Demokrasinin Gelişiminde İslamın Tesiri

Haziran 17th, 2012 by admin Leave a reply »

M. Ali KAYA
MÖ 300’lü yıllarda Yunanlılar demokrasiyi bir yönetim şekli olarak uygulamak için çalışmalarına karşın “halk hâkimiyeti” olmak bakımından gerçek demokrasiye uygun bir yönetim sergileyememişlerdir. Yönetime katılımı sadece “Aristokratlar” seviyesinde sınırlamışlar, işçiler, köylüler, köleler ve kadınların seçme ve seçilme hakkının olmayacağını savunmuşlardır.

Peygamberimizin (sav) “İstişareye dayanan” yönetiminden sonra “Hulefa-i Raşidin” döneminde sahabeler “seçime dayalı” gerçek bir cumhuriyet ve hürriyete dayalı adil, kanun hâkimiyetini esas alan bir yönetim sergileyerek “ileri demokrasiyi” uygulamışlardır. (Nizamu’l-Hukm Fi’l-İslam, Tec. Prof. Dr. Servet Armağan, s. 44) Asr-ı Saadette İslam devleti modern demokrasi fikir ve felsefesinin daha ileri boyutlarına uygun bir yönetim şekli sergiledikleri tarihi bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Daha sonra kurulan bütün İslam devletleri de batı hükümetleri de bu yönetim kendilerine örnek almadıkları söylenemez. Ancak batı demokrasisinin hedefi ile İslam yönetiminin hedefleri ve amaçları örtüşmekle beraber uygulamada farklılıklar vardır. Ancak arzulanan gaye ve nihai hedefleri bakımından büyük bir benzerlik olduğu gerçektir. Sonuçlara ve amaçlara bakmayan, uygulamadaki yanlışlar üzerinden tenkit edenler elbette pek çok eksik ve aksaklıkları ortaya çıkaracaklardır; ancak yöneticilerin ve memurların yanlış uygulamalarından kaynaklanan bu hususları sistemin kendisine ve demokrasiye yüklemek en azından haksızlık ve insafsızlıktır.

Şüphesiz ki “İslam demokrasisi” Yunan demokrasisini taklit etmemiştir. Demokrasinin temel ilkesi olan “hürriyet” İslamda idarecilerin halka verdiği bir lütuf ve ihsan değil, Allah’ın insanlara fıtrat/yaratılış gereği sunduğu bir haktır. Güçlüler zayıfları ve idareciler halkın elindeki bu hakları sınırlayarak ve vermeyerek zulme ve haksızlığa sebep olmaktadırlar. Yine İslamda hürriyet devlet başkanı ile halk arasında bir akdin/anlaşmanın neticesi de değildir. Bilakis İslam’ın kabul ettiği bu haklar Allah’ın insana bahşettiği ve korunmasını istediği temel haklardır.

Allah’ın kitabında insanlara emrettiği ve yasakladığı hususlar “temel haklar” cümlesinden olup idarecileri de idare edilenleri de eşit şekilde bağlar. Bu nedenle kanun koyucu en başta yaratıcı olan Allah’tır. Allah’ın hükümleri ise fıtratın gereği, adil ve hakkaniyetlidir. Bu sebeple İslamda şahıs değil, “kanun hâkimiyeti” esastır. “Hukukun üstünlüğü” İslam’ın vazgeçilmez ana ilkesidir. Temel haklar ise Allah’ın insana bahşettiği vazgeçilemez ve devredilemez temel haklardır.

İslam devleti bir hukuk devletidir. Kanunlar ilâhi kaynaklı ve fıtrat gereği olduğu için “Adalet” ilkesi mutlak olarak karşılığı bulunan ve müeyyidesinin dünya ve ahireti kuşattığı, kalpler ve gönüller, vicdanlar ve akıllar üzerine hâkimdir. Temelde Allah korkusuna dayanır. Allah’ın insandan korumasını istediği en temel hak ve sorumluluk “Kul hakkı” olarak belirlenmiştir. Kul hakkı ise en temel “insan hakkıdır.” bu hak dünyada sahibine verilmezse ahirette mutlaka Allah’ın adaleti hakkı sahibine vereceği ve haksızı mutlaka cezalandıracağı” inancına dayanır. Bu nedenle kanunların uygulamasında batıdan daha güçlü müeyyidelere sahiptir.

İslam idaresinin hedeflerini şöyle sıralamamız mümkündür:
1.    Seçim Usulü: İslamda devlet başkanı seçimi, seçmeye ehil olan “Ehl-i Hal ve’l-Akd” denilen seçmenler tarafından yapılır. Ehl-i Hal ve’l-Akd bir nevi temsilciler meclisidir. Bu meclisin nasıl teşekkül edeceği hususu ise tam açıklığa kavuşmamıştır. Bundan maslahata göre değişebileceği anlaşılabilir. Seçmenler temsilcileri seçer, temsilciler de yöneticilerini seçer ki buna “temsilî demokrasi” denir. Temsilcilerin seçimi ise belli bir yaşa gelmiş olanların biatı, yani oy vermesi iledir. Kadınların da seçme ve seçilme hakkı vardır.

2.    Seçilme Şartları:
Devlet başkanı elbette vasıfsız ve ehliyetsiz olması düşünülemez. Bu ehliyete sahip olanlardan birini seçmek de elbette ya doğrudan halka veya halkın temsilcilerine aittir. Adayın da her yönden seçkin olması gerekir. Bunlar da adalet, ilim ve görüş sahibi olmak gibi hususlardır.

3.    Hukuk ve Kanun Hâkimiyeti: Demokrasi devletin hukuka bağlılığını temel şart olarak kabul eder. İslamda hukukun kaynağı ilâhî iradedir. İlâhî irade adil ve haklı olandır. Fıtratın sesidir. Bu nedenle demokratik kanunların da kaynağı olan iradedir. Bu nedenle devlet başkanını da idare ettiği bireyi de her bakımdan bağlar ve tam bir kanun hâkimiyetini sağlar. Bu nedenle bu hükümler lâik anayasanın üzerindedir.

4.    İslam Hukukunun Murakabe ve Denetimi: İslamiyet İslam toplumundaki herkesi, her mümini İslam hukukunun koruyucusu yapmıştır. Her inanan devlet başkanını tenkit edebilir, yaptıklarını sorgulayabilir ve murakabe edebilir. Devlet başkanı sorumsuz değildir ve dokunulmazlık diye bir koruyucu kalkanın arkasına sığınma gibi bir durumu yoktur. Suç işlediği anda hangi makamda bulunursa bulunsun hâkim karşısına çıkarılır ve gereken ceza verilir.

Modern asrın demokrasi düşüncesi demokrasinin gerçekleşmesinde İslamda siyasi düşüncenin ulaştığı noktaya varamamıştır. Bu nedenle Bernard Shaw “İngiltere’de demokrasi o derece gelişme kaydetti ki, biraz ilerisi İslamiyet’tir” demiştir.

Bu Yazıyı Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter
Advertisement

Bir Cevap Yazın

hits counter