Archive for the ‘Siyaset’ category

İngiliz Siyaseti ve Günümüz

Ocak 7th, 2012

M. Ali KAYA
İngiliz siyaseti siyaset âleminde hile ve fitneye dayanan şeytani siyasetin unvanı olarak tarihe geçmiştir. İngilizler bu siyaseti ile “Osmanlı Devletini” parçalamış ve teknik gelişmeleri de arkasına alarak dünyanın pek çok devletini sömürge haline getirmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Şeytanın Adımları” anlamına gelen  “Hutuvat-ı Sitte” nam eserini İngilizlerin İstanbul’u işgali sırasında yine İngilizlerin menfi propagandasını kırmak için yazmıştır. Eserin başında “Her bir zamanın insî bir şeytanı vardır. Şimdi beşerde insan sûretinde şeytanın vekili olan ruh-i gaddar, fitnekârâne siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan elhannas, altı hutuvatıyla âlem-i İslâmı ifsat için insanlarda ve insan cemaatlerindeki habis menbaları ve tabiatlarındaki muzır madenleri, fiili propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor. Kiminin hırs-ı intikamını, kiminin hırs-ı cahını, kiminin tamahını, kiminin humkunu, kiminin dinsizliğini hatta en garibi, kiminin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor” (Eski Said Dönemi Eserleri, Hutuvat-ı Sitte, s. 449) demektedir.

Böylece “İngiliz siyasetinin hassa-i mümeyyizesi, yani en belirgin özelliği fitnekârlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her alçaklığı irtikap etmek, yalancılık, tahripkârlık, hariçte menfiliktir. Fenalık ve ahlâk-ı seyyie siyasetine vasıta olduğu için her yerde ahlâk-ı seyyieyi, en alçak huyları himaye ederek teşci eder” (Eski Said Dönemi Eserleri, Tuluât, s.537) ifadeleri ile İngilizlerin siyasetteki başarılarını anlatır. İngilizler bu yıkıcı ve menfi siyasetleri ile herkesin ve her milletin zafından istifade etmesini bilmiş ve kendis siyasi amacın hizmet ettirmiştir. Çünkü yapmak zor, yıkmak kolaydır. Bir adam bir binayı bir senede yapar, ama bir dakikada yıkıp harap edebilir. İngilizlerin takip ettiği siyaset de yıkıcıkık ve tahrip üzerinedir. Zahiren tel’in eder, gizlice teşvik eder, bir taburu fitnesiyle ihtilale verir. Siyasetinin vasıtası fenalık ve her nevi ahlâk-ı seyyiedir. Her yerde ahlâk-ı seyyieyi teşci eder. Hâl-i âlem siyaseti buna delildir.

Bediüzzaman hazretlerine “Neden İngilizlerden bu kadar nefret ediyorsun ve musalaha istemiyorsun?” dedikleri zaman “Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedit görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir. Çekirdek halinde bulunan secâyâ-i seyyieyi içimizde inkişâf ettirdi. Hayatın yarası iltiyam bulur/iyileşir, izzet-i islâmiye, nâmus-u millînin yarası pek derindir. Edirnekapı camiinde bir İslam hocasının lisanıyla Venizelos gibi şeytan zâlime dua ettirdi. Merkez-i hilâfet olan İstanbul’da Müslümanlar lisanıyla hizbu’ş-şeytan olan İngiliz ve Yunan askerlerini halaskâr/kurtarıcı ve tathîr/temizleyici ilân ve karşısındaki gürûh-u mücâhidîni cani ve zalim söylettirdi” (ESDE, 574) demektedir. » Read more: İngiliz Siyaseti ve Günümüz

Aydın MENDERES

Aralık 27th, 2011

Mustafa CAN

(5 Mayıs 1946 / 23 Aralık 2011)

Demokrasi mücadelesinde idam edilen ve şehit olan Adnan Menderes’in en küçük oğludur. Ankara Kolejinin bitirdikten sonra Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine girdi ve 1968 yılında eğitimini tamamladı. Bir müddet serbest ticaretle uğraştı.

1970 yılında Aydın ili Demokratik Parti (DP) İl başkanı olarak siyasete atıldı. Demokratik Parti (DP) halk tarafından Demokrat Parti’nin devamı olan Adalet Partisi’ni (AP) bölerek CHP’yi iktidara getireceği gerekçesi ile destek görmeyince Aydın Menderes 1977 yılında AP Konya milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1978 yılında AP Genel İdare Kurulu’na girdi.

12 Eylül 1980 Askeri İhtilali sonrası 10 yıl siyasi yasaklılar listesine dâhil edilerek siyasetten uzak tutulmaya çalışıldı. Siyasi yasakların kalkmasından sonra da aktif siyasete girmedi. Ancak 1993 yılında Büyük Değişim Partisi’ni (BDP) kurarak Genel Başkanı oldu. 1994 yılında Büyük Değişim Partisi yeni kurulan Demokrat Parti ile birleşti. DP olarak da siyasi destek bulamadı. Bunun üzerine 1995 yılında Refah Partisi’ne (RP) girerek Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile “Mezara kadar süreceğini söylediği” bir beraberliğe imza attı ve aynı sene Refah Partisi İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1996 yılında Refah Partisi’nin Genel Başkan Yardımcılığına getirildi.

