Archive for the ‘Siyaset’ category

Demirel Gündemi Yorumluyor…

Aralık 23rd, 2010

http://www.dp.org.tr/HaberDetay.asp?id=131825

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Leyla Tavşanoğlu, 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı söyleşide, Demirel ‘The Economist’ dergisinin Türkiye için ‘hibrid rejim’ tanımlamasını yorumladı. Öcalan ile yapılan gizli görüşmeden, öğrenci protestolarına kadar birçok konuya değinilen söyleşi şöyledir:

Leyla Tavşanoğlu: 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le yine Güniz Sokak’taki evindeyiz. WikiLeaks, bütün Avrupa’yı saran, Türkiye’de de yavaş yavaş kendini gösteren öğrenci hareketlerinin yansımaları dahil siyasetteki son gelişmeleri konuşuyoruz:

Avrupa’da pek çok ülkede öğrenci gösterileri yayılarak devam ederken Türkiye’de de üniversite öğrencileri protesto gösterileri düzenliyor. Siz de başbakanlıklarınız döneminde bu öğrenci protestolarına çok sık tanık olmuştunuz. Sizce bu gösterilerin anlamı nedir?

Süleyman Demirel: Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve onun öncesine bakıldığında bunlar hem ülke kamuoyunu hem de yönetenleri tedirgin eden hareketlerdir. Ben bugünküler için değil genel olarak söylüyorum. Bu hareketler daima endişeyle karşılanır. “Acaba bunun arkasından bir siyasi kriz mi gelir?” sorusu kafalara takılır. Öğrenci hareketleri sokağa taştığı zaman geçmişte hiç hayra alamet olmadı. Avrupa’da insanların bir kısmı bu olaylara şöyle bakar: Bunlar ülkenin gençliğidir. Sıkıntıları, talepleri var. Bu talepler dinlenmiyor. Onlar da ne yapsınlar? Taleplerini uygar bir biçimde ortaya koyuyorlar. Türkiye’ye gelirsek… Bu hareketler her şeyin iyi olduğuna, demokrasinin iyi işlediğine, ülkenin mutlu olduğuna alamet değildir. Hangi sebeple olursa olsun bir rahatsızlık ifadesidir. İTÜ’ye giden Başbakan’ı protesto eden gençlere 1,5 yıl hapis cezası verilmesi Türkiye’deki hukuksuzlukta bardağı taşıran damladır. Gençler buna karşı çıktı. Bir haksızlığa karşı çıkma istidadı bizim ülkemizin gençlerinde, hatta aşağı yukarı her ülkenin gençlerinde vardır. Arkasından meseleler yumurtaya dönüştü. Bu hadiselere kandırıcılıktan uzak, gerçekçi bir biçimde yaklaşılır, esas sebebi arayıp buna çare bulma niyeti bu çocuklara gösterilmezse ve çok sert tepkiler konursa her tepkinin ardından yeni bir kavga sebebi çıkar.

Bugünkü öğrenci hareketlerinin önünde, arkasında ne var? Çok iyi bilmiyorum. Yalnız geçmişteki öğrenci hareketleri için şunu söyleyebilirim: Onlar sadece masum öğrenci hareketleri değildi. Çünkü öğrenci hareketlerine kolaylıkla başka eller karışır. » Read more: Demirel Gündemi Yorumluyor…

Dinde İdareci Kadın

Kasım 27th, 2010

M. Ali KAYA

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerimin 27. suresi olan Neml Suresinde 16 – 44 ayetleri arasında 27 ayeti ile, 27 yıllık saltanat ve  idareciliğini  överek anlattığı  Belkıs’ın kıssasının hülasası şudur:

“Seba Melikesi” olarak anılan Yemen kraliçesi Belkıs Binti Şerahil, Yemen ülkesini parlementer sistemle idare etmektedir. Danışma meclisinde 312 milletvekili vardır. Her bir milletvekili 10 bin kişinin temsilcisidir. Demek 3 milyon 120 bin tebaya hükmetmektedir. Ancak bir olan Allah’ı tanımadıkları, bilmedikleri için güneşe tapmaktadırlar.

Aynı dönemde Şam’da bulunan ve o zamanda bilinen dünyaya hükmeden Süleyman (AS) demir ve bakırın keşfi ile sanayide ve teknolojide çok ileri seviyeye ulaşmış, Allah’ın kendilerine ihsanı ve lütfü ile Rüzgarı emrine vermiş, bir-iki, aylık mesafeyi, bir günde gider, teftiş eder gelirdi. Hayvanların dilini bilir, cinleri teshir eder ve onlardan ordular teşkil ederdi.

