Demokrasi ve At

Haziran 26th, 2010 by admin Leave a reply »

Mustafa CAN

Tek tırnaklı hayvanlar grubunun memeli hayvanlarından olan erkeğine “aygır” dişisine “kısrak” ve yavrusuna “tay” denilen at, binek, yük ve savaş hayvanı olarak insana en fazla yardımcı olan canlı türüdür. Otla beslenir; ama geviş getirmezler. Altay dağlarının etrafında ve Amerikan bozkırlarında sürüler halinde yaşarlar. En meşhur türleri Arap ve İngiliz cinsidir. Yelesi ve kuyruğu kıllı olup ömürleri 20 ila 30 senedir.

Atlar insanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlisi ve değerlisidir. İnsanların savaşlarda en büyük yardımcıları, yük taşımada hizmetçileri, yarışmalarda, cirit ve av gibi sporlarda en büyük eğlence vasıtası, neşe ve dert ortağıdırlar. Silah ve bando seslerine kolayca uyum sağlayabilir, seferlerde dizlerini kitleyebilirler.

Atlar cesaret ve atılganlıkta çok ileri oldukları gibi, sahiplerine de son derece bağlıdırlar. Her konuda sahibini memnun etmeye çalışırlar, yorgunluğa bakmazlar kendilerini çatlatırcasına olanca güçlerini sarf ederler. Çitlerden ve yüksek yerlerden atlayabilir ve her nevi engelleri aşarlar. Saatte 60-70 km hızla koşarlar.

Peygamberimiz (sav) atın alnında beyazlık olanına “atların en hayırlısı” demiş (Tirmizi, Cihad, 20; İbn-i Mâce, Cihad, 14) “Atın bereketi kızıllığındadır” (Ebu Davud, Cihad, 44) buyurmuşlardır. Ayrıca “hayır ve bereket kıyamete kadar atın perçemine bağlıdır” (Buhari, Cihda, 43, 44; Humus, 8; Müslim, İmaret, 98; Tirmizi, Cihat, 19; Nesai, Hayl, 7) buyurarak hayır ve bereketin at vasıtası ile kazanılacağını ifade etmiştir. İslam bilginleri bunu ganimet ve sevap olarak izah etmişlerdir.

Ahmet b. Hambel’in (ra) rivayetine göre “Hayır ve bereket atın alnına bağlıdır ve bu kıyamete kadar böyle olacaktır. Kim Allah yolunda istihdam etmek amacı ile at beslerse o atın her şeyi kıyamette o kişinin mizanında sevap olarak konulacaktır” denilmektedir.

Hz. Süleyman (as) atları çok severdi ve onlar vasıtasıyla dünyaya hükümran olmuştu. Atlar kendisine gösterildiğinde onların yelelerini, boyunlarını ve bacaklarını okşadığı” (Sad, 38:31-33) Kur’an-ı Kerimde anlatılır. Aynı şekilde peygamberimiz (sav) de ridası ile atın alnını okşamış ve “bu gece at konusunda uyarıldım” (Muvatta, Cihad, 47) buyurmuşlardır. Zira yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “atın dünyanın ziynetlerinden olduğunu” (Âl-i İmran, 3:14; Nahl, 16:8) yüce kelamında ifade etmiştir.

At cihat vasıtası olduğu için yüce Allah “Gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için at hazırlayın” (Enfal, 8:60) buyurmuştur. Peygamberimiz (sav) de hem ziynet hem cihat vasıtası olan atları çok sever ve ata “feres” derdi. (Ebu Davud, Cihad, 45) ayrıca peygamberimizin (sav) “Lacîf, Lizaz, Zarif” adlarını verdiği üç atı vardı. (Buhari, Cihad, 46) “Düldül” isimli bir atını Hz. Ali’ye hediye ettiği meşhurdur. Hz. Ali (ra) da bu atı ile zaferden zafere koştuğu ve hayatı boyunca peygamberimizin (sav) hediye ettiği bu atı ve yine peygamberimizin (sav) hediye ettiği ucu çatal olan “Zülfikar” kılıcını kullanmıştır. Peygamberimiz (sav) Bedir savaşında Hz. Ali’ye (ra) Zülfikarı vermiş ve Hz. Ali (ra) üç hasmını yere yıkınca “Ali gibi yiğit, Zülfikar gibi kılıç yoktur” buyurmuşlardır.

