kategorisi için arşiv ‘Siyasi Partiler’ kategori

AKP’li İşadamları Neden Vergi Rekortmeni Değiller?

8 Eylül, 2010

Vergi rekortmenleri listesinin açıklanması üzerine Sözcü Gazetesi saf saf soruyor: “AKP’ye yakın işadamları neden listede yok?” AKP kodamanlarının “Vergi kaçırıyor”  diye gaddarca üzerine gittikleri Aydın Doğan, vergi şampiyonu. Yani Türkiye’nin en çok vergi veren adamı. Ama, Ahmet Çalık, Fettah Tamince, Akın İpek, Remzi Gür, Cihan Kamer, Ethem Sancak, Vahit Kiler, Ahmet Albayrak, Unakıtan Ailesi, Topbaş Aileleri listede yok.
En azından, Tayyip Bey’i otellerde ağırlayan milyar dolarlık işadamı Fettah Tamince ile milyar dolarlık Ahmet Çalık’ın ilk 100 içinde olması gerekmez miydi?
Sözcü Gazetesi galiba duymamış: Bunlar vergi vermemek için Vergi Kanunu’na özel madde eklediler: “VERGİDE BAĞIŞ SİSTEMİ” AKP Hükümeti 2.1.2004 ve 31.12 2004 tarihlerinde Vergi Usul Kanunu’na 40/10 maddesini ekledi. Bu maddeye göre, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi
isterse vergisini devlete vermez. Ya nereye verir? BÜNYESİNDE GIDA BANKACILIĞI BULUNAN DERNEKLERE verir.
İçişleri Bakanlığınca bünyelerinde GIDA BANKACILIĞI kurma izni verilen tarikat bağlantılı dernekler şunlar:
-Deniz Feneri Derneği
-Kimse Yok Mu  Derneği
-Kepez Deniz Yıldızı Sosyal Yardımlaşma Derneği

Bu dernekler, örneğin 100 milyon lira vergi borcu olan şirkete gidip diyorlar ki: Arkadaş, bizim derneğe 50 milyon bağış yap, Biz de sana 100 milyon liralık kömür, erzak, temizlik maddesi gibi fatura verelim.
Bu faturayı götür maliyeye ver, vergi borcunu kapatmış olursun. Yanına kalan 50 milyon senin karın olacak.
Bana verdiğin 50 milyon lira ile de malzeme alıp valiliklere, kaymakamlıklara vereceğim. Onlar da ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklar. Bu da senin zekatın olacak. Böylece bu kafir devlete vergi vermeyeceksin,  hem de sevap işleyip Cennete gideceksin.
Evet, bu derneklere yardım yaparsa, yaptığı yardımın tamamını vergiden düşüyor. İşte bu ülkenin rejimi, ödenmeyen vergi paraları ile böyle değiştirilmeye çalışılıyor.
Prof. Dr. Deniz Büyükkılıç
Gazi Üniversitesi

**

Yoruma gerek yok!

İşte AKP Dindarlığı bu!

Dini İstismar biraz daha ileri boyuta taşınarak “dini tahrif ve tahribe kadar ulaştı…

Bunlara “Evet” diyen ve destek olanlara Allah basiret versin…

**

Son olarak Referandum Duası:

12 Eylüle neden Hayır!

12 Ağustos, 2010

Mustafa CAN

  1. Anayasalar toplumun tüm kesimleri ile uzlaşarak yapılmalıdır. En azından salt çoğunluk olan %51’in mutabakatı alınmalıdır. Bu millete ve kurumlara güvenin ve uygulamada sahiplenmeyi kolaylaştırır. Çıkan yasa da güven ve saygı görür. Sadece meclis çoğunluğuna dayanarak “ben yaptım oldu!” mantığı ile yapılıp “emr-i vaki” ile dayatılamaz. Bu en azından kurumlara ve muhalefete saygısızlıktır. Bu nedenle bu değişikliğe hayır diyoruz.
  2. Bu değişiklik 12 Eylül rejimini ve yasasını değiştirmiyor, pekiştiriyor. Değiştirmek istiyorsa yine mutabakatla Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Yargı Organlarında köklü bir değişim yapması gerekir. Veya tamamen o kurumu kaldırmak gerekir. Bu yapılmıyor sadece üyelerin sayısı artırılarak daha da meşrulaştırılıyor. Bu nedenle hayır diyoruz. » Devamını Oku: 12 Eylüle neden Hayır!

