Archive for the ‘Siyaset’ category

Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

Mayıs 21st, 2010

Mustafa CAN

Bediüzzaman Meşrutiyet döneminde “Hürriyet ve Meşrutiyeti” şeriat namına müdafaa ederken Şeriat-ı Garra’nın hayat-ı içtimaiyeye / sosyal hayata ve siyasete bakan yönünün Meşrutiyet olduğunu ısrarla savunmuştur. Adalet-i ilahinin tahakkuk ve tecellisinin ancak iman ile tekâmül etmiş olan hürriyet olduğunu izah etmiştir. Akıl ve tedbir-i mücessem dindar “Cemiyet-i Ahrar” dediği hürriyetçi fikirlerin ihtilafları ortadan kaldırarak milli birliği ve muhabbeti sağlayacağını belirtmiştir. (Divan-ı Harb-i Örfî, 89)

Meşrutiyet düşmanları hürriyete din adına karşı çıkarak “hürriyet küfür alametidir ve kâfirlere hastır” şeklinde propaganda yapıyorlardı. Bediüzzaman bunlara karşı “Bunu iddia edenlerin hürriyeti kuralsızlık ve yasakların olmadığı, mal ve namusun olmadığı “Bolşevizm Mesleği” zannettiklerini, bu nedenle karşı çıktıklarını belirtir. Gerçekte ise hürriyetin “İyi ve doğru olanı yapma hürriyeti” olduğunu, kötüyü ve yanlışı yapma hürriyeti olmadığını ifade eder. » Read more: Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

60. Yılında 14 Mayıs

Mayıs 15th, 2010

Türkiye’nin birçok resmi bayramı veya kutlama vesilesi var, ama ne yazık ki “14 Mayıs” bunlar arasında değil. Ben herhangi bir “devlet adamı”nın 14 Mayıs vesilesiyle bir kutlama mesajı yayımladığını hatırlamıyorum. Oysa, başta cumhurbaşkanları olmak üzere devlet erkânımız ne kadar da çok vesileyle anma veya kutlama mesajları yayımlıyorlar!

Gerçekten de 14 Mayıs Türkiye için çok önemli bir tarih, aslında bir “dönüm noktası”. Bundan altmış yıl önceki 14 Mayıs’ta Türkiye’de otoriter bir cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçişin ilk adımı atıldı. Cumhuriyet döneminde ilk defa bu tarihte serbest seçimle iktidar el değiştirdi. Muhalefetteki Demokrat Parti halkın teveccühü sayesinde çeyrek asrı bulan tek-parti iktidarını barışçı yoldan devirmeyi başardı.

Gerçi, 14 Mayıs 1950 bizim ilk demokrasiye geçiş deneyimimiz değildi. Malum, Türkiye daha önce de, 2. Meşrutiyet döneminde, kısa bir süre de olsa çoğulcu-demokratik bir tecrübe yaşamıştı. Ama 1909’da başlayan bu süreci İttihat ve Terakki Partisi 1913’te kesintiye uğratarak otoriter tek-parti yönetimine geçmişti. » Read more: 60. Yılında 14 Mayıs

Şahıs mı Misyon mu?

Mayıs 12th, 2010

M. Latif SALİHOĞLU

Soru: Siz Ahrar ve Demokrat çizgide gördüğünüz siyasetçileri neden hiç tenkit etmiyorsunuz? Halbuki, aralarında çok fenâ adamlar var. Hem, zaman zaman öylesine fenâ söz ve davranışlarına şahit oluyoruz ki, katılmak, tasvip etmek mümkün değil. Siz, bir yandan misyonu savunurken, bir yandan da bu tip adamları eleştirmeniz gerekmez mi? Hatta, bazılarının ağzının payını verecek derecede, onlara şöyle okkalı tokatlar vurmanız icap etmez mi?

Cevap: Evvelâ, biz şahısların değil, misyonun savunucusuyuz. Vitrindeki şahıslar, hatta zirvedeki liderler dahi gelip geçicidir. Fikir ve dâvâ çizgisi ise, kalıcı olup süreklilik arz ediyor.

Şahıslarla uğraşmak, hele hele tenkitlerle hücûm etmek bizim vazifemiz değil. Esasen, buna ruhsat da yok. Öte yandan, dostane ikazlarda bulunmak başka, yıkıcı tenkitlerde bulunmak büsbütün başkadır.

Bediüzzaman “Zaman cemaat zamanıdır” derken şahıslarla uğraşmayın demek istemiştir. Cemaat/ kurum/ müessese/ sistem içinde şahsın hürriyeti vardır; ama değeri yoktur. Şahsın hatası ve günahı misyona, cemaate ve kuruma zarar vermez. Bediüzzaman bunu “şahsımın hataları Risale-i Nur’a zarar vermez” diye açıklamıştır. » Read more: Şahıs mı Misyon mu?