Peygamberimiz (sav) yine oyun ve eğlence aracı olarak “at yarışlarına” mükâfat verdiği (Ebu Davud, Cihad, 67; Tirmizi, Cihad, 22; Nesai, Hayl, 14) kendisinin de bizzat atı ile yarışa katıldığı (Ebu Davud, Cihad, 67) rivayetlerde gelmektedir.

İslam bilginleri gerek devlet idaresini gerekse insanın kendi nefsini ata benzetmişlerdir. Atı yemlemeli, gemlemeli, maksada götürsün diye üzerine binmelidir. Bu nedenle büyük bir amacı gerçekleştirmek için veya yüce gayeler peşinde insanlığa hizmet etmek isteyen himmeti yüce ve gayreti çok olan değerli insanlar milletin bu yüce amaçlarını gerçekleştirmek için cihat vasıtası olarak atı kullandıkları gibi devleti de bu amaç ve hedefleri gerçekleştirmek için bir araç olarak görmüşlerdir. Devlet aracılığı ile dünya barış ve huzuru, milletin refah ve saadeti, insanlığın adalet ve hakkaniyet ölçüleri içinde idaresi, ilim ve fenler vasıtası ile toplumun eğitimi ve tekâmülü ve istirahat-ı beşerin temini amaçlarına hizmet etmişlerdir.

Eskide idareci bir şahs-ı vahid olan padişah ve onun tayin ettiği valileri iken günümüzde şahs-ı manevi olan kurumlar ve bunlara hükmeden sistemler öne çıkmıştır. Devleti temsil eden şahıslar yerine kurumlar, kurumlara hâkim olan da yine şahıslar yerine kanunlar ve bu kanunların işleyişine vasıta olan zihniyet ve mecmuuna hükmeden sistemlerdir. Sistemler elbette toplumun din ve vicdanından, bilgi ve kültüründen beslenmektedir. Yoksa sözde kanunlar ve fikirler değildir. Günümüzde bütün insanlığın akıl ve vicdanına, zihniyet ve anlayışına hükmeden ve asırların tecrübe ve birikimlerinin eseri en kâmil şekli olan “Hürriyetçi Demokrasi” olduğu herkesin kabulüdür.

Demokrasi de ülkemizde “Demir Kırat” olarak gelmiş ve Kıratın şahlanması ile demokrasi ülkeye hâkim olmuştur. Kıratın iktidarı ile de ülkeye hayır ve bereket gelmiştir. Ne zaman kırat iktidardan düşmüşse o zaman kalkınma durmuş ve hayır ve bereketten mahrum kalarak fakirleşmeye doğru gitmiştir. Günümüz sıkıntılarının temelinde de kıratın parlamento dışında kalması gösterilebilir. Çünkü günümüz parlamentosu demokratik idareden yoksun olduğu gibi, halka hizmet edecek olan plan ve projelerden de maalesef mahrumdur. Demokratik partiler yerine marjinal ve ideolojik partilerin parlamentoda bulunması da ülkede gerilim, terör ve anarşi sebebi olmaya devam etmektedir.

Sonuç olarak görmekteyiz ve yaşayarak anlamaktayız ki “Hayır ve bereket kıyamete kadar atın alnına bağlıdır.” Atın olmadığı yerde hayır ve bereketten de mahrum kalmaktayız.

Bu Yazıyı Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter
Advertisement

Bir Cevap Yazın

hits counter