Posts Tagged ‘AKP’

İslami Kesim Protestanlaşıyor…

Eylül 1st, 2010

Şenay YILDIZ   / senay.yildiz@aksam.com.tr

Türkiye’deki dönüşümde kaybeden Gülen cemaati Utah Üniversitesi’nden Profesör Hakan Yavuz, Türkiye’nin geçirdiği dönüşümü ‘Türkiye’de İslami kesim Protestanlaşıyor ve İslamsız bir İslam oluşuyor’ şeklinde yorumladı. Yaşanan dönüşümde en fazla Gülen cemaatinin kaybettiğini belirten Yavuz, ‘Ama AKP-cemaat teknesi su alınca ilk giden cemaat olacak’ dedi. TSK’nın kendisine ülke içinde cephe açmaması gerektiği uyarısı yapan Yavuz, ‘Ordu da kendini yeniden yapılandırmalı’ diye konuştu. ABD’deki Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde dersler veren Profesör Hakan Yavuz, Gülen cemaati, AKP, Türkiye İslam ve laiklik üzerine çalışmalarıyla akademik camiada uluslararası üne sahip olan bir isim. Bir dönem Fethullah Gülen cemaatine yakın görülen Yavuz, kendisini ‘agnostik’ (bilinemezci) olarak tanımlıyor ve hiçbir zaman cemaatçi olmadığını vurguluyor. Profesör Yavuz ile perşembe günü İstanbul’da bir araya gelerek, Türkiye’nin son dönemine ilişkin sosyolojik ve siyasal analizler yapmasını istedik. » Read more: İslami Kesim Protestanlaşıyor…

AKP’nin Yalanları!

Ağustos 22nd, 2010

Mustafa CAN

Siyaset yalana çok revaç vermiştir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri asrın başında Şam Cami-i Emevi’de okuduğu hutbesinde “Güzel ahlakını tamamlamak için gönderilen” peygamberimizin (sav) ortaya koyduğu ahlâki esasların başında doğruluğun geldiğini ifade ettikten sonra şöyle buyurur: “Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki: Ecnebiler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber bizi maddî cihette kurûn-u vustâda durduran ve tevkif eden altı tane hastalıktır” dedikten sonra Birincisi “Ümitsizlik” ikinci hastalık olarak da “Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i Siyasiyede ölmesi” olarak ifade eder. Üçüncüsü de “Adavete muhabbettir” ki bu da ikinci hastalığa yakalananların kendi siyasi düşüncelerine ve yanlışlarına destek olmayanlara düşmanlık yapmalarını netice vermektedir. (Şimdi bu yazıyı okuyan AKP sempatizanları ‘acaba dedikleri doğru mu yanlış mı’ demeden iman kardeşi olduğumuzu unutarak düşmanca saldırılarda bulunacaklarıdır ki bu onların ikinci ve üçüncü hastalığa yakalandıklarının delili olacak ve Bediüzzaman’ın haklılığını da kanıtlayacaktır.)

Bu girişten sonra gelelim AKP’nin yalanlarına:

1. Yoksulluğu, yasakları ve yolsuzluğu ortadan kaldırdık. (Bu sekiz sene önceki seçim beyannamesinde halka en önemli vaatlerinden birisiydi. Şimdi bunu kaldırdıklarını iddia etmektedirler.) Diğer taraftan da diyorlar ki “Biz yoksullara yönelik yardımları artırdık.” Şimdi yoksulluk azaldı ise yardımlar neden arttı? İşte size çelişkili reklamlar. “Şecaat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söylermiş!” Peki, gerçek nedir? 2008 itibarıyla Türkiye’de yoksulluk oranı % 17.11 dir. Yani Yüz kişiden on yedisi yoksulluk sınırının altındadır. 374 bin kişi açlık sınırının altında yaşamaktadır. Yoksulluk sınırında yaşayanların sayısı ise 11 milyon 933 kişidir. » Read more: AKP’nin Yalanları!

12 Eylüle neden Hayır!

Ağustos 12th, 2010

Mustafa CAN

  1. Anayasalar toplumun tüm kesimleri ile uzlaşarak yapılmalıdır. En azından salt çoğunluk olan %51’in mutabakatı alınmalıdır. Bu millete ve kurumlara güvenin ve uygulamada sahiplenmeyi kolaylaştırır. Çıkan yasa da güven ve saygı görür. Sadece meclis çoğunluğuna dayanarak “ben yaptım oldu!” mantığı ile yapılıp “emr-i vaki” ile dayatılamaz. Bu en azından kurumlara ve muhalefete saygısızlıktır. Bu nedenle bu değişikliğe hayır diyoruz.
  2. Bu değişiklik 12 Eylül rejimini ve yasasını değiştirmiyor, pekiştiriyor. Değiştirmek istiyorsa yine mutabakatla Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Yargı Organlarında köklü bir değişim yapması gerekir. Veya tamamen o kurumu kaldırmak gerekir. Bu yapılmıyor sadece üyelerin sayısı artırılarak daha da meşrulaştırılıyor. Bu nedenle hayır diyoruz. » Read more: 12 Eylüle neden Hayır!

