Archive for the ‘Sosyal Hayat’ category

OECD Raporuna Göre Türkiye

Nisan 20th, 2011

OECD’nin ‘Bir bakışta toplum’ raporunda en yüksek gelir eşitsizliğine sahip ülkeler Şili, Meksika ve Türkiye olarak sıralandı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın genel seçimler elindeki en büyük kozu olarak gösterilen büyüme rakamları OECD’nin raporuna yansımadı.

Erdoğan sık sık Türkiye’deki ekonomik büyümeye ve alım gücündeki artışa dikkat çekerken, OECD’nin açıkladığı raporda Türkiye dünyanın en yoksul 3 ülkesi arasına girdi. Gelir dağılımındaki eşitsizlikte ise Şili ve Meksika’nın yanında yer aldı. “Bir Bakışta Toplum” raporunda OECD’nin sıraladığı en yüksek gelir eşitsizliğine sahip ülkeleri Şili, Meksika ve Türkiye olarak sıralandı. Rapora göre Türkiye, OECD ülkeleri arasında en düşük istihdam oranına sahip ülke konumunda bulunuyor. Kıskanacağımız ülkelerin başında ise Slovenya geliyor.

BEBEKLER ÖLÜYOR

Rapora göre Türkiye, işsizlik ve yoksullukta ilk sıralarda geliyor. Çocuk eğitimine en az parayı biz harcıyoruz, kadınların doğurganlık oranında en yüksek ülkelerden biriyiz. Türkiye’deki ortalama ömür de tüm OECD ülkelerinden daha kısa. Bebek ölümlerinde ise facia yaşanıyor.

YOKSULLUKTA İLK ÜÇTEYİZ

OECD’nin ‘Bir Bakışta Toplum’ raporuna göre en yüksek gelir eşitsizliği olan üç ülke: Şili, Meksika ve Türkiye.

» Read more: OECD Raporuna Göre Türkiye

İşsizlik

Şubat 23rd, 2011

Mustafa CAN
Resmî rakamlara göre % 14,6 olan işsizlik oranı Türkiye Tarihinin en yüksek işsizlik oranıdır. Bu işsizlerin büyük bir kısmı Üniversite mezunudur. AKP 2001’de % 8,4 olarak aldığı işsizlik oranını % 14,6’ya çıkararak yola devam etmektedir. Ekonomik olarak iflas ettiğini söylediğimiz Yunanistan’da bile bu oran % 9’dur.

Sayın Başbakan “Durmak yok yola devam” demektedir. Demek % 14,6 oranında işsizlik AKP iktidarı devam edecek olursa 4 sene sonra % 20’ye çıkacak demektir.

İşsizliğin azalması için hükümetin yaptığı sadece devletin imkânlarını kullanarak memur ve polis sayısını artırmaktır. Her sene yaklaşık 100 bin memur almakta ve devlet kadrolarını şişirmeye devam etmektedir.
Peki, bu memurların maaşları için kaynakları nasıl oluşturacaktır. Bunun iki yolu vardır:

Birincisi, elektriğe, benzine, gübreye zam yapmak ve tüketicinin alacağı her çeşit malın KDV ve ÖTV’sini artırmaktır.
İkincisi, dışarıdan borç para almaktır.
Her ikisi de sonuçta üreticinin ve milletin sırtına yüklenmektedir.

Başbakan işsizliğin sorumlusunu işyeri sahipleri olduğunu söylemektedir. Patronlar çok kazanmak için işçi çıkarmaktadır. Odalara mensup 200 bin iş adamı var, her biri bir işçi daha çalıştırsa 200 bin kişi iş sahibi olacak, 2 işçi daha çalıştırsa 400 bin kişiye iş bulunmuş olacaktır.
Başbakanın işsizliği önleme formülü budur.
İşsizliğin sebebi de patronlar ve iş adamlarıdır.
Böyle bir anlayış olabilir mi? » Read more: İşsizlik