1996 yılında geçirdiği bir trafik kazasında yaralanarak felç oldu ve tekerlekli sandalyeye mahkûm hale geldi. Bununla beraber aktif siyaseti bırakmadı. Büyük abisi Yüksel Menderes 1972 yılında intihar süsü verilerek öldürülmüştü. Abisi Mutlu Menderes de 1978 yılında geçirdiği bir trafik kazasında vefat etmişti. Bu ölümler normal ölüm değildi. Demek birileri Adnan Menderes’in idamını istediği gibi çocuklarının da siyasi hayatına son vermek istiyordu. Ancak bunlar sır olarak kaldı.  » Read more: Aydın MENDERES

Bindik Bir Alamete …

Ekim 5th, 2011

CÜNEYT ÜLSEVER 

Kendimi artık Bolu Dağı’ndan muazzam bir hızla aşağı inen freni patlamış bir otobüsün içinde hissediyorum. Şoför çapsız, muavin aciz, yolcuların gözleri yerlerinden fırlamış, herkes birbirine bakıp duruyor. Bazıları halen ne olduğunu anlamış değil. Otobüsün yarısı ne olacağını hissediyor ama hiçbir şey yapamayacağını da biliyor. Onlar “son”un ne olduğunu görüyorlar, sadece
mukedderatın hangi virajda tecelli edeceğinden emin değiller.

Öte yanda, yolculardan bazıları da, sanki onlar aynı otobüste değillermiş gibi, “her şey iyi olacak, her şey iyi olacak!”, diyerek züğürt tesellisi üfürüyorlar. Hatta, bazı yüzsüzler şöförü cılız çıkan seslerle uyaranları bile azarlıyor. “Sen sus, o ne yaptığını bilir!”, diye zılgıt atıyorlar.

***

Seçimlerden önce de yazdım. Seçimden AKP iktidarı çıkacak ama tek başına Anayasa’yı değiştircek sandalye sayısı kazanamayacak diye tahminde bulundum.  Yine seçimden önce, AKP+BDP oylarının Anayasa’yı değiştirmeye yeterli sayıya ulaşacağını da tahmin etmiştim.

O günlerde de yazdığım gibi; bindiğimiz alamet giderek artan hızla “sivil Anayasa” söylemi adı altında üç hedefe yönlenmiş vaziyette:

Yeni Anayasa:

1)  Ülke genelinde Başkanlık sistemini hayata geçirecek,

 2)  Merkezde yürütme tek bir kişinin elinde toplanırken, yerel yönetimleri de
güçlendirecek (demokratik özerklik).

 Ayrıca aynı Anayasa geçici bir madde ile:

 3)  Genel af getirecek.

  – Silivri Davaları’nda yargılananlar ile PKK’lılar aynı anda affa uğrayacaklar.- » Read more: Bindik Bir Alamete …

Mavi Marmara ve Deniz Feneri

Eylül 10th, 2011

Ahmet ALTAN/Taraf

http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-mavi-marmara-ve-deniz-feneri.htm

Öylesine uğultulu bir milliyetçilik propagandası var ki herkes kum fırtınasına yakalanmış deve yavrusu gibi dizlerinin üzerine çöküp gözlerini kapamış vaziyette.

Kafasını kaldırıp konuşabilen pek yok.

Allahtan ki bazı dürüst ve cesur insanlar yaşıyor bu ülkede.

Yıldıray Oğur’un dünkü yazısı olağanüstü dürüst ve cesurdu, kimsenin söylemeye, sormaya cesaret edemediklerini söyleyip soruyordu.

Mavi Marmara gemisinde İsrailli askerlerin dokuz “sivil” insanı öldürmeleri, insanlık adına utanç verici, hiçbir askerin onur duymayacağı alçakça bir cinayetti.

Ama Oğur’un yazısında söylediği gibi, “En büyük silahı haklılık ve sivillik olan bir yardım gemisinden Gazze ablukasını delecek bir firkateyn, askerî olarak en tecrübeli olanı en fazla savaş görmüş aktivistlerden de Arap devletlerinin dize getiremediği İsrail’i yenecek bir direniş örgütü yaratmaya çalışanlar da hesap vermeyecek mi?”

“Gemiye ilk inen üç İsrail askerini döve döve ele geçirip İsrail askerlerine en iyi bildikleri işi yapmaları yani gaddarca adam öldürmeleri için fırsat verenler, bu ölümlerden hiç sorumlu değiller mi?” » Read more: Mavi Marmara ve Deniz Feneri

Seçimden İki Ay Sonra

Ağustos 12th, 2011

Kâzım Güleçyüz /Yeni Asya / 12 Ağustos 2011
 http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay2.asp?id=2960 
Seçimin ikinci ayı da geride kaldı. Yemin ve boykot kriziyle açılan yeni Meclis, başkanını seçip, kurulan yeni hükümete güvenoyu verdikten sonra dağıldı. Yemin krizinin CHP ayağı çözüldü, ama BDP ayağındaki çözüm Ekim’deki Meclis açılışına kaldı.

YAŞ toplantısı, sürpriz bir şekilde Genelkurmay Başkanının değişmesi ile sonuçlandı. Işık Koşaner’i zamanından iki sene önce emekli ettiren “tutuklu generaller” düğümü, ona “hayır” diyen hükümetin, daha sonra aynı talebi seslendiren yeni komutan Necdet Özel’e “evet” demesiyle “çözüldü.”

Savcının, haklarında yakalama talebinde bulunduğu generallerin de süresi uzatıldı ve bazıları yeni görevlere atandı. Ve YAŞ’tan bir hafta sonra mahkeme, bunların çoğu hakkında savcının talebini kabul ederek yakalama emri çıkardı. Şimdi karar çerçevesinde tutuklamalar devam ediyor.