İslam Demokrat Partisi

25 Temmuz, 2010

M. Ali KAYA

www.fikirbahcesi.org
İslam Demokrat Partisi 1951 yılında Cevat Rifat Atilhan tarafından kurulan ve “İslam” kimliği ile ortaya çıkan ilk siyasi oluşumdur. Kurucu üyeleri Zühtü Bilimer, Kerim İnan, Hakkı Sadık Acarlı, Hamit Tekinsoy, Nuri Çallı, Feridun Okyanus, İ. Galip Hamikoğlu, Hacı Nuri Erdoğdu, Naci Yeter, Mehmet Reşat Düşünür, Ahmet İlkol, Neşet Aslın, Şevket Üzümcü, Mahmut Düşünür gibi isimlerdir. 27 Ağustos 1951 tarihinde resmen kurulan ve genel başkanlığına Cevat Rifat Atilhan’ı getiren İslam Demokrat Partisi kısa sürede 10 ilde 150 şube açtı. 2000 üzerinden üye kaydı yaptı. Parti “Partimiz mü’minlerle doludur.” “Mü’minler birleşin” “Refah ve saadet güneşi Kur’an ile doğacaktır” gibi din kaynaklı sloganları ile öne çıktı. (Sadık Albayrak, Türk Siyasi Hayatında MSP Olayı, İstanbul-1986, s. 24)

Günün dindar basını Demokrat Partiyi eleştirirken İslam Demokrat Partisini öven yazılarla dindar halkı bu partiye kanalize etmeye çalışıyordu. Bunların başında Eşref Edip’in “Sebilürreşad, Büyük Cihad, Hür Adam, Büyük Doğu, Yeşil Bursa, Serdengeçti” gibi gazete ve dergiler “DP ile CHP arasında fark yoktur” diye İslam Demokrat Partisini hararetle savunuyorlardı.  Ama ne ki “İslam Demokrat Partisi” Cemiyetler Kanunu’nun 24. Maddesini ihlalden dolayı mahkemeye verildi ve 3 Mart 1952 tarihinde mahkeme kararı ile kapatılarak Genel Başkan Cevat Rifat Atilhan ve 15 kurucu üye hakkında tahkikat başlattı.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri hayattadır ve siyasi gelişmeleri yakından takip etmektedir. Din adına ortaya çıkılmasına karşıdır. Zira dinin siyasi ve dünyevi işlere alet ve tabi edilmemesi gerektiğini, şayet din adına ortaya çıkılırsa bu durumda dünyevi olan ve dünya işlerini düzenlemek amacı ile kurulan ve iktidarı hedefleyen ve ister istemez menfaat mücadelesine dönüşecek olan böyle bir mücadelenin dine zarar vereceğini savunur.

» Devamını Oku: İslam Demokrat Partisi

DP’den AKP Anayasasına Hayır!

18 Temmuz, 2010

(DP Basın Merkezi – 17 Temmuz 2010) – Demokrat Parti Genel İdare Kurulu, 16 Temmuz 2010 Cuma günü Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk’un başkanlığında gerçekleştirdiği toplantıda, 12 Eylül 2010 Pazar günü yapılacak olan referandumda Anayasa Paketi’ne “Hayır” oyu verilmesini kararlaştırdı.

Genel İdare Kurulu toplantısında, üyeler, sadece AKP’li kadrolar tarafından hazırlanan Anayasa Paketi’nin katılımcı demokrasi kurallarına uymadığını ifade ederek, “Bu Anayasa Paketi, ülkemizdeki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışmalarının bir ürünü değildir. Bu paket, aslında Türk Devleti’nin genetik yapısını ve DNA’sını değiştirmeye yönelik bir çalışmadır.