Niçin “Evet!” Diyecekler?

Ağustos 2nd, 2010

Mustafa CAN

1. AKP Demokrat olduğu için…

Gerekçeye bak: “Bir masumun hakkı, yüz câniye feda edilmez” diye İslâmiyet’in bir kanun-u esasîsidir. Bu ise çok ehemmiyetli bir mes’ele-i vataniyedir ve hâkimiyet-i İslâmiyeye büyük bir tehlikedir. Madem hakikat budur, ey dindar ve dine hürmetkâr Demokratlar! Siz bu iki partinin gayet kuvvetli ve zevkli ve cazibedar nokta-i istinadlarına mukabil, daha ziyade maddî ve manevî cazibedar nokta-i istinad olan hakaik-i İslâmiyeyi nokta-i istinad yapmaya mecbursunuz. Yoksa sizin yapmadığınız eskiden beri cinayetleri, nasıl eski partiye yüklüyorlarsa, size de yükleyip; Halkçılar ırkçılığı elde edip, tam sizi mağlub etmeye bir ihtimal-i kavî ile hissettim ve İslâmiyet namına telaş ediyorum.” (Emirdağ Lahikası, 2:164)

Ne alakası varsa! Üstaddan güya delil getiriyorlar…

2. Bu bir demokratik hakları savunmadır. Temel Hak ve Hürriyetlerin kazanımıdır…1987 Referandumu ise bir fitne hareketidir. Çünkü o referandum ile Türkiye’ye yıllar kaybettiren Demirel, Türkeş, Erbakan ve Ecevit’in Siyaset yasağı kaldırıldı. Özal öldürüldü ve bu yasaktan kurtulan Demirel’i derin devlet kendi hâkimiyetini kurmak için Cumhurbaşkanı seçti…

Gerekçeye bak: Bu Referandum ve Anayasa değişikliği ile alakası yoktur. Bu referandum hakların koruması içindir. O günkü ise hak değil, zira onlar adam değil ki hak olsun değil mi yani onarlın canı yoktu çünkü patlıcandılar… Hem akılsızlığından o gün aldanan bu gün de aldanabilir…

3. 82 İhtilalini ve Darbeleri ortadan kaldırdığı için…

Gerekçeye bak: Hiçbir alakası yok. İhtilalleri ortadan kaldıracak olan madde 35. Madde. O ise AKP oyları ile teklifi dahi reddedilmiştir. » Read more: Niçin “Evet!” Diyecekler?

12 Eylül Anayasasına Evet Diyenler…

Ağustos 2nd, 2010

Mustafa CAN

12 Eylül 1980 darbesine ve 1983 ReferandumundaDarbe Anayasası”na “Evet!” diyenler bu gün de 12 Eylül 2010 referandumunda “Evet!” deme kampanyası başlattılar. Bunların başında ise “Din Derslerini Zorunlu hale getirdiği” gerekçesiyle Anayasa’ya “Evet!” diyip ihtilal lideri Kenan EVREN’i cennetlik ilan eden Fetullah Gülen Hocefendi gelmektedir.

Fetullah Gülen Hocafendi’nin “Evet!” demesi önemlidir. Zira ABD’de tedavi gerekçesiyle gözetim ve denetim altında tutulan hocafendinin “Evet!” demesi ABD’nin bu referandumdan “Evet!” çıkmasını istemesi demektir. Zira devletlerin iç işlerine karışmayan ve tarafsız olan ABD’nin resmi sözcüleri yine “Siyasete asla karışmayan ve her partiye aynı mesafede duran ve tarafsızlığını her hal ve şart altında ilan eden Fetullah Gülen gibi kanaat önderleri ve liderlerdir.

Fetullah Gülen bu referandumda o derece hararetle taraftardır ki “Mezardakileri kaldırıp evet demek mümkün olsa kaldıracak ve “Evet!” demelerini sağlayacaktır. Gerisini siz hesap edin… “Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları, imkân olsa mezardakileri bile kaldırarak o Referandum’da “EVET” oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da.. Ben zannediyorum ruhları koşar da. Çünkü demokrasi adına çok önemli bir adımdır” ifadeleri ona aittir. » Read more: 12 Eylül Anayasasına Evet Diyenler…

Provokatörler AKP İçinde

Ağustos 1st, 2010

İshak KOÇER /www.kritize.net

Aslında yazıp yazmamak konusunda uzun süre karar veremedim. O kadar çok sıkıldım ki Türkiye’nin bir Kürt meselesi olduğunu yazmaktan artık sürekli kendimi tekrar ettiğimi düşünüyorum. Benim aynı şeyleri yazmam çok önemli değil aslında, Türkiye kurulduğu günden bu yana bu sorundan kaynaklı acılar yaşıyor sürekli. Bir türlü kabul edemediğimiz, adını koyamadığımız bir savaşın içinde doğuyor ve ölüyoruz. Muasır bir medeniyet oluşturma iddiasında olan Türkiye Cumhuriyeti’nde bu savaştan etkilenmemiş bir nesil ne yazık ki yok.

