Archive for the ‘Siyasi Partiler’ category

AKP’nin 10. Yılı

Ağustos 17th, 2011

Kazım GÜLEÇYÜZ
irtibat@yeniasya.com.tr 

AKP 10. yılını kutluyor. Kuruluşunun ertesi yılı katıldığı seçimden tek başına iktidar olarak çıkan ve girdiği her seçimde oylarını arttırarak bu iktidarını yaklaşık dokuz yıldır devam ettiren bir parti için, gerçekten kutlanmaya değer önemli bir yıldönümü bu. Ama bu “başarı”nın dayandığı zemine baktığımızda, seçim döneminde de dikkat çekmeye çalıştığımız problemli noktalarla karşılaşıyoruz. Bunların başında, 12 Eylül ürünü olan adaletsiz seçim sistemi ve partilere yapılan hazine yardımındaki sistemin getirdiği haksız rekabet var.

Her yıl ve ayrıca seçim dönemlerinde Meclisteki partilere verilen hazine yardımlarından aslan payını alan AKP, belediyeler başta olmak üzere başka zengin gelir kaynaklarına da sahip. Hem devlet imkânları, hem de özel kaynaklar açısından diğer partilerin hiçbiri AKP ile yarışabilecek durumda değil. Almış başını, gidiyor. Buna bağlı olarak, hemen her alanda, muhaliflerince “yandaş” olarak nitelenen alternatif yapılanmaları inşa noktasında da büyük mesafe aldı.

Dikkate değer bir “sermaye” birikimi…
Bürokraside kadrolaşma ve etkinleşme…
Partiyle uyumlu bir medya yapılanması…
» Read more: AKP’nin 10. Yılı

AKP’nin İcraatları

Nisan 20th, 2011

AKP iktidarlarının çiftçimizi ve sabit gelirleri perişan edişinin somut bir biçimde görülebilmesi için aşağıda bazı mukayeseler sunuyorum:

2002’de 3 kg buğday ile 1 lt mazot alınabiliyordu.

2011’de 7 kg buğday ile 1 lt mazot alınabiliyor.

2002’de 15 kg süt ile 1 torba yem alınabiliyordu.

2011’de 55 kg süt ile 1 torba yem alınabiliyor.

2002’de 5 kg buğday ile 1 kg 20/20 gübre alınabiliyordu.

2011’de 16 kg buğday ile 1 kg 20/20 gübre alınabiliyor.

2002’de 33 kg ayçiçeği ile bir büyük tüpgaz alınabiliyordu.

2011’de 60 kg ayçiçeği ile bir büyük tüpgaz alınabiliyor.

2010’da 1 kg ekmek 1 lira, 2011’de 1 kg ekmek 2.10 TL

  » Read more: AKP’nin İcraatları

DP’nin Demokrasi Anlayışı

Nisan 9th, 2011

Mustafa CAN
“İleri Demokrasi” DP’nin demokrasi hedefidir. İleri Demokrasi nedir? Parti Liderlerinin hâkim olduğu bir yönetim anlayışı değildir. Tamamen seçime dayanan ve seçilmişlerin yönettiği “İstişareye” dayalı bir demokrasi anlayışıdır. Tabandan tavana kadar seçimi esas alır. Yapılanması yukarıdan aşağıya doğru değil, en alt birim olan belde teşkilatından yukarıya doğru seçilmişlerin yönetimine dayanır. Böyle bir yapılanma “İşleyen Demokrasi”yi oluşturur.

Milletvekili adaylarını sıralamaya ve listeye koyacak olan liderler değildir. Milletin vekilini ancak millet sıraya koyarsa buna demokrasi denebilir. Liderlerin sıralamaya koyduğu milletvekili elbette halkın değil liderin vekili olacaktır. Demokrasiyi diktaya çeviren husus budur.

Demokrasi’de milletvekili adayları her ilde kendi teşkilatına müracaatını yapar. Sonra delegeler değil; zira genel merkez ve lider delegelere tesir edebilir. Bu nedenle partinin tüm üyeleri milletvekillerini sıraya koymak için her ilde sıralama seçimini yapar. Böylece milletvekilleri doğrudan halkın seçimi ile belirlenmiş olacaktır. Üyelerin katılımı ve “Önseçimle” milletvekili adayları tespit edilmiş olacaktır. » Read more: DP’nin Demokrasi Anlayışı

Halk Partisi Felsefesi

Mart 8th, 2011

Mustafa CAN
Halk Partisi (CHP) Cumhuriyeti kuran ve devrimleri yapan Atatürk’ün kurduğu partidir. 1023-1950 yılları arasında tek parti olarak ülkeyi yönettiği için “devlet partisi” olarak faaliyet göstermiş ve icraat yapmıştır.
Devrimleri ve Anayasa’yı yapan ve kendi felsefesini devletin “resmî ideolojisi” haline getiren ve “CHP İlkelerini” 1937’de “Atatürk İlkeleri” adı altında Anayasa’ya koyduğu için devlet partisi konumunu daha da güçlendirmiştir.

