Başbakan Erdoğan İl Başkanları Toplantısında da “Dindar gençlik yetiştirmek istiyoruz?” diye söylemini tekrar etmektedir. Maalesef “Dindar nesil” polemiği “İmam-Hatip” polemiği ile beraber yürütülmektedir. Katsayı adaletsizliğini çözen uygulamanın CHP tarafından Danıştay’a götürülmesi ile başlamış Başbakan’ın “Neden İmam-Hatiplerden rahatsız oluyorsunuz? Dindar nesillerin yetişmesini istemiyor musunuz?” demesi ile başlamıştı. CHP buna karşılık “Sizden önce nesiller dinsiz mi idi?” demesi ile tartışılmaya başlanmıştı.
1950 öncesi DP tarafından İmam-Hatip Mektepleri açılmadan önce CHP’nin eğitim politikası ile gerçekten de dinsiz nesillerin yetişmişti. Günümüzün sıkıntılarının büyük çoğunluğu, hatta “İmam-Hatip Liselerine” ihtiyacın doğmasının sebebi de buydu. İmam-Hatip Liseleri böyle anormal şartların ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Normalde “Din Eğitimi” İlköğretimden itibaren bütün okullarda her bireyin ihtiyacı olarak diğer derslerle beraber verilir ve herkes dini konularda gerekli bilgileri alır, bunun için ayrı bir okula gitme ihtiyacı da hissetmez, dindar dinsiz, gerici-yobaz, irticacı-çağdaş gibi kavramlarla insanlar suçlanmaz ve ayırım yapılamazdı.
Her platformda “Ben imam-Hatipliyim” diyen başbakanın istediği dindar gençlik anlaşılan o ki İmam-Hatip gençliği olmalı. Bir başkası da hem imam-hatipli hem de AKP’li olmalı” AKP Genel Başkanı olan Sayın Başbakan’ın istediği gençlik budur; zaten kendi partisinin gençlik kollarında yaptığı konuşmalarda da “İşte istediğim dindar gençlik budur” diye kendi partililerine övgü yağdırdığı da bir gerçektir.
Bir başka husus da dindar gençliğin “Başörtülü Gençlik” olarak savunulmasıdır. Bu da yine 28 Şubat mağduru olan başörtüsü ile okuma hakkından mahrum edilen ve devlet memurluğundan ayrılmak durumunda kalan mağdur bir neslin sesi olma ve hakkını savunma adına biz “Başörtülü bir nesil istiyoruz” anlamına gelen bir savunma olduğu gerçeğidir. İyi ama bu konuda çok samimi konuşan başbakan istediği zaman “MİT Yasası” gibi bir yasayı bütün engellemelere rağmen bir hafta içinde Komisyondan ve TBMM’den geçirerek yasalaştırma gücüne sahip olduğunu göstererek tartışmayı bitirmiştir. Hal böyle olduğu halde neden 12 Eylül ürünü “Kılık Kıyafet Yönetmenliği” ile mağdur edilenlerin hakkını savunurken bu yönetmenliği kaldırarak veya düzenleyerek bu tartışmaya son vermemektedir? Bunu da kamu vicdanına ve gerçeği arama zekâvetini gösteren akıllara havale ediyorum. Mukallitlere sözümüz yoktur.
Denilebilir ki “Laik bir ülkede laikliğin savunucusu olan ve Laik olmayan Mısır gibi İslam ülkelerinde Laikliğin faziletlerini anlatarak Türkiye’deki laikliği oralara da tavsiye eden başbakan zaten herhangi bir grubun veya halkın dindarlaşması ile ilgi bir düzenleme yapamaz.” Öyle ise bu polemiğin amacı nedir? Buna “Laiklik dindar insanları ezmek ve çeşitli yasal haklardan mahrum etmek için kullanılamaz” şeklinde cevap verilebilir. Peki, o zaman dindar insanları mağdur eden yasaları değiştirmek ve batı tipi bir laikliği uygulamak için neden beklenmektedir?
Kendilerini dindar olarak gösteren milliyetçi ve muhafazakâr gençlerin sokaklara çıkarak ve eylem yaparak “Kanımız aksa da zafer İslam’ın!” diye slogan attığı dönemler henüz unutulmadı. Dün bu sloganlarla eylem yapalar bu gün iktidarda oldukları için bu gibi eylemler yapılmamakta veya “Başörtü Platformu” gibi her hafta “Başörtüsü Yasağı kaldırılsın!” diye eylem yapanların da sesi çok cılız kalmaktadır. İktidar yanlısı medyanın iktidarı zora sokmamak adına eylemleri görmezden gelerek mesele yokmuş gibi göstermekte böylece yasak idarecilerin insafına terk etmiş gözükmektedir. Ortada tamamen bir sahipsizlik söz konusudur. Ama ne ki söylemde “Başbakan her platformda başörtülülerin hakkını savunur” pozisyonunda konuşmakta geniş halk kitleleri de bu meselenin başbakan sayesinde çözüldüğüne inanmaktadırlar. Ortada tam bir siyasi yalan dolaşmaktadır.
Peki, bu yapılanların dindarlıkla bir ilgisini görebiliyor muyuz? Bunu da yine aklı olan ve gerçeği görmek isteyenlere havale ediyoruz. Alel-amya siyasilerin ağızlarında bakanlara sözümüz yoktur.
Acaba başörtüsü eylemi yapanlar mı dindardır, yoksa onların sesini kısmaya çalışan ama onlar üzerinden siyasi söylemlerine devam edip gerçekte hiçbir şey yapmayanlar mı?