CHP’de Baykal Döneminin Sonu

Mayıs 12th, 2010

Mustafa CAN
Deniz BAYKAL CHP’nin 12 Eylülden sonraki ikinci kurucusu ve genel başkanıdır. CHP’nin Mustafa KEMAL, İsmet İNÖNÜ, Bülent ECEVİT’ten sonra dördüncü genel başkanı olarak görev yapmıştır.
Mustafa KEMAL partinin kurucusu genel başkanı ve 12 yıl Cumhurbaşkanı olarak görev yapmıştır. Bu süre içinde Cumhuriyeti kurmuş, devrimleri yapmış ve Osmanlı devletinden Lâik bir Cumhuriyet çıkarmıştır. İsmet İNÖNÜ Başbakanlık yapmış ve 12 sene Cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Bülent ECEVİT CHP’yi 12 Eylül öncesi çok partili hayatta CHP’yi kısa zaman diliminde de olsa iktidara taşımasını becermiştir. 12 Eylül sonrasında SODEP/SHP/CHP Ecevit’i partisine almamış olmasına rağmen DSP’yi kuran Bülent ECEVİT DSP’yi iktidara taşımasını bilmiş ve sağlık sorunları olduğu halde Başbakanlık yapmıştır. Ama ne var ki Deniz BAYKAL CHP’ye üç defa genel başkan seçilmiş ve 11 yıl Genel başkan olmasına karşın partisini iktidara taşıyamamış ve Başbakan olamamıştır.

Bu başarısızlığının elbette bir bedeli olacaktı… Ancak ne olursa olsun bir komploya kurban olarak ayrılmak zorunda kalması gerçekten üzücü olmuştur. » Read more: CHP’de Baykal Döneminin Sonu

Demokratlık…

Mayıs 10th, 2010
M. Latif SALİHOĞLU
Bu meyanda ayrıca kudsî bir ölçüyü hatırlatıyorlar ki, Tarihçe–i Hayat’ta zikredilen bu ölçü şu sözlerle ifade ediliyor: “Şeriat, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir; yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûlemirlerimiz düşünsünler.” (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 59) Burada Hz. Bediüzzaman’ın söz konusu ölçü ve prensipleri ne zaman, niçin, ne maksatla ve hangi makamda ihdas ettiğine bakmamız gerekiyor. Bediüzzaman “Benim otuz seneden beri siyaseti terk ettiğime sebep, bir mübarek âlimin takip ettiği cereyanın tarafgirlik damarıyla, salih ve büyük bir âlimin onun fikrine muhalif olmasından tefsik derecesinde tahkir edip ve cereyanına ve kendi fikrine muvafık meşhûr ve mütecaviz bir münafığı gayet medh ü senâ etti. Ben de bütün ruhumla ürktüm. Demek, tarafgirlik hissine siyasetçilik de karışsa, böyle acip hatalara sebebiyet veriyor diye ‘Euzubillahimineşşeytâni vessiyaseti’ dedim, o zamandan beri siyaseti terk ettim” (Emirdağ Lâhikası, s. 237) demektedir.

Demek ki, 1910′larda şahit olduğu bir hadise sebebiyle bu sözü söyleyen ve onu “siyaseti terk” etme noktasına sevk eden asıl sebep, “tarafgirlik hissinin siyasetçiliğe karışması” dır. Biz böylesi bir tarafgirlikten, o gün olduğu gibi, bugün de, hatta yarın için de şiddetle kaçınır ve Allah’a sığınırız. Bununla beraber, Üstad Bediüzzaman’ın 1948–49′larda “Üçüncü Said” olarak tezahür etmesi ve siyasetle dışarıdan ilgilenmesinin, ömür boyu çekindiği “siyasî tarafgirlik”le hiçbir münasebetinin bulunmadığını bilmek lâzım. “Üçüncü Said” devresi, bizzat kendi ifadesiyle, “vazife–i hakikiye”den saydığı ve “mükellef olduğu bir büyük vazife” şeklinde tarif ve telâkki ettiği, Türkiye’yi, İslâm âlemini ve bütün beşeriyeti alâkadar eden geniş ve şümûllü bir “içtimaî vazifedarlık” devresinin adıdır. (Tarihçe-i Hayat, s. 490) Dolayısıyla, Üçüncü Said’den ve bu dönemin iktiza ettiği içtimaî mevzulardan söz etmek, basit “günlük siyaset” yazıları yazmak anlamına gelmiyor ve gelmemeli. » Read more: Demokratlık…

Anayasa Görevi Henüz Bitmedi

Mayıs 9th, 2010

Mustafa ERDOĞAN

Bir süredir kısmi anayasa değişikliğine öylesine odaklandık ki, bizi bekleyen asıl büyük görevi neredeyse unutmak üzereyiz: Türkiye’nin halâ baştanbaşa yeni bir anayasa yapmaya ihtiyacı var.