1923’den 1950 yılına kadar CHP demek devlet demekti. Bu nedenle CHP bürokrasiye, askere ve yargıya hakimdi. Günümüzde de bu hakimiyetinin zayıfladığı söylenemez. Zira CHP iktidarda olmasa da “İlkelerinin Anayasaya hakim olmasından dolayı” yine ülkeye ve diğer siyasi partilere de hakimiyetini ilke ve ülkü bazında devam ettirmektedir. 1980 sonrası ise isimleri farklı da olsa, farklı felsefeleri de savunuyor gözükse de ülkeyi tek bir parti yönetmektedir, o da “devlet partisidir” demek yanlış olmayacaktır. Zira bütün partiler kendilerini “Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun davranmak, korumak, yaşatmak ve hakim kılmakla yükümlüdürler. Bu nedenle “Atatürk’ün Partisi” olan CHP’nin iktidarda olmasına gerek yoktur. Bütün partiler Atatürk’ün partisi konumundadır.

Halk Partisi olarak kurulduktan ve Cumhuriyeti ilan ettikten sonra ismini Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirerek devlet partisi olduğunu ilan etmiş, sonrasında ise CHP’ye karşı yapılan muhalefeti “Cumhuriyete karşı muhalefet olarak” görmüş ve bu sebeple muhalefet yapmak isteyen partileri kapatmıştır. İlk kapatılan parti Kâzım Karabekir’in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’dır. » Read more: Halk Partisi Felsefesi

DYP’den DP’ye Siyaset

Mart 6th, 2011

Mustafa CAN
DP ve AP’nin devamı olup “Demokratik Misyonun” partisidir. Demokrat Parti demokratik taleplere cevap vermek üzere 7 Ocak 1946 tarihinde kurulur.
14 Mayıs 1950’de büyük bir halk desteği ile iktidara gelir. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri bir darbe ile kapatılarak iktidardan uzaklaştırılır. İhtilalciler devrimin yapıldığı 27 Mayıs’ı “Ulusal Egemenlik Bayramı” ilan ederler. Bu kutlamalar 1980’de yapılan ikinci bir darbe ile kaldırılır. Parti yöneticileri 11 Şubat 1961 tarihinde Adalet Partisini (AP) kurarlar. Adalet Partisi de kuvvet komutanlarının önce 12 Mart 1971 muhtırasına, daha sonra 12 Eylül 1980 askerî darbesine maruz kalırlar. Bu darbeler doğrudan Demokratik idarelere yapılmıştır. Demokratik idarenin temsilcileri de DP ve AP olduğu için bittabi onların iktidarı döneminde olup, iktidar gücü Demokrat parti ve Adalet Partisinin elinden alınarak Cumhuriyetin kurucusu ve devrimlerin yapıcısı olan CHP ve bu zihniyetin temsilcilerine verilmiştir. Darbelerin bahanesi kardeş kavgası, irtica ve Atatürk ilkelerinden uzaklaşmadır. Ama ne gariptir ki bu suçlamaların hedefinde hep “Demokratlar” vardır ve iktidar onlardan alınmaktadır. 
» Read more: DYP’den DP’ye Siyaset

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)

Mart 4th, 2011

Mustafa CAN

Ülkemizdeki siyasi partilerin tahlilini yaptığımız zaman dört tabandan kaynaklandığını görürüz. Birincisi, referansını dinden alan ve dine dayandığını iddia eden partiler. İkincisi, referansını milli ve manevi duygulardan alan ve buna dayanarak siyaset yapmak isteyen partiler. Üçüncüsü, laikliği esas alan, milli ve manevi değerleri siyasi ve sosyal hayattan çıkararak tamamen seküler ve lâik bir sistemi savunan siyasi partiler. Dördüncüsü de “İnsan hak ve hürriyetlerini esas alan” ve hürriyetçi demokrasiyi savunan demokratlar olarak görürüz.

Tabii ki bu dört temele dayanan siyasi oluşumların kendi içlerinde türevleri ve çeşitli versiyonları olacaktır. Bunlar beşeri ihtiraslar ve siyasi menfaat çekişmelerinden kaynaklanarak farklı isimler altında ortaya çıkarak iktidara talip olsalar da sonuçta felsefi olarak aynı fikir ve görüşü farklı ifadelerle ortaya çıkararak kendilerin ifade etmektedirler.