İslami Cemaatler ve Siyaset

Şubat 7th, 2011

Mustafa CAN
Her yüzyıl bir asırdır ve her asırda Allah dünyayı tamamen değiştirmektedir. Her yüzyıl başında büyük değişimler yaşanır ve o asra damgasını vurur. 1800’lü yıllar dünyada İlim ve Tekniğin gelişmesine ve bunun sonucu olarak siyasi gelişmelere sahne oldu. 1900’lü yıllar tüm dünyada İdeolojilerin ve buna dayanan “İstibdat” ve bu istibdada sebep olan “diktatörlerin” ortaya çıkması ve insanlığa hükmettiği yüzyıl olmuştur. 1900’lü yıların başından 1950’li yıllara kadar “Diktatörlerin” en parlak dönemi olmuştur. 1950’li yıllardan itibaren insanlık hak ve hürriyetleri öne çıkarmıştır. 2000’li yıllara kadar geçen 50 sene ise Diktatörlüklerin yıkılması ve Demokrasinin istibdada galebesi şeklinde geçmiştir.

2000’li yılların başından itibaren diktatörlüklerin tamamen yıkılmaya başladığı ve bunu krallıkların da yıkılmasıyla dünyada Hürriyet ve Demokrasi’nin en geniş şekliyle hâkimiyeti görülecektir. Osmanlı’nın devamı olan Türkiye Cumhuriyeti Hürriyet ve Demokrasi bakımından Avrupa’dan elli sene geride olduğu gibi, İslam dünyası da Türkiye’den elli sene geriden takip etmektedir. Avrupa 1900’lü yılların başında Demokrasi’ye geçti. Türkiye ise 1950 yılında Demokrasi’ye geçti. İslam dünyası da 2010’lu yıllardan sonra demokrasiye geçeceği Cezayir, Mısır ve Yemen’de baş gösteren hürriyet ve demokrasi sesleri ile görülmeye başlamıştır. Tabii ki bu bir başlangıçtır. Bir şey başlamış ise sonu gelecek demektir. » Read more: İslami Cemaatler ve Siyaset

Hoşgörü ve Sınırları

Ekim 31st, 2010

M. Ali KAYA
“İnsanlar hata yapma eğilimindedirler.” John Locke

Hoşgörü insanların onayladıkları davranışlara müdahale etmemeleridir. Bunun anlamı ise insanların inançlarını ve görüşlerini başkalarına dayatmamaktır. Hoşgörü ahlakî davranışlardan ayrıdır. Çocukların yaramazlıklarını hoş görmek ve gayr-i ahlâki davranışları onaylamak hoşgörü değildir. Bilhassa farz olan emirlerin terkine ve haram olan ve yasaklanan davranışlara göz yummak da hoşgörü sınırlarını aşan ve suç teşkil eden bir davranış şeklidir, sahibine vebaldir ve kişiyi töhmet altında bırakır.

Eylemleri ve düşünceleri kabul etmemek ve ikna yöntemi ile vazgeçirmeye çalışmak ve muhakemede bulunmak gibi argümanlarla müdahale biçimleri meşrudur. Olmaması gereken baskı, güç ve zor kullanarak müdahale etmektir. Sigarayı zorla yasaklamak değil, sigara içmemeye insanları ikna etmek hoşgörü sayılır. Hoşgörü farklılıkları zenginlik olarak görmektir. Farklı değer ve inançlara sahip olan insanların bir arada ahenk içinde yaşayabilmeleri medeniyetin ve hoşgörünün temelidir. » Read more: Hoşgörü ve Sınırları

Birlik Ama Nerede?

Eylül 30th, 2010

M. Ali KAYA

Herkes birlik ve beraberlikten, ittifak ve ittihattan bahsetmektedir; ancak bu birliği bir türlü sağlayamamaktadırlar. Bediüzzaman’ın ifadesi ile “İttifak hüdadadır, heva ve heveste değildir.” Her önüne gelenin hevesine ve fikrine göre birlik sağlanmaz. “İttifak imtizac-ı efkârdır.” Fikir birliği olmadan birlik sağlanmaz. Fikir birliği de yeterli değildir; duygu birliği de gereklidir. Aynı fikirleri taşımak yetmez, aynı duyguları da paylaşmak gerekir. “Vahid-i sahih” budur. Bu temel prensiplere uygun olmayan beraberlikler aldatıcı bir beraberliktir. Sonunda daha fazla ayrılıkları netice verir.