Birkaç yıl öncesine kadar savaş silahlı güçlerin arasındaydı. Ancak son yıllarda şehirlere sıçrayan, yıllarca komşuluk ilişkileri kurarak yaşamış olan halklar arasında yaşanmaya başladı. Son günlerde İnegöl’de başlayıp Hatay’la devam eden, yarın nereye sıçrayacağı belli olmayan bir tehlike kapımıza gelip dayanmış durumda. Sorumluluk sahibi olanlar birkaç oy hesabıyla birbirleriyle didişirken ülke her an etnik çatışma gibi bir felaketle sarsılabilir. Daha önce Altınova’da, İzmir’de, Mersin’de yaşananlar bugünlerde İnegöl’de, Hatay’da tekrarlanıyor. Batı illerinde Kürtler, muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki asil kanda bulduklarını düşünen piyonların saldırısına uğruyor. İnegöl’de basit bir meseleden kaynaklanan bir durum etnik bir hal alıyor, Hatay’da şehit haberleri sonrasında Kürtler’e ait ev ve işyerleri talan ediliyor. Hatay’da talan edilen ev ve işyeri sayısının seksen civarında olduğu iddialar arasında.

Çıkan olayları Ergenekon-PKK ortaklığına ya da milliyetçi gruplara bağlayanlar olsa da asıl suçlu iki dönemdir ülkeyi yöneten AKP’dir. » Read more: Provokatörler AKP İçinde

35. Madde Kalkmalı

Temmuz 30th, 2010

Kâzım GÜLEÇYÜZ /Yeni Asya

Anayasa paketi ve referandum tartışmaları arasında, TSK İç Hizmet Kanununun, darbelerin “yasal” dayanağı olarak kullanılan 35. maddesi de gündemde yer bulabildi.

Gündeme getiren de, “pakete hayır” kampanyasını sürdüren CHP. Böylece, referandumu “12 Eylül taraftarlığı-karşıtlığı” zeminine çekmek isteyen AKP’ye, “Darbeye karşıysan 35’i düzelt” atraksiyonu ile cevap veriyor anamuhalefet partisi.

Herşeyin pakete ve referanduma endekslenip, Meclisin tatile girdiği bir ortamda 35. maddeyi gündeme getirmenin pratikte bir anlamı var mı?

İlk bakışta yok gibi görünüyor. Ama konu iki parti arasında bir iddialaşmaya dönüşünce, CHP ciddiyetini ispatlamak için, maddeye ilişkin teklifini Meclis Başkanlığına vereceğini açıklıyor.

Bunda, Başbakanın “Madem gündeme getirdiniz, verin teklifinizi, komisyon kurup çalışalım” deyip, gerekirse Meclisi olağanüstü toplantıya çağırmaktan söz etmesi de etkili olmuşa benziyor.

Ne var ki, Erdoğan’ın sözlerinin tamamına bakıldığında, 35. maddeye öncelik vermek gibi bir düşünce ve niyetinin olmadığı açıkça görülüyor. » Read more: 35. Madde Kalkmalı

İslam Demokrat Partisi

Temmuz 25th, 2010

M. Ali KAYA

www.fikirbahcesi.org
İslam Demokrat Partisi 1951 yılında Cevat Rifat Atilhan tarafından kurulan ve “İslam” kimliği ile ortaya çıkan ilk siyasi oluşumdur. Kurucu üyeleri Zühtü Bilimer, Kerim İnan, Hakkı Sadık Acarlı, Hamit Tekinsoy, Nuri Çallı, Feridun Okyanus, İ. Galip Hamikoğlu, Hacı Nuri Erdoğdu, Naci Yeter, Mehmet Reşat Düşünür, Ahmet İlkol, Neşet Aslın, Şevket Üzümcü, Mahmut Düşünür gibi isimlerdir. 27 Ağustos 1951 tarihinde resmen kurulan ve genel başkanlığına Cevat Rifat Atilhan’ı getiren İslam Demokrat Partisi kısa sürede 10 ilde 150 şube açtı. 2000 üzerinden üye kaydı yaptı. Parti “Partimiz mü’minlerle doludur.” “Mü’minler birleşin” “Refah ve saadet güneşi Kur’an ile doğacaktır” gibi din kaynaklı sloganları ile öne çıktı. (Sadık Albayrak, Türk Siyasi Hayatında MSP Olayı, İstanbul-1986, s. 24)

