kategorisi için arşiv ‘Sosyal Hayat’ kategori

İslami Kesim Protestanlaşıyor…

1 Eylül, 2010

Şenay YILDIZ   / senay.yildiz@aksam.com.tr

Türkiye’deki dönüşümde kaybeden Gülen cemaati Utah Üniversitesi’nden Profesör Hakan Yavuz, Türkiye’nin geçirdiği dönüşümü ‘Türkiye’de İslami kesim Protestanlaşıyor ve İslamsız bir İslam oluşuyor’ şeklinde yorumladı. Yaşanan dönüşümde en fazla Gülen cemaatinin kaybettiğini belirten Yavuz, ‘Ama AKP-cemaat teknesi su alınca ilk giden cemaat olacak’ dedi. TSK’nın kendisine ülke içinde cephe açmaması gerektiği uyarısı yapan Yavuz, ‘Ordu da kendini yeniden yapılandırmalı’ diye konuştu. ABD’deki Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde dersler veren Profesör Hakan Yavuz, Gülen cemaati, AKP, Türkiye İslam ve laiklik üzerine çalışmalarıyla akademik camiada uluslararası üne sahip olan bir isim. Bir dönem Fethullah Gülen cemaatine yakın görülen Yavuz, kendisini ‘agnostik’ (bilinemezci) olarak tanımlıyor ve hiçbir zaman cemaatçi olmadığını vurguluyor. Profesör Yavuz ile perşembe günü İstanbul’da bir araya gelerek, Türkiye’nin son dönemine ilişkin sosyolojik ve siyasal analizler yapmasını istedik. » Devamını Oku: İslami Kesim Protestanlaşıyor…

Demirel Gündemi Yorumluyor

18 Ağustos, 2010

“Anayasa Değişikliği İle İntikam Alınır mı?”

http://www.dp.org.tr/HaberDetay.asp?id=130827

“Darbe konusu bugünkü Türkiye’de tartışıldığı şekliyle, tartışılmaya devam ettiği sürece, bu zihinleri karıştırmaktan başka bir şeye yaramıyor.”

Röportaj: Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR

Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım Türkiye kritik bir eşikte bulunuyor. Halkın temel sorunları bir kenarda bekleyedursun, mevcut gündemde; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesinin değiştirilmesi tartışması, 5-6 sene öncesinin tatbikatları üzerine inşa olunan Balyoz Davası’nda 28’i muvazzaf olmak üzere çoğu üst düzeyde 102 subay hakkında 5 ay sonra başlayacak dava için yakalama kararı, bunun Ağustos ayında yapılacak Askeri Şûra’da alınacak kararları etkileme amaçlı olduğu tartışması, İnegöl, Hatay ve Erzurum’da ortaya çıkan Türk-Kürt çatışması niteliğindeki üzücü olaylar, mahkemenin yakalanmasını istediği, yasa karşısında kaçak(!) konumdaki bir generalle İçişleri Bakanı’nın dün cenazede yan yana çekilmiş fotoğrafları ve Bakanın söz konusu generalden Amanoslar’ın teröristlerden temizlenmesini istemesi çelişkisi, Başbakanın 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat’a ilişkin darbe karşıtı söylemlerle yürüttüğü bir referandum kampanyası görülüyor.

Oldukça karmaşık bir görünüm gibi, ama büyük resme, konunun özüne bakacak olursak, işin çekirdeğinde darbe konusu var. Yapılmış darbelerin bitmeyen tartışması, yenisi olabilir mi kaygısı. Ergenekon ile başlayıp Balyoz’a uzanan ve terörizmle de bağlantı kurulan komplo dizileri gibi darbe senaryoları var gösteriliyor. Sanırım tüm bunları, devletin güvenliği ve emniyeti sorunu adı altında toplamamız mümkündür ve bu konuda yüksek dozda yanıltıcı tartışmalar yapılıyor. » Devamını Oku: Demirel Gündemi Yorumluyor

Kürt Sorunu Çıkmazda

22 Temmuz, 2010

Mustafa ERDOĞAN

www.kritize.net

Hükümet sözcüleri her fırsatta “Demokratik Açılım”ın devam ettiğini söyleye dursunlar, bütün gelişmeler durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Maalesef, hükümet bu meselede halâ “güvenlikçi” bakış açısını terk etmemekte ısrarlı. Cumhurbaşkanı bile, meseleyi “devletin PKK’dan daha güçlü olduğunu gösterme” yaklaşımı içinde algıladığının işaretini veriyor. Öbür tarafta BDP ve PKK da barışçı çözüme katkı yapmaya istekli görünmüyor.