Biz bu makalemizde Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) ele alıp kuruluşundan günümüze kadar siyasi hayatını ve icraatlarını inceleyeceğiz. CHP kuruluşunca Halk Fırkası (Partisi) olarak kurulmuştur. Cumhuriyetten sonra ismin Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirmiştir. Zaman içinde CHP’den ayrılanlar ve farklı isimler altında teşkilatlanan, hatta bir süre iktidara gelmiş olanlar da olmakla beraber sonuçta CHP çatısı altında birleşmişlerdir. Bu çalışmamız bunun bir nevi ispatı sayılabilir. » Read more: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)

Şubat 28th, 2011

Mustafa CAN
22 Haziran 2001’de Fazilet Partisinin kapatılmasından sonra gelenekçi kanat Necmettin Erbakan’ın talimatları ile Recai Kutan’ın Saadet Partisi’nde toplanırken FP’nin son kongresinde Abdullah Gül’ü destekleyen yenilikçiler ayrılarak yeni bir parti kurma arayışına girdiler. Milli Görüş çizgisinin misyonunu tamamladığını iddia eden yenilikçiler bu nedenle “Milli Görüş gömleğini çıkarttık.” “Biz yenilikçiyiz.” “Şimdi değişim ve dönüşüm zamanı.” “Bizler dini istismar ettik, dini siyasete alet ettik ve yanlış yaptık.” “Hatadan dönmek fazilettir.” “Biz Avrupa Birliğine karşı değiliz.” “Demokrasi ve halkın iradesini biz savunuyoruz” “Biz Demokrat Parti ve ANAP’ın devamıyız” “Liderimiz Menderes ve Turgut Özal” “Erbakan yanlış yaptı” diyerek “dört eğilimden” olan siyasilerle görüşerek “Adalet ve Kalkınma Partisi” (AKP) adında yeni bir parti kurdular ve burada toplanmaya başladılar.

Partinin kurucuları İstanbul Belediye Başkanı R. Tayyip Erdoğan, Kayseri milletvekili Abdullah Gül, Manisa milletvekili Bülent Arınç, Sivas milletvekili Abdüllatif Şener ve DYP Van milletvekili Hüseyin Çelik gibi partinin önde gelen isimleridir. ANAP’ın devamı olduklarını ve dört eğilimi birleştirdiklerini iddia ederek 15 ay içinde tüm ülkede teşkilatlanarak 3 Kasım 2002 seçimlerine katıldılar. Yapılan seçimlerde geçerli oyların % 34, 63’ünü alarak % 10 barajından da yararlanarak meclisin nitelikli çoğunluğu olan üçte iki çoğunluğu olan 363 milletvekilliğini kazandı. AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan’ın devam eden mahkemesi sebebiyle milletvekili olamadığı için Abdullah Gül başbakanlığında 58. Cumhuriyet Hükümeti kuruldu.

AKP genel başkanı R. Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağı TBMM’de CHP’nin de desteklediği bir kanun değişikliği ile aşıldı. Emine Erdoğan’ın memleketi Siirt’ten bir milletvekili istifa ederek Siirt seçimlerinin yenilenmesine zemin hazırlandı. 8 Mart 2003 tarihinde Siirt’te yapılan yenileme seçiminde aday olan R. Tayyip Erdoğan milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi. 11 Mart 2003 tarihinde 58. Abdullah Gül hükümeti istifa etti. R. Tayyip Erdoğan 59. Hükümeti kurdu. Hükümet Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’in 15 Mart 2003 tarihinde onaylanmasından sonra görevine başladı. » Read more: Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)

Namık Kemal Zeybek ve DP

Ocak 19th, 2011

Mustafa CAN

15 Ocak 2011 tarihinde DP’nin 10 Olağan kongresinde Genel Başkanı olan Nâmık Kemâl Zeybek 1944 yılında Bayburt’un Kitre köyünde dünyaya geldi.

Siyasete Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nde (CKMP) başlayan Zeybek, 1964 yılında Alparslan Türkeş, Dündar Taşer, Ahmet Er ile birlikte girdiği CKMP’ye Üniversiteler Kültür Derneği (ÜKD) tavsiyesi ile ilk Gençlik Kolları Genel Başkanı oldu. 1965 yılı Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Bursa kongresine Ankara delegesi olarak katıldı. 1966 yılına kadar CKMP Gençlik Kolları Başkanı görevini sürdüren Zeybek 1966 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirip Rize-Çayeli’ne Kaymakam olunca Gençlik Kollarından ayrılmak zorunda kaldı.

Rize-Çayeli, Bilecik-Pazaryeri, Gümüşhâne-Şiran, Çankırı-Ilgaz, Erzurum-Tortum, Adıyaman-Kâhta ve Bursa-Keles ilçelerinde Kaymakamlık yaptı.

1977 yılında Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ın Müsteşarlığını yaptı. 1977-1980 dönemi Ülkücü Kuruluşların Eğitim Faaliyetlerini organize etti. 12 Eylül sonrasında tutuklandı ve 2 yıl cezaevinde yattı. » Read more: Namık Kemal Zeybek ve DP

CHP İktidar Olabilir mi?

