Kadına Şiddetin Sebepleri

Aralık 15th, 2011 by admin Leave a reply »

Mustafa CAN
Kadına şiddet, olmaması gereken çok çirkin bir davranış biçimidir. Buna teşebbüs edenler gerçekten yanlış yapmaktadır ve olmaması gereken bir husustur. Ancak son zamanlarda kadının sosyal hayata ve bilhassa siyasete atılması gerektiğini savunan görüşler ağır basmaktadır. Kadınlarımızın evlere hapsedilmemesi ve çalışması gerektiği uzmanlar ve ilim adamları tarafından konuşulmakta ve yazılıp çizilmektedir. Görenler de sanki kadınların evlerde hapsedildiği, çalışmalarına karşı çıkıldığı ve her yönden kadına büyük baskılar yapıldığı kanaatini vermektedir.

Bu gerekçelerle önce “Kadın Hakları” dernekleri kuruldu. Sonra kadınlara çalışma özgürlüğü tanındı. (Daha önce kadının çalışması yasaktı da sanki kaldırdılar.) Sonra kadınları evlerinden sokağa çıkarmak için büyük gayretler gösterildi. Siyasi Partiler milletvekili için “Kadın Kontenjanları” ayırdı. Partinin ve TBMM’in en az % 20’si kadınlardan oluşmalıydı. Bu yetmezdi en az toplumun % 50’si kadın olduğu için milletvekillerinin de % 50’si kadın olmalıydı. Çağdaş ileri demokrasi ancak böyle gerçekleşirdi. Bu nedenle kadınlar beş kuruş harcamadan ve hiçbir çaba göstermeden avantadan ve kontenjandan (Genel Başkanı ayarlayanın milletvekilliği çantada keklik…) milletvekili oldular. Bazıları da Genel Başkanı ayarlayacağım diye Genel Başkanın koynuna girdi ve bu da belgelenince Genel başkanlığını elinden aldı. Suçlu olan yine erkeklerdi…

Yetmedi “Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı” kuruldu. Kadınları koruma adı altında “Erkek düşmanlığı” bilhassa kadınlar arasında körüklendi. En basiti “Erkek değil mi, her türlü kötülüğü yapar” “Aldatmayan erkek yoktur” “Her erkek adidir, kadına şiddet uygulamaya meyillidir” gibi sloganik cümleler bütün kadınların kafasına çakılmaya başlandı.

Nihayet “Kadın Sığınma Evleri” açıldı. Burada erkeklerden şiddet gören kadınları devlet güvencesine alınmaya başladı. Dayak yiyen kadınlar buralara sığındığı zaman devlet her türlü yardımı yapacak ve kendilerine iş bulacaktı. (Erkekler için de böyle bir sığınma evi açılsa da kendilerine dayak attırarak buraya sığınırlar, hayatların güvenceye alırlar, belki de işe kavuşurlar. Ne iyi olurdu… Kadınların da bu kurnazlığı yapmayacakları söylenemez…)

Yetmedi “Kadın Dermekleri” “Kadın Haklarını” korumak amacı ile “Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığına” baskı yaparak, iktidara da “Kadınların oyları size gelecek” diyerek “Kadınların erkeklerin kazançlarına ortak olduğu, boşanma durumunda erkeğin malına, mülküne, parasının yarısına yasal olarak sahip olacağına dair” kanunlar çıkartıldı. Bu despot ve zorba erkeklerin zulmünden ve baskısından kadını güvence altına almak için çıkarılmıştı. Ayıca kadınları korumak amaçlı olarak “Anayasa Değişikliğinde” “Referandumla” “Kadına Pozitif Ayrımcılık” yapılması kabul edilerek “Anayasa’ya” konuldu. (Kadınların artık pozitif ayrımcılığı da söz konusu… Buna Evet diyen erkeklerin aklına şaşıyorum. Zaten pozitif ayrımcılık hukuken adaletsizlik ve haksızlığın en büyüğüdür. Söz aramızda ben bu nedenle Referandumda “Hayır” dediğim için çok eleştiri aldım. Ama yine aynı fikirdeyim.)