Cemaatte vahid-i sahih olmazsa cem ve zam kesir darbı gibi küçültür.” Çoğaldıkça azalır, kıymetsiz ve değersiz olur. Bu nedenle birlik ve beraberlik prensiplerde, inançlarda ve ideallerde olur. Aynı amacı, gaye ve maksadı takip edenler farklı yerlerde de olsalar bir ve beraber sayılırlar. » Read more: Birlik Ama Nerede?

Gaddar Siyaset

Eylül 22nd, 2010

M. Ali KAYA

Günümüzde yalancılık üzerine kurulmuş olan “Gaddar Siyaset” ne yazık ki “Zalim Propaganda”yı kullanarak toplumu siyasetine alet etmektedir. Bu nedenle günümüz siyaseti doğruluk ile yalancılığı birbirine karıştırmış ve beşerin kemâlatını da karıştırmıştır. (Eski Said Eserleri, 2009, Hutbe-i Şamiye, s.344) “İman sıdk ve doğruluk, küfür de kizb ve yalancılık” olduğuna göre günümüz siyaseti imanlı mü’minlerin sakınması gereken bir konumdadır. Her mü’minin her sıfatı mü’min olmak ve imanından kaynaklanmak gerekirken maalesef böyle olmamaktadır. Bu husus siyaset sahasında daha da belirgin bir şekilde kendisini hissettirmektedir.

Siyasetin halkı etkileme silahı propagandadır. Maalesef zamanımızda “zalim propaganda” silahı halkı ve toplumu etkilemek için kullanılmaktadır. Eskiden mitingler ve broşürler, gazete ve dergilerle yapılan reklam ve propagandanın yerini daha gelişmiş olan TV ve İnternet ile afişler ve daha etkili broşürler almış bulunmaktadır. İnsanların zaaflarından yararlanarak kiminin intikam hırsını, kiminin makam sevdasını, kiminin mal ve menfaat duygusunu, kiminin dinsizliğini, kiminin de taassubunu işleterek siyasetine alet etmektedir. (Eski Said Eserleri, Hutuvat-ı Sitte, s. 449)

Bediüzzaman Said Nursi (ra) propagandayı “zâlim cerbezenin veled-i nâmeşruu” olarak vasıflandırmaktadır. Cerbeze ise, “müteferrik büyük işlerde yalnız kusurları görmektir.” (Eski Said Eserleri, Tuluat, s.570) İnsanlar cerbeze ile aldatır ve aldanır. Cerbezenin işi aklı yanıltmak, bir kötülüğü ve kusuru sümbüllendirerek büyütüp, şişirip hasenata ve iyiliklere galip getirmektir. Bir insanın bir senende ağzından ve burnundan gelen akıntıyı toplayarak bir günde ve bir anda ağzından çıkıyor gibi göstermektir. Bir insanın ömür boyu yaptığı yanlışları ve hataları toplayarak her zaman yapıyor gibi göstermek cerbezedir, aklı yanıltır ve insanları aldatır. Günümüz siyasetinin yaptığı da budur. Kim propaganda silahını daha iyi kullanır ve Medya’yı ele geçirirse toplumu yanıltmakta ve yanlış yönlendirebilmektedir. Bu nedenle propaganda ile akılları ve insanları etkileyerek elde edilen siyasi başarılar gerçek başarı değildir ve sağlıklı bir sonuç değildir. Bunun en açık örneği 1982 Anayasa Referandumudur. % 92 “Evet” oyu bu şekilde alınmıştır. Bunun sağlıklı olmadığı daha sonra yapılan ve 100 maddeyi aşan Anayasa değişiklikleri ile de ispatlanmıştır. » Read more: Gaddar Siyaset