Aralık 17th, 2010

Mustafa CAN

“Siyasette bir gün bile çok uzun bir zamandır ve çok şeylere gebedir.” “Siyasette kimin ne zaman ne yapacağı ve nerede bulunacağı belli olmaz.” “Siyasette ebedi dostluklar ve düşmanlıklar yoktur.” “Siyasiler basına, halka ve siyasi partisine küsmezler.” Bu ifadeler ve sözler siyasilerin siyaset için kullandıkları argümanlardan bir kaçıdır. Bu ifadeler ayrıca her siyasi partide görülen değişiklikleri anlatmakla beraber, “ülke ve millet menfaati” ve değişen durumlara göre belirlenen “maslahat” prensibini de ifade etmek için kullanılırlar. Bunun en güzel örneğini Süleyman Demirel “Dün dündür, bu gün bu gündür” “Demokrasilerde çareler tükenmez” sözleriyle ifade etmiştir.

Bu tezler her siyasi partide olduğu gibi CHP için de geçerlidir.

**
CHP birden bire nasıl değişti? Deniz BAYKAL yerine Kemal KILIÇDAROĞLU geldi. Şimdi de parti tamamıyla değişim geçirmekte ve tamamen Kemal KILIÇDAROĞLU’nun kontrolüne geçmektedir. Değişimin “İnsan kaynakları” ayağı tamamlanmak üzere… Fikir ve felsefe olarak değişim mümkün olabilecek midir? Acaba CHP Demokratikleşecek ve halka daha yakın olabilecek midir?

Deniz BAYKAL partiyi bıraktığı zaman partinin oylarının % 25’lerde olduğunu ifade etmektedir. Şayet CHP Kemal KILIÇDAROĞLU ile bu oranın altına düşerse Deniz BAYKAL sahneye yeniden çıkacaktır.

CHP oylarını nasıl artırabilir? » Read more: CHP İktidar Olabilir mi?

Azarla ve Kov Partisi

Ekim 16th, 2010

İnsanlar maalesef güçlüyü severler ve yanında yer almaktan hoşlanırlar. Kim bir tekme vurursa kendisine onda büyük fazilet vehmederler. Güçlünün yanında yer almayı severler. Bir de gücünü kaybetti mi o zaman hemen onu terk ederler…

İşte ispatı…

Buna benzer haberler için burayı tıklayınız….

AKP Krizler ve Seçimler

Eylül 18th, 2010

Mustafa CAN

AKP Kriz üretme ustasıdır. Önce kriz üretir daha sonra bunu seçim stratejisi olarak kullanır. 3 Kasım 2002 Seçimleri 28 Şubat 1997 Postmodern darbeden sonra yapılan bir seçimdir. Bu seçimde AKP 28 Şubat ürünü olarak halkın tepki oylarına talip olmuş ve böylece siyaset sahnesine girerek % 34.26 oy oranı ile 363 milletvekili çıkarmıştır. 28 Mart 2004 Mahalli Seçimlerde ise iktidar avantajını kullanarak oylarını % 42.18’e çıkararak belediyelerin 1750’sini almıştır.

22 Temmuz 2007 Seçimlerine ise Cumhurbaşkanlığı Seçimi damgasını vurmuştur. TBMM’de uzlaşmadan kaçan ve kriz üreterek bundan pirim yapmayı seçim stratejisi olarak benimseyen AKP halkın karşısına “Bunlar Müslüman-Dindar Cumhurbaşkanı seçtirmiyorlar. Başörtülü eşi bulunan Cumhurbaşkanı seçerek başörtüsü krizini halletmek istiyoruz. Görüyorsunuz ki TBMM ‘deki partiler, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Ordu bize komplo yapıyor ve dine karşı oldukları için dindar Cumhurbaşkanı seçtirmiyorlar” propagandası ile seçime girmiş ve halkın dini duygularını istismar ederek % 46.58 oy oranı ile meclise 341 milletvekili çıkararak tek başına iktidar olmuş, ancak milletvekili sayısında azalma yaşanmıştır. Bunun sebebi ise MHP’nin barajı aşması olmuştur. » Read more: AKP Krizler ve Seçimler

AKP’li İşadamları Neden Vergi Rekortmeni Değiller?