Yine bu teşebbüs, bugün fiilen yürütülen ‘’baskıcı ve keyfî yönetim’in hukuki kılıfını hazırlama gayretidir. Bu nedenle, Demokrat Parti mensuplarının referandumda Anayasa Paketi’ne ‘Hayır’ oyu vermeleri kaçınılmazdır” görüşünü dile getirdiler.

DP Genel İdare Kurulu toplantısında, “Hayır” kararı çıktıktan sonra, bir bildiri hazırlandı. Bildiri aynen şöyle: » Devamını Oku: DP’den AKP Anayasasına Hayır!

Referandum

18 Temmuz, 2010

Mustafa CAN

AKP Anayasa Değiştirmeyi bir tarafa bırakıp Anayasa’nın 26 Maddesini değiştirmek için Referandum’a gitme kararı aldı. Madem halkoyuna gidilecekti neden “Yeni bir Anayasa” için değil de ülkenin hiçbir derdine çare olmayacak olan 26 madde ile iktifa etti?

CHP bu 26 Maddenin AYM ve HSYK ile ilgili iki maddenin iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine başvurmuştu; ama mahkemeden iptal yerine “düzeltme” çıkınca “Hayır” kampanyası başlattı. AKP ise “Neden Evet?” kampanyası başlattı.

Referandum “Anayasa’nın 26 Maddesinde değişiklik yapmak için “Evet” veya “Hayır” olmaktan çıkarak daha şimdiden “AKP politikalarına Evet mi, Hayır mı?” şekline dönüşmüş görünmektedir.

Her halükarda bundan kazançlı çıkacak olan AKP olacaktır. Çünkü AKP “Anayasa Referandumunu” 26 maddenin değişmesi için “Evet” veya “Hayır” olmaktan çıkarmış “Anayasa’nın tümünü” değiştirmeye “Evet” veya “Hayır” demeye getirmiştir. Propagandasını da buna göre yapmaktadır. » Devamını Oku: Referandum

Demokrasi ve At

26 Haziran, 2010

Mustafa CAN

Tek tırnaklı hayvanlar grubunun memeli hayvanlarından olan erkeğine “aygır” dişisine “kısrak” ve yavrusuna “tay” denilen at, binek, yük ve savaş hayvanı olarak insana en fazla yardımcı olan canlı türüdür. Otla beslenir; ama geviş getirmezler. Altay dağlarının etrafında ve Amerikan bozkırlarında sürüler halinde yaşarlar. En meşhur türleri Arap ve İngiliz cinsidir. Yelesi ve kuyruğu kıllı olup ömürleri 20 ila 30 senedir.

Atlar insanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlisi ve değerlisidir. İnsanların savaşlarda en büyük yardımcıları, yük taşımada hizmetçileri, yarışmalarda, cirit ve av gibi sporlarda en büyük eğlence vasıtası, neşe ve dert ortağıdırlar. Silah ve bando seslerine kolayca uyum sağlayabilir, seferlerde dizlerini kitleyebilirler.

Atlar cesaret ve atılganlıkta çok ileri oldukları gibi, sahiplerine de son derece bağlıdırlar. Her konuda sahibini memnun etmeye çalışırlar, yorgunluğa bakmazlar kendilerini çatlatırcasına olanca güçlerini sarf ederler. Çitlerden ve yüksek yerlerden atlayabilir ve her nevi engelleri aşarlar. Saatte 60-70 km hızla koşarlar.

Peygamberimiz (sav) atın alnında beyazlık olanına “atların en hayırlısı” demiş (Tirmizi, Cihad, 20; İbn-i Mâce, Cihad, 14) “Atın bereketi kızıllığındadır” (Ebu Davud, Cihad, 44) buyurmuşlardır. Ayrıca “hayır ve bereket kıyamete kadar atın perçemine bağlıdır” (Buhari, Cihda, 43, 44; Humus, 8; Müslim, İmaret, 98; Tirmizi, Cihat, 19; Nesai, Hayl, 7) buyurarak hayır ve bereketin at vasıtası ile kazanılacağını ifade etmiştir. İslam bilginleri bunu ganimet ve sevap olarak izah etmişlerdir. » Devamını Oku: Demokrasi ve At

Arılar ve Demokrasimiz

4 Haziran, 2010
Mustafa CAN
Topluluk içinde cumhuriyet kurallarına göre bir arada koloni halinde yaşayan sosyal küçük kuşlara “arı” denir. Bal arısı koloni halinde yaşarlar mükemmel bir iş bölümü ve vazifeşinaslıkları vardır. Bu koloni içinde bir ana kraliçe arı, birkaç yüz erkek arı ve 10-80 bin işçi arıdan meydana gelir. Toplu halde bir kovan içinde yaşarlar.

