandum ve İntikam Duygusu

“Hayır!” ne anlama geliyormuş!..

Ağustos 19th, 2010

Mustafa CAN

Referandum süreci başladı. Referandum “Doğrudan Demokrasi”nin bir göstergesidir. Bazı meseleler ve kanunlar halka sorular ve “bakın halk istiyor” diye kabul edilir ve kanunlaşır. Avrupa’da çok defa uygulanagelen bir sistemdir. Referandumda vicdanlara ve fikirlere baskı yapmadan ve aklı karıştırmadan herkes hür vücdanına göre oy kullanır. “Evet” demek ne kadar demokratik ise “hayır” demek de o kadar demokratiktir. “Evet” veya “Hayır” çıkması hiçbir şeyin sonu değil ve hiçbir şeyi de değiştirmez.  Zira 12 Eylül Anayasası yerinde durmaktadır ve diğer bağlayıcı hükümler yeni yasaların işleyişini frenler. Bilhassa başlangıçtaki “Genel Hükümler” ve 174. madde tüm Anayasayı bağlamaktadır. Ama ne var ki burası Türkiye… Demokrsi kültürü yok ve iktidar dahil pek çokları “Demokrasi bir araçtır” diye üzerine basıp bir başka amacı takip ettikleri için ülkeyi “Evetçiler” ve “Hayırcılar” diye ötekileştirip ayrıştırmaktadırlar.

Bu durum 12 Eylül Anayasasının oylaması sırasında da yaşanmıştı. O zaman biz “Hayır” dediğimiz ve bunu anlatmak için Anayasa ne getirip ne götürüyor?” diye “KÖPRÜ” dergisinin eki olan bir broşürü dağıtıyorduk. Referanduma gidilecekti ve İhtilal Lideri Kenan EVREN “Hayır diyenler vatan hainidir. Koministlerle beraber vatana ihanet etmektedirler” diye mitingler düzenliyor ve yanına aldığı konsey üyeleri ile Anayasa üzerinden değil, “Vatan hainliği” üzerinden siyaset yapıyordu. Bizi de “Kministlerle beraber olmakla” suçluyorlardı. » Read more: “Hayır!” ne anlama geliyormuş!..

İtidal Çizgisi

Ağustos 16th, 2010

Kâzım GÜLEÇYÜZ

Yüksek Seçim Kurulu referandumun tarihini 12 Eylül olarak açıkladığında, “Ramazan boyunca iftardan sahura, sahurdan iftara halka paketi anlatacağız” diyenler olmuştu.

Oylanacak paketin, iktidar partisince iddia edildiği şekilde bir “demokrasi devrimi” olmadığı, hak ve özgürlükler adına çok fazla birşey getirmediği yönündeki kanaatimizi ifade etmiştik.

Bu sebeple, içerdiği eksik ve yetersiz doğruların yanında, gereksiz, hattâ yanlış bazı düzenlemelere de yer veren paketle ilgili tartışmalarda dikkat, sükûnet ve temkini elden bırakmayalım.

Konuyla ilgili müzakereleri, paketin daracık ve problemli kapsamına hapsedip, onun üzerinden gergin polemiklere girişme tuzağına düşmeyelim. Onun yerine, paketi ve referandumu vesile kılarak, yeni, demokratik ve sivil bir anayasa ihtiyacını her ortamda gündeme getirelim. » Read more: İtidal Çizgisi

Anayasa Referandumu Hakkında Düşünceler…

Ağustos 14th, 2010

Umut YAVUZ

1982 Anayasası darbe ürünü bir anayasadır. Bu anayasa insan hak ve özgürlükleri bağlamında yetersiz olup, Türkiye’yi artık daha ileri taşıyamayacak mefluç bir anayasa mahiyetindedir. Bugün objektif bir gözle bakan herkes pek tabii ki mevcut anayasamızın topyekûn bir değişme ve yenilenmeye tabi tutulması gerektiği konusunda hemfikir olacaktır.

Demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapılması herkesin arzusudur. Ancak esas tartışma bunun nasıl ve kimler tarafından yapılacağıdır. Benim kanaatim anayasalar birer toplumsal sözleşme mahiyetinde olduğu ve ayrım gözetilmeksizin vatandaşlık hakkına sahip bütün bireyleri doğrudan ilgilendirdiği için kesin bir mutabakat ve konsensüs ile yapılması gerektiğidir. Bu, yeni bir anayasa yapmak için bir gereklilik olduğu gibi, mevcut anayasada değişiklik yapmak için de gerekli bir şarttır.

12 Eylül 2010 günü önümüze sunulacak anayasa paketinin en başta bu yönüyle sakıncalı ve problemli bir paket olduğunu belirtmek gerekir. Zira nasıl ki 1982 yılında bizlere dayatılan anayasanın “darbe ürünü ve dikta mantalitesiyle hazırlanmış” bir anayasa olduğundan muzdarip isek, bunun yerine ikame edilecek olan anayasa yahut paketlerin de bu mahiyetten uzak olması elzemdir. Yani demek istediğimiz o ki, toplumun bütün katmanlarını ilgilendiren böylesi değişikliklerde muhakkak surette mutabakat ve konsensüs aranması şarttır. Aksi halde yapılan şey anayasa yahut anayasa reformu olmaktan uzak olur. » Read more: Anayasa Referandumu Hakkında Düşünceler…

35. Madde Kalkmalı

Temmuz 30th, 2010

Kâzım GÜLEÇYÜZ /Yeni Asya

Anayasa paketi ve referandum tartışmaları arasında, TSK İç Hizmet Kanununun, darbelerin “yasal” dayanağı olarak kullanılan 35. maddesi de gündemde yer bulabildi.

Gündeme getiren de, “pakete hayır” kampanyasını sürdüren CHP. Böylece, referandumu “12 Eylül taraftarlığı-karşıtlığı” zeminine çekmek isteyen AKP’ye, “Darbeye karşıysan 35’i düzelt” atraksiyonu ile cevap veriyor anamuhalefet partisi.

Herşeyin pakete ve referanduma endekslenip, Meclisin tatile girdiği bir ortamda 35. maddeyi gündeme getirmenin pratikte bir anlamı var mı?

İlk bakışta yok gibi görünüyor. Ama konu iki parti arasında bir iddialaşmaya dönüşünce, CHP ciddiyetini ispatlamak için, maddeye ilişkin teklifini Meclis Başkanlığına vereceğini açıklıyor.

Bunda, Başbakanın “Madem gündeme getirdiniz, verin teklifinizi, komisyon kurup çalışalım” deyip, gerekirse Meclisi olağanüstü toplantıya çağırmaktan söz etmesi de etkili olmuşa benziyor.

Ne var ki, Erdoğan’ın sözlerinin tamamına bakıldığında, 35. maddeye öncelik vermek gibi bir düşünce ve niyetinin olmadığı açıkça görülüyor. » Read more: 35. Madde Kalkmalı

Anayasada Değişen Birşey Yok!

Temmuz 20th, 2010

Mustafa CAN
“Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değil ki hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete ve hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemet insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler. Hatta kuvvetli bir hakikati zayıf bir adamın elinde zayıf görür ve kıymetsiz bir meseleyi kıymettar bir adamın elinde görse, kıymettar telakki eder.” (Barla, 2006, s. 36)

Adamın biri müthiş mide sancısından duramayarak doktora gider. Doktor muayene ettikten sonra “Sabah ve öğlen ne yedin?” diye sorar. Adam “Bakmadım ki doktor bey önüme ne koydularsa yedim” der. Doktor bunun üzerine “Al bu merhemi gözüne sür ve bir daha ne yediğine bak ona göre ye!” diye hastayı gönderir.
Fıkra bu ya gerçekle hiç alakası yoktur. (!) Sadece insanları güldürmek için anlatılır o kadar…

» Read more: Anayasada Değişen Birşey Yok!