Eylül 8th, 2010

Vergi rekortmenleri listesinin açıklanması üzerine Sözcü Gazetesi saf saf soruyor: “AKP’ye yakın işadamları neden listede yok?” AKP kodamanlarının “Vergi kaçırıyor”  diye gaddarca üzerine gittikleri Aydın Doğan, vergi şampiyonu. Yani Türkiye’nin en çok vergi veren adamı. Ama, Ahmet Çalık, Fettah Tamince, Akın İpek, Remzi Gür, Cihan Kamer, Ethem Sancak, Vahit Kiler, Ahmet Albayrak, Unakıtan Ailesi, Topbaş Aileleri listede yok.
En azından, Tayyip Bey’i otellerde ağırlayan milyar dolarlık işadamı Fettah Tamince ile milyar dolarlık Ahmet Çalık’ın ilk 100 içinde olması gerekmez miydi?
Sözcü Gazetesi galiba duymamış: Bunlar vergi vermemek için Vergi Kanunu’na özel madde eklediler: “VERGİDE BAĞIŞ SİSTEMİ” AKP Hükümeti 2.1.2004 ve 31.12 2004 tarihlerinde Vergi Usul Kanunu’na 40/10 maddesini ekledi. Bu maddeye göre, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi
isterse vergisini devlete vermez. Ya nereye verir? BÜNYESİNDE GIDA BANKACILIĞI BULUNAN DERNEKLERE verir.
İçişleri Bakanlığınca bünyelerinde GIDA BANKACILIĞI kurma izni verilen tarikat bağlantılı dernekler şunlar:
-Deniz Feneri Derneği
-Kimse Yok Mu  Derneği
-Kepez Deniz Yıldızı Sosyal Yardımlaşma Derneği

Bu dernekler, örneğin 100 milyon lira vergi borcu olan şirkete gidip diyorlar ki: Arkadaş, bizim derneğe 50 milyon bağış yap, Biz de sana 100 milyon liralık kömür, erzak, temizlik maddesi gibi fatura verelim.
Bu faturayı götür maliyeye ver, vergi borcunu kapatmış olursun. Yanına kalan 50 milyon senin karın olacak.
Bana verdiğin 50 milyon lira ile de malzeme alıp valiliklere, kaymakamlıklara vereceğim. Onlar da ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklar. Bu da senin zekatın olacak. Böylece bu kafir devlete vergi vermeyeceksin,  hem de sevap işleyip Cennete gideceksin.
Evet, bu derneklere yardım yaparsa, yaptığı yardımın tamamını vergiden düşüyor. İşte bu ülkenin rejimi, ödenmeyen vergi paraları ile böyle değiştirilmeye çalışılıyor.
Prof. Dr. Deniz Büyükkılıç
Gazi Üniversitesi

**

Yoruma gerek yok!

İşte AKP Dindarlığı bu!

Dini İstismar biraz daha ileri boyuta taşınarak “dini tahrif ve tahribe kadar ulaştı…

Bunlara “Evet” diyen ve destek olanlara Allah basiret versin…

**

Son olarak Referandum Duası:

12 Eylüle neden Hayır!

Ağustos 12th, 2010

Mustafa CAN

  1. Anayasalar toplumun tüm kesimleri ile uzlaşarak yapılmalıdır. En azından salt çoğunluk olan %51’in mutabakatı alınmalıdır. Bu millete ve kurumlara güvenin ve uygulamada sahiplenmeyi kolaylaştırır. Çıkan yasa da güven ve saygı görür. Sadece meclis çoğunluğuna dayanarak “ben yaptım oldu!” mantığı ile yapılıp “emr-i vaki” ile dayatılamaz. Bu en azından kurumlara ve muhalefete saygısızlıktır. Bu nedenle bu değişikliğe hayır diyoruz.
  2. Bu değişiklik 12 Eylül rejimini ve yasasını değiştirmiyor, pekiştiriyor. Değiştirmek istiyorsa yine mutabakatla Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Yargı Organlarında köklü bir değişim yapması gerekir. Veya tamamen o kurumu kaldırmak gerekir. Bu yapılmıyor sadece üyelerin sayısı artırılarak daha da meşrulaştırılıyor. Bu nedenle hayır diyoruz. » Read more: 12 Eylüle neden Hayır!

İslam Demokrat Partisi

Temmuz 25th, 2010

M. Ali KAYA

www.fikirbahcesi.org
İslam Demokrat Partisi 1951 yılında Cevat Rifat Atilhan tarafından kurulan ve “İslam” kimliği ile ortaya çıkan ilk siyasi oluşumdur. Kurucu üyeleri Zühtü Bilimer, Kerim İnan, Hakkı Sadık Acarlı, Hamit Tekinsoy, Nuri Çallı, Feridun Okyanus, İ. Galip Hamikoğlu, Hacı Nuri Erdoğdu, Naci Yeter, Mehmet Reşat Düşünür, Ahmet İlkol, Neşet Aslın, Şevket Üzümcü, Mahmut Düşünür gibi isimlerdir. 27 Ağustos 1951 tarihinde resmen kurulan ve genel başkanlığına Cevat Rifat Atilhan’ı getiren İslam Demokrat Partisi kısa sürede 10 ilde 150 şube açtı. 2000 üzerinden üye kaydı yaptı. Parti “Partimiz mü’minlerle doludur.” “Mü’minler birleşin” “Refah ve saadet güneşi Kur’an ile doğacaktır” gibi din kaynaklı sloganları ile öne çıktı. (Sadık Albayrak, Türk Siyasi Hayatında MSP Olayı, İstanbul-1986, s. 24)