Görevleri herhalde vekillere devredilecek… » Read more: Seçimden İki Ay Sonra

Demirel’den 2011 Seçim Değerlendirmesi

Temmuz 19th, 2011

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “EkoEnerji” Dergisine 2011 – Haziran Seçim Sonuçlarını Değerlendirdi.

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, bu ay izninizle seçim sonuçlarını değerlendirelim.

Demirel: Tabii.

Ültanır: Efendim, ben bu ayki söyleşimizi iki ana konu çerçevesinde gerçekleştirebiliriz diye düşünüyorum, eğer sizce de uygunsa? Birincisi,12 Haziran seçimleri ciddi bir katılım oranı ile gerçekleşti ve Meclis’e yansıyan temsil oranının da Cumhuriyet tarihinin en yüksek temsil oranı olduğu söylendi. İktidar partisi oyların yarısını aldı ve adeta Türk milleti iktidarı destekleyenler ve desteklemeyenler diye tam ortadan ikiye ayrılmış gibi. İkincisi, dün TBMM, 24’üncü Dönem’in 1’inci yılına tutuklu milletvekillerinin salınmaması nedeniyle krizle girdi. Bağımsızlar Meclis’e gelmediler, anamuhalefet partisi Meclis’e geldi, ama üyeleri milletvekili yemini etmediler.

 Bu gelişmelerin ışığında sizden önce seçime ilişkin değerlendirmelerinizi, ardından da krizle açılan yeni parlamentoyu ve krize ilişkin siyasi yorumunuzu almak istiyorum.

Demirel: Şimdi seçimin sonuçlarını değerlendirelim derken, evvela seçimin istatistiğini ve matematiğini eleştirmek istiyorum. Ondan sonra bu seçim sonuçlarından ne beklenir konusunda düşüncelerimi söylemek istiyorum. Sonra da sizin soracağınız ilave suallere cevap vermek istiyorum.

Ültanır: Benim talebimle de tam örtüşen bu içerik çok uygun ve konumuzu ayrıntılı biçimde kapsamakta, teşekkür ediyorum. 12 Haziran seçimi sonuçlarının sayısal analiziyle  başlıyoruz efendim.

SEÇİMİN MATEMATİKSEL ELEŞTİRİSİ

Demirel: Evet, 24’üncü Meclis Dönemi için seçim yapıldı. Bu, 1946’da çok partili siyasete geçtiğimizden beri 17’nci seçimdir. Demek ki, Türkiye Cumhuriyeti geçen 65 sene zarfında 17 seçim yapmıştır. Bundan evvelki konuşmalarımızda, önceki 16 seçimin bir disiplin altında değerlendirmesini ve eleştirisini yaptık.([1]) Bunların her birinin ifade ettiği hususları ortaya koyduk. Şimdi 17’ncisi geldi, buna eklendi.

Ben evvela bu seçimin matematiğinin bir eleştirisini yapacağım: Şimdi Türkiye’de seçmen sayısı üzerinde çeşitli tartışmalar oldu. Ama, bu seçimde resmen ilân edilen seçmen sayısı 52.806.322’dir. Bunun 2.568.979’u yurtdışındadır. Burada dikkatinizi çekiyorum, 50.237.343’ü de yurtiçindedir.

Şimdi yurtiçinde 43.785.665 oy kullanılmış. Bu yüzde 87 katılım ifade ediyor. Dışarıdan ise gümrük kapılarında 2,5 milyon seçmene karşılık 127.867 oy kullanılmış. Netice itibariye toplam 43.914.948 oy kullanılmış, bu da yüzde 83 katılıma tekabül ediyor. Yani, Türkiye’deki katılım yüzde 83 müdür, yüzde 87 midir denildiği zaman, Türkiye içi yüzde 87’dir, ama Türkiye içi ve dışı toplamı yüzde 83’dür. » Read more: Demirel’den 2011 Seçim Değerlendirmesi

Liberal Demokrasi ve Demokrasinin Yozlaşması

Temmuz 5th, 2011

M. Ali KAYA
İnsanlık Âdem (as) zamanından günümüze çeşitli devirlerden geçerek ve gelişerek geldiği bir gerçektir. İnsanlığın geçirdiği bu devirleri Sosyologlar ve Antropologlar “vahşet dönemi” “bedevilik dönemi” “esirlik dönemi” “ecirlik dönemi” olarak belirlemişlerdir. İçinde bulunduğumuz ilim ve medeniyet asrında birey öne çıkmış ve bireyin hak ve hürriyetleri bağlamında hürriyet dönemi olarak kabul görmektedir.

Bilginin yaygınlaşması teknolojinin de yayılmasını netice vermiştir. İnsanlık artık bireysel olarak hak ve hürriyetlerin değerini kavramıştır. Ancak insanı kul ve köle haline getiren sadece diktatörler ve istibdat heveslileri değildir. Kötü alışkanlıkları yanında ihtiyaçtan kaynaklanan ekonomik bağımlılık da bir nevi istibdada sebep olmakta, mülk ve mal sahipleri ücretle çalıştırdıkları insanları mülkiyetten mahrum ederek bir nevi köle gibi görmektedirler. İnsanlık bu “Ekonomik köleliği” yenmedikçe hakiki hürriyete kavuşmayacağının bilincine ulaşmıştır.