Paketin Tümünün Değerlendirilmesi

Temmuz 19th, 2010

Kâzım GÜLEÇYÜZ /Yeni ASYA

http://www.yeniasya.com.tr/2010/07/18/yazarlar/kgulecyuz.htm 

Önceki dört yazıda, referanduma sunulacak anayasa paketini oluşturan 26 maddeyi tek tek gözden geçirmiştik. Şimdi de toplu bir değerlendirme yapmaya çalışalım. Bir defa, maddelerin sıralanış biçiminde dahi görüldüğü üzere, pakette bir insicam yok. Alâkasız konular birbirinden kopuk maddelerle düzenleniyor. Yekdiğeriyle irtibatlı konular bile, araya başka maddeler konularak, rastgele yerleştirilmiş.

En hafif tabiriyle dikkatsiz, özensiz ve savruk bir yaklaşıma işaret eden bu durum, anayasa değişikliğinin gerektirdiği ciddiyetle bağdaşmıyor.

Keza kadın-erkek eşitliğine dair cümlesi kimilerince “pozitif ayrımcılık” diye övülüp desteklenen, ancak uygulamada müfrit feminist fantezilere prim verebilecek tarzda, son derece tuhaf bir ifadeyle kaleme alınan ilk maddenin üslûbu da aynı özensizliğin içeriğe ilişkin boyutuna bir örnek. » Read more: Paketin Tümünün Değerlendirilmesi

12 Eylülle Hesaplaşma…

Temmuz 19th, 2010

Mustafa CAN

Bu gün 12 Eylül ile hesaplaşmak mümkün müdür? Aradan tam 30 sene geçmiş. 12 Eylül 1980 günü doğanlar şimdi 30 yaşında ve o gün 20 yaşında olanlar da 50 yaşına girmiş bulunmaktadırlar.

12 Eylül ihtilalinin gerekçelerine bakalım. Anarşi, terör, iktidarın CHP ile uzlaşmaması ve Cumhurbaşkanı seçiminin yapılamamış olması… İhtilal, partilerin kapatılması ve 82 Anayasası ile yeni bir dönemin açılması. Referandum ve % 92 “Evet Oyu” ile Anayasa’nın kabulü ve İhtilal lideri Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olması ve dokunulmazlıklar…

12 Eylülden sonra Kemalist ideoloji anlayış değişikliği yaparak gelişen dinci akımların desteğine ihtiyaç duydu ve “Din Derslerini” Anayasal zorunluluk haline getirerek dini cemaatlerle anlaştı. Sonra hedefine “Komünistleri” koyarak “Bu Anayasa’ya karşı çıkanlar komünistlerdir” diye tüm dindarların desteğini aldı. Sonrasında 12 Eylül siyasi iktidarını da ANAP ile kurdu ve devam ettirdi.

Kemalizm Okullara cebren koyduğu “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” ile güçlendikçe güçlendi. Zira “İnkılâp ve Atatürkçülük” dersi yeterli olmadığı için “Din Kültürü” adı altında Lâiklik ve Kemalizm dersleri verildi. Aradan geçen 30 sene sonunda dindar insanların geldiği noktada din hayatın daha da gerisine itilmiş oldu. » Read more: 12 Eylülle Hesaplaşma…

Anayasa Değişikliği / Tahlil

Temmuz 17th, 2010

Kazım GÜLEÇYÜZ /Yeni ASYA

Aksi yönde sürpriz bir gelişme olmazsa 12 Eylül’de sandık başına giderek oylayacağımız anayasa paketinde neler var? Bakalım:

* Madde 1: Kadın-erkek eşitliği konusunda alınacak tedbirler, anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacak. Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile mâlûl ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak.

İfadedeki tuhaflığa bakar mısınız? Kadın-erkek eşitliği konusunda birtakım tedbirler alınacak ve bunlar—her ne ise—anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacakmış.