Referandum ve İntikam Duygusu

Eylül 5th, 2010
M. Ali KAYA
Dünyada ve ülkemizde eksen kaymaları yaşanmaktadır. Eksen kaymasının en tehlikelisi, fikirde ve inançta yaşanan eksen kaymalarıdır. Buna mümasil olarak Risale-i Nur Talebelerinin de sinsi bir şekilde fikirlerine teşettüt verilerek eksenlerinin değiştirilmek ve kaydırılmak istendiği bariz bir şekilde görülmektedir. Bunlardan biri 12 Eylül 1982 Anayasa Referandumunda yaşandığı gibi, ikinci bir kırılma da 12 Eylül 2010 Referandumunda yaşatılmak istenmektedir. 1983’de soldan bir darbe yiyen Nur Talebelerinde 27 sene sonra bu defa da “Sağdan” bir darbe vurulmak istenmektedir.

Yapılan yorumlar ve açıklamalar Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman’ın istikametli hayatına göre değil, başka şahıs ve ölçüler esas alınarak Nur Talebeleri ve Risale-i Nur’un yüksek hakikatleri buna alet edilmek istenmektedir. Bunun için Reklam ve Propaganda ağırlıklı bir “Anayasa Değişikliği” kampanyası yürütülmektedir.
 

En tehlikelisi de Risale-i Nur Camiası “Siyasal İslam’ın” ve bu da bazı şahısların ve grupların siyasetlerine alet edilerek “Vatan Kur’an ve İslamiyet” aleyhine olacak bir şekilde ayrışmaya, menfaat gruplarının ve yabancıların içimize parmak karıştırarak şahsi, hissi, siyasi ve dünyevi emellerine alet ve tabi edilmeye çalışılmaktadır. Siyaset topuzu ile hareket edenlere destek olmak vacipmiş gibi bir hava estirilerek önce siyasilere, arkasından da zındıkanın elini güçlendirmeye vesile yapılmak istenmektedir.

Propagandacılar o derece muhakemesiz ve akıldan uzak bir surette fikirleri bulandırmaktadırlar ki şahs-ı manevilerin zayıflamasına, belli şahısların ise haklı ve güçlü, başarılı ve isabetli gösterilerek tam bir kafa karışıklığına sebep olunmak istenmekte ve kısmen de başarılı olunmaktadır. » Read more: Referandum ve İntikam Duygusu

İslami Kesim Protestanlaşıyor…

Eylül 1st, 2010

Şenay YILDIZ   / senay.yildiz@aksam.com.tr

Türkiye’deki dönüşümde kaybeden Gülen cemaati Utah Üniversitesi’nden Profesör Hakan Yavuz, Türkiye’nin geçirdiği dönüşümü ‘Türkiye’de İslami kesim Protestanlaşıyor ve İslamsız bir İslam oluşuyor’ şeklinde yorumladı. Yaşanan dönüşümde en fazla Gülen cemaatinin kaybettiğini belirten Yavuz, ‘Ama AKP-cemaat teknesi su alınca ilk giden cemaat olacak’ dedi. TSK’nın kendisine ülke içinde cephe açmaması gerektiği uyarısı yapan Yavuz, ‘Ordu da kendini yeniden yapılandırmalı’ diye konuştu. ABD’deki Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde dersler veren Profesör Hakan Yavuz, Gülen cemaati, AKP, Türkiye İslam ve laiklik üzerine çalışmalarıyla akademik camiada uluslararası üne sahip olan bir isim. Bir dönem Fethullah Gülen cemaatine yakın görülen Yavuz, kendisini ‘agnostik’ (bilinemezci) olarak tanımlıyor ve hiçbir zaman cemaatçi olmadığını vurguluyor. Profesör Yavuz ile perşembe günü İstanbul’da bir araya gelerek, Türkiye’nin son dönemine ilişkin sosyolojik ve siyasal analizler yapmasını istedik. » Read more: İslami Kesim Protestanlaşıyor…

Demirel Gündemi Yorumluyor

Ağustos 18th, 2010

“Anayasa Değişikliği İle İntikam Alınır mı?”

http://www.dp.org.tr/HaberDetay.asp?id=130827

“Darbe konusu bugünkü Türkiye’de tartışıldığı şekliyle, tartışılmaya devam ettiği sürece, bu zihinleri karıştırmaktan başka bir şeye yaramıyor.”