Günün dindar basını Demokrat Partiyi eleştirirken İslam Demokrat Partisini öven yazılarla dindar halkı bu partiye kanalize etmeye çalışıyordu. Bunların başında Eşref Edip’in “Sebilürreşad, Büyük Cihad, Hür Adam, Büyük Doğu, Yeşil Bursa, Serdengeçti” gibi gazete ve dergiler “DP ile CHP arasında fark yoktur” diye İslam Demokrat Partisini hararetle savunuyorlardı.  Ama ne ki “İslam Demokrat Partisi” Cemiyetler Kanunu’nun 24. Maddesini ihlalden dolayı mahkemeye verildi ve 3 Mart 1952 tarihinde mahkeme kararı ile kapatılarak Genel Başkan Cevat Rifat Atilhan ve 15 kurucu üye hakkında tahkikat başlattı.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri hayattadır ve siyasi gelişmeleri yakından takip etmektedir. Din adına ortaya çıkılmasına karşıdır. Zira dinin siyasi ve dünyevi işlere alet ve tabi edilmemesi gerektiğini, şayet din adına ortaya çıkılırsa bu durumda dünyevi olan ve dünya işlerini düzenlemek amacı ile kurulan ve iktidarı hedefleyen ve ister istemez menfaat mücadelesine dönüşecek olan böyle bir mücadelenin dine zarar vereceğini savunur.

» Read more: İslam Demokrat Partisi

DP’den AKP Anayasasına Hayır!

Temmuz 18th, 2010

(DP Basın Merkezi – 17 Temmuz 2010) – Demokrat Parti Genel İdare Kurulu, 16 Temmuz 2010 Cuma günü Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk’un başkanlığında gerçekleştirdiği toplantıda, 12 Eylül 2010 Pazar günü yapılacak olan referandumda Anayasa Paketi’ne “Hayır” oyu verilmesini kararlaştırdı.

Genel İdare Kurulu toplantısında, üyeler, sadece AKP’li kadrolar tarafından hazırlanan Anayasa Paketi’nin katılımcı demokrasi kurallarına uymadığını ifade ederek, “Bu Anayasa Paketi, ülkemizdeki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışmalarının bir ürünü değildir. Bu paket, aslında Türk Devleti’nin genetik yapısını ve DNA’sını değiştirmeye yönelik bir çalışmadır.

Yine bu teşebbüs, bugün fiilen yürütülen ‘’baskıcı ve keyfî yönetim’in hukuki kılıfını hazırlama gayretidir. Bu nedenle, Demokrat Parti mensuplarının referandumda Anayasa Paketi’ne ‘Hayır’ oyu vermeleri kaçınılmazdır” görüşünü dile getirdiler.

DP Genel İdare Kurulu toplantısında, “Hayır” kararı çıktıktan sonra, bir bildiri hazırlandı. Bildiri aynen şöyle: » Read more: DP’den AKP Anayasasına Hayır!

Referandum

Temmuz 18th, 2010

Mustafa CAN

AKP Anayasa Değiştirmeyi bir tarafa bırakıp Anayasa’nın 26 Maddesini değiştirmek için Referandum’a gitme kararı aldı. Madem halkoyuna gidilecekti neden “Yeni bir Anayasa” için değil de ülkenin hiçbir derdine çare olmayacak olan 26 madde ile iktifa etti?

CHP bu 26 Maddenin AYM ve HSYK ile ilgili iki maddenin iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine başvurmuştu; ama mahkemeden iptal yerine “düzeltme” çıkınca “Hayır” kampanyası başlattı. AKP ise “Neden Evet?” kampanyası başlattı.

Referandum “Anayasa’nın 26 Maddesinde değişiklik yapmak için “Evet” veya “Hayır” olmaktan çıkarak daha şimdiden “AKP politikalarına Evet mi, Hayır mı?” şekline dönüşmüş görünmektedir.

Her halükarda bundan kazançlı çıkacak olan AKP olacaktır. Çünkü AKP “Anayasa Referandumunu” 26 maddenin değişmesi için “Evet” veya “Hayır” olmaktan çıkarmış “Anayasa’nın tümünü” değiştirmeye “Evet” veya “Hayır” demeye getirmiştir. Propagandasını da buna göre yapmaktadır. » Read more: Referandum

Demokrasi ve At

Haziran 26th, 2010

Mustafa CAN

Tek tırnaklı hayvanlar grubunun memeli hayvanlarından olan erkeğine “aygır” dişisine “kısrak” ve yavrusuna “tay” denilen at, binek, yük ve savaş hayvanı olarak insana en fazla yardımcı olan canlı türüdür. Otla beslenir; ama geviş getirmezler. Altay dağlarının etrafında ve Amerikan bozkırlarında sürüler halinde yaşarlar. En meşhur türleri Arap ve İngiliz cinsidir. Yelesi ve kuyruğu kıllı olup ömürleri 20 ila 30 senedir.