Arılar hep beraber çalışırlar. Bu kovanı “ana arı” yönetir. İşçi arılar her türlü işi üstlenmişlerdir. Ana arı petek gözlerine her gün en az 2000 adet larva bırakarak arı neslinin devamını da sağlarlar. Kraliçe arı herhangi bir sebeple ölürse bu defa işçi arılar ana arı üretmek ve lider yetiştirmek için bir kısım larvaları arı sütü ile daha çok beslemeye başlarlar. Böylece yalancı ana arılar türer. Bunlar erkek arılarla döllenmeye müsait olmadıkları için petek gözlerine döllenmemiş yumurta bırakırlar. Bu yumurtalardan da işçi arılar türemez, tembel ve bal yemekten başka bir şey yapmayan büyük arılar çıkar. Bu tembel arıları işçi arılar öldürmeye başlarlar. Ancak çok sayıda türedikleri için zamanla hem balı yer bitirirler, hem de kovan bu arılar tarafından istila edilir. Bir müddet sonra kovanda bal kalmadığı için bu arılar da ölür ve kovan söner ve yok olur. Bunun sebebi kraliçe arının olmaması ve onu yerine yalancı kraliçe ve lider arıların türemesidir. » Devamını Oku: Arılar ve Demokrasimiz

Filistin Kavgası

2 Haziran, 2010

Filistin Kavgası İç Politika Yatırımıdır

Rıza ZELYUT / Güneş – 2 Haziran 2010

İsrail’e küfretmek; sorunu çözecekse hep birlikte küfredelim.
ısrail bayrağı yakmak sorunu çözecekse, ben de gelip bir kibrit çakayım.
Lakin; sorun hiç de göründüğü gibi değil…

İç gündür herkesin elbirliği ile dile getirdiği görüşlerin çok yüzeysel, çok tepkisel, çok günübirlik olduğunu zamanla anlayacaksınız.
Lakin; bu köşenin yazarı olarak tarihsel bir saptamayı ilk andan itibaren yapmış olayım:
Filistin’e yardım işi; AKP hükümetinin iç politikada avantaj elde etmek için düzenlediği bir kampanyadır.
Çünkü; bu yardım işi; AKP çizgisindeki IHH (İnsani Yardım Vakfı) eliyle yürütüldü.
Bu vakfa, devletin gemisi Mavi Marmara kiralandı.
Ve bu sivil gemi, siyasi bir mücadelenin kaptan köşkü haline getirildi.
Şimdi soruyorum: Bu IHH, bunca parayı nereden buluyor?

İSLAM İÇİN DEĞİLDİR
AKP ve yandaşları, el altından; Müslümanları savunmak adına Filistin ile ilgilendiklerini yaysalar da bu iddia aldatıcıdır. Çünkü; ıslam dünyası bugün Filistin gibi pek çok bölgeye sahiptir. Afrika’daki Müslümanların hali Filistinlilerden daha berbattır ama bu sözde yardımcılar orayla ilgilenmezler.
Irak, 7 sene ABD tarafından yakılıp yıkıldı. Bir milyondan fazla Müslüman öldürüldü. Peki bu IHH ve benzeri kuruluşlar ABD’ye karşı tavır takındılar mı? Bunlar oradaki Türkmenler ABD tarafından bombalanırken, su bile bulamazlarken neden Türkmenler için kıllarını kıpırdatmadılar? Türkmenlerin öldürülmesi, sürülmesi karşısında kendisini Türk sayan bu yardımcılar neden hiçbir şey yapmadılar?
Afganistan’ın hali ortada. Türkiye; ABD’ninr yanında Afgan Müslümanların öldürülmesi işinde ortaklık yapıyor. Dünya genelinde değerlendirme yaptığımızda görürüz ki bu hükümet de ona bağlı dinci yardım kuruluşları da samimi değildir. Bunlar; Türkiye’de iç kamuoyunu etkilemek için böyle gösteriler yapmaktadırlar.
Ve bugün Türkiye; kendisini hiç ilgilendirmeyen bir kavganın içine çekilmiş; uluslararası çapta da prestij yitirmiştir. Çünkü; ısrail karşısında çaresiz hale getirilmiştir. » Devamını Oku: Filistin Kavgası