Başbakanın muhalefet partileriyle görüşme gündemine BDP’yi dahil etmemesi, Kürt meselesini Kürt siyasi hareketini dışlayarak “çözme” arayışının bir göstergesidir. Bizim gazetede Perşembe günü çıkan “PKK içten çözülecek” başlıklı haber de hükümetin meseleyi hala esas olarak “terörist örgüte diz çöktürme” anlayışı içinde ele aldığının tipik bir işareti. » Devamını Oku: Kürt Sorunu Çıkmazda

Anayasa Değişikliği Demokratik mi?

19 Temmuz, 2010

Mustafa CAN

Hayır diyebilmek bir şahsiyet ve karakter ifadesidir. Kendisini geliştirememiş ve şahsiyetini bulmamış kişilerin en belirgin karakteri kimseyi kırmamak ve herkesin sevgi ve sempatisini kazanmak için her söylenene “Evet” demektir. Prensip sahibi şahsiyetli birisi ise prensiplerine uygun bulmadığı bir teklife “Hayır!” şeklinde cevap verir.

İçerisinde doğrunun da yanlışın da bulunduğu ve tek bir seçenekten başka çıkışı olmayan birisi ne yapmalıdır? “Evet!” diyerek yanlışa ortak olmaktan ise “Hayır!” diyerek fedakârlık göstermesini bilmeli ve yanlışa müsaade etmemelidir. İşte o zaman kişi şahsiyetini bulmuş demektir.

Gerektiği zaman “Hayır!” diyebilmek kararlılığın göstergesidir. İnsan hissiyatına, kendisini tahrik eden ve zorla bir şeyler yaptırmak isteyenlere, nefsanî arzularına ve öfkelerine “hayır!” dedikçe olgun bir insan olmaya ve hayatta başarı merdivenlerini tırmanmaya başlamış demektir.

Eskiden dindarlar oldukça duyarlıydılar. Ama son yıllarda parayla ve makamla tanışarak sistemle barıştılar. Dindarların görevi yanlışa, haksızlığa, zulme ve her nevi baskıya “hayır!” demek olmalıdır. Batı toplumu “Demokrasi” ile “hayır!” demeyi öğrendi ve gelişmeye başladı. Daha önce gerek kilisenin, gerekse kralların her isteklerine “evet!” diyorlardı; onlar da halkın bu uysallığından faydalanarak keyfi yönetimlerine devam ediyorlardı. Sonra Demokrasi geldi ve “Referandum” süreci başladı, insanlara bir güven geldi. Çünkü “Tercih” yapabiliyorlardı ve “Evet” dediği gibi “Hayır” da diyebiliyorlardı. Şahsiyetlerini buldular ve kendilerine geldiler. » Devamını Oku: Anayasa Değişikliği Demokratik mi?

Çingenelerin Sorunları

28 Nisan, 2010

mustafa-aksu-4Araştırmacı-yazar Mustafa Aksu, 1931 yılında Düzce’ye bağlı Çilimli’de dünyaya geldi. Uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın çeşitli kademelerinde görev yaptı. Emekli olduktan sonra hayatı boyunca karşılaştığı önyargılara ve ayrımcı muamelelere karşı Çingenelerin haklarını savunan çeşitli çalışmalar yürüttü. Konferanslar verdi, ulusal ve yerel televizyon kanallarında konuşmalar yaptı, çeşitli gazetelerde ve dergilerde yazılar yayımlattı. “Türkiye’de Çingene Olmak” adında bir kitap çıkardı; bu kitapta yürüttüğü mücadeleleri ve sağladığı kazanımları, bu yolda karşılaştığı güçlükleri anlattı. Hem annesi, hem babası, hem de anne-babasının anne-babaları Çingene olan Mustafa Aksu kendisini “katıksız bir Çingene” olarak nitelendiriyor. Çalışmalarını halen sürdüren Mustafa Aksu’nun güncel yazıları www.habertaraf.com internet sitesinde yayımlanıyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik açılım sürecinde Kürt açılımı ve Alevi açılımı ile birlikte Roman açılımı da gündeme geldi. Mustafa Aksu, Çingene yerine Roman denilmesini istemiyor; hatta buna çok kızıyor. Aksu’nun haklı gerekçelerini ve açılım sürecine yönelttiği eleştirileri söyleşimizde okuyacaksınız.

Kritize.Net olarak kendi Çingene açılımımızı yapıp Sayın Mustafa Aksu ile keyifle okuyacağınıza inandığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.

Toplumumuzda Çingeneler pek çok olumsuz sıfatla, unvanla anılıyorlar. Tarihsel süreçte geçmişten günümüze kimdir Çingeneler?