Röportaj: Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım Türkiye kritik bir eşikte bulunuyor. Halkın temel sorunları bir kenarda bekleyedursun, mevcut gündemde; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinin değiştirilmesi tartışması, 5-6 sene öncesinin tatbikatları üzerine inşa olunan Balyoz Davası’nda 28’i muvazzaf olmak üzere çoğu üst düzeyde 102 subay hakkında 5 ay sonra başlayacak dava için yakalama kararı, bunun Ağustos ayında yapılacak Askeri Şûra’da alınacak kararları etkileme amaçlı olduğu tartışması, İnegöl, Hatay ve Erzurum’da ortaya çıkan Türk-Kürt çatışması niteliğindeki üzücü olaylar, mahkemenin yakalanmasını istediği, yasa karşısında kaçak(!) konumdaki bir generalle İçişleri Bakanı’nın dün cenazede yan yana çekilmiş fotoğrafları ve Bakanın söz konusu generalden Amanoslar’ın teröristlerden temizlenmesini istemesi çelişkisi, Başbakanın 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat’a ilişkin darbe karşıtı söylemlerle yürüttüğü bir referandum kampanyası görülüyor.

Oldukça karmaşık bir görünüm gibi, ama büyük resme, konunun özüne bakacak olursak, işin çekirdeğinde darbe konusu var. Yapılmış darbelerin bitmeyen tartışması, yenisi olabilir mi kaygısı. Ergenekon ile başlayıp Balyoz’a uzanan ve terörizmle de bağlantı kurulan komplo dizileri gibi darbe senaryoları var gösteriliyor. Sanırım tüm bunları, devletin güvenliği ve emniyeti sorunu adı altında toplamamız mümkündür ve bu konuda yüksek dozda yanıltıcı tartışmalar yapılıyor. » Read more: Demirel Gündemi Yorumluyor

Kürt Sorunu Çıkmazda

Temmuz 22nd, 2010

Mustafa ERDOĞAN

www.kritize.net

Hükümet sözcüleri her fırsatta “Demokratik Açılım”ın devam ettiğini söyleye dursunlar, bütün gelişmeler durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Maalesef, hükümet bu meselede halâ “güvenlikçi” bakış açısını terk etmemekte ısrarlı. Cumhurbaşkanı bile, meseleyi “devletin PKK’dan daha güçlü olduğunu gösterme” yaklaşımı içinde algıladığının işaretini veriyor. Öbür tarafta BDP ve PKK da barışçı çözüme katkı yapmaya istekli görünmüyor.

Başbakanın muhalefet partileriyle görüşme gündemine BDP’yi dahil etmemesi, Kürt meselesini Kürt siyasi hareketini dışlayarak “çözme” arayışının bir göstergesidir. Bizim gazetede Perşembe günü çıkan “PKK içten çözülecek” başlıklı haber de hükümetin meseleyi hala esas olarak “terörist örgüte diz çöktürme” anlayışı içinde ele aldığının tipik bir işareti. » Read more: Kürt Sorunu Çıkmazda

Anayasa Değişikliği Demokratik mi?

Temmuz 19th, 2010

Mustafa CAN

Hayır diyebilmek bir şahsiyet ve karakter ifadesidir. Kendisini geliştirememiş ve şahsiyetini bulmamış kişilerin en belirgin karakteri kimseyi kırmamak ve herkesin sevgi ve sempatisini kazanmak için her söylenene “Evet” demektir. Prensip sahibi şahsiyetli birisi ise prensiplerine uygun bulmadığı bir teklife “Hayır!” şeklinde cevap verir.

İçerisinde doğrunun da yanlışın da bulunduğu ve tek bir seçenekten başka çıkışı olmayan birisi ne yapmalıdır? “Evet!” diyerek yanlışa ortak olmaktan ise “Hayır!” diyerek fedakârlık göstermesini bilmeli ve yanlışa müsaade etmemelidir. İşte o zaman kişi şahsiyetini bulmuş demektir.