Neden böyle bir ihtiyacımız olduğunu şimdiye kadar muhtelif vesilelerle yazıp anlattım, ama bir kere daha anlatmaya değer. Her şeyden önce, halihazırda yürürlükte bulunan anayasa yapılan bütün değişikliklere rağmen başlangıçtaki çoğulcu-demokratik anlayışla uyuşmayan felsefesini halâ muhafaza ediyor. Doğrusu şu ki, bugüne kadar yapılan değişiklikler 82 Anayasasının felsefesine hemen hemen hiç dokunmadı.

Baştanbaşa 1982 Anayasası’na nüfuz etmiş olan bu felsefenin başlıca dört ayağı var: Devletçilik, milliyetçilik, lâikçilik ve korporatizm. Devlet merkezli ve “hikmet-i hükümet”çi bir siyasi birlik tasavvurunun vesayetçi bir devlet sistemine yol açmış olması hiç şaşırtıcı değil. Halihazırdaki birlik-bütünlükçü ve çağdaşçı devlet pratiğinin arkasında da milliyetçilik ve lâikçiliğin yer aldığı şüphe götürmez. Nihayet, “kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekkülleri”nden tutunuz da siyasi partilere reva görülen sıkı düzene kadar birçok şeyin korporatist siyasi felsefenin bir yansıması olduğu da açık.

Ne var ki, bunların hiçbiri özgürlükçü ve çoğulcu bir siyasi birlik tasavvuruyla bağdaşmıyor. Öyleyse, bizim, böyle bir siyasi felsefeye hukuki-resmi bağlayıcılık kazandırmak şöyle dursun, bunu uzaktan-yakından çağrıştırmayacak bir anayasaya ihtiyacımız var. » Read more: Anayasa Görevi Henüz Bitmedi

Ak Partiyi Ak Parti Bitirir

Mayıs 4th, 2010

Mustafa CAN

“Ak partiyi bitirme planı” yaparak partiyi bitirmeye gerek yok. Siyasi partileri halkoylarıyla iktidara getirir. Memnun olmadıkları zaman yine oyları ile götürür. Bir siyasi partiyi iktidara getiren o partiye oy veren partililer olduğu gibi, iktidara getirdiği partiyi iktidardan götüren yine o partiden memnun olmayan ve oy vermeyen partililerdir. Dolayısıyla AK Parti’yi iktidara getiren AK Partililer, iktidardan da indirecektir.

Muhalefetin iktidarı düşürmesi ancak gensoru ile mümkün olur. Bu da yine iktidar partisinin milletvekilleri kendi partilerine oy vermezlerse o zaman kabul edilebilir. Yani yine AK Parti’yi AK Parti düşürmüş olur.

Siyasi partilerin tarihlerine göz attığımız zaman genellikle partileri iktidardan eden ve muhalefete düşürenlerin yine partililer olduğunu görürüz. Bir kısmı aralarında anlaşmazlığa düşmüştür veya yolsuzluğa bulaşmıştır. Bir kısmı da çıkarlarını bir başka siyasi oluşum ve partide görmeye başlamıştır. Sonuçta partilerine karşı cephe alan ve gruplaşan partililer kendi partilerinin zayıflamasına neden olmuşlardır. Bir kısmı da intikam alma hevesine düşmüşlerdir. Bu da parti içi mücadeleleri netice vermiştir. Her iki durum da siyasi partiyi zamanla yıpratarak iktidarlarına son verdirmiştir. » Read more: Ak Partiyi Ak Parti Bitirir

Siyasal İslam Nedir?

Mayıs 2nd, 2010
Mustafa CAN
Siyasal İslam, İslam’ın siyasi bir harekete dönüşmesi anlamına gelmektedir. 1950’lerede Mısırlı, Hasan el-Benaa ve Seyid Kutubun eserlerini Türkçeye tercüme ile  başlayan 1970’li yıllara gelindiği zaman “Siyasal İslam’a dönüşen bir harekettir. Cevat Rifat Atilhan’ın “İslam Demokrat Partisi” ile gün yüzüne çıkmaya çalışmış ise de istediği zemini bulamamıştır. Ancak 1971’den itibaren Milli Nizam ile siyasi bir zemine oturmuş ve “Milli Görüş” ile fikrî temellerini oluşturmaya başlamış ve günümüzde de devam etmekte olan terciüe ve ithal bir harekettir.