Günün dindar basını Demokrat Partiyi eleştirirken İslam Demokrat Partisini öven yazılarla dindar halkı bu partiye kanalize etmeye çalışıyordu. Bunların başında Eşref Edip’in “Sebilürreşad, Büyük Cihad, Hür Adam, Büyük Doğu, Yeşil Bursa, Serdengeçti” gibi gazete ve dergiler “DP ile CHP arasında fark yoktur” diye İslam Demokrat Partisini hararetle savunuyorlardı.  Ama ne ki “İslam Demokrat Partisi” Cemiyetler Kanunu’nun 24. Maddesini ihlalden dolayı mahkemeye verildi ve 3 Mart 1952 tarihinde mahkeme kararı ile kapatılarak Genel Başkan Cevat Rifat Atilhan ve 15 kurucu üye hakkında tahkikat başlattı.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri hayattadır ve siyasi gelişmeleri yakından takip etmektedir. Din adına ortaya çıkılmasına karşıdır. Zira dinin siyasi ve dünyevi işlere alet ve tabi edilmemesi gerektiğini, şayet din adına ortaya çıkılırsa bu durumda dünyevi olan ve dünya işlerini düzenlemek amacı ile kurulan ve iktidarı hedefleyen ve ister istemez menfaat mücadelesine dönüşecek olan böyle bir mücadelenin dine zarar vereceğini savunur.

» Read more: İslam Demokrat Partisi

AKP’nin Başarısı

Temmuz 18th, 2010

Mustafa CAN

AKP sekiz yıllık iktidarı döneminde hangi başarıya imza attı. İnsanlar 8 sene öncesine göre daha mı zengin ve daha mutlu mu? Daha geniş haklara mı sahip?

AKP’nin başarısı insanların çaresizliğini ve dini hassasiyetlerini oya tahvil etme becerisidir. Çaresizliğe karşı devletin imkânlarını kullanmayı becerebilmesi, ekonomi ve paranın % 70’ini kullanan devletin bu imkânlarını yandaşlarına sunabilmesi ve “Allah’tan ümit kesilmez” diyen dindar vatandaşların beklentilerini fırsattan istifade erteleyebilme becerisini gösterebilmesi ve bu ümidi canlı tutabilmesidir.

AKP daima mağduriyetlerden nemalanmıştır. Kendisini mağduriyetin odağına koymuş ve bütün stratejisini buna göre belirlemiştir. 28 Şubatın ürünü olarak çıkmış ve Refah Partisinin ve hocası olan Necmettin ERBAKAN’ın mağduriyetini kullanarak “Takıyye” metodu ile iktidar olmuştur. 8 yıllık eğitim, Meslek Liseleri ve Başörtü mağdurlarının oyları ile iktidar olmuştur. Yoksulluk ve fakirlikten mağdur olan Yeşil Kartlı vatandaşların mağduriyetlerinden faydalanarak “Sosyal Devlet” ilkesini istismar edip “Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma” Fonunu kullanarak oylarını almıştır. Bu oy depolarını kaybetmemek için mağduriyetlerini giderecek hiçbir adım atmamıştır. Üstelik yeni mağduriyetler üretmek için elinden geleni yapmıştır.

Nasıl mı? » Read more: AKP’nin Başarısı

Referandum

Temmuz 18th, 2010

Mustafa CAN

AKP Anayasa Değiştirmeyi bir tarafa bırakıp Anayasa’nın 26 Maddesini değiştirmek için Referandum’a gitme kararı aldı. Madem halkoyuna gidilecekti neden “Yeni bir Anayasa” için değil de ülkenin hiçbir derdine çare olmayacak olan 26 madde ile iktifa etti?

CHP bu 26 Maddenin AYM ve HSYK ile ilgili iki maddenin iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine başvurmuştu; ama mahkemeden iptal yerine “düzeltme” çıkınca “Hayır” kampanyası başlattı. AKP ise “Neden Evet?” kampanyası başlattı.

Referandum “Anayasa’nın 26 Maddesinde değişiklik yapmak için “Evet” veya “Hayır” olmaktan çıkarak daha şimdiden “AKP politikalarına Evet mi, Hayır mı?” şekline dönüşmüş görünmektedir.