Bütün bunlar kadınlarımızı erkekler konusunda olumsuz düşüncelere ittiği gibi, erkeğe karşı saygısızlığa cesaretlendirdi. Ev kadını sokaklara çıktı her gün devletin kapısında bir hak daha elde etme çabasında… (Nerede dernek oraya gitmek gerek, nerede miting oraya katılmak gerek. Ellerinde pankart, dillerinde erkekleri aşağılayıcı slogan… Gözlerinde yaş, erkeklere karşı savaş… Birkaç yerine de boya sürerek dayak yedik görüntüsü verdin mi siyasi iktidar dayanamaz bir hak daha verir. Kadın hakları böyle bir şey galiba… ….. hakkımız, söke söke alırız!…)

Erkek işinden yorgun argın işin ve sosyal hayatın bütün olumsuzluklarından, karşılaştığı sıkıntılardan ve bunalımlardan kurtulmak, bir güler yüz ve tatlı tebessümle karşılaşmak ister, sıcak bir çorba ve çay ile bütün dertlerinden kurtulmak ümidi ile eve gelir. Kendisini güler yüzle karşılayacak bir hanım ile bütün yorgunluğundan kurtulur. Sosyal hayatın cehenneminden kurtulup evine, saadet yurduna ve cennetine gelmek ister.

Kadın da akşama kadar TV izlemiştir. Kadın Haklarını savunan ve erkek düşmanlığı yapan programları izleyerek kocasına düşman olmuştur. Erkek evinde bir huri beklerken “kendisini düşman gören, hakkını yiyen, eve hapseden despot biri olarak gören karısını suratı iki karış karşısında bulur. Kadın kocasına kapıyı açmak şöyle dursun, yerinden bile kalkmaz. Bacak bacak üstüne atmış TV seyretmektedir. Kocasının yüzüne bile bakmaz. Erkek ürkek adımlarla eve girer, selam verir. Kadın niye geldin der gibi yüzüne bakmadan “Yine sen mi geldin? Keşke gelmez olaydın. Yemek istiyorsan mutfak orada, yatacaksan yatak şurada” der ve çekirdek çiterek TV izlemeye devam eder. Bir elinde telefon arkadaşları ile sohbet etmekte neşeli kahkahalar atmaktadır…

Erkek bir şey demeden ceketini çıkarır ve mutfağa geçer. Büyük bir sıkıntı içindedir. Bir taraftan iş sıkıntısı (işinde patronundan azar işitmiştir.) Diğer tarafta geçim derdi. Elektrik, su, yakacak, yiyecek, giyecek, çocukların okul masrafları, mutfak giderleri, karısının gün paraları vs. vs. hepsini karşılamak durumundadır. Borçları vardır, nasıl ödeyeceğini düşünmektedir. Anne-babası ve akrabaları vardır, onlara yardımcı olmak durumundadır. Bütün bunları ekmek ve peynir yerken düşünür. Karısının tavrına bakar. Son zamanlarda karısına bir şeyler olmuştur. Ne sıcak bir yemek, ne de sıcak bir yatak yüzü görmemektedir. Dayanamaz… Canı sıkılır ve karısına “neden böyle yapıyorsun?” deyiverir. Kadın açar ağzını yumar gözünü, “Benim haklarım var… Hayat müşterek… Ben ne aptalmışım seninle evlenmişim. Seni tanıdığım güne lanet… Sen benim ömrümü tükettin. Bak saçlarım beyazlaştı. (Güya onunla evlenmeseydi genç kalacaktı) On senedir bana gün yüzü göstermedin… Ben senin için saçımı süpürge ettim… Sen bana şunu yaptın, bunu yaptın….”

Erkek bu hakaretlere dayanamaz bir tokat vurur “Sus be kadın! Sen benim ne yaptığımı ve niçin çalıştığımı bilmiyor musun?” demeye kalmaz, kadın altta kalır mı, kepçeyi aldığı gibi kocasının kafasına vurur… “Ben sana gösteririm. Seni mahkemeye verir, kadına şiddetten içeri attırırım. Avukat tutup boşanma davası açacağım sana gününü göstereceğim…” diye kapıyı vurup babasının evine gider. Adam çocuklarlar yalnız kalır. Dünyası kararır. Ne yapacağını bilemez.

Kadın salya sümük ağlaya sızlaya babasına ve kardeşlerine bir doğrunun yanına yüz yalan katarak kocasından çektiği zulmü ve şiddeti anlatır. Kadın bu anne-babasını inandırır, kardeşlerini de yanına alarak avukata giderler. Avukat kadın haklarını sayar. Adamın bir evi vardır on sene çalışarak yaptırmıştır, yarısı kadının hakkıdır. kapısında bir arabası vardır beş sene borç ödeyerek almıştır avukat “Bunu sattırırı yarı parasını alırsın” der. Maaşı vardır bunun da dörtte biri kadına nafaka olarak verilecektir. Bu da en az 500 TL yapar. Kardeşleri kadını kışkırtır. Şayet boşanma gerçekleşirse kız kardeşleri ayda 500 TL alacak, arabadan 10 bin TL alacak, evden de en az 50 bin TL alacaktır. Bu boşanan kadının kanuni hakkıdır. Böylece hayal etmedikleri büyük bir servete konacak ve ömür boyu maaş bağlanacaktır. Kız kardeşleri artık dul bir kadındır. Hiçbir güvencesi yoktur. Yeşil kart alır. Bedavadan sağlık güvencesine kavuşur. Sosyal Dayanışmaya baş vurur, her sene en az 2 ton kömür alır. Yardıma baş vurur üç ayda 250 TL tutarında “Yiyecek Yardımı” alır, böylece bedavadan geçinir, onun yanında da biz geçiniriz” diye düşünürler.

Kadın boşanma davası açar, avukat da alacağı birkaç bin lira için kadını ve haklarını savunmaya başlar. Erkek/koca bakar ki bütün çalışmaları kadın içindir. Evde çocukları ile perişan olmuş ve cehennem azabı çekmeye başlamıştır. Devlet de kanun da, mahkeme de avukat da hep kadının yanındadır. Kendisi evini verecek, arabasını verecek ve bir de kadına her ay 500 TL nafaka verecektir. Bu durumda yapacağı bir tek şey vardır. Eline bir tabanca veya pompalı tüfek alır. Barışma ve konuşma bahanesi ile kadının anne-babasının evine gider. Kapıyı çalınca karısı ile beraber kaynana, kaynata ve kardeşleri kapıya çıkarlar. Adam “Ömür boyu kazandığım malımı ve paramı size yedirmeyeceğim… Alın bakalım sizin yiyeceğiniz budur!” der ve tabancayı veya pompalıyı ateşler. Karısını, kaynanasını ve kardeşini öldürür..”  Sonra elinde suç aleti ile polise gider ve teslim olur. “Her gün azap çekeceğime birkaç sene hapiste kalırım, devlet nasıl olsa bana ve çocuklarıma bakar. Çalışmama da gerek kalmaz” diye teslim olur. nasıl olsa bir gün af çıkar ve ben de hapisten kurtulur yeni bir hayat kurarım der…

Ertesi gün boyalı cilalı basın “Kadına Şiddet!.. Bu gün de bir adam karısını, kaynanasını ve kayın biraderini tabanca ile kurşuna dizdi…” “Kadına şiddete son…” “Töre cinayeti” “Katil erkekeler!” “Devlet nerede?” diye başlık atar ve Televizyonlar “Kadını koruma” adına yayılar yaparlar, Bakanları konuştururlar ve “Açık Oturumlar” düzenleyerek Profları konuştururlar. Erkeklerin zulmünü ve cinayetlerini anlatır dururlar…

(Önümüzdeki seçimlerde kadın oylarını almak için her parti “Kadınlara maaş ve erken emeklilik sözleri” vereceklerdir. Bu vaatlere göre “Her kadın evinde hiçbir şey yapmadan oturacak ve her ay 500 TL maaş alacaktır. Sonra 15 yılda emekli olacaklar. En az emekli maaşı da 500 TL olacak” diyeceklerdir. Bu da bir yasalaşsa bakın o zaman kadınlarla erkekler arasında nasıl savaş çıkıyor. Şeytana gerek yok, o cehennemin kapısında avanelerini toplamış bağdaş kurup poker oynamakla meşgul…)

Bu Yazıyı Paylaş:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Live
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter
Advertisement

1 comment

  1. kadir2727 diyor ki:

    Helal olsun be abi ödevime ÇOK YARDIMCI OLDUN ÇOK ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM SAGOLASIN GAZİANTEP Dr. NİLÜFER ÖZYURT ANADOLU LİSESİNDEN SAYGILAR :)

Bir Cevap Yazın

hits counter