Meşhur bir konferansçı ve ilim adamı bir ilçeye davet edilir. Kendisinden ilmî değeri olan bir konuda konferans vermesi istenir. Daveti kabul eden ilim adamı biraz daha çalışarak iki saate yakın güzel bir konuşma hazırlar.
Konferans günü gelince konferans salonuna gelen konuşmacımız tertip heyetinden birkaç kişi dışında hiç kimsenin dinleyici olarak gelmediğini görür ve üzülür. Konferans başlamadan ön koltukta oturan bir dinleyiciye dönerek sorar: “Konferans için çok iyi hazırlanmıştım. Ama görüyorum ki sizin gibi birkaç dinleyiciden başka dinleyicimiz yoktur. Sence ben bu konferansı vermeli miyim?” der.
Yanında oturduğu kişi bir çiftçidir. Ferasetli ve bilgili çiftçi şöyle der: “Efendim ben cahil bir köylüyüm. Bilgiyi ve bilginleri severim ve konuşmalarını dinlemek isterim ve bunun için buraya gelmiş bulunuyorum; ama sizin işlerinizden anlamam. Ama şu kadarını biliyorum. Benim bir ahır dolusu atlarım olsa ve bunlardan sadece bir iki tanesi ahıra gelse ben yine de onları aç bırakmam otunu ve suyunu veririm.”
İlim adamı bu sözlerdeki mesajı alır ve dinleyici bir kişi de olsa ona gereken bilgiyi vermesi gerektiğine karar verir. Kürsüye çıkar gerçekten güzel bir hitabetle iki saatlik konuşmasını yapar. Konuşması bitince gelir ön sıradaki çiftçinin yanına oturur ve sorar: “Konuşmamı ve verdiğim bilgileri nasıl buldun?” der.
Akıllı ve ferasetli köylü şöyle cevap verir. “Efendim, ben bu işlerden pek anlamam. Sadece basit bir köylüyüm ve dinlemeyi seviyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Benim bir ahır dolusu malım olsa, bunlardan ancak bir iki tanesi de ahıra gelmiş olsa, ben onlara yemlerini ve sularını veririm; ama bütün hayvanlara vereceğim yemi ve suyu bir iki tanesine vermezdim.”
Çiftçinin Feraseti
Eylül 20th, 2009 by admin Leave a reply »
Advertisement