Her halükarda bundan kazançlı çıkacak olan AKP olacaktır. Çünkü AKP “Anayasa Referandumunu” 26 maddenin değişmesi için “Evet” veya “Hayır” olmaktan çıkarmış “Anayasa’nın tümünü” değiştirmeye “Evet” veya “Hayır” demeye getirmiştir. Propagandasını da buna göre yapmaktadır. » Read more: Referandum

Filistin Kavgası

Haziran 2nd, 2010

Filistin Kavgası İç Politika Yatırımıdır

Rıza ZELYUT / Güneş – 2 Haziran 2010

İsrail’e küfretmek; sorunu çözecekse hep birlikte küfredelim.
ısrail bayrağı yakmak sorunu çözecekse, ben de gelip bir kibrit çakayım.
Lakin; sorun hiç de göründüğü gibi değil…

İç gündür herkesin elbirliği ile dile getirdiği görüşlerin çok yüzeysel, çok tepkisel, çok günübirlik olduğunu zamanla anlayacaksınız.
Lakin; bu köşenin yazarı olarak tarihsel bir saptamayı ilk andan itibaren yapmış olayım:
Filistin’e yardım işi; AKP hükümetinin iç politikada avantaj elde etmek için düzenlediği bir kampanyadır.
Çünkü; bu yardım işi; AKP çizgisindeki IHH (İnsani Yardım Vakfı) eliyle yürütüldü.
Bu vakfa, devletin gemisi Mavi Marmara kiralandı.
Ve bu sivil gemi, siyasi bir mücadelenin kaptan köşkü haline getirildi.
Şimdi soruyorum: Bu IHH, bunca parayı nereden buluyor?

İSLAM İÇİN DEĞİLDİR
AKP ve yandaşları, el altından; Müslümanları savunmak adına Filistin ile ilgilendiklerini yaysalar da bu iddia aldatıcıdır. Çünkü; ıslam dünyası bugün Filistin gibi pek çok bölgeye sahiptir. Afrika’daki Müslümanların hali Filistinlilerden daha berbattır ama bu sözde yardımcılar orayla ilgilenmezler.
Irak, 7 sene ABD tarafından yakılıp yıkıldı. Bir milyondan fazla Müslüman öldürüldü. Peki bu IHH ve benzeri kuruluşlar ABD’ye karşı tavır takındılar mı? Bunlar oradaki Türkmenler ABD tarafından bombalanırken, su bile bulamazlarken neden Türkmenler için kıllarını kıpırdatmadılar? Türkmenlerin öldürülmesi, sürülmesi karşısında kendisini Türk sayan bu yardımcılar neden hiçbir şey yapmadılar?
Afganistan’ın hali ortada. Türkiye; ABD’ninr yanında Afgan Müslümanların öldürülmesi işinde ortaklık yapıyor. Dünya genelinde değerlendirme yaptığımızda görürüz ki bu hükümet de ona bağlı dinci yardım kuruluşları da samimi değildir. Bunlar; Türkiye’de iç kamuoyunu etkilemek için böyle gösteriler yapmaktadırlar.
Ve bugün Türkiye; kendisini hiç ilgilendirmeyen bir kavganın içine çekilmiş; uluslararası çapta da prestij yitirmiştir. Çünkü; ısrail karşısında çaresiz hale getirilmiştir. » Read more: Filistin Kavgası

CHP’de Baykal Döneminin Sonu

Mayıs 12th, 2010

Mustafa CAN
Deniz BAYKAL CHP’nin 12 Eylülden sonraki ikinci kurucusu ve genel başkanıdır. CHP’nin Mustafa KEMAL, İsmet İNÖNÜ, Bülent ECEVİT’ten sonra dördüncü genel başkanı olarak görev yapmıştır.
Mustafa KEMAL partinin kurucusu genel başkanı ve 12 yıl Cumhurbaşkanı olarak görev yapmıştır. Bu süre içinde Cumhuriyeti kurmuş, devrimleri yapmış ve Osmanlı devletinden Lâik bir Cumhuriyet çıkarmıştır. İsmet İNÖNÜ Başbakanlık yapmış ve 12 sene Cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Bülent ECEVİT CHP’yi 12 Eylül öncesi çok partili hayatta CHP’yi kısa zaman diliminde de olsa iktidara taşımasını becermiştir. 12 Eylül sonrasında SODEP/SHP/CHP Ecevit’i partisine almamış olmasına rağmen DSP’yi kuran Bülent ECEVİT DSP’yi iktidara taşımasını bilmiş ve sağlık sorunları olduğu halde Başbakanlık yapmıştır. Ama ne var ki Deniz BAYKAL CHP’ye üç defa genel başkan seçilmiş ve 11 yıl Genel başkan olmasına karşın partisini iktidara taşıyamamış ve Başbakan olamamıştır.

Bu başarısızlığının elbette bir bedeli olacaktı… Ancak ne olursa olsun bir komploya kurban olarak ayrılmak zorunda kalması gerçekten üzücü olmuştur. » Read more: CHP’de Baykal Döneminin Sonu

Ak Partiyi Ak Parti Bitirir

Mayıs 4th, 2010

Mustafa CAN

“Ak partiyi bitirme planı” yaparak partiyi bitirmeye gerek yok. Siyasi partileri halkoylarıyla iktidara getirir. Memnun olmadıkları zaman yine oyları ile götürür. Bir siyasi partiyi iktidara getiren o partiye oy veren partililer olduğu gibi, iktidara getirdiği partiyi iktidardan götüren yine o partiden memnun olmayan ve oy vermeyen partililerdir. Dolayısıyla AK Parti’yi iktidara getiren AK Partililer, iktidardan da indirecektir.