Atlar insanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlisi ve değerlisidir. İnsanların savaşlarda en büyük yardımcıları, yük taşımada hizmetçileri, yarışmalarda, cirit ve av gibi sporlarda en büyük eğlence vasıtası, neşe ve dert ortağıdırlar. Silah ve bando seslerine kolayca uyum sağlayabilir, seferlerde dizlerini kitleyebilirler.

Atlar cesaret ve atılganlıkta çok ileri oldukları gibi, sahiplerine de son derece bağlıdırlar. Her konuda sahibini memnun etmeye çalışırlar, yorgunluğa bakmazlar kendilerini çatlatırcasına olanca güçlerini sarf ederler. Çitlerden ve yüksek yerlerden atlayabilir ve her nevi engelleri aşarlar. Saatte 60-70 km hızla koşarlar.

Peygamberimiz (sav) atın alnında beyazlık olanına “atların en hayırlısı” demiş (Tirmizi, Cihad, 20; İbn-i Mâce, Cihad, 14) “Atın bereketi kızıllığındadır” (Ebu Davud, Cihad, 44) buyurmuşlardır. Ayrıca “hayır ve bereket kıyamete kadar atın perçemine bağlıdır” (Buhari, Cihda, 43, 44; Humus, 8; Müslim, İmaret, 98; Tirmizi, Cihat, 19; Nesai, Hayl, 7) buyurarak hayır ve bereketin at vasıtası ile kazanılacağını ifade etmiştir. İslam bilginleri bunu ganimet ve sevap olarak izah etmişlerdir. » Read more: Demokrasi ve At

Arılar ve Demokrasimiz

Haziran 4th, 2010
Mustafa CAN
Topluluk içinde cumhuriyet kurallarına göre bir arada koloni halinde yaşayan sosyal küçük kuşlara “arı” denir. Bal arısı koloni halinde yaşarlar mükemmel bir iş bölümü ve vazifeşinaslıkları vardır. Bu koloni içinde bir ana kraliçe arı, birkaç yüz erkek arı ve 10-80 bin işçi arıdan meydana gelir. Toplu halde bir kovan içinde yaşarlar.

Arılar hep beraber çalışırlar. Bu kovanı “ana arı” yönetir. İşçi arılar her türlü işi üstlenmişlerdir. Ana arı petek gözlerine her gün en az 2000 adet larva bırakarak arı neslinin devamını da sağlarlar. Kraliçe arı herhangi bir sebeple ölürse bu defa işçi arılar ana arı üretmek ve lider yetiştirmek için bir kısım larvaları arı sütü ile daha çok beslemeye başlarlar. Böylece yalancı ana arılar türer. Bunlar erkek arılarla döllenmeye müsait olmadıkları için petek gözlerine döllenmemiş yumurta bırakırlar. Bu yumurtalardan da işçi arılar türemez, tembel ve bal yemekten başka bir şey yapmayan büyük arılar çıkar. Bu tembel arıları işçi arılar öldürmeye başlarlar. Ancak çok sayıda türedikleri için zamanla hem balı yer bitirirler, hem de kovan bu arılar tarafından istila edilir. Bir müddet sonra kovanda bal kalmadığı için bu arılar da ölür ve kovan söner ve yok olur. Bunun sebebi kraliçe arının olmaması ve onu yerine yalancı kraliçe ve lider arıların türemesidir. » Read more: Arılar ve Demokrasimiz

Filistin Kavgası

Haziran 2nd, 2010

Filistin Kavgası İç Politika Yatırımıdır

Rıza ZELYUT / Güneş – 2 Haziran 2010

İsrail’e küfretmek; sorunu çözecekse hep birlikte küfredelim.
ısrail bayrağı yakmak sorunu çözecekse, ben de gelip bir kibrit çakayım.
Lakin; sorun hiç de göründüğü gibi değil…

İç gündür herkesin elbirliği ile dile getirdiği görüşlerin çok yüzeysel, çok tepkisel, çok günübirlik olduğunu zamanla anlayacaksınız.
Lakin; bu köşenin yazarı olarak tarihsel bir saptamayı ilk andan itibaren yapmış olayım:
Filistin’e yardım işi; AKP hükümetinin iç politikada avantaj elde etmek için düzenlediği bir kampanyadır.
Çünkü; bu yardım işi; AKP çizgisindeki IHH (İnsani Yardım Vakfı) eliyle yürütüldü.
Bu vakfa, devletin gemisi Mavi Marmara kiralandı.
Ve bu sivil gemi, siyasi bir mücadelenin kaptan köşkü haline getirildi.
Şimdi soruyorum: Bu IHH, bunca parayı nereden buluyor?