Gerektiği zaman “Hayır!” diyebilmek kararlılığın göstergesidir. İnsan hissiyatına, kendisini tahrik eden ve zorla bir şeyler yaptırmak isteyenlere, nefsanî arzularına ve öfkelerine “hayır!” dedikçe olgun bir insan olmaya ve hayatta başarı merdivenlerini tırmanmaya başlamış demektir.

Eskiden dindarlar oldukça duyarlıydılar. Ama son yıllarda parayla ve makamla tanışarak sistemle barıştılar. Dindarların görevi yanlışa, haksızlığa, zulme ve her nevi baskıya “hayır!” demek olmalıdır. Batı toplumu “Demokrasi” ile “hayır!” demeyi öğrendi ve gelişmeye başladı. Daha önce gerek kilisenin, gerekse kralların her isteklerine “evet!” diyorlardı; onlar da halkın bu uysallığından faydalanarak keyfi yönetimlerine devam ediyorlardı. Sonra Demokrasi geldi ve “Referandum” süreci başladı, insanlara bir güven geldi. Çünkü “Tercih” yapabiliyorlardı ve “Evet” dediği gibi “Hayır” da diyebiliyorlardı. Şahsiyetlerini buldular ve kendilerine geldiler. » Read more: Anayasa Değişikliği Demokratik mi?

Çingenelerin Sorunları

Nisan 28th, 2010

mustafa-aksu-4Araştırmacı-yazar Mustafa Aksu, 1931 yılında Düzce’ye bağlı Çilimli’de dünyaya geldi. Uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın çeşitli kademelerinde görev yaptı. Emekli olduktan sonra hayatı boyunca karşılaştığı önyargılara ve ayrımcı muamelelere karşı Çingenelerin haklarını savunan çeşitli çalışmalar yürüttü. Konferanslar verdi, ulusal ve yerel televizyon kanallarında konuşmalar yaptı, çeşitli gazetelerde ve dergilerde yazılar yayımlattı. “Türkiye’de Çingene Olmak” adında bir kitap çıkardı; bu kitapta yürüttüğü mücadeleleri ve sağladığı kazanımları, bu yolda karşılaştığı güçlükleri anlattı. Hem annesi, hem babası, hem de anne-babasının anne-babaları Çingene olan Mustafa Aksu kendisini “katıksız bir Çingene” olarak nitelendiriyor. Çalışmalarını halen sürdüren Mustafa Aksu’nun güncel yazıları www.habertaraf.com internet sitesinde yayımlanıyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik açılım sürecinde Kürt açılımı ve Alevi açılımı ile birlikte Roman açılımı da gündeme geldi. Mustafa Aksu, Çingene yerine Roman denilmesini istemiyor; hatta buna çok kızıyor. Aksu’nun haklı gerekçelerini ve açılım sürecine yönelttiği eleştirileri söyleşimizde okuyacaksınız.

Kritize.Net olarak kendi Çingene açılımımızı yapıp Sayın Mustafa Aksu ile keyifle okuyacağınıza inandığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.

Toplumumuzda Çingeneler pek çok olumsuz sıfatla, unvanla anılıyorlar. Tarihsel süreçte geçmişten günümüze kimdir Çingeneler?

Türkiye’de Çingene denen bir toplum var şeklinde bir bilgiye sahip misiniz? Peki, Türkiye’de bir Roman toplumu var şeklinde bir bilgiye sahip misiniz? Öyleyse neden ayrıymış gibi konuşulur? » Read more: Çingenelerin Sorunları

3H Hareketi Doğu Çalıştayı

Nisan 26th, 2010

3H (Hürriyet, Hukuk, Hoşgörü) Hareketi, Ankara, İstanbul ve Diyarbakır’dan on dört farklı üniversiteden öğrencilerin katılımıyla 24 Nisan 2010 tarihinde Diyarbakır’da organize ettiği “Demokratik Açılımın Parametreleri” konulu çalıştay sonucunda aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmayı uygun bulmuştur:

1.   Otuz yıldan beri sürmekte olan çatışma ortamı her gün Kürtlerle Türkler arasına husumet duvarları örmektedir. Bu durum, ülkede yaşayan Kürt kökenli insanları çok boyutlu olarak mağdur ederken, Türkler’de de Kürtlere karşı önyargıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu bakımdan sorunun çözüm yolunun bu çatışma sorunun acilen çözülmesinden geçtiği bilinmelidir. Bu sorunun şiddet yoluyla çözülmeyeceği artık bilinen bir gerçektir. Buradan hareketle daha fazla kan dökülmeden soruna barışçıl çözümler üretilebilmesinin önü açılmalıdır.