Nizamülmülk’ten günümüze Selçuklu ve Osmanlı döneminde din hiçbir zaman devleti yöneten bir sistem olarak algılanmamıştır. Osmanlı döneminde padişah din işlerini yürüten Şeyhulislam’ı atayan kişidir. Böylece Selçuklu ve Osmanlı din işleri ile dünya işlerini birbirinden ayırmıştır. 18. yüzyıldan itibaren batıda yaşanan gelişmeler ve Osmanlı devletinin de zayıflaması ile bir taraftan gerilemenin dinden kaynaklandığı iddiasının ortaya atılmasını netice vermiş, buna karşı da dinden uzaklaşmanın sebep olduğu tezi geliştirilmiştir. Mısır ulemasından Cemaleddi-i Efgânî ve Muhammed Abduh gibi yenilikçiler de toplumda büyük bir etkiye sahip olan ve Tasavvufun temel ilkelerini teşkil eden “Kadercilik” ve “Züht” anlayışını sorgulamaya başlamışlardır. Bu tartışmalar payitaht olan İstanbul’a sıçramıştır. » Read more: Siyasal İslam Nedir?

Siyaset ve Demokratlık…

Nisan 30th, 2010

M. Latif SALİHOĞLU

Yazdıklarımızın ancak onda biri “günlük siyaset”le ilgilidir. “Ankara kulisi” kıvamındaki yazıların oranı ise, yüzde bir bile değildir. Buna rağmen, bizi yine de “siyasetle çok ilgileniyor” diye tenkit eden, serzenişte bulunan kardeşlerimiz var.

Bu meyanda ayrıca kudsî bir ölçüyü hatırlatıyorlar ki, Tarihçe–i Hayat’ta zikredilen bu ölçü şu sözlerle ifade ediliyor: “Şeriat, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir; yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûlemirlerimiz düşünsünler.” (Age, s. 59)

Benim âcizane hayret ettiğim husus, siyasete alabildiğine bulanmış, hatta boğazına kadar girmiş olanların “yeis ânında” tutup bu sözü bize hatırlatmaya, yahut ders vermeye kalkışmasıdır.

Nitekim, aynı siyasî kulvarda at koşturan bazı dostlar da, yine “yeis ânında” tutup Hz. Üstad’ın “Euzubillahimineşşeytâni vessiyaseti” sözünü, adeta—hâşâ—joker gibi kullanarak karşımıza çıkıyorlar.

Yani, gayet eminim ki, eğer siz bu dostların dümen suyuna gitseniz, onların siyasî fikrini kabul etseniz, size bu tür hatırlatmaları kat’iyyen yapmazlar. » Read more: Siyaset ve Demokratlık…

Anayasa, Seçim ve Başkanlık Sistemi

Nisan 26th, 2010


Süleyman DEMİREL

Türkiye çok anayasa konuşulan bir ülke. Anayasalar zannedildiği kadar bir şeylere mani oluyor diye bir şey yok. Türkiye’nin en önemli meselesi işsizliktir. Anayasanın hangi maddesi işsizliği ortadan kaldırıyor? Aslında bugün daha öne çıkan şeyler var. O da yargının işleyişi. Anayasa’ya veya başka şeye gerek yok. 20 bin hâkim ve savcıyla yapacağınız işi 9 bin hâkim ve savcıyla yapıyorsunuz. Vatandaş acaba mahkemeye müracaat ettiğinde makul bir süre içinde doğru karar alacağını kani mi değil mi? Anayasayı değiştirdiğiniz de vatandaş buna kani mi olacak?  Evet, yapılacak bazı şeyler var. Onlar bugün yapılsın, yarın yapılsın. Anayasayı gidin halka anlatın. Anayasanın nesini değiştireceksiniz anlatın? Bu halk size soracaktır. Bu anayasayı düzelteceksiniz ama nesini değiştiriyorsunuz? Hangi meseleyi değiştireceksin? Bir şey yapmak istiyorsunuz anayasa mani oluyor diye bir oluşum yok. İktidarlar anayasayı değiştirmek de ister, yeni anayasa da yapmak isterler. Bunda bir şey yoktur. Eğer anayasa gibi bir kanun genel kabul görerek yapılırsa, bir süre şikâyeti ortadan kaldırır. Yok, bir iş yapmıyorsa başkalarına tartışma mekânı bırakıyorsa o tartışmayı sürdürür. Uzlaşarak yapmak lazım bunu. Mithat Paşa 1876′da anayasada sürgün etmekle ilgili bir kural koydurdu. Daha sonra Abdülhamit o kuralı Mithat Paşa’yı sürmek için kullandı. Yapacağınız şeyleri iyi düşünmek lazım. Mahkeme kadıya mülk mü? Bugün varsınız yarın yoksunuz. Senet mi çıkarttınız yani? Onun için ben şu kadar sene kalacağım gibi hesaplar yapmamalı, dünyanın bin hali var. » Read more: Anayasa, Seçim ve Başkanlık Sistemi

T.C’de Hakimiyet Kime Aittir?