Süleyman (AS) Yemen tarafına yaptığı bir seferde kuşları toplar, içlerinde “Hüdhüd” kuşunu göremez. Hüdhüd kuşunu çöllerde su bulmak için istihdam ederdi. Geldiği zaman derhal kendisini görmek ister. Ona neden geç kaldığını sorar.

Hüdhüd: “Ben Yemen’de bir idareci kadının büyük bir saltanatta, yüce br tahta oturarak devletini idare ettiğini gördüm. Ancak onların Allah’ın bu nimetlerini görüp de Allah’a değil, güneşe taptıklarını hayret ederek gördüm” der. » Read more: Dinde İdareci Kadın

Siyasetin Genel Tablosu

Ekim 3rd, 2010

Mustafa CAN
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 1957 yılında talebelerine yazdığı bir mektubunda “Bu vatanda şimdilik dört parti var” (Emirdağ Lahikası, 2006, s. 746) demişti. Şimdilik kaydı o güne ait bir tabloyu yansıtmıyordu; genel ve her zaman geçerli olan ve siyasi partilerin oluşturacağı kıyamete kadar devam edecek olan genel bir felsefeyi ifade ediyordu.

Daima şahıs ve partizan odaklı siyasetten kaçan, “fikir odaklı” siyaset yapan ve “İslam siyasetinin genel felsefesini” ders veren Bediüzzaman o günün mevcut yapısında üç parti olduğu halde “Bu vatanda şimdilik dört parti var” diyordu. “İttihad-ı İslam Partisi” ise o gün mevcut olmadığı gibi günümüzde de mevcut değildir. O halde Bediüzzaman mevcut yapıyı değil, sosyolojik olarak her ülkede ve siyasi hayatta olan ve olabilecek olan siyasi yapıyı kast ettiği açık şekilde anlaşılmaktadır.

Bediüzzaman mektubunda dört partiyi şöyle kategorize eder:

1. İttihad-ı İslam Partisi: Din adına ortaya çıkması muhtemel olan partinin felsefesidir. Potansiyel olarak her İslam ülkesinde mevcut olan siyasi oluşumdur. İdeal bir siyasi felsefedir. Bediüzzaman din adına siyaset yapılamayacağını ve bunun şartlarının çok ağır olduğunu ancak bu şartlara uygun bir toplumun % 60-70 tam mütedeyyin bir toplumun bulunması halinde din adına ortaya çıkılabileceğini, İslam ahlakının bozuk olduğu bir toplumda dini siyasete alet etmeye mecbur olunacağını, bunun da daha çok dine zarar vereceğini ifade eder ve bu durumda “böyle bir parti siyaset sahnesine çıkmamalı” hükmünü verir. O günden bu güne kadar bu din adına herhangi bir parti kurulmamış, buna cesaret edilmemiş ve bundan sonra da kurulması mümkün değildir. Zira İslam ahlakının hayata hakim olduğu ve %60-70’inin tam mütedeyyin olduğu bir toplum ancak “Asr-ı Saadette” ve sadece Mekke ve Medine toplumunda görülmüş ve bir daha benzeri görülmemiştir. Bu nedenle “Asr-ı Saadet” insanlık için bir model olmuş ve tüm insanlık “Adalet ve Hakkaniyet” ölçüsünü ve örneğini bu dönemin seçkin insanlarından almışlardır. » Read more: Siyasetin Genel Tablosu

Siyasal İslamın Zaferi

Eylül 25th, 2010

                                                                                          M. Ali KAYA
Referanduma ilişkin İslam dünyasında yapılan yorumlarda “Siyasal İslam” taraftarları AKP’nin Siyasal İslamın temsilcisi ve başarısının da “Siyasal İslamın” başarısı olduğu yorumunu yapmaktadırlar. Ürdün’de yayımlanan “Düstur” gazetesinde “El-Rayaşada” imzası ile yayımlanan bir yazıda Tayyip Erdoğan’ın performansının Arap dünyasında hayranlık uyandırdığını ifade etmekte ve şöyle demektedir:

“Referandum Türkiye’nin yüzünü değiştiren siyasi bir depremdi. Bugünün, halka söz söyleme fırsatı vermesi açısından demokrasinin zaferi olduğu doğru. Türkiye’yi gerçek rayına oturtmakta başarılı olan İslamcı AKP için de bir zafer. Fakat bazılarının terörle eş anlamlı kılmaya çalıştığı siyasal İslam için de bir zafer. Ayrıca ordunun aşırılıkçı laikliğinin özgürlüklerden mahrum ettiği ve tercihlerini altüst ettiği Müslüman Türk halkı için de bir zafer. Ayrıca Türklerin aradığı adalet, özgürlük ve eşitlik gibi değerlerin de zaferiydi.” » Read more: Siyasal İslamın Zaferi