Türkiye’de Çingene denen bir toplum var şeklinde bir bilgiye sahip misiniz? Peki, Türkiye’de bir Roman toplumu var şeklinde bir bilgiye sahip misiniz? Öyleyse neden ayrıymış gibi konuşulur? » Devamını Oku: Çingenelerin Sorunları

3H Hareketi Doğu Çalıştayı

26 Nisan, 2010

3H (Hürriyet, Hukuk, Hoşgörü) Hareketi, Ankara, İstanbul ve Diyarbakır’dan on dört farklı üniversiteden öğrencilerin katılımıyla 24 Nisan 2010 tarihinde Diyarbakır’da organize ettiği “Demokratik Açılımın Parametreleri” konulu çalıştay sonucunda aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmayı uygun bulmuştur:

1.   Otuz yıldan beri sürmekte olan çatışma ortamı her gün Kürtlerle Türkler arasına husumet duvarları örmektedir. Bu durum, ülkede yaşayan Kürt kökenli insanları çok boyutlu olarak mağdur ederken, Türkler’de de Kürtlere karşı önyargıların oluşmasına yol açmaktadır. Bu bakımdan sorunun çözüm yolunun bu çatışma sorunun acilen çözülmesinden geçtiği bilinmelidir. Bu sorunun şiddet yoluyla çözülmeyeceği artık bilinen bir gerçektir. Buradan hareketle daha fazla kan dökülmeden soruna barışçıl çözümler üretilebilmesinin önü açılmalıdır.

2.  Bir sorunun çözülebilmesi için önce o sorunun tanımının net olarak yapılabilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda “Kürt Sorunu”nun tanımı yapılırken muhatap grubun tabanına inilmesi hayati önem arz etmektedir. Bütün Kürt aydınları, Kürt STK’ları ve kanaat önderlerinin fikirleri alınarak sorunun ne olduğunun doğru anlaşılması ve taleplerin netleştirilmesi gerekir. » Devamını Oku: 3H Hareketi Doğu Çalıştayı

Kuranda savaş ve barış

18 Mart, 2010

M. Ali KAYA32204039cj0
Yeryüzünde peygamberlerin gelmediği zamanlardan savaş, kargaşa, fitne ve fesat hakim ve hükümran olmuştur. Peygamberler insanlara barış ve esenlik, inananlara ise kardeşlik prensibini getirmişlerdir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “sulh daha hayırlıdır”  buyurur. İnsanların toplum içinde ve toplumun da barış ve huzur içinde yaşaması en temel insanî ihtiyaçtır. Allah’ın adı “Selam” ve cennetin bir adı da “Dâru’s-Selâm”dır. Bu nedenle yüce Allah hem insanlara hem mü’minlere hitaben “Ey İman edenler! Hepiniz barışa ve selâmete girin de şeytanın adımlarını takip etmeyin. Çünkü o şeytan sizin aranıza düşmanlık sokmak isteyen apaçık düşmanınızdır”  buyurur. “Mecbur kalıp savaşmak durumunda kalanlar da barıştan yana olurlarsa hemen barış elini uzatmayı”  emretmektedir. Sulh ve barış fesadın ve kötülüğün zıddıdır. Kur’anda ise kavgayı bitiren akit olarak geçmektedir.  Yüce Allah “Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, sakın aşırı gitmeyin. Şayet savaştan vazgeçerlerse onları bağışlayın. Bilin ki zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur”  buyurarak savaşın ancak saldırıya maruz kalındığı zaman meşru olduğunu açıkça belirtmektedir. » Devamını Oku: Kuranda savaş ve barış

Nişanyanla Ropörtaj

14 Mart, 2010

SevenHer yıl Şubat sonlarında ABD Kongresinde Ermeni Soykırımı tasarısı gündeme gelir, aynı anda ülkemizde de yaygaralar kopmaya başlar. Ermeni meselesiyle ilgili tartışmalar “önce onlar bizi kesti”, “onlar daha çok adam öldürdü” gibi ahlaksızca boyutlarda tıkanır, meselenin özüne inmeye kimse yeltenmez.

Bu yıl da tekrar eden parodi üzerine Kritize.Net olarak, yakın tarih araştırmaları yapan ve yakınlarda yeni kitabı “Yer İsimleri Sözlüğü”nü çıkaracak olan dilbilimci Sevan Nişanyan’la Ermeni meselesinden Kürt açılımına, Türkiye’deki gayr-ı Müslim ve azınlıklardan Ergenekon davasına, resmi ideolojiden hapishane anılarına kadar dolu dolu ve bir o kadar da keyifli bir röportaj yaptık. » Devamını Oku: Nişanyanla Ropörtaj

Liberalizm, Birey ve Devlet

9 Şubat, 2010

Liberal demokrasi terimi demokrasinin liberal olanını ifade etmektedir. Peki, libnkapakgeral olmayan demokrasi de var mıdır? Demokrasi sosyal hayatta insanın/bireyin özgürlüğünü sağlayan siyasi sistemdir.  Demokrasi bireyin özgürlüğünü savunur ve bireyin özgürlük alanını genişletmeye çalışır. Toplum içinde özgür, devlete karşı hür bireylerden oluşan ve insanın hürriyet içinde siyasi ve ekonomik bağımsızlığını geliştiren bir sistemi savunur.

Demokratlık, hürriyet-i vicdan “kavmin efendisi ona hizmet edendir” hadisine dayanabilir.  Ancak demokrat olmak için liberal, yani hürriyetçi düşünceye ve fikirlere ihtiyacımız vardır. Hürriyet düşüncesi insan zihninde başlar ve sadece kendi hürriyetini düşünmez, başkalarının hürriyetini savunmayı da gerekli kılar. Özgürlüğü sadece kendine özgürlük olarak anlamak bencilliğin ve despotizmin bir başka şeklidir. » Devamını Oku: Liberalizm, Birey ve Devlet

Özelleştirme ve Tekel

7 Şubat, 2010

Devlet tekelinde ve güvencesinde olan ticari işler ve işletmeler maalesef gerek istihdam açısından gerekse fayda ve hizmet açısından verimli olmamaktadır. Devlet bir şeyi yaptığı zaman insanlar devlet ile yarışamadığı için o sahadan çekilmektedir.A04020FA_01_detay

Devlet istihdam açısından çok düşük seviyede kalmaktadır. Özele devredildiği zaman hem iş ve hizmet kalitesi, hem de istihdam artmaktadır. Örneğin, Radyo ve TV devlet tekelindeyken hizmet ve istihdam ne kadar düşük seviyede iken özel sektörde ne derece kalite ve istihdam oranının arttığı bir gerçektir. Hava ulaşımı da aynı şekilde değerlendirilebilir.

Tekel’in özelleştirilmesi nedeniyle işten çıkartılan 12 bin işçinin dramı olarak takdim edilen durumu aynı şekilde değerlendirmemiz mümkündür. Bununla beraber işten çıkarılan işçilerin mağduriyetinin giderilebilmesi için 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı yasa ile “Özelleştirme Kanununa” ek bir madde ilave edilerek Özelleştirme nedeni ile işsiz kalan personelin Devlet Memurları Kanunu’daki 4c maddesi ile geçici personel statüsünde işe alınmalarına imkân tanınmaktadır. Böylece 1992 yılından itibaren özelleştirilen şirketlerde işini kaybedenler kamuda geçici olarak istihdam edilmesine imkân sağlanmış olmaktadır. » Devamını Oku: Özelleştirme ve Tekel

Tekel İşçileri

7 Şubat, 2010

Tek8FAel işçileri haklarını aramak için iki aya yakın Ankara’da Türk-İş Sendikası önünde eylemlerine devam etmekteler. Hükümet kendilerini haklı bulmadığı için anlaşmaktan kaçınmakta ve bundan sonraki eylemlere gerekçe olmaması için hiçbir isteklerini kabule yanaşmamaktadır.

Burada hükümet kendi açısından, tekel işçileri ise kendi açılarından haklı görünmektedir. Hoca’nın fıkrasında olduğu gibi kimi dinlerseniz kendimizi “Haklısın” ve “Sen de haklısın” demek zorunda hissetmekteyiz.

İşin birkaç yönü vardır:

Birincisi: İktidar bu durumu güç kavgası olarak görmekte ve işçilere istediklerini vermemekle gücünü ispat etmek istemektedir.

İkincisi: Kamu kaynaklarının kullanımı açısından meseleye yaklaşanlar da çalışmadıkları halde iki seneye yakın asgari ücretin iki-üç katı maaş alamaya devam etmekte ve bunun emekliliğe kadar devamı için mücadele etmektedirler. Bir taraftan da asgari ücretle iş aradıkları halde bulamayan milyonlar sırada beklemektedir. Bunların önemli bir kısmını üniversite mezunu teşkil etmektedir. Bu nedenledir ki Başbakan “yetimlerin hakkını kimseye yedirmem” diyerek Tekel işçileri ile anlaşmaya yanaşmayacağını ifade etmektedir. » Devamını Oku: Tekel İşçileri