Nisan 25th, 2010

Egemenlik, hâkimiyet ve bağımsızlık demektir. Egemenliğin devlette mi yoksa devleti oluşturan millette mi olduğu hep tartışıla gelmiştir. Devletin egemenliği milletin egemenliği demek olduğu gibi, milletin bağımsızlığı da devletin bağımsızlığından ayrı düşünülemez. Her ikisi de birbirinden bağımsız düşünülemediği gibi biri birisiz olması da düşünülemez.

Egemenlik mutlak ve kalıcı güçtür. Bu güç bölünemez ve devredilemez. Egemenlik halka ait bir hak olup bu hakkı halkı namına ya bir padişah, ya parlamento veya devlet kullanır.

Devlet bir “Toplum Sözleşmesinin” ürünüdür. Egemenliğin nasıl sağlanacağı ve nasıl kullanılacağı sözleşmede belirlenir. Devletin doğasında kuvvetler ayırımı vardır. Bir milletin egemenliğini sağlayacak olan güçler Yasama, Yürütme ve Yargıdır. Bu güçlerin dengeli, uyumlu ve güçlü olması gerekir. Böyle olduğu zaman düzenli bir devlet meydana gelir.

Egemenliğin halka ait olduğu sisteme Demokrasi, şahsa ait olan sisteme ise Monarşi denir. Demokrasilerde “Egemenlik halka aittir.” 20 Ocak 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanununun 1. Maddesi “Hâkimiyet bilâ kayd-ü şart milletindir” ilkesi kabul edilmiş ve “Halkın egemenliğini TBMM millet adına kullanır” denilmiştir. » Read more: T.C’de Hakimiyet Kime Aittir?

İkinci Cumhuriyet mi, Demokratik Cumhuriyet mi?

Nisan 23rd, 2010
Mustafa CAN
Cumhuriyet halkın doğrudan veya temsilciler aracılığı ile egemenliği elinde tuttuğu yönetim biçimidir. Ancak “halkın egemenliği” demokrasi olmadan sağlanmaz ve geliştirilemez. 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet gerçek halk egemenliğinin oluşmasını sağlayacak “demokrasiden” yoksun olarak ilan edilmiştir. Cumhuriyeti kuranlar Osmanlı Hanedanının elinden iktidarı almayı amaçlamıştı. Cumhuriyet “tek adam” ve “tek parti” yönetimine dayanan bir diktatoryaya dönüştürülüyor. Bunun mantığını da “devrimler” oluşturuyordu. Tek parti dışında partilere müsaade edilmiyor. Çoğulcu bir seçim hakkından yoksun bırakılıyordu. “Cumhuriyeti kuran parti” “Vatanı kurtaran liderle” özdeşleşince ortaya kutsallık çıkıyor ve partiye ve lidere karşı çıkmak devlete ve cumhuriyete karşı çıkmakla özdeş görülüyor. Cumhuriyet Halk Partisinin ilkeleri “Anayasanın temel ilkeleri” ve “Cumhuriyetin kurucusu ölümsüz Atatürk’ün İlkeleri” olarak kabul ediliyor. Bu ilkelere baktığımız zaman “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, devrimcilik ve lâiklik” var; ama “demokrasi” ve “insan hakları” yok. Devleti kuran ve kurtaran askerler olarak kabul ediliyor, mülki ve dini liderlerin gayretleri ve mücadeleleri yok sayılıyor. Bu nedenle Cumhuriyet “Askerî Cumhuriyet” olarak kabul görüyor. » Read more: İkinci Cumhuriyet mi, Demokratik Cumhuriyet mi?

AKP Başarılı mı?

Nisan 21st, 2010

Mustafa CAN

AKP 2001 yılında hiçbir partiye alternatif konumunda değilken kapatılan Fazilet Partisinden ayrılan ve parti genel başkanı olan Prof. Necmettin Erbakan’ı partinin kapatılmasından dolayı suçlayarak ayrılanların kurduğu bir partidir. Partinin genel başkanı olan R. Tayyip ERDOĞAN siyasi yasaklı konumunda olduğu ve hakkında davalar bulunduğu için resmi Genel Başkan olamamış anacak manevi liderliğinde 3 Kasım 2002 seçimlerine girmiştir.