Referandumun Değerlendirmesi

Eylül 19th, 2010

Mustafa CAN

“İnsanı ayakta tutan iskeleti ve kas sistemi değil,
inançları ve prensipleridir.”  (A. Einstein)
12 Eylül 1980’in 30 yıldönümü olan 12 Eylül 2010’da yapılan ve 12 Eylül İhtilalinin rövanşı olarak değerlendirilen bir referandum süreci yaşandı. İktidar partisi olan AKP bu Referandumu “İhtilale Hayır!” “Demokrasiye Evet!” “12 Eylül Anayasasına Hayır!” sloganları ile, devletin bütün imkanlarını kullanarak yoğun bir kampanya yürüttü. “İhtilalde işkence görenler dava açacak ve ihtilal liderlerinden hesap soracak” “Askerden atılanlar tazminat davası açacak” diyerek kendi mağduriyeti yanında mağdur olanların intikam duygularını çok iyi kullandı.

Ayrıca kampanyada milyarlar harcanarak çok büyük mitingler yapıldı. Posterler, şapkalar, evet bilbordları, bayraklar, platformlar yapıldı. Gazetelere milyarlar liralık reklamlar verildi. Milyonlarca el ilanı, broşür ve dergiler basıldı ve dağıtıldı. Özellikle yazarlar, karşı partinin önemli isimlerini para ile kiraladığı TV kanallarında herhalde bedava konuşturmadı. Peki, bu paralar nereden geldi? İki kaynaktan… Birincisi, İddiaya göre “İran’dan yardım aldı.” (Bu durum partinin kapatılması için tartışmasız bir gerekçedir.) Bu yardıma İnsanı Yardım Vakfı (İHH) aracılık etti. (1)  İkincisi, AKP’nin “Devlet İhaleleri” ile zengin ettiği iş adamlarının yaptığı bağışlar ile “Vergi borcunu devlete ödemek yerine “Deniz Feneri” ve “Kimse Yok mu Derneği” gibi derneklere yardım ederek vergiden düştüğü paraların bir kısmını “Seçim Kampanyasında” kullanmak üzere verdiği vergi kaçaklarından kaynaklanabilir. Tabi bütün bunlar parti yetkilileri ve İHH tarafından inkâr edilmektedir. (2) Bu arada PKK ile ve lideri Abdullah ÖCALAN ile Referandum süresince “Ateşkes” anlaşması yaptığı konuşuldu. (3) İnkar edildi. Ama Öcalan AKP bize verdiği sözde durmazsa Ateşkes’ten vazgeçeceklerini deklare etti. Ve hemen arkasından anlaşam süresi olan 20 Eylül tarihi gelmeden terör azmaya başladı.

Başka bir husus da “Okyanus Ötesinden” yani ABD’den Fetullah Gülen’in ölüleri de mezardan çıkararak sandığa götürme” ve “yurtdışında bulunan tüm çalışan cemaat mensuplarına biner lira harcayarak oy kullanmak üzere sandık başlarına göndermeleri ve her birine de en az on kişiyi ikna ederek “Evet” dedirtmeleri direktifini vermesiydi. STV ve Zaman Gazetesi yayınlarının da etkisi inkar edilemez. Dini bir cemaat olduğunu ve siyasetle ilgilenmediklerini söylemelerine rağmen referandumdaki bu gayretini anlamak da mümkün olmamıştır. (4)
» Read more: Referandumun Değerlendirmesi

AKP’nin Yalanları!

Ağustos 22nd, 2010

Mustafa CAN

Siyaset yalana çok revaç vermiştir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri asrın başında Şam Cami-i Emevi’de okuduğu hutbesinde “Güzel ahlakını tamamlamak için gönderilen” peygamberimizin (sav) ortaya koyduğu ahlâki esasların başında doğruluğun geldiğini ifade ettikten sonra şöyle buyurur: “Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki: Ecnebiler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber bizi maddî cihette kurûn-u vustâda durduran ve tevkif eden altı tane hastalıktır” dedikten sonra Birincisi “Ümitsizlik” ikinci hastalık olarak da “Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i Siyasiyede ölmesi” olarak ifade eder. Üçüncüsü de “Adavete muhabbettir” ki bu da ikinci hastalığa yakalananların kendi siyasi düşüncelerine ve yanlışlarına destek olmayanlara düşmanlık yapmalarını netice vermektedir. (Şimdi bu yazıyı okuyan AKP sempatizanları ‘acaba dedikleri doğru mu yanlış mı’ demeden iman kardeşi olduğumuzu unutarak düşmanca saldırılarda bulunacaklarıdır ki bu onların ikinci ve üçüncü hastalığa yakalandıklarının delili olacak ve Bediüzzaman’ın haklılığını da kanıtlayacaktır.)