2.  Bir sorunun çözülebilmesi için önce o sorunun tanımının net olarak yapılabilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda “Kürt Sorunu”nun tanımı yapılırken muhatap grubun tabanına inilmesi hayati önem arz etmektedir. Bütün Kürt aydınları, Kürt STK’ları ve kanaat önderlerinin fikirleri alınarak sorunun ne olduğunun doğru anlaşılması ve taleplerin netleştirilmesi gerekir. » Read more: 3H Hareketi Doğu Çalıştayı

Kuranda savaş ve barış

Mart 18th, 2010

M. Ali KAYA32204039cj0
Yeryüzünde peygamberlerin gelmediği zamanlardan savaş, kargaşa, fitne ve fesat hakim ve hükümran olmuştur. Peygamberler insanlara barış ve esenlik, inananlara ise kardeşlik prensibini getirmişlerdir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “sulh daha hayırlıdır”  buyurur. İnsanların toplum içinde ve toplumun da barış ve huzur içinde yaşaması en temel insanî ihtiyaçtır. Allah’ın adı “Selam” ve cennetin bir adı da “Dâru’s-Selâm”dır. Bu nedenle yüce Allah hem insanlara hem mü’minlere hitaben “Ey İman edenler! Hepiniz barışa ve selâmete girin de şeytanın adımlarını takip etmeyin. Çünkü o şeytan sizin aranıza düşmanlık sokmak isteyen apaçık düşmanınızdır”  buyurur. “Mecbur kalıp savaşmak durumunda kalanlar da barıştan yana olurlarsa hemen barış elini uzatmayı”  emretmektedir. Sulh ve barış fesadın ve kötülüğün zıddıdır. Kur’anda ise kavgayı bitiren akit olarak geçmektedir.  Yüce Allah “Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, sakın aşırı gitmeyin. Şayet savaştan vazgeçerlerse onları bağışlayın. Bilin ki zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur”  buyurarak savaşın ancak saldırıya maruz kalındığı zaman meşru olduğunu açıkça belirtmektedir. » Read more: Kuranda savaş ve barış

Nişanyanla Ropörtaj

Mart 14th, 2010

SevenHer yıl Şubat sonlarında ABD Kongresinde Ermeni Soykırımı tasarısı gündeme gelir, aynı anda ülkemizde de yaygaralar kopmaya başlar. Ermeni meselesiyle ilgili tartışmalar “önce onlar bizi kesti”, “onlar daha çok adam öldürdü” gibi ahlaksızca boyutlarda tıkanır, meselenin özüne inmeye kimse yeltenmez.

Bu yıl da tekrar eden parodi üzerine Kritize.Net olarak, yakın tarih araştırmaları yapan ve yakınlarda yeni kitabı “Yer İsimleri Sözlüğü”nü çıkaracak olan dilbilimci Sevan Nişanyan’la Ermeni meselesinden Kürt açılımına, Türkiye’deki gayr-ı Müslim ve azınlıklardan Ergenekon davasına, resmi ideolojiden hapishane anılarına kadar dolu dolu ve bir o kadar da keyifli bir röportaj yaptık. » Read more: Nişanyanla Ropörtaj

Liberalizm, Birey ve Devlet

Şubat 9th, 2010

Liberal demokrasi terimi demokrasinin liberal olanını ifade etmektedir. Peki, libnkapakgeral olmayan demokrasi de var mıdır? Demokrasi sosyal hayatta insanın/bireyin özgürlüğünü sağlayan siyasi sistemdir.  Demokrasi bireyin özgürlüğünü savunur ve bireyin özgürlük alanını genişletmeye çalışır. Toplum içinde özgür, devlete karşı hür bireylerden oluşan ve insanın hürriyet içinde siyasi ve ekonomik bağımsızlığını geliştiren bir sistemi savunur.

