Sisteme iki şekilde bakmak gerekir. Birincisi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetmenliklerle belirlediği olması gereken ideal sistemdir. İkincisi, pratikte uygulanan yine yönetmenliklerle düzenlenmekle beraber birbirinden bağımsız kurumlar arası ilişkiler ve pratikte uygulama şeklidir.
Eğitim sistemi içinde birbirinden bağımsız farklı kurumlar bulunmaktadır. Bunlar, Okullar ve Dershaneler. Dershaneler okulların yardımcı kurumlarıdır. Bu nedenle ikinci planda olması gereken kurumlardır. Aslında okullarda pratiğe yönelik çalışmalar ve takviye kursları amacına uygun açılmış olsa dershanelere gerek kalmayacaktır. Ama adettendir, dershaneler öğrencilere üniversite kazandıran kurumlardır. Üniversiteyi kazanan öğrenciler reklam malzemesi olarak kullanılır ve “Biz öğrencilerimizi şu fakültelere yerleştirdik” diye boy boy afişler asılır ve dershanelerin başarılarının reklamları yapılır. Okullar başarısızdır. Dershaneler başarılıdır. Veli okula 50 bin lira katkıda bulunmazlar; ama dershanelere 1500 TL verirler.
Çünkü, öğrenciye üniversiteyi kazandıran dershanelerdir..
**
Yanlışlığın temelinde sistem vardır. Yanlışlığın yüzde sekseni sistemden kaynaklanır. Yüzde yirmisi insan unsurundan kaynaklanır. Bu nedenle sistemi düzeltmeden insanı düzeltmekle işler düzelmez. 
İslam fıkhında bir kural vardır. “Âdet muhkemdir.” Bu kurala göre adet haline gelmiş olan bir şeyi değiştirmek doğru değildir. Milli Eğitimimiz de bu âdeti en güzel şekilde devam ettiren kurumlarımızın başında gelmektedir. Öncelikli olarak yaz ayları tatil ayları olarak kabul edilir. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı personeli bu aylarda tatile çıktıkları için program ve müfredat değişiklikleri Eylül ayında yapılması adettendir. Milli Eğitim Bakanlığı Eylül ayında planlar ve okullara on beş gün sonra duyurur. Tabii 15 Eylül’de okullar açılacaktır. Okullar planlamalarını yapmışlardır ve ders dağılımı ile öğretmen görevlendirmelerini buna göre düzenlemişlerdir. Bakanlıkça yapılan bir değişiklik 80 bin okulu ve 700 bin personeli ilgilendirdiği için en az 150 bin idareci ve 700 bin öğretmen sil baştan programa uyum sağlamak için bir ay boyunca yaptıkları bütün çalışmaları çöpe atarak yeniden bir hafta boyunca geceli gündüzlü çalışmak durumunda kalır.
Adettendir; bu her sene böyle olur. Okul açılınca bütün okullarda büyük bir kargaşa yaşanır. Yani okullar olaylı açılır. Bu yıllar boyu devam eder gider.
**
Bir başka husus onarımlardır. Her sene onarım için çalışmalar Mart ayında başlar. Bayındırlık Müdürlüğü elemanları olan inşaat ve elektrik mühendisleri keşiflerini yapar ve ödenekler bu keşif özetlerine göre bakanlıktan ödenek talebinde bulunurlar.
Onarım kararı Mayıs ayında alınır ve ödenekler okullara (Şimdi artık ihale yapma konusunda okullar devreden çıkarılmış ve bu hak İl Özel İdarelerine verilmiştir. Böylece siyasilerin etkisi artırılmıştır. İhaleler okul idarelerinin haberi dahi olmadan siyasilerin istedikleri müteahhitlere verilmektedir.) gönderilir. Temmuz ayında ihaleye çıkar. Ağustos ayı ihale kanununa göre ihaleye itiraz hakkı için bekleme süresidir. Bir itiraz dilekçesi yanlışlıkla verilmiş olsa ihale durur bir haftada incelenir, en küçük bir kalem hatası ve yanlışlık ihalenin iptaline sebep olur. Bu da ilan parası falan derken devlete en az 5 milyara patlar ve bundan ihale ilanını veren KİK ve Mahalli Gazeteler kazançlı çıkar.
Bir ay sonra ihale yeniden yapılır. Diyelim sizin 50 milyar ödeneğiniz var. İhalede en düşük fiyat esas alındığı ve devletin karı düşünüldüğü için 50 milyarlık işe göre açılan ihale 30 milyarlık tekli f verende kalır. Devlet 20 milyar kar etmiştir. Tabii müteahhit de bundan kar edecektir. 30 milyarlık işi vergisi ve çalıştırdığı elemanların sigorta primleri çıktıktan sonra 20 milyara yapılacaktır. Müteahhit buradan kar edecek ve işi yapacaktır. Diyelim 3 bin lira kar etti. İş 17 milyara yapılacaktır.
Devletin Bayındırlık Müdürlüğü elemanları olan yüksek mühendislerin 50 milyar lira keşif özeti çıkarttığı bir iş 17 milyar liraya yapılırsa ne derece sağlıklı olur bu bir… İkincisi, devlet bundan kar mı eder, zararlı mı çıkar? Bu da ayrı bir mesele…
Anlatmak istediğim husus bu değil… Benim üzerinde durduğum konu Eylül ayında onarım şöyle veya böyle başlar. Okullar açılacak ve temizlik yapılacaktır. Her taraf kırılır ve dökülür… Etraf toz-dumandır ve her taraf inşaat kalıntıları ile doludur. Öğrenciler ve öğretmenler bu ortamda eğitime başlarlar ve en az bir ay bu anormal şartlarda eğitim devam eder…
“Adet muhkemdir” değişmez. Bu durum her sene böyle devam eder.
Türk Milli Eğitiminin geleneği bu şekilde oluşmuştur. 
**
Aynı şekilde okullar açılmadan yapılması gereken Eğitim ve Öğretim hazırlıkları Kurullar, Zümreler, Toplantılar ve yıllık planlar okullar açıldıktan sonra yapıldığı için hazırlıklar Ekim Ayı sonuna kadar sürer. Bu dönem içinde öğretmenler plansız ve programsız ne yaptıklarını bilmeden derslere girer ve çıkarlar. Böylece okulların açılmasından sonra geçen bir ve bir buçuk ay böyle geçer.
“Adet muhkemdir” değişmez. Bu karmaşa ve belirsizlik her sene tekrar eder…
**
Milli Eğitimin öğretmen atamaları da böyledir. 15 Eylül’de okulların açılmasından sonra atamalar yapılır. Atanan öğretmenler okullarına 15 gün sonra başlarlar. Sene başında yapılan planlar ve programlar yeniden değişir ve bir karmaşa da böyle yaşanır..
“Âdet muhkemdir” değişmez.
Geleneksel Eğitim Sistemimiz…
24 Eylül, 2009 yapan admin Yorum Yazın »
Reklam