Demirel Gündemi Değerlendirdi.

1 Haziran, 2010

Demirel, gündemdeki konulara ilişkin Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. 27 Mayıs’ın 50 yıl sonra hâlâ tartışıldığını belirten Demirel, askeri müdahalelerden yarar görmüş bir ülkenin bulunmadığını, Türkiye’nin bundan çok zarar gördüğünü söyledi. En büyük hatanın Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamı olduğunu kaydeden Demirel, “Ben o kütlenin devamı olarak Menderes’ten sonra başbakanlık yaptım. Menderes’i iktidara getiren kitle beni de iktidara getirdi. Ben ne yapacaktım, nasıl yapacaktım Başbakanlığı. Ben başbakan koltuğuna oturduğum zaman benimle beraber Başbakanlık odasında bir de idam sehpası vardı. O endişe hep devam ede gelmiştir” dedi. Demirel’in sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

Bu tür girişimler, 27 Nisan bildirgesi ve kimine göre 28 Şubat sürecinin bu iktidarı güçlendirdiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bunlara katılıyor musunuz?

Bu tür hadiselerin hiçbiri diğeriyle kıyaslanamaz. Her devri kendi şartları içinde mütalaa edeceksiniz. Bugünkü devir nedir, seçilmiş Meclis var, hükümet var. Devletin kurumları, hür basın, hür üniversite, hür yargı, hür medya, hür sokak var ve Türkiye seküler bir devlet. Bu kâğıt üzerinde. Ama uygulamaya geldiğiniz zaman arızalar var. Türkiye’de ne basın, ne yargı, ne üniversite hiçbirisi hür değil. Çünkü Türkiye korku imparatorluğu haline getirilmiş. Bugün medya nasıl bu hale getirilmiş, sen benim tarafımda senin tarafında diye insanlar ayrılmış. Medyanın görevi doğru habercilik, aydınlatma. Bu, bir kenara bırakılmış, yanlış haber ve karalama, bu medyanın zehridir. Ve karalama o kadar önemli bir silah haline gelmiş ki karalamanın tesirini Türkiye 1 aydır yaşıyor. Birisi bir kaset yapıp ortaya koyuyor, bu eğridir doğrudur diye tartışmaya zaman kalmadan ortalık karmakarışık oluyor. Sistem aslında çok büyük yara alıyor. Meşru ve makul metotları kullanmazsanız ondan sonra nasıl mücadele olacak, eşit şartlarda eşit mücadele nasıl olacak?

Bir bakıyorsunuz medya kurumlarına altından kalkılamayacak vergi cezaları getirilebiliyor. Vergi cezasını herhalde vergi idaresi koymuyor, bir yerden direktif alıyor. Yani almasa bile öyle zannediliyor, farz ediliyor. Ondan sonra bakıyorsunuz bir gazetede hoşuna gitmeyen yazılar çıkıyorsa bir süre sonra o ortadan kayboluyor. 147 üniversitesi var Türkiye’nin, bu kadar tartışma oluyor nerede üniversite. Üniversitede ses yok. Yargıyı ikiye bölmüşsünüz, yargıyı siyasallaştırmışsınız. Her gün bu yargının siyasallaştırılması konuşuluyor. Bunun en iyi örneği de Silivri Mahkemesi. Bunu hangi devirle mukayese edeceksiniz? » Devamını Oku: Demirel Gündemi Değerlendirdi.