Çağımızın İslam âlimi olan Bediüzzaman’a göre “İnsanlık esir olmak istemediği gibi, ecir, yani ücretle çalışmak da istememekte, mülkün sahibi olarak hür olmak istemektedir.” İnsan ekonomik bağımsızlığını kazanamadan tam olarak hürriyetini de kazanamadığının farkına varmıştır. » Read more: Liberal Demokrasi ve Demokrasinin Yozlaşması

Haydar BAŞ Oyunu Kime Verdi?

Haziran 24th, 2011

http://www.vanasyanur.net/haber/Haydar-Bas-Oyunu-Kime-Verdi/13035 

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son seçimlere, Namık Kemal Zeybek’in Genel Başkanı olduğu Demokrat Parti ile birleşerek, DP çatısı altında girmişti.

Seçimlerde Demokrat Parti (DP) Bursa Milletvekili Adayı olan Haydar Baş, oyunu Bursa’nın Nilüfer İlçesine bağlı Çağrışan Köyü’ndeki 1163 numaralı sandıkta kullandı.

Ancak 268 seçmenin oy kullandığı 1163 numaralı sandıktan Demokrat Partiye (DP) hiç oy çıkmadığı öğrenildi.

Bu durum kafaları hayli karıştırdı.

OYUNU KİME VERDİ?

Siyasi bir partinin genel başkanı olarak oyunu kullanan “Haydar Baş eğer kendi partisine oy vermediyse kime oy verdi” şeklinde akıllarda soru işaretleri bıraktı. » Read more: Haydar BAŞ Oyunu Kime Verdi?

12 Haziran 2011 Seçiminin Değerlendirilmesi

Haziran 13th, 2011

Mustafa CAN

12 Haziran 2011 Seçimleri % 49.9 AKP, 25.9 CHP, 12.9 MHP, 6.65 Bağımsız, 1.24 SP, 0.76 HAS, 0.73 BBP ve 0.65 DP’nin aldığı oy oranları ile kesinleşmiş oldu. Bu durumda AKP 326, CHP 135, MHP 53 ve Bağımsızlar 36 Milletvekili çıkarmış oldular.

TBMM’de sancılı bir sürecin başladığını söylemek mümkündür. Çünkü bu sonuçlar hiçbir partiyi memnun etmemiş gözükmektedir. Seçimden en karlı çıkan parti PKK Terör Örgütü ile bağlantılı olduğu iddia edilen HADEP olduğu görülmektedir. TBMM’de buluna milletvekili sayısını % 60 oranında artırdığı gibi ayrıca KCK davasından tutuklu bulunan milletvekillerini de TBMM’ye sokmuş görünmektedir. Yargı bu konuda ne karar verecektir merak edilmektedir.

CHP beklediği % 30-40 oy oranını yakalamamış olmakla beraber oylarını % 5 artırarak TBMM’deki milletvekili sayısını da artırmıştır. Ayrıca ERGENEKON davası sanığı olan ve tutuklu bunan bazı milletvekillerini de TBMM’ye taşımış görünmektedir. Yargının bunlar hakkında vereceği karar da merak konusudur.

MHP kendisine yapılan komplolarla oylarını ve milletvekillerini düşürmüş olmakla beraber baraj altında kalmayarak TBMM’de temsil hakkını kazanmıştır. Ayrıca Başbakan’a ayağa kalkmadığı için cezalandırdığını iddia ettiği bir askeri de TBMM’ye taşıyarak ödüllendirmiştir. » Read more: 12 Haziran 2011 Seçiminin Değerlendirilmesi

Yeni Asya ve DP

Nisan 20th, 2011

DP’yi Neden Desteklediğini Anlamayanlara

Mustafa CAN

“Duydum ki, Yeni Asya Cemaati Türkiye Şurasında bir karar almış.
Karar: “Daha önceki Umumî Meşveret toplantılarında alınan kararlar çerçevesinde siyasî görüşümüzde bir değişikliğin söz konusu olmayıp, DP’ye verilen desteğin devam etmesi; bu hususla ilgili neşriyat ve çalışmalarımızın, cemaatimizde ve kamuoyunda oluşan hassasiyetleri dikkate alan dengeli ve yapıcı bir üslûp ve dozajla yürütülmesi”
Âcizane düşündüm bu karar bu gün için ne gibi soruları akla getiriyor diye. İlk anda şunlar aklıma geldi” diyen…

Aziz kardeşim bil ki!
Yeni Asya Cemaatinin DP’yi destekleme kararına tepki duymak demokratik düşünmemekten kaynaklanmaktadır. Bir başka cemaat AKP’yi veya SP’yi veya BBP’yi veya MHP’yi destekleme kararı alırsa bu anlaşılabilir; ama Yeni Asya mensupları DP’yi destekleme kararı alırsa bu neden anlaşılamıyor ve sorgulanıyor? Ben de bunu anlamıyorum. Yeni Asya mensuplarının daha önceki çizgisi DP çizgisidir. Zaten DP’yi destekleyenler neden DP’yi desteklemeyecek de bir başka partiyi destekleme kararı alacaklar? Bu ancak bir menfaat paylaşımı söz konusu olursa anlaşılabilir. Yeni Asya mensuplarının bir menfaat beklentisi yok. Bu nedenle başkaları menfaat teklifinde bulunsalar da kabul etmeyerek iktidar olma şansı olmayan DP’yi desteklemeleri ilkeli, fikir odaklı ve vefalı bir siyaset takip ettiklerini göstermektedir. Zaten Yeni Asya gibi ilkeli ve “menfaat üzere dönen siyaseti canavar” kabul eden bir cemaate de bu yakışır. Eski dostunu ve dava arkadaşını en zayıf ve düşkün halinde başkaları gibi terk etmiyor, vefalı davranıyor, onlara moral ve cesaret veriyor ve yardımcı oluyor. Yeni Asya’yı bu sebeple alkışlıyorum… » Read more: Yeni Asya ve DP

Seçim İttifakıymış, Güldürmeyin Adamı

Mart 29th, 2011

Serdar URAL 

Her gelip giden Genel başkanın bir dalını kırdığı, fırtınalara, depremlere, sellere meydan okumuş koca çınar.