Bir defa Türkiye’de kadın-erkek eşitliği zaten yok muydu? Ve bu eşitlik için alınacağı söylenen tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olma ihtimali mi var ki, böyle bir kayıt konuluyor?

Peki, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile mâlûl ve gaziler için alınacak tedbirlerin de eşitlik ilkesine aykırı olmaması ne demek? Şimdiye kadar bunlara yardım ve destek için tedbir alınmak istendi de “Eşitliğe aykırı” diye karşı çıkan mı oldu ve bu muhalefet, o tedbirlerin alınmasını mı engelledi?

Amaç ve mantığı anlaşılamayan bir madde. » Read more: Anayasa Değişikliği / Tahlil

Monarşiden Hürriyetçi Demokrasiye

Nisan 24th, 2010
Mustafa CAN
İktidarı bir kişinin temsil ettiği ve siyasi kararları bir kişinin aldığı yönetim şekline monarşi adı verilmektedir. İktidarı kimse ile paylaşmayan şah, padişah, hükümdar, hakan, emir ve bey kişisel kararlarla maiyetindekileri yönetir. Buna adil olursa “saltanat” zalim olursa “ceberut yönetimi” adı verilir. Siyasal bilimciler yasaları uygulayan bir krallık yönetiminin “monarşi” olduğunu ifade ederler. Şayet ortada halkı idare eden bir yasa yoksa ve halk kralın ağzından çıkan kararlarla yönetiliyorsa buna “despotizm” adını vermişlerdir. Despotizmde iktidarın kaynağı monarkın kendisidir. Aristo ve Montesquieu adil yasaları uygulayan monarşik idarelerin en iyi yönetim şekli olduğunu da söylemişlerdir. Bu durumda monark ülkenin tek hâkimi değildir. Yasaların yetki verdiği pek çok güçler de vardır. Yine yasalar kralın yetkilerini büyük ölçüde sınırlamıştır. Yönetimi keyfî değil, yasal çerçevededir. 

Zamanla monarşik idareler yerlerini Cumhuriyet idarelerine terk etmişlerdir. Ancak halk ile devlet, yani idareciler arasında bir “asiller” ve “zenginler” sınıfı vardır. Asiller yönetimde idarecilere yardımcı olurlar. Bu yardımın karşılığı olarak da imtiyaz elde ederler. Bu imtiyaz onlara normal halktan daha üstün ve farklı yaratılışta oldukları inancını doğurmuştur. Devletin makamları bu asiller arasında bölünmüştür. Dolayısıyla “bürokrasi” adı verilen bu imtiyazlı sınıf devleti yönetme yetkisini de tekellerine almıştırlar. Bu nedenle devletin en önemli görevlerinden birisi de asilleri ve zenginleri korumak olmuştur. Bu konuda pek çok da yasal haklar kazanmışlardır. » Read more: Monarşiden Hürriyetçi Demokrasiye

Yepyeni Bir Anayasa Yapmalıyız

Nisan 21st, 2010

Sami SELÇUK /21 Nisan 2010 /Star

TBMM’ye indirilen Anayasada değişiklik girişiminin yankıları sürüyor.

Sadece yankılar mı?

Öfkeler de.

En tehlikelisi de, doğru akıl yürütmenin en büyük düşmanı olan ve sürekli önyargı, yanılgı salgılayan bu sonunculardır.

Öfke, öç, kin gibi güdülerle kalkanlar, yarın zararla yerlerine otururlar.

İlkin buna dikkat çekmek istiyorum.

İkinci olarak dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bu girişimlere bir çırpıda karşı çıkmak kadar, yöntemde yanılmak ve ivecenlik de yanlıştır.

Çünkü köklü değişiklikler söz konusu.

Üçüncü olarak da şuna dikkat edilmeli: Değil mi ki değişiklikler, var olan rejimi ve hukuk dizgesini kökten değiştirecek niteliktedir; öyleyse ilkin yöntem üzerinde durmakta yarar vardır. » Read more: Yepyeni Bir Anayasa Yapmalıyız

hits counter