Muhalefetin iktidarı düşürmesi ancak gensoru ile mümkün olur. Bu da yine iktidar partisinin milletvekilleri kendi partilerine oy vermezlerse o zaman kabul edilebilir. Yani yine AK Parti’yi AK Parti düşürmüş olur.

Siyasi partilerin tarihlerine göz attığımız zaman genellikle partileri iktidardan eden ve muhalefete düşürenlerin yine partililer olduğunu görürüz. Bir kısmı aralarında anlaşmazlığa düşmüştür veya yolsuzluğa bulaşmıştır. Bir kısmı da çıkarlarını bir başka siyasi oluşum ve partide görmeye başlamıştır. Sonuçta partilerine karşı cephe alan ve gruplaşan partililer kendi partilerinin zayıflamasına neden olmuşlardır. Bir kısmı da intikam alma hevesine düşmüşlerdir. Bu da parti içi mücadeleleri netice vermiştir. Her iki durum da siyasi partiyi zamanla yıpratarak iktidarlarına son verdirmiştir. » Read more: Ak Partiyi Ak Parti Bitirir

Siyasal İslam Nedir?

Mayıs 2nd, 2010
Mustafa CAN
Siyasal İslam, İslam’ın siyasi bir harekete dönüşmesi anlamına gelmektedir. 1950’lerede Mısırlı, Hasan el-Benaa ve Seyid Kutubun eserlerini Türkçeye tercüme ile  başlayan 1970’li yıllara gelindiği zaman “Siyasal İslam’a dönüşen bir harekettir. Cevat Rifat Atilhan’ın “İslam Demokrat Partisi” ile gün yüzüne çıkmaya çalışmış ise de istediği zemini bulamamıştır. Ancak 1971’den itibaren Milli Nizam ile siyasi bir zemine oturmuş ve “Milli Görüş” ile fikrî temellerini oluşturmaya başlamış ve günümüzde de devam etmekte olan terciüe ve ithal bir harekettir.

Nizamülmülk’ten günümüze Selçuklu ve Osmanlı döneminde din hiçbir zaman devleti yöneten bir sistem olarak algılanmamıştır. Osmanlı döneminde padişah din işlerini yürüten Şeyhulislam’ı atayan kişidir. Böylece Selçuklu ve Osmanlı din işleri ile dünya işlerini birbirinden ayırmıştır. 18. yüzyıldan itibaren batıda yaşanan gelişmeler ve Osmanlı devletinin de zayıflaması ile bir taraftan gerilemenin dinden kaynaklandığı iddiasının ortaya atılmasını netice vermiş, buna karşı da dinden uzaklaşmanın sebep olduğu tezi geliştirilmiştir. Mısır ulemasından Cemaleddi-i Efgânî ve Muhammed Abduh gibi yenilikçiler de toplumda büyük bir etkiye sahip olan ve Tasavvufun temel ilkelerini teşkil eden “Kadercilik” ve “Züht” anlayışını sorgulamaya başlamışlardır. Bu tartışmalar payitaht olan İstanbul’a sıçramıştır. » Read more: Siyasal İslam Nedir?

Kemalizm ve Dindar M. Kemal Siyaseti

Nisan 29th, 2010

Eleştiri-Yorum Araştırma Merkezi

Kemalizm’i savunan pek çok Kemalist grup ve oluşum mevcuttur. Bunlar Darbeci, Halkçı, Milliyetçi, Eyyamcı, Cuntacı, Lâdini ve Dindar Kemalistler gibi gruplara ayırmak mümkündür. 12 Eylül ve ANAP ile başlayan “Dindar Kemalizm” süreci dini grup ve cemaatlerin de desteği, devletin de onlara desteği ile AKP iktidarında başarıya ulaşmış gözükmektedir.

A- Konu ile ilgili haberler:

1) İTO (İstanbul Ticaret Odası) Mustafa Kemal’in 1928 yılında CHF 2. Kurultayında TBMM’de okuduğu ilk basımı eskimez harflerle yapılan NUTUK isimli eserinin tıpkıbasımını ve bu günkü harflerle aktarımını yayınladı. İTO başkanı Murat Yalçıntaş, ‘Atatürk’ü daha iyi anlamak için orijinal kaynaklardan okumak gerektiğini, bu nedenle NUTUK ilk baskısıyla yayınlanmıştır’ demiştir.