DP ittifak yapacak parti arayarak çaldığı kapılardan eli boş dönüyor.

Koskoca çınara kiraz aşısı tutmuyor.

İttifakı, sağda solda aramanın yerine kendi içerisinde aramayı nedense sindiremeyen, küskün, kırgın ve umutsuz dallarına sarılamadan dışarılarda arayan DP, siyasi yaşamının en hüsran dolu günlerini yaşıyor.

Kapılardan kovuluyor.

Saçma sapan teşkilat oluşumları, boşa geçen zaman sanki birilerinin kurgulaması gibi geliyor.

Meydanlarda ve basında gereksiz beyanlar, keskin dönüşler ve sığınacak mecra arayışı DP’ye son tokadı indirecek gibi görünüyor. Genel Başkan’ın sivri ve net çıkışları bir gün sonra çatıyı başka yerde arayabilme tarzına dönüşebiliyorsa, bunun altında mutlaka bir şeyler olmalı. Parti kurmayları hatalara sessiz kalıyorsa mutlaka farklı bir hedef olmalı. » Read more: Seçim İttifakıymış, Güldürmeyin Adamı

Demokrat Parti Felsefesi

Mart 9th, 2011

Mustafa CAN
1946’da “dörtlü Takrir” ile daha fazla demokrasi isteği ile CHP’den ayrılan Celal Bayar, Adnan Menderes ikilisinin başı çektiği demokrat düşünce hareketidir. Kökü Meşrutiyet döneminin “Hürriyet ve İtilaf Fırkası”na yani “Ahrar” olarak bilinen hürriyetçilere dayanır. “Partiler kökenlerine bağlı olduğu” için DP’nin kökeni de “Ahrar Fırkası”dır.

DP 1950 yılında iktidara geldiği zaman “Demokratik değerleri” ve “Din ve Vicdan Hürriyeti” çerçevesinde “Şeâir-i İslam” denilen ve dinin sosyal hayata bakan yönünü ilgilendiren “Ezan-Kur’an ve Din Eğitimi” gibi hususlarda hürriyetçi bir tavır sergileyerek toplumun arzusu istikametinde hayata geçirdi, yani ihya etti. Bu bakımdan halktan büyük bir destek gördü. Okullarda Din Eğitimi yanında “Din Adamı” yetiştirmek ve dini kaynaklarından öğrenmelerini sağlamak amacı ile “İmam-Hatip Okulları” ve “İlahiyat Fakültesi” yanında “Yüksek İslam Enstitülerini” açtı. Böylece kamu kurumlarında da dinin yaşanmasına yönelik bir kapı açmış oldu.

DP hürriyetçi tutumu ile estirdiği “hürriyet” havası tüm insanların ve kurumların önünü açtığı için insanlar büyük bir şevke gelerek çalışmaya başladılar. Böylece ekonomik yönden büyük bir atılım başladı. Makineleşmenin ve fabrikalaşmanın da önünü açan DP bu yönden ekonomik olarak da büyük gelişme sağlamış oldu. Bilhassa halk ve avam tabakasının en alt sınıfı olan köylü ve çiftçiye değer verdi ve halk verdiği oyun bir değer ifade ettiğini, adam yerine konduğunu anladı. Böylece demokrasi ve hürriyetin değerini anlamış oldu. Bu durum günümüzde bir şey ifade etmese de “köylü ve şapkalının Ankara’nın belli cadde ve sokaklarına” giremediği bir dönmede çok büyük önem arz etmekteydi. » Read more: Demokrat Parti Felsefesi

Milliyetçi Hareket Felsefesi

Mart 9th, 2011

Mustafa CAN
1948 yılında Atatürk’ün silah arkadaşı ve CHP’nin devamlı Genelkurmay Başkanı olan Mareşal Fevzi Çakmak tarafından kurulan Millet partisinin devamı olan Milliyetçi Hareket daha sonra pek çok oluşuma kaynaklık etmiştir.
DP’nin CHP’ye sert muhalefet etmemesini bahane ederek kurulan Milletçiler milli ve manevi değerler üzerinden siyaset yaptıkları için kapatılmıştır.

Millet Partililer şayet “İslamiyet milliyetini” esas almış olsalardı DP’ye muhalif değil, destek olmaları gerekir ve DP’nin karşısına çıkıp onu bölmeye çalışmazlardı. Ancak “ırkçılığı” ve “inhisarcılığı” esas aldıkları için vatan ve millet zararına çalışanların siyasi oyunlarına alet olmuşlardır.

Irkçılık ile hareket ettikleri ve “Türkçülüğü” öne çıkardıkları için “Kürtçülük” adına siyaset yapmalarının yolunu açmış oldular. Bu ise hem ülkenin hem de Müslümanların birliğine zarar vermek tehlikesi ile karşı karşıya kalınmıştır. Irkçılık inhisarcılığı netice verdiği gibi adaletin sağlanmasına da engeldir. Zira bir ırkçı ırkdaşını tercih eder adalet edemez. Bu nedenle zulme ve haksızlığı baştan yapmış olurlar. Bu nedenle ırkçılık düşüncesi batının Müslümanlar arasına attığı ve “Frenk illeti” tabir edilen bir hastalıktır. » Read more: Milliyetçi Hareket Felsefesi

İttihad-ı İslam Partisi

Mart 7th, 2011

Mustafa CAN
Potansiyel olarak her İslam ülkesinde mevcut olan siyasi oluşumdur. İdeal bir siyasi felsefedir.
1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ile siyasi partiler kurulmaya başlayınca dört eğilimi temsil eden “İttihat ve Terakki Cemiyeti” daha sonra 1912 yıllarında “İttihat ve Terakki Fırkası” şeklinde partileşmiştir. Konjoktöre göre liberal ve hürriyetçi olmuş, bazen İslamcı, bazen de Türkçü politikalar uygulamıştır. İttihad-ı İslam Partisi kategorisinde ilk olarak kurulmak istenen parti ise 1909 yılında “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti” adı altında kurulmuştur. Ancak henüz partileşme aşamasına gelmeden “Serbestî” “Volkan” gibi gazetelerdeki yazıları ile dikkatleri çekmiş ve Rumi 31 Mart (13 Nisan 1900) olayı ile henüz partileşmeden kapatılmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Din adına” ve bilhassa “İttihad-ı Muhammedî” gibi mukaddes bir isimle siyasi bir harekete girilmesine şiddetle karşı çıkarak “İttihad-ı Muhammedî”nin bir fırka olarak değil, bütün Müslümanları içine alan “İmana, ahlaka ve ilme hizmet eden bir cemiyet” olarak kalmasını istemiştir.

Bediüzzaman din adına siyaset yapılamayacağını ve bunun şartlarının çok ağır olduğunu söyler. Bu şartlara uygun % 60-70 tam mütedeyyin bir toplumun bulunması halinde din adına ortaya çıkılabileceğini ifade eder. İslam ahlakının bozuk olduğu bir toplumda dini siyasete alet etmeye mecbur olunacağını, bunun da daha çok dine zarar vereceğini belirtir ve bu durumda “böyle bir parti siyaset sahnesine çıkmamalı” hükmünü verir. O günden bu güne kadar din adına herhangi bir parti kurulmamış, buna cesaret edilmemiş ve bundan sonra da kurulması mümkün değildir. Zira İslam ahlakının hayata hâkim olduğu ve % 60-70’inin tam mütedeyyin olduğu bir toplum ancak “Asr-ı Saadette” ve sadece Mekke ve Medine toplumunda görülmüş ve bir daha benzeri görülmemiştir. Bu nedenle “Asr-ı Saadet” insanlık için bir model olmuş ve tüm insanlık “Hürriyet, Adalet ve Hakkaniyet” ölçüsünü ve örneğini bu dönemin seçkin insanlarından almışlardır. » Read more: İttihad-ı İslam Partisi

AKP’nin 3 Y İle Mücadelesi

Şubat 22nd, 2011

Mustafa CAN

(Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar)

AKP iktidara geldiği 2002 tarihinde 3 Y (Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklar) ile mücadele edeceğini vaat etti. Aradan geçen 9 sene zarfında ne yaptı?

1. Yoksulluk: Ülkede 9 sene içinde herkesin gelir seviyesi arttı mı? Azaldı mı? Borçları arttı mı, azaldı mı? Maaşları ve gelirleri artırarak mı geliri artırdı, yoksa memuru, çiftçiyi, esnafı ve iş adamlarını bankalara borçlandırarak mı artırdı? “Borç yiyen cebinden yer.” AKP Hükümeti tek başına dokuz senede üretime ne gibi katkıda sağladığını açıklamalıdır…

AKP’nin Yoksullukla Mücadele formülü, iş sahası açmak, üretimi artırarak gelirleri artırmak şeklinde değil, “Sosyal Danışma ve Yardımlaşma Fonundan” yani devletin kesesinden ekmek, aş, iane ve sadaka vermek şeklinde olmuştur.

Devletin valisini kaymakamını elindeki fonu harcayarak ekmek, kömür, gıda ve para yardımı yapmaları konusunda görevlendirmiştir. Devlet eliyle fakire sadaka verirken bir taraftan da bunu AKP’nin verdiği şeklinde reklam ve propaganda malzemesi yapmış ve yardımı oya çevirerek ahlaki olmayan bir yolu da açmıştır. » Read more: AKP’nin 3 Y İle Mücadelesi

Demirel Gündemi Değerlendiriyor

Şubat 16th, 2011

“Türkiye’de siyasi örgütlenmedeki bozulma düzeltilemedi”

http://www.dp.org.tr/ HaberDetay.asp?id=132020

Demirel: Sorunuz çok şümullü, cevabı uzun olacak. Yanlış anlamalara meydan vermek istemiyorum. genelde şöyle diyelim; Türkiye’de siyasi örgütlenmedeki bozulma hâlâ düzeltilebilmiş değildir. Konuya geniş bakmakta yarar var:

1946’dan bu yana yapılan seçimlerde, tabii ki bunların bir kısmında askeri darbelerin etkileri vardır, ama bir tablo kendisini koruyor. Bu tabloda; hemen hemen üçte iki oy bir tarafta, üçte bir oy da bir diğer taraftadır. Bu üçte iki dediğimiz oyu genelde bu zamana kadar sağ partiler denilen partiler aldı.

Sağ partiler, sol partiler tarifleri de aslında yoruma muhtaç, hele bugünkü dünyada. Sağ parti denilen partilerin icraatlarına bakılırsa, aslında o icraatın büyük bir kısmı sol partilerin yapması gereken icraattır. Yani, yoksul tabakalara uygarlığın nimetlerini indirme hadisesi genellikle sol partilerin, kendilerini sosyal demokrat sayan partilerin işidir.

Türkiye’de yoksullukla, fukaralıkla mücadele, cahillikle mücadele, kalkınmamışlıkla mücadele gibi hedeflere baktığımız vakit, son 50 senenin içerisinde bu icraatları yapan siyasi partilerin hepsi, genelde kendilerine sağ denilen partilerdir.

Türkiye’de 1950 öncesinde önemli şeyler yapılmıştır. Yalnız bu önemli şeylerin 1950’ye geldiğimiz zamanki durumu hâlâ çok yetersizdir. Çünkü, Büyük Atatürk’ün başlattığı hareket nihayet savaşla kesilmiştir. » Read more: Demirel Gündemi Değerlendiriyor

İttifaklar ve DP

Şubat 8th, 2011

Mustafa CAN
DP Demokrasiyi ilkeli olarak benimseyen ve bu nedenle siyaset sahnesine çıkan bir partidir. Çıkış amacı ne olursa olsun iktidar olmak değil, ülkeye Demokrasi’yi hâkim kılmaktır. Bu nedenle siyasi oyunlar, menfaat ve iktidar oyunları DP’ye oy kaybettirir. DP’nin iktidarı halkın demokrasi isteği ve ilkeli hizmet anlayışıdır.

DP ve DP geleneğinden gelen AP tek başına iktidar olduğu zaman halka büyük hizmetlerde bulundu. Demokrasiye hizmet ettiği ve ihtilalcilerle mücadele ettiği zaman halk onları iktidara taşımıştır. Ne zaman iktidar kavgasına girmiş ve bunun için koalisyonlara girmiş ise devamlı olarak oy kaybına uğramıştır. AP’yi küçülten ve iktidar kavgası ve menfaat mücadelesi olmuştur. MC hükümetleri döneminde koalisyonun küçük partileri olan MHP ve MNP bütün olumlu icraatları kendilerine, bütün olumsuzlukları ve aksaklıkları AP’ye yükleyerek AP tabanının boşaltmışlar, devletin imkânlarını kendi yandaşlarına dağıtarak devletin imkânları ile kendilerini ve yandaşlarını ihya etmişlerdir. Bunun için ne gibi siyasi oyunlar varsa bunların tamamını insafsızca uygulamışlardır. Onlara göre “devletin malı deniz yemeyen akılsızdı.”

1980 ihtilali millete hizmet edenleri ve demokratik kurumları suçlamıştır. Bütün olumsuzlukları Demokrasiye ve demokratik kurumlara yüklemişlerdir. 12 Eylül ihtilal konseyinin bildirilerine bakanlar bunu açıkça göreceklerdir. 12 Eylül anarşi ve terörün ve bütün olumsuzlukların suçlusu olarak parlamentoyu, siyasi partileri, hür üniversiteyi, demokratik dernekleri ve sendikaları görmüş ve bütün bunları kapatmış ve siyasi yasaklar getirmiştir. Demokrasiyi o derece tahrif ve tahrip etmişlerdir ki güdümlü olarak kurdurdukları partiler ve kurumlar artık millete hizmet etmek yerine kendilerine hizmet eder hale gelmiştir. Bu nedenle 12 Eylülden sonra demokrasi güdümlü ve menfaat aracı ve hasta bir demokrasi olmuştur ve halen de böyledir. DP bu gerçeği kamuoyu önüne getirmeli ve hasta demokrasiyi sağlıklı bir demokrasi haline getirmek için çalışmalıdır. DP’nin halk ve kamuoyunda itibar görmesi buna bağlıdır. » Read more: İttifaklar ve DP

Hakiki Hürriyetperverler

Şubat 3rd, 2011

M. Ali KAYA
Bediüzzaman Said Nursi (ra) “Münazarat”ta 31 Mart Hadisesini yorumlarken enteresan bir tahlil yapar. “Meşrutiyeti şeriata tatbik ederek, hükümeti adalet namazında kıbleye irşat ve şeriatı, meşrutiyet kuvveti ile i’la edip, meşrutiyeti de şeriat kuvvetiyle daimi kılmak için çalışan İslamiyet’in meşrutiyetperver ve hamiyetli fedailerinin “gayretleri” 31 Mart ihtilaliyle inkıtaa uğramıştır.

Sağını solundan fark edemeyip, şeriatı istibdada müsait zannedenler papağan gibi “Şeriat isteriz” sloganı ile ortaya çıkıp velveleye verdiler. “Dikkat et. Alihimmet olanlar o hadisede sükût ettiler. Garazkâr cerideler, hakiki hürriyetin sadasını susturdular. Meşrutiyet pek az adamların üstüne münhasır kaldı. Fedakârları da dağıldılar.”

Osmanlı’nın yıkılışına kadar Bediüzzaman gibi hakiki hürriyetperver İslamiyet fedaileri de Ahrarlar da amansız bir baskı altına alındı. 1950’ye kadar Cumhuriyet döneminde daha şedid bir baskı uygulandı. 1950’de istibdat peresi yırtıldığında İttihad-ı Muhammedinin devamı Nurcularla Ahrarların devamı Demokratlar el ele vererek dine, millete ve ülkeye büyük hizmetler yaptılar. » Read more: Hakiki Hürriyetperverler

Propagandanın Gücü ve AKP’nin Oy Depoları

Şubat 2nd, 2011

Mustafa CAN
Üç cambaz bir köylünün satmak istediği ineğini keçi fiyatına almak isterler. Köylü sabah erken pazara ineğini ulaştırmak için gece yarısından hanımına satmak istediği ineği ahırdan çıkarmasını ister. Sonra da yularından tutarak kendisi önde inek arkada yola çıkar. Köyü çıkınca birinci cambaz önüne çıkar ve “Amca bu keçiyi nereye götürüyorsun?” der. Adam “Bu keçi değil inektir” diye cevap verir. Cambaz “sen öyle sanıyorsun. Bu keçiyi götürmene gerek yok ben şu fiyata alayım, bana sat” der. Adam “defol be adam, başımın belası mısın?” diye onu yanından kovar. Bir müddet yol alır, ikinci cambaz yoluna çıkar. “amca bu keçiyi nereye götürüyorsun?” diye sorar. Adamın aklına şüphe düşer cevap vermeden önce dönüp arkasına bakar ve “Bu keçi değil, görüyorsun ki inektir” der. Cambaz “Sen uykusuzsun galiba keçiyi inek görüyorsun. Bu keçiyi kaça satacaksın. Ben san iyi bir ücret vereyim bana sat” der. Köylü bunu da başından savar. Bir müddet daha yol alır ve nihayet üçüncü cambaz önüne çıkar. “Amca bu keçiyi nereye götürüyorsun?” der. Köylü pazara götürdüğü malın inek değil keçi olduğuna inanmıştır. “Pazara satmaya götürüyorum” der. Cambaz “Kaça satacaksın?” der. Köylü kafasındaki fiyatı söyler. İleri geri pazarlık yaparlar ve cambaz ineği keçi fiyatına köylüden alır.
» Read more: Propagandanın Gücü ve AKP’nin Oy Depoları

Demirel Gündemi Yorumluyor…

Aralık 23rd, 2010

http://www.dp.org.tr/HaberDetay.asp?id=131825

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Leyla Tavşanoğlu, 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı söyleşide, Demirel ‘The Economist’ dergisinin Türkiye için ‘hibrid rejim’ tanımlamasını yorumladı. Öcalan ile yapılan gizli görüşmeden, öğrenci protestolarına kadar birçok konuya değinilen söyleşi şöyledir:

Leyla Tavşanoğlu: 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le yine Güniz Sokak’taki evindeyiz. WikiLeaks, bütün Avrupa’yı saran, Türkiye’de de yavaş yavaş kendini gösteren öğrenci hareketlerinin yansımaları dahil siyasetteki son gelişmeleri konuşuyoruz:

Avrupa’da pek çok ülkede öğrenci gösterileri yayılarak devam ederken Türkiye’de de üniversite öğrencileri protesto gösterileri düzenliyor. Siz de başbakanlıklarınız döneminde bu öğrenci protestolarına çok sık tanık olmuştunuz. Sizce bu gösterilerin anlamı nedir?

Süleyman Demirel: Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve onun öncesine bakıldığında bunlar hem ülke kamuoyunu hem de yönetenleri tedirgin eden hareketlerdir. Ben bugünküler için değil genel olarak söylüyorum. Bu hareketler daima endişeyle karşılanır. “Acaba bunun arkasından bir siyasi kriz mi gelir?” sorusu kafalara takılır. Öğrenci hareketleri sokağa taştığı zaman geçmişte hiç hayra alamet olmadı. Avrupa’da insanların bir kısmı bu olaylara şöyle bakar: Bunlar ülkenin gençliğidir. Sıkıntıları, talepleri var. Bu talepler dinlenmiyor. Onlar da ne yapsınlar? Taleplerini uygar bir biçimde ortaya koyuyorlar. Türkiye’ye gelirsek… Bu hareketler her şeyin iyi olduğuna, demokrasinin iyi işlediğine, ülkenin mutlu olduğuna alamet değildir. Hangi sebeple olursa olsun bir rahatsızlık ifadesidir. İTÜ’ye giden Başbakan’ı protesto eden gençlere 1,5 yıl hapis cezası verilmesi Türkiye’deki hukuksuzlukta bardağı taşıran damladır. Gençler buna karşı çıktı. Bir haksızlığa karşı çıkma istidadı bizim ülkemizin gençlerinde, hatta aşağı yukarı her ülkenin gençlerinde vardır. Arkasından meseleler yumurtaya dönüştü. Bu hadiselere kandırıcılıktan uzak, gerçekçi bir biçimde yaklaşılır, esas sebebi arayıp buna çare bulma niyeti bu çocuklara gösterilmezse ve çok sert tepkiler konursa her tepkinin ardından yeni bir kavga sebebi çıkar.

Bugünkü öğrenci hareketlerinin önünde, arkasında ne var? Çok iyi bilmiyorum. Yalnız geçmişteki öğrenci hareketleri için şunu söyleyebilirim: Onlar sadece masum öğrenci hareketleri değildi. Çünkü öğrenci hareketlerine kolaylıkla başka eller karışır. » Read more: Demirel Gündemi Yorumluyor…

hits counter