Demokratlık, hürriyet-i vicdan “kavmin efendisi ona hizmet edendir” hadisine dayanabilir.  Ancak demokrat olmak için liberal, yani hürriyetçi düşünceye ve fikirlere ihtiyacımız vardır. Hürriyet düşüncesi insan zihninde başlar ve sadece kendi hürriyetini düşünmez, başkalarının hürriyetini savunmayı da gerekli kılar. Özgürlüğü sadece kendine özgürlük olarak anlamak bencilliğin ve despotizmin bir başka şeklidir. » Read more: Liberalizm, Birey ve Devlet

Özelleştirme ve Tekel

Şubat 7th, 2010

Devlet tekelinde ve güvencesinde olan ticari işler ve işletmeler maalesef gerek istihdam açısından gerekse fayda ve hizmet açısından verimli olmamaktadır. Devlet bir şeyi yaptığı zaman insanlar devlet ile yarışamadığı için o sahadan çekilmektedir.A04020FA_01_detay

Devlet istihdam açısından çok düşük seviyede kalmaktadır. Özele devredildiği zaman hem iş ve hizmet kalitesi, hem de istihdam artmaktadır. Örneğin, Radyo ve TV devlet tekelindeyken hizmet ve istihdam ne kadar düşük seviyede iken özel sektörde ne derece kalite ve istihdam oranının arttığı bir gerçektir. Hava ulaşımı da aynı şekilde değerlendirilebilir.

Tekel’in özelleştirilmesi nedeniyle işten çıkartılan 12 bin işçinin dramı olarak takdim edilen durumu aynı şekilde değerlendirmemiz mümkündür. Bununla beraber işten çıkarılan işçilerin mağduriyetinin giderilebilmesi için 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı yasa ile “Özelleştirme Kanununa” ek bir madde ilave edilerek Özelleştirme nedeni ile işsiz kalan personelin Devlet Memurları Kanunu’daki 4c maddesi ile geçici personel statüsünde işe alınmalarına imkân tanınmaktadır. Böylece 1992 yılından itibaren özelleştirilen şirketlerde işini kaybedenler kamuda geçici olarak istihdam edilmesine imkân sağlanmış olmaktadır. » Read more: Özelleştirme ve Tekel

Tekel İşçileri

Şubat 7th, 2010

Tek8FAel işçileri haklarını aramak için iki aya yakın Ankara’da Türk-İş Sendikası önünde eylemlerine devam etmekteler. Hükümet kendilerini haklı bulmadığı için anlaşmaktan kaçınmakta ve bundan sonraki eylemlere gerekçe olmaması için hiçbir isteklerini kabule yanaşmamaktadır.

Burada hükümet kendi açısından, tekel işçileri ise kendi açılarından haklı görünmektedir. Hoca’nın fıkrasında olduğu gibi kimi dinlerseniz kendimizi “Haklısın” ve “Sen de haklısın” demek zorunda hissetmekteyiz.

İşin birkaç yönü vardır:

Birincisi: İktidar bu durumu güç kavgası olarak görmekte ve işçilere istediklerini vermemekle gücünü ispat etmek istemektedir.

İkincisi: Kamu kaynaklarının kullanımı açısından meseleye yaklaşanlar da çalışmadıkları halde iki seneye yakın asgari ücretin iki-üç katı maaş alamaya devam etmekte ve bunun emekliliğe kadar devamı için mücadele etmektedirler. Bir taraftan da asgari ücretle iş aradıkları halde bulamayan milyonlar sırada beklemektedir. Bunların önemli bir kısmını üniversite mezunu teşkil etmektedir. Bu nedenledir ki Başbakan “yetimlerin hakkını kimseye yedirmem” diyerek Tekel işçileri ile anlaşmaya yanaşmayacağını ifade etmektedir. » Read more: Tekel İşçileri

hits counter