AKP’nin siyasi yelpazede yeri Milli Görüş çizgisi olmakla beraber, AKP’nin kurulmasından itibaren “değiştiklerini” ve “Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını” deklare ederek Anavatan Partisi, Adalet – Doğru Yol Partisi ve Halk Partisi tavanından belli isimleri de partilerine katarak Liberal ve Demokrat kimliğe bürünerek halkın karşısına çıkmıştır.

Partinin kurucular listesine bakıldığı zaman büyük çoğunluğun ve beyin takımının Milli Görüş kimliğinin ağır basmadığı söylenemez. Bunun için Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdullatif Şener, İdris Naim Şahin, M. Ali Şahin, Binali Yıldırım gibi isimlerin öne çıktığı görülmektedir.

Taban olarak da ANAP’ın tabanını teşkil eden Nakşibendî, Fetullah Hoca ve Cemaatlerin teşkil ettiği taban ile Milli Görüş tabanından beslendiği, Demokrat Parti ve Doğru Yol Partisi tabanından vitrine koyduğu isimlerle de Milliyetçi ve Muhafazakâr tabandan oy almıştır. » Read more: AKP Başarılı mı?

Müjde! Seçim Kanunu Değişti!

Nisan 7th, 2010

Seçim kanunlarında değişiklik yapılmasını öngören yasa teklifinin 1-17. Maddelerini kapsayan 1. Bölümü TBMM genel kurulunda kabul edildi. Buna göre:

  1. Siyasi partiler YSK’da bir asil bir yedek üye ile temsil edilebilecekler,
  2. Açık alanlarda propaganda süresi 2 saat daha uzatıldı.
  3. Partiler kamuya ait olmayan yerlerde seçim bürosu açıp saat 23.00’e kadar çalıştırabilecekler.
  4. Oy verme gününden 24 saat öncesine kadar Radyo ve TV’lerde propaganda yapabilecekler.
  5. İnternet sitelerinde de propaganda yapma imkânı verilmiştir.
  6. E-posta ve cep mesajı şeklinde propaganda yapılamayacak,
  7. Son 10 gün anket, tahmin, bilgi gibi vatandaşın oyunu etkileyecek yayın yapılmayacak.
  8. Seçim döneminde broşür, el ilanı, poster, afiş, CD, VCD dışında hediye ve eşantiyon dağıtımı yasak olacak.
  9. Bilbordların süresi 20 günden 30 güne çıkarılacak,
  10. Propaganda malzemelerinde dini simgeler ve Türk bayrağı bulunmayacak.
  11. Tahta sandıklar tarihe karışacak onun yerine sert plastikten şeffaf yeni sandıklar yapılacak.
  12. Sentetik kumaş kaplı plastik katlanabilir, oy verme kabinleri yapılacak.
  13. Her seçim için ayrı renkte 15×21 ebadında yeni zarflar basılacak.
  14. TC kimlik No’su olmayanlar da listede adı varsa oy kullanabilecek
  15. Seçmen pusulaları renklenecek.
  16. Seçmene dağıtılacak hediyelerin değeri 5 TL’yi geçmeyecek, » Read more: Müjde! Seçim Kanunu Değişti!

Anayasa Değişikliği ve Emr-i Vaki

Mart 24th, 2010

Mustafa CAN

Emr-i vaki, sözlükte oldubittiye getirme, bir şey yapılıp bittikten sonra başkalarına kabul ettirmeye çalışma, yapılan işi baştan konuşup danışmadan sonradan çeşitli bahanelerle kabul ettirmeye ve fiilî duruma başkalarını da ortak ettirme çabalarına verilen bir isim olarak ifade edilmektedir. Emr-i vaki bir bakıma dayatma anlamına da gelmektedir. Bir başka ifadeyle “bir işi, bir şeyi zorla kabul ettirme, yapmak ve kabul etmek zorunda bırakmak” anlamına gelmektedir. Buna “sosyal terörizm” diyenler de vardır. Genel olarak “kesin tavır koymayı beceremeyenlere, hayır diyemeyecek tekliflerle gelerek hayırlı gibi gösterilen şerli ve yanlış bir şeyi kabul ettirmek” anlamına da gelmektedir. Emr-i vaki bir bakıma cerbezenin sonucu istenen şeyi karşı tarafın onayıyla hayata geçirmek şeklinde de anlaşılabilir. Cerbeze ise aklın ifrat mertebesinde bir nevi göz boyama, aklı aldatma ve akıl tutulmasını, yanılmasını netice veren öncüllerle yanlış sonuçları doğru olarak kabul ettirme çabasıdır. Bu metot gafilleri çoğu zaman yanıltarak doğru gibi görülen mukaddimelerle istenen yanlış sonuçları doğurmaktadır. Mesela, iyi bir insanı halkın gözünden düşürmek için bir ömür boyu yaptığı yanlışlarını bir ay veya bir sene içinde yapmış gibi göstermek. Bir ömür boyu bir insandan çıkan tükürük ve balgamı biriktirerek bir günde bir adamdan çıktığını iddia etmek ne derece insanları ondan kaçıracağı açıktır. İşte bu cerbezenin sonucudur. Aynı şekilde siyah bir gözlükle dünyaya bakmak ve her şeyi siyah göstermek de bir nevi cerbezedir. » Read more: Anayasa Değişikliği ve Emr-i Vaki

AKP ve Kemalizm

Ocak 23rd, 2010

akp4yi6Kemalizm, Atatürkçülük ve Atatürkçü düşünce ekseninde siyaset yapmak, devrimlerini ve ilkelerini korumaya çalışmak ve kökleşmesini sağlamaktır. Başta akıl ve bilimi esas alması ve çağdaş uygarlığı hedeflemesidir. 1930’larda uygulamaya konan “Kemalizm” CHP’nin 9 Mayıs 1935’te toplanan IV. Kurultayında kabul edilen 1935 Programında “Kamalizm” olarak kabul edilmiştir.

Kemalizm’in ilkeleri “cumhuriyetçilik, devrimcilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik ve Lâiklik” olmak üzere altı tanedir. Ancak bu ilkeler gelişen dünyaya göre yeniden yorumlanarak uygulanmaya ve korunmaya çalışılır. Hükümetlerin görevi de bu ilkeleri “Kemalist” düşünce yapısına göre uygulayarak topluma kabule ettirirler. İç ve dış politikalarını bu ilkelere göre belirlerler.

Ülkede Kemalizm’in koruyucusu “Atatürkçü Cumhuriyeti” koruyup kollamayı kendisine emanet olarak alan kahraman ordumuzdur. Kemalizm ile Demokrasi birbiri ile çelişen iki kelime ve kavramdır. Kemalizm’de tek adam zihniyeti ve ideolojinin korunması ve benimsetilmesi vardır. Demokraside ise çoğulculuk ve her çeşit düşünceye saygı ve tüm fikirlere eşit mesafede yaklaşım söz konusudur. Kemalizm’in başka düşünce ve fikirlere tahammülü yoktur. Bu nedenle daima demokrasiye darbe planları yapar ve zamanı gelince uygulamaya koyar. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat Kemalizm’in ürünüdür.

Her darbe kendi yasalarını ve hükümetlerini çıkarmıştır. 27 Mayıs hem Anayasa’sını hem partisini hem de hükümetini çıkarmıştır. Millet Partisi’ni 12 Mart Milli Selamet Partisi’ni, 12 Eylül hem Anayasasını ve ANAP’ı ve 28 Şubat AKP’yi doğurmuştur. » Read more: AKP ve Kemalizm

SİYASİ MÜNAFIKLIK

Aralık 27th, 2009


96688Hasan Celal Güzel siyasi kavramlara yeni bir terim kazandırdı. “Siyasi Münafıklık…” Sosyal ve siyasi hayata olumlu katkı sağlayamayanlar laf üretmekle hiç olmazsa literatüre bir hizmetimiz olsun diye düşünmüş olabilirler. Edebiyata müspet katkılarda bulunacak kabiliyetten yoksun olanların “Duvar yazıları” ve “Kamyon arkası yazılarla” Argo edebiyatına katkı sağlayarak hizmet etmedikleri söylenemez. Eh hiç olmazsa bu da bir katkıdır. Kendilerini alkışlamak lazım…

Ne diyor değerli yazarımız ve konuşmacımız Hasan Celal Güzel bir bakalım. “Rahmetli Menderes ve arkadaşları iktidara gelmiş, rahmetli Menderes’i halkımız çok sevmiş, halka yakın tavırları çok hoşuna gitmiştir. Daha sonra iki kişi daha buna benzeyecektir. Rahmetli Turgut Özal ve şimdiki Başbakanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan. Burada yiğidi öldürüp hakkını verelim. Ortada pek yiğit yok ama Süleyman Demirel de bir zamanlar halk tarafından tutulmuştur. Adam bizi senelerce aldattı. Kabul etmek lazım. Süleyman Bey gerçekten bir zamanlar halkın sevdiği bir liderdi. O zaman gerçek yüzünü görememiştik. Maskesi ortaya çıkmıştır. O maske hiçbir zaman Türkiye’nin değer yargılarına uymayan, tam bir siyasi münafık maskesini ortaya çıkaran bir maskedir.”

http://www.samanyoluhaber.com/h_337828_demirelin-gercek-yuzu-ortaya-cikti.html

http://www.haber7.com/haber/20091226/Guzel-Siyasi-munafik-yillarca-aldatti.php

» Read more: SİYASİ MÜNAFIKLIK

AKP Politikaları

Kasım 30th, 2009

 

Dış politikada Ortadoğu ve komşularla olan ilişkilerde bir hareketlilik yakpaşandığı görülmekle beraber AB yönünde bir ilerleme görülmemektedir. Suriye, Irak, Lübnan, Libya ve Arnavutluk ile vizelerin kaldırılması, İran ile sıcak ilişkilerin verilmesi “Türkiye batıya sırtını mı dönüyor” imajını vermektedir.