Bu girişten sonra gelelim AKP’nin yalanlarına:

1. Yoksulluğu, yasakları ve yolsuzluğu ortadan kaldırdık. (Bu sekiz sene önceki seçim beyannamesinde halka en önemli vaatlerinden birisiydi. Şimdi bunu kaldırdıklarını iddia etmektedirler.) Diğer taraftan da diyorlar ki “Biz yoksullara yönelik yardımları artırdık.” Şimdi yoksulluk azaldı ise yardımlar neden arttı? İşte size çelişkili reklamlar. “Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söylermiş!” Peki, gerçek nedir? 2008 itibarıyla Türkiye’de yoksulluk oranı % 17.11 dir. Yani Yüz kişiden on yedisi yoksulluk sınırının altındadır. 374 bin kişi açlık sınırının altında yaşamaktadır. Yoksulluk sınırında yaşayanların sayısı ise 11 milyon 933 kişidir. » Read more: AKP’nin Yalanları!

Referandum Geçmişle Hesaplaşma mı?

Ağustos 18th, 2010

”Referandum, geçmişle hesaplaşmaya dönüştü”

http://www.dp.org.tr/HaberDetay.asp?id=130930

Demirel, ”175 maddelik Anayasa’nın, 24 maddesi değiştirilince darbe olmaz diye bir şey yoktur” dedi.

(DP Basın Merkezi – 12 Ağustos 2010) 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,  YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ve Yönetim Kurulu Üyelerini, Güniz Sokak’ta kabul etti. Demirel, ”175 maddelik Anayasa’nın 24 maddesi değiştirilince darbe olmaz diye bir şey yoktur” dedi.

YARSAV Başkanı Tarhan, ziyaret sırasında, yargı üzerinden demokrasiyle oynandığı endişesi taşıdıklarını, bu nedenle Demirel’in görüşlerine başvurmak amacıyla burada olduklarını söyledi. Demirel de, Anayasa tartışmalarının bir süredir ülkenin gündemini meşgul ettiğini ve giderek ”dallı budaklı” hale geldiğini belirtti.

Meselenin sadece Anayasa değişikliğinden ibaret olmadığını belirten Süleyman Demirel, ”Referandumda yapılacak konu, bir siyasi hesaplaşmaya, geçmişle hesaplaşmaya dönüştü” diye konuştu. Konunun ”bu bir başlangıçtır dahası var bunun” şeklindeki kaygılarla daha da karmaşık hale geldiğini savunan Demirel, sözlerini şöyle sürdürdü: » Read more: Referandum Geçmişle Hesaplaşma mı?

Başbakan Açıkoturuma Çıkar mı?

Ağustos 18th, 2010

“Sayın Başbakan veya onu temsil eden bir kimse gelsin, televizyonlara çıkalım tartışalım”

“Ben buradan meydan okuyorum. Sayın Tayyip Erdoğan’ın kendisini tanımıyorum. Ama söylediklerini duyduktan sonra Anayasa tekniğini bilmediğini gördüm. Belki de onu yanıltıyorlar. Alsın yanına. Kuzu var bir tane.. Kuzu’yu da getirsin, koyunu da getirsin, kimi getirirse, tartışalım, münazara yapalım”

(DP Basın Merkezi – 15 Ağustos 2010) Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk, 12 Eylül’de yapılacak referandum için başlattığı “Hayır” kampanyasına, Ankara’da düzenlediği basın toplantısıyla devam etti.

Partililerin ve çok sayıda gazetecinin katıldığı basın toplantısında, Anayasa paketi ile ilgili siyasi mücadelenin giderek sertleştiğine ve tartışmaların rayından çıktığına dikkati çeken Cindoruk, şunları söyledi.

“Son günlerde yapılan mitinglerde bir ‘havuz muhabbeti’ yaşanıyor. Anayasa paketi havuza düştü. Biz o paketi o havuzdan çıkarıp, yoğunluğu, gerekliliği ve meselenin önemi ölçüsünde, soğukkanlı olarak irdelemek istiyoruz. Anayasa paketi ile ilgili bu güne kadar yapılan tartışmalar rayından çıkmıştır. Ortada bir seçim yoktur. Ortada iki tarafın da, hayırcıların da, evetçilerin de, içeriğini tam bilmediği bir anayasa değişikliği önerisi var. » Read more: Başbakan Açıkoturuma Çıkar mı?

AKP Anayasasında Ne var Ne Yok?