Atatürk bu nutkunu Çankaya köşkünde üç ayda hazırlamıştı. Bunun için gece gündüz çalışıyor ve uyku dahi uyumuyordu. 1919-1927 yılları arasındaki olayları Atatürk kendi açısından belgelerle kaleme almış ve Kurultay’da okumuştur.  (www.haberler.com/ito-tipki-basim-nutuk-cikardi-atamizi-iyi-haberi/)

2) Kemalizm’i İktidardaki AKP yaşatmaya devam etmektedir. (23 Nisan 2010) “Kral öldü yaşasın Kemalizm” şeklinde bu habere yer verilmiştir. AKP varlığını Kemalizm’i müdafaa ederek sürdürmektedir. 1997 yılına kadar Militer Kemalizm’i savunan ordu olmuştu. Askeriyenin Kemalist değerlerini “Sivil Kemalizm” olarak savunma görevini İslami bir parti olarak tanınan AKP olmuştur. AKP ayrıca Kemalizmin gereklerini yerine getirmiştir. Bu nedenle Askerî Kemalizm’e göre daha ılımlı olan, İslami değerlerle barışık, demokratik ve müreffeh bir Türkiye batı dünyası için daha iyi bir müttefik konumuna gelmiştir. (Zaman, 24 Nisan 2010 / Dış Haberler Servisi) » Read more: Kemalizm ve Dindar M. Kemal Siyaseti

AKP Başarılı mı?

Nisan 21st, 2010

Mustafa CAN

AKP 2001 yılında hiçbir partiye alternatif konumunda değilken kapatılan Fazilet Partisinden ayrılan ve parti genel başkanı olan Prof. Necmettin Erbakan’ı partinin kapatılmasından dolayı suçlayarak ayrılanların kurduğu bir partidir. Partinin genel başkanı olan R. Tayyip ERDOĞAN siyasi yasaklı konumunda olduğu ve hakkında davalar bulunduğu için resmi Genel Başkan olamamış anacak manevi liderliğinde 3 Kasım 2002 seçimlerine girmiştir.

AKP’nin siyasi yelpazede yeri Milli Görüş çizgisi olmakla beraber, AKP’nin kurulmasından itibaren “değiştiklerini” ve “Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını” deklare ederek Anavatan Partisi, Adalet – Doğru Yol Partisi ve Halk Partisi tavanından belli isimleri de partilerine katarak Liberal ve Demokrat kimliğe bürünerek halkın karşısına çıkmıştır.

Partinin kurucular listesine bakıldığı zaman büyük çoğunluğun ve beyin takımının Milli Görüş kimliğinin ağır basmadığı söylenemez. Bunun için Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdullatif Şener, İdris Naim Şahin, M. Ali Şahin, Binali Yıldırım gibi isimlerin öne çıktığı görülmektedir.

Taban olarak da ANAP’ın tabanını teşkil eden Nakşibendî, Fetullah Hoca ve Cemaatlerin teşkil ettiği taban ile Milli Görüş tabanından beslendiği, Demokrat Parti ve Doğru Yol Partisi tabanından vitrine koyduğu isimlerle de Milliyetçi ve Muhafazakâr tabandan oy almıştır. » Read more: AKP Başarılı mı?

Anayasa Değişikliği ve Emr-i Vaki

Mart 24th, 2010

Mustafa CAN

Emr-i vaki, sözlükte oldubittiye getirme, bir şey yapılıp bittikten sonra başkalarına kabul ettirmeye çalışma, yapılan işi baştan konuşup danışmadan sonradan çeşitli bahanelerle kabul ettirmeye ve fiilî duruma başkalarını da ortak ettirme çabalarına verilen bir isim olarak ifade edilmektedir. Emr-i vaki bir bakıma dayatma anlamına da gelmektedir. Bir başka ifadeyle “bir işi, bir şeyi zorla kabul ettirme, yapmak ve kabul etmek zorunda bırakmak” anlamına gelmektedir. Buna “sosyal terörizm” diyenler de vardır. Genel olarak “kesin tavır koymayı beceremeyenlere, hayır diyemeyecek tekliflerle gelerek hayırlı gibi gösterilen şerli ve yanlış bir şeyi kabul ettirmek” anlamına da gelmektedir. Emr-i vaki bir bakıma cerbezenin sonucu istenen şeyi karşı tarafın onayıyla hayata geçirmek şeklinde de anlaşılabilir. Cerbeze ise aklın ifrat mertebesinde bir nevi göz boyama, aklı aldatma ve akıl tutulmasını, yanılmasını netice veren öncüllerle yanlış sonuçları doğru olarak kabul ettirme çabasıdır. Bu metot gafilleri çoğu zaman yanıltarak doğru gibi görülen mukaddimelerle istenen yanlış sonuçları doğurmaktadır. Mesela, iyi bir insanı halkın gözünden düşürmek için bir ömür boyu yaptığı yanlışlarını bir ay veya bir sene içinde yapmış gibi göstermek. Bir ömür boyu bir insandan çıkan tükürük ve balgamı biriktirerek bir günde bir adamdan çıktığını iddia etmek ne derece insanları ondan kaçıracağı açıktır. İşte bu cerbezenin sonucudur. Aynı şekilde siyah bir gözlükle dünyaya bakmak ve her şeyi siyah göstermek de bir nevi cerbezedir. » Read more: Anayasa Değişikliği ve Emr-i Vaki

AKP ve Kemalizm

Ocak 23rd, 2010

akp4yi6Kemalizm, Atatürkçülük ve Atatürkçü düşünce ekseninde siyaset yapmak, devrimlerini ve ilkelerini korumaya çalışmak ve kökleşmesini sağlamaktır. Başta akıl ve bilimi esas alması ve çağdaş uygarlığı hedeflemesidir. 1930’larda uygulamaya konan “Kemalizm” CHP’nin 9 Mayıs 1935’te toplanan IV. Kurultayında kabul edilen 1935 Programında “Kamalizm” olarak kabul edilmiştir.

Kemalizm’in ilkeleri “cumhuriyetçilik, devrimcilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik ve Lâiklik” olmak üzere altı tanedir. Ancak bu ilkeler gelişen dünyaya göre yeniden yorumlanarak uygulanmaya ve korunmaya çalışılır. Hükümetlerin görevi de bu ilkeleri “Kemalist” düşünce yapısına göre uygulayarak topluma kabule ettirirler. İç ve dış politikalarını bu ilkelere göre belirlerler.

Ülkede Kemalizm’in koruyucusu “Atatürkçü Cumhuriyeti” koruyup kollamayı kendisine emanet olarak alan kahraman ordumuzdur. Kemalizm ile Demokrasi birbiri ile çelişen iki kelime ve kavramdır. Kemalizm’de tek adam zihniyeti ve ideolojinin korunması ve benimsetilmesi vardır. Demokraside ise çoğulculuk ve her çeşit düşünceye saygı ve tüm fikirlere eşit mesafede yaklaşım söz konusudur. Kemalizm’in başka düşünce ve fikirlere tahammülü yoktur. Bu nedenle daima demokrasiye darbe planları yapar ve zamanı gelince uygulamaya koyar. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat Kemalizm’in ürünüdür.

Her darbe kendi yasalarını ve hükümetlerini çıkarmıştır. 27 Mayıs hem Anayasa’sını hem partisini hem de hükümetini çıkarmıştır. Millet Partisi’ni 12 Mart Milli Selamet Partisi’ni, 12 Eylül hem Anayasasını ve ANAP’ı ve 28 Şubat AKP’yi doğurmuştur. » Read more: AKP ve Kemalizm

AKP Politikaları

Kasım 30th, 2009

 

Dış politikada Ortadoğu ve komşularla olan ilişkilerde bir hareketlilik yakpaşandığı görülmekle beraber AB yönünde bir ilerleme görülmemektedir. Suriye, Irak, Lübnan, Libya ve Arnavutluk ile vizelerin kaldırılması, İran ile sıcak ilişkilerin verilmesi “Türkiye batıya sırtını mı dönüyor” imajını vermektedir.

İngiliz gazeteleri “Türkiye Osmanlı olmaya soyunuyor” yorumları yapıyorlar. Bu durum birilerini fevkalade rahatsız etmesi gerekirdi. “One minute” ile başlayan Arapların Erdoğan’ın sempatisi Türkiye’ye yakınlık duymalarına sebep olmuştur. Arapların İsrail düşmanlığından kaynaklanan hissiyatına Erdoğan’ın tercüman olması bu sempatinin en belirgin sebebidir. Tabii bu da İsrail ve destekçilerini rahatsız ediyor. Bununla beraber Türkiye İsrail’i de dışlamamaya çalışmaktadır. Askerî tatbikatlar ve silah anlaşmaları gibi eylemlerle “söylemden kaynaklanan” krizi yatıştırdığı da gözlerden kaçmamaktadır.

Ama ne ki, bütün bu politikaların ABD başkanı Obama’nın çizdiği politik çizgiler içinde cereyan ettiği yönünde bir kanaatin yokluğuna delil olamıyor. ABD Türkiye’nin bu tavrından rahatsız olmadığı Philip Gordon’un “ABD Türkiye’nin Ortadoğu’da artan etkinliğinden ne şaşkın, ne de rahatsız değildir” ifadeleri göstermektedir. Bu durum Stephen Kinzer’in dediği gibi, “ABD’nin bizzat diyalog kuramadığı ülkelerle Türkiye üzerinden irtibat kurma” siyasetinin de bir gereği olabilir.

ABD çok yