
Hukukun mülkiyeti yasalar yoluyla teşkilatlandırma, düzenleme, koruma ve teşvik bahanesi ile bir şahıstan alarak başkasına geçirmesine yasal yağma adı verilir. Toplumun tümüne ait olan zenginliği imalatçı, çiftçi, sanatçı, futbolcu ve tiyatrocu gibi az sayıda insana aktarmak haksızlık ve zulümdür. Bunu yasal yollarla yapmak ise zulmün ve haksızlığın yaygınlaşmasını zorunlu hale getirmekten başka bir şey değildir. Bu durumda hakkı elinden alınan insanlar hırçınlaşacak ve sonuçta toplumsal düzeni yıkmayı dahi göze alacaklardır. Ama ne ki yasal yağma yapılırken hukukçular bu yağmayı “toplum düzenini koruma” kılıfına büründürmektedirler.
Hukukun yasal soygun aracı haline dönüşmesi insanlık tarihinin en menfur yozlaşmasıdır. Dünyadaki ekonomik krizlerin asıl nedeni de budur. Halktan vergi olarak alınan paralar yasayla – imtiyazlar ve sübvansiyonlar şeklinde – daha zenginlere aktarılmaktadır. Hükümetler hukuku, yasaları, et, ekmek, giyecek ve demir fiyatlarını yükseltmek için kullanmaktadır.
Tarih içinde yasal kölelik özgürlüğün yasayla ihlal edilmesinden başka bir şey değildi. Koruyucu gümrük tarifeleri de mülkiyet haklarının yasalarla ihlalinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla kölelik de gümrük tarifeleri de birer yasal soygun çeşididir. Yozlaşan hukuk çatışma ve sürtüşme meydana getirir. Hukukun bu şekilde adaletsizliğin aleti haline getirilmesi kadar tehlikeli bir şey yoktur. Bu hukuka olan güveni de son derece sarsar. » Read more: Yasal Yağmanın Sonuçları
M. Ali KAYA











İktidarı bir kişinin temsil ettiği ve siyasi kararları bir kişinin aldığı yönetim şekline monarşi adı verilmektedir. İktidarı kimse ile paylaşmayan şah, padişah, hükümdar, hakan, emir ve bey kişisel kararlarla maiyetindekileri yönetir. Buna adil olursa “saltanat” zalim olursa “ceberut yönetimi” adı verilir. Siyasal bilimciler yasaları uygulayan bir krallık yönetiminin “monarşi” olduğunu ifade ederler. Şayet ortada halkı idare eden bir yasa yoksa ve halk kralın ağzından çıkan kararlarla yönetiliyorsa buna “despotizm” adını vermişlerdir. Despotizmde iktidarın kaynağı monarkın kendisidir. Aristo ve Montesquieu adil yasaları uygulayan monarşik idarelerin en iyi yönetim şekli olduğunu da söylemişlerdir. Bu durumda monark ülkenin tek hâkimi değildir. Yasaların yetki verdiği pek çok güçler de vardır. Yine yasalar kralın yetkilerini büyük ölçüde sınırlamıştır. Yönetimi keyfî değil, yasal çerçevededir. 