İngiliz gazeteleri “Türkiye Osmanlı olmaya soyunuyor” yorumları yapıyorlar. Bu durum birilerini fevkalade rahatsız etmesi gerekirdi. “One minute” ile başlayan Arapların Erdoğan’ın sempatisi Türkiye’ye yakınlık duymalarına sebep olmuştur. Arapların İsrail düşmanlığından kaynaklanan hissiyatına Erdoğan’ın tercüman olması bu sempatinin en belirgin sebebidir. Tabii bu da İsrail ve destekçilerini rahatsız ediyor. Bununla beraber Türkiye İsrail’i de dışlamamaya çalışmaktadır. Askerî tatbikatlar ve silah anlaşmaları gibi eylemlerle “söylemden kaynaklanan” krizi yatıştırdığı da gözlerden kaçmamaktadır.

Ama ne ki, bütün bu politikaların ABD başkanı Obama’nın çizdiği politik çizgiler içinde cereyan ettiği yönünde bir kanaatin yokluğuna delil olamıyor. ABD Türkiye’nin bu tavrından rahatsız olmadığı Philip Gordon’un “ABD Türkiye’nin Ortadoğu’da artan etkinliğinden ne şaşkın, ne de rahatsız değildir” ifadeleri göstermektedir. Bu durum Stephen Kinzer’in dediği gibi, “ABD’nin bizzat diyalog kuramadığı ülkelerle Türkiye üzerinden irtibat kurma” siyasetinin de bir gereği olabilir.

ABD çok yönlü bir politika takip etmede ustadır. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in “Türkiye’de demokrasiyi ordu koruyor” demesini de değerlendirmek gerek. AKP’yi ordu üzerinde kontrol ederken İsrail’i de Türkiye üzerinden kontrol etmektedir. ABD Ortadoğu’dan vazgeçmeyeceğine göre “BOB” yerine yeni bir proje mutlaka uygulamaya konulmuştur. » Read more: AKP Politikaları

ÜLKE GERÇEKLERİ !??

Kasım 18th, 2009

terorTele-kulak skandalı…

Açılım skandalı…

Yolsuzluk skandalı…

Ahlak skandalı…

Terör…

İhtilal hazırlıkları…

Birilerini bitirme planları…

**

İşsizlik problemi çare bekliyor?

Çare arayan var mı?

Yok…

Kim çare bulacak?

İktidar…

İktidar ne yapıyor?

İş mekânlarını satmaya ve kapatmaya çalışıyor… » Read more: ÜLKE GERÇEKLERİ !??

KİM BU BİRİLERİ

Kasım 16th, 2009

Kim_Possible_Cast

2011 yılında Genel Seçim var, 2012 yılında ise Cumhurbaşkanlığı seçimi…

Bütün senaryolar buna göre yapılıyor Türkiye’de. Derin devlet de, asker de, hükümet kanadı da bütün oyunlarını buna göre oynuyor.

Hükümet kanadından yükselen “Açılım Rüzgârlarının” arkasında bu var. O da biliyor genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimine göre muhalefetin ve hükümet muhalifi bütün kanatların senaryolar yazdıklarını… O kadar çok senaryo ve ayrı hesaplar var ve bunları oynayan o kadar kuklalar var ki, kuklacıyı gören bilen yok… Kuklacı bir tane de olabilir, birkaç tane de… Birinci adam yok… Birinci adamlar var… Bu sebeple hangisi birinci adam kimse bilemiyor…

Siyaset canibine bakıyoruz… DP hareketleniyor… Abdullatif Şener hazırlanıyor… Mustafa Sarıgül bir taraftan meydanlara inmeye çalışıyor… Hükümetin en çok nefret ettiği kelime ise “Erken seçim…”  

turk_telekom50Neden?

Seçim ortamına girilse ülkenin gerçek gündemi konuşulmaya başlayacaktır.

Ne konuşulacak?

“İşsizlik konuşulacak…

Memurun, köylünün, işçinin ve emeklinin sorunları konuşulacak…” O zaman da AKP’nin pili bitecek. Onun için yapay gündemlerle ülke meşgul ederek günü kurtarmaya çalışıyor. » Read more: KİM BU BİRİLERİ

hits counter