İSLAM İÇİN DEĞİLDİR
AKP ve yandaşları, el altından; Müslümanları savunmak adına Filistin ile ilgilendiklerini yaysalar da bu iddia aldatıcıdır. Çünkü; ıslam dünyası bugün Filistin gibi pek çok bölgeye sahiptir. Afrika’daki Müslümanların hali Filistinlilerden daha berbattır ama bu sözde yardımcılar orayla ilgilenmezler.
Irak, 7 sene ABD tarafından yakılıp yıkıldı. Bir milyondan fazla Müslüman öldürüldü. Peki bu IHH ve benzeri kuruluşlar ABD’ye karşı tavır takındılar mı? Bunlar oradaki Türkmenler ABD tarafından bombalanırken, su bile bulamazlarken neden Türkmenler için kıllarını kıpırdatmadılar? Türkmenlerin öldürülmesi, sürülmesi karşısında kendisini Türk sayan bu yardımcılar neden hiçbir şey yapmadılar?
Afganistan’ın hali ortada. Türkiye; ABD’ninr yanında Afgan Müslümanların öldürülmesi işinde ortaklık yapıyor. Dünya genelinde değerlendirme yaptığımızda görürüz ki bu hükümet de ona bağlı dinci yardım kuruluşları da samimi değildir. Bunlar; Türkiye’de iç kamuoyunu etkilemek için böyle gösteriler yapmaktadırlar.
Ve bugün Türkiye; kendisini hiç ilgilendirmeyen bir kavganın içine çekilmiş; uluslararası çapta da prestij yitirmiştir. Çünkü; ısrail karşısında çaresiz hale getirilmiştir. » Read more: Filistin Kavgası

Demirel Gündemi Değerlendirdi.

Haziran 1st, 2010

Demirel, gündemdeki konulara ilişkin Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. 27 Mayıs’ın 50 yıl sonra hâlâ tartışıldığını belirten Demirel, askeri müdahalelerden yarar görmüş bir ülkenin bulunmadığını, Türkiye’nin bundan çok zarar gördüğünü söyledi. En büyük hatanın Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamı olduğunu kaydeden Demirel, “Ben o kütlenin devamı olarak Menderes’ten sonra başbakanlık yaptım. Menderes’i iktidara getiren kitle beni de iktidara getirdi. Ben ne yapacaktım, nasıl yapacaktım Başbakanlığı. Ben başbakan koltuğuna oturduğum zaman benimle beraber Başbakanlık odasında bir de idam sehpası vardı. O endişe hep devam ede gelmiştir” dedi. Demirel’in sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

Bu tür girişimler, 27 Nisan bildirgesi ve kimine göre 28 Şubat sürecinin bu iktidarı güçlendirdiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bunlara katılıyor musunuz?

Bu tür hadiselerin hiçbiri diğeriyle kıyaslanamaz. Her devri kendi şartları içinde mütalaa edeceksiniz. Bugünkü devir nedir, seçilmiş Meclis var, hükümet var. Devletin kurumları, hür basın, hür üniversite, hür yargı, hür medya, hür sokak var ve Türkiye seküler bir devlet. Bu kâğıt üzerinde. Ama uygulamaya geldiğiniz zaman arızalar var. Türkiye’de ne basın, ne yargı, ne üniversite hiçbirisi hür değil. Çünkü Türkiye korku imparatorluğu haline getirilmiş. Bugün medya nasıl bu hale getirilmiş, sen benim tarafımda senin tarafında diye insanlar ayrılmış. Medyanın görevi doğru habercilik, aydınlatma. Bu, bir kenara bırakılmış, yanlış haber ve karalama, bu medyanın zehridir. Ve karalama o kadar önemli bir silah haline gelmiş ki karalamanın tesirini Türkiye 1 aydır yaşıyor. Birisi bir kaset yapıp ortaya koyuyor, bu eğridir doğrudur diye tartışmaya zaman kalmadan ortalık karmakarışık oluyor. Sistem aslında çok büyük yara alıyor. Meşru ve makul metotları kullanmazsanız ondan sonra nasıl mücadele olacak, eşit şartlarda eşit mücadele nasıl olacak?

Bir bakıyorsunuz medya kurumlarına altından kalkılamayacak vergi cezaları getirilebiliyor. Vergi cezasını herhalde vergi idaresi koymuyor, bir yerden direktif alıyor. Yani almasa bile öyle zannediliyor, farz ediliyor. Ondan sonra bakıyorsunuz bir gazetede hoşuna gitmeyen yazılar çıkıyorsa bir süre sonra o ortadan kayboluyor. 147 üniversitesi var Türkiye’nin, bu kadar tartışma oluyor nerede üniversite. Üniversitede ses yok. Yargıyı ikiye bölmüşsünüz, yargıyı siyasallaştırmışsınız. Her gün bu yargının siyasallaştırılması konuşuluyor. Bunun en iyi örneği de Silivri Mahkemesi. Bunu hangi devirle mukayese edeceksiniz? » Read more: Demirel Gündemi Değerlendirdi.

hits counter