Ağustos 14th, 2010

1) DEMOKRASİLERDE ANAYASA NEDEN ÖNEMLİDİR?

ÖNEMLİDİR ÇÜNKÜ TOPLUMUN, TOPLUMDAKİ DEĞİŞİK GRUPLARIN,
KATMANLARIN İSTEKLERİNİ YANSITIR. ONLARIN AYRI AYRI HAKLARINI KORUR.

İŞÇİLERİN HAKLARINA YER VERİR.
SENDİKALARIN HAKLARINA YER VERİR.
SENDİKASIZ ÇALIŞTIRILANLARIN,
EMEKLİLERİN,
İŞVERENLERİN,
KADINLARIN
ÇOCUKLARIN,
ENGELLİLERİN,
DEĞİŞİK MEZHEPLERDEKİ YURTTAŞLARIN,
ÖĞRENCİLERİN,
KÜÇÜK ESNAFIN,
YARGININ,
BASIN EMEKÇİLERİNİN,
GAZİLERİN VE BU ÜLKE İÇİN CANINI VERMİŞ ŞEHİT AİLELERİNİN
TEKEL İŞÇİLERİNİN,
ÇİFTÇİLERİN,
TARIM KESİMİNDE ÇALIŞANLARIN HAKLARINI KORUR.
» Read more: AKP Anayasasında Ne var Ne Yok?

Referandum ve Anayasa Değişikliği

Ağustos 11th, 2010

Fatih ALTAYLI

MADEM İZ SİLİNECEK YÖK NİYE DURUYOR!
Rerefanduma giden Anayasa değişikliğinin çok önemli olduğu kanaatinde olmadığımı hep söylüyorum.
2001′de yapılan değişikliklerin KDV’si bile olmayacak derinlikte bir değişiklik.
Keşke baştan bir “Yeni Anayasa” yazılsaydı da onu oylasaydık.
Ama yazılmadı. Yamalı bohçaya birkaç yama daha yapılmakla yetinildi.
Yamaların HSYK ve Anayasa Mahkemesi ile ilgili bölümleri dışında sorun yok.
Ama ben bu ikisini de çok önemsemiyorum.
Niye mi? » Read more: Referandum ve Anayasa Değişikliği

Demirel Gündemi Yorumluyor…

Ağustos 3rd, 2010

TSK İç Hizmet Kanununun 35. Maddesi konusunda görüşlerini açıklayan Süleyman Demirel “Bu maddenin Atatürk dönemine uzandığını ve 1935’de Atatürk’ün Cumhuriyeti orduya emanet ettiğini bu nedenle kalkması için destek bulmanın zor olduğunu ifade ederek ‘Aslolan Demokrasi Kültürüdür” yoksa bu madde durduğu sürece Türk Silahlı Kuvvetleri hükümete de parlamentoya da sormadan ‘Lâiklik elden gidiyor’ diye re’sen el koyar” dedi.  

Demirel ayrıca kendisinin de TSK’nın İç Hizmet Kanununun 35. Maddesinin kaldırılması için çok konuştuğunu ancak destek bulamadığını söyledi.

Elinde silah taşıyan adamı hiçbir şey engelleyemez. İhtilal yapmaya kalkarsa gerekçesini mi soruyorlar adama? İhtilal yapıldıktan sonra kendisi söylüyor zaten” diyen Demirel “Asıl mesele bunlarla karşılaşmamayı başarabilmektir. Yani hikaye geliyor demokrasi kültürüne, geleneğine dayanıyor. Yüksek iradeye herkesin mutlak itaatini tesis ederseniz, o engeller. Birincisi bu. İkinci olarak da o ülkenin darbeye zemin verecek şartlar içine sürüklenmemesi lazımdır. Unutmayın, 1980 darbesine ve onu yapanların yazdığı Anayasa’ya bu halk yüzde 92 oy verdi!” diye konuştu. » Read more: Demirel Gündemi Yorumluyor…

12 Eylül Anayasasına Evet Diyenler…

Ağustos 2nd, 2010

Mustafa CAN

12 Eylül 1980 darbesine ve 1983 ReferandumundaDarbe Anayasası”na “Evet!” diyenler bu gün de 12 Eylül 2010 referandumunda “Evet!” deme kampanyası başlattılar. Bunların başında ise “Din Derslerini Zorunlu hale getirdiği” gerekçesiyle Anayasa’ya “Evet!” diyip ihtilal lideri Kenan EVREN’i cennetlik ilan eden Fetullah Gülen Hocefendi gelmektedir.

Fetullah Gülen Hocafendi’nin “Evet!” demesi önemlidir. Zira ABD’de tedavi gerekçesiyle gözetim ve denetim altında tutulan hocafendinin “Evet!” demesi ABD’nin bu referandumdan “Evet!” çıkmasını istemesi demektir. Zira devletlerin iç işlerine karışmayan ve tarafsız olan ABD’nin resmi sözcüleri yine “Siyasete asla karışmayan ve her partiye aynı mesafede duran ve tarafsızlığını her hal ve şart altında ilan eden Fetullah Gülen gibi kanaat önderleri ve liderlerdir.

Fetullah Gülen bu referandumda o derece hararetle taraftardır ki “Mezardakileri kaldırıp evet demek mümkün olsa kaldıracak ve “Evet!” demelerini sağlayacaktır. Gerisini siz hesap edin… “Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları, imkân olsa mezardakileri bile kaldırarak o Referandum’da “EVET” oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da.. Ben zannediyorum ruhları koşar da. Çünkü demokrasi adına çok önemli bir adımdır” ifadeleri ona aittir. » Read more: 12 Eylül Anayasasına Evet Diyenler…

AKP’nin Başarısı

Temmuz 18th, 2010

Mustafa CAN

AKP sekiz yıllık iktidarı döneminde hangi başarıya imza attı. İnsanlar 8 sene öncesine göre daha mı zengin ve daha mutlu mu? Daha geniş haklara mı sahip?

AKP’nin başarısı insanların çaresizliğini ve dini hassasiyetlerini oya tahvil etme becerisidir. Çaresizliğe karşı devletin imkânlarını kullanmayı becerebilmesi, ekonomi ve paranın % 70’ini kullanan devletin bu imkânlarını yandaşlarına sunabilmesi ve “Allah’tan ümit kesilmez” diyen dindar vatandaşların beklentilerini fırsattan istifade erteleyebilme becerisini gösterebilmesi ve bu ümidi canlı tutabilmesidir.

AKP daima mağduriyetlerden nemalanmıştır. Kendisini mağduriyetin odağına koymuş ve bütün stratejisini buna göre belirlemiştir. 28 Şubatın ürünü olarak çıkmış ve Refah Partisinin ve hocası olan Necmettin ERBAKAN’ın mağduriyetini kullanarak “Takıyye” metodu ile iktidar olmuştur. 8 yıllık eğitim, Meslek Liseleri ve Başörtü mağdurlarının oyları ile iktidar olmuştur. Yoksulluk ve fakirlikten mağdur olan Yeşil Kartlı vatandaşların mağduriyetlerinden faydalanarak “Sosyal Devlet” ilkesini istismar edip “Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma” Fonunu kullanarak oylarını almıştır. Bu oy depolarını kaybetmemek için mağduriyetlerini giderecek hiçbir adım atmamıştır. Üstelik yeni mağduriyetler üretmek için elinden geleni yapmıştır.

Nasıl mı? » Read more: AKP’nin Başarısı

Erbakan İçimizde Yaşayacak…

Temmuz 14th, 2010

Bekir COŞKUN /HABER TÜRK / 14 Temmuz 2010 Çarşamba

Şef bize “koşun…” dediğinde tıfıl muhabir olarak onu ilk kez fark etmiştim. Odalar Birliği’nde seçi

mi kaybettiği halde, geceden gelip koltuğuna oturuyordu.
Atmak için polis çağırdılar…
İçerden kapıyı kilitledi…Kapıyı kırdılar, bu sefer koltuğu bırakmadı, koltukla birlikte dışarı taşıdılar…
(………)
Birkaç gün önce yapılan SP kongresinde Genel Başkan Numan Hoca’dan Kurtulmuş,
“Kendisi burada yok ama ruhu burada”
demişti ki… Kapıdaki delegeler “geliyor…” diye koştular…
Ve o muhterem zat kapıdan girdi…
Yine dört kişinin tuttuğu bir koltuğun üzerinde geliyordu…
Numan Kurtulmuş
Kurtulmamıştı…

» Read more: Erbakan İçimizde Yaşayacak…

Demirel Gündemi Değerlendirdi

Temmuz 9th, 2010

Süleyman Demirel’in Eko Enerji Dergisine verdiği Röportaj:

Röportaj için tıklayınız:  http://www.ekoenerjidergi.com/

MUSTAFA ÖZCAN ÜLTANIR: Sayın Cumhurbaşkanım, Haziran ayında Türkiye’nin gündemi önemli olaylarla dolu geçti. Hepsi birbirinden önemli, ama önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde, kontrolsüz nükleer çalışmaları nedeniyle İran’a uygulanacak yaptırımlara ilişkin oylamada, Batı’ya ve ABD başta olmak üzere tüm daimi üyelere karşı, Brezilya ile birlikte “Hayır” oyu kullanılması üzerinde duralım istiyorum. ABD’nin ısrarla, “Hiç olmazsa çekimser kalın” demesine rağmen bu yapıldı. Türkiye’nin bu tutumu, sorunun çözümü için İran ve Brezilya ile birlikte uranyum takası konusunda imzaladığı üçlü deklarasyona bağlanıyor. Oylamadan iki hafta sonra Brezilya deklarasyondan çekildi, ama Türkiye İran’ın yanında yerinde koruyor. Başbakan Erdoğan, G-20 zirvesi münasebetiyle Kanada Toronto’da, bu konudaki tutumun gerekçelerini Başkan Obama’ya açıklamış olsa da, Amerikan tarafı tatmin olmuş görünmüyor. Kaldı ki Amerikan yönetimi, “Türkiye bağlılığını kanıtlasın” diye uyarı bile yaptı. Bu arada stratejik ortaklık zarar görmekten öte “bitti” yorumları da yapılıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

SÜLEYMAN DEMİREL: Mesele, basit bir mesele değil. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin dış politikadaki tutum ve davranışı ile çok yakından ilgili. Bir de dünyanın benimsediği meseleler var. Bu meselelere karşı dünyanın gösterdiği hassasiyetler var. Öyle bakıldığı zaman, olayın içine biraz girmek lâzım.

Bir defa şunu ifade edelim: Dış politika, milletlerin, devletlerin birbirine karşı güveninin ve karşılıklı menfaatlerinin, saygısının özetidir. Yani, eğer karşılıklı menfaatler örtüşmüyorsa, karşılıklı taahhütlere girişmek, onları tutamamak manasına gelir. O zaman da güven olmaz. Güven çok önemli hadisedir. Yani, insanların birbirine güvenmesinden daha önemlidir milletlerin, devletlerin birbirine güvenmesi. » Read more: Demirel Gündemi Değerlendirdi

Devlet ve Terör

Haziran 24th, 2010

Mustafa CAN

Terör neden azdı?

Dağdaki terör şehirlere neden indi?

Herkes bunu sorgulamakta… İktidar teröristlere “taşeron” demektedir. Müteahhitleri dışarıda olduğunu söylemekle yetinmektedir. Sonra da demokratik gelişmeleri baltalamak için tahrik edildiğini söylemektedir. Tam bir acizlik ifadesi…

**

Terör içimizde her gün can almaya devam etmektedir. On sene sonra Tansu ÇİLLER ve Mehmet AĞAR formülüne geri dönüş yapılmaya çalışılmakta ve “Çare asker değil, Çevik Kuvvete dönelim” teklifi geliyor ve hükümet buna sarılıyor; ama “Polis olduğu için şehir içinde valiye bağlı görev yapabilir” deniyor. İlin valisi isterse görevlendirir dağa da gider” deniyor… » Read more: Devlet ve Terör

Diplomasi Eksikliği

Haziran 1st, 2010
Mustafa CAN
Diplomasi, Almanca, Fransızca ve İngilizce ortak kullanımı olan bir kelime olup “devletler hukukuna göre milletlerarası ilişkilerin düzenlenmesinde ve uluslar arası münasebetlerin düzenleme ve yürütme sanatı” olarak kullanılan bir kelimedir. Diplomasinin birinci niteliği müzakeredir. Bütün dünyada diplomasi devletler hukukuna göre yürütülür. Amacı da devletlerarası anlaşmazlıkları zora başvurmadan barışçı yollardan çözmektir. Bu nedenle devletler başka ülkelerde elçiler ve maslahatgüzarlar bulundurur. Bunlar aracılığı ile iki ülke arasındaki resmi ilişkileri temsilci sıfatıyla düzenler, takip eder ve yürütürler.

Günümüzde diplomasi sadece siyasi nitelikte olmayıp, ekonomik, teknik, kültürel ve askeri yönleri olan bir sanattır. Ancak 1918 yılından itibaren devletlerarasında yerleşen bir teâmüle göre yüksek diplomatik meseleler konunun önemine göre dışişleri bakanları, hükümet başkanları seviyesinde şahsî ikili temaslarla yürütülmeye başlanmıştır. Bunda ulaşım araçlarının ve seyir-sürat vasıtalarının çoğalması sebep olmuştur. Artık ikili ilişkiler talimat almış bir şahıs ve ekibin inisiyatifinden çıkmış milletlerarası forum diplomasisi haline gelmiştir. » Read more: Diplomasi Eksikliği

DP Acil Eylem Planı

Mayıs 30th, 2010

Mustafa CAN

27 Mayıs 2010 Demokrat Partinin kapatılması için yapılan askeri müdahaleden 65 yıl sonra “4’lü Takrir” ile kurulan DP’nin mirasçısı genç ve sivil DP’liler DP’ye “40’lı Takrir” adı altında “Acil Eylem Planı” verdiler.

Bu Takriri verenler DP kökeninden gelen Genç Demokratlar olup “Merkez Sağ” adı altında bir oluşumu gerçekleştirenlerdir. Amaçları da “DP’yi halkla buluşturup DP’nin 46 ruhunu 2010 ruhu ile birleştirerek iktidar yapmak ve önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi AT’da, Orta Asya’da ve Balkanlarda Lider ülke haline getirmektir.

Hareketin öncülüğünü DP’nin eski Gençlik Kolları Başkanı Burak Küntay yapmaktadır. DP’nin son durumundan ve Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk’un beyanlarından ve “devletçi” söylemlerinden rahatsızlık duymaktadırlar. Demokrasiyi Türkiye’ye getiren DP’nin 2010 yılında daha demokratik açılımlar ve söylemler geliştirmesi gerekirken geriye giderek daha devletçi bir görüntü vermesi Genç DP’lileri rahatsız ediyor gözükmektedir.

40 ilden gelen 40 genç 16 Maddelik “Acil Eylem Planı” hazırlayarak DP Genel Başkanı’na sundular. Görüşme DP Genel Merkezinde “Demokrasi Mahzeni” adı verilen alt katta gerçekleşti. Görüşmede Burak Küntay, Tamer Çolakoğlu, Cüneyt Ok, Uğur Şahan ve Burak Edin hazır bulundu. Bu takrir bizzat Hüsamettin Cindoruk’a verilmiş oldu. » Read more: DP Acil Eylem Planı

CHP’de Kılıçdaroğlu Dönemi

Mayıs 22nd, 2010
Mustafa CAN
CHP 33. Genel Kurulunda Kemal KILIÇDAROĞLU 1200 delegenin önerisi ile aday gösterildi. 1249 delegenin geçerli olan 1189 oyun tamamını alarak genel başkan seçildi. Sol kesim Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit dâhil muhaliflerin de desteğini alarak bir toparlanma sürecine girmiş görünmektedir. Sol basın bu durumu abartılı bir şekilde gündeme taşıyarak CHP’nin toparlanmasını ve AKP’ye alternatif olarak iktidara yürümesini istemekte ve hararetle desteklemektedir. Kemal Kılıçdaroğlu ile yeni bir sinerji oluşturma çabası içine girmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’li Alevi ve Kürt kökenden gelmiş olması bilhassa iktidar kanadına göre bir dezavantaj olarak algılansa da CHP’liler bu durumun kendileri ve Doğu için avantaj olduğuna inanmaktadır. CHP doğu bölgesinden bu şekilde oy alabileceklerini ve PKK ile bölücülüğü körükleyenlere büyük bir cevap olacağını düşünmektedirler. CHP’nin bir kısım destekçileri “Sol bitti” derken bir kısmı da “CHP Kılıçdaroğlu’nun söylemleri ile Solun yeniden canlanmasıdır” diyorlar. Ancak sola yeni bir açılım getireceği inancını dile getiriyorlar. » Read more: CHP’de Kılıçdaroğlu Dönemi

Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

Mayıs 21st, 2010

Mustafa CAN

Bediüzzaman Meşrutiyet döneminde “Hürriyet ve Meşrutiyeti” şeriat namına müdafaa ederken Şeriat-ı Garra’nın hayat-ı içtimaiyeye / sosyal hayata ve siyasete bakan yönünün Meşrutiyet olduğunu ısrarla savunmuştur. Adalet-i ilahinin tahakkuk ve tecellisinin ancak iman ile tekâmül etmiş olan hürriyet olduğunu izah etmiştir. Akıl ve tedbir-i mücessem dindar “Cemiyet-i Ahrar” dediği hürriyetçi fikirlerin ihtilafları ortadan kaldırarak milli birliği ve muhabbeti sağlayacağını belirtmiştir. (Divan-ı Harb-i Örfî, 89)

Meşrutiyet düşmanları hürriyete din adına karşı çıkarak “hürriyet küfür alametidir ve kâfirlere hastır” şeklinde propaganda yapıyorlardı. Bediüzzaman bunlara karşı “Bunu iddia edenlerin hürriyeti kuralsızlık ve yasakların olmadığı, mal ve namusun olmadığı “Bolşevizm Mesleği” zannettiklerini, bu nedenle karşı çıktıklarını belirtir. Gerçekte ise hürriyetin “İyi ve doğru olanı yapma hürriyeti” olduğunu, kötüyü ve yanlışı yapma hürriyeti olmadığını ifade eder. » Read more: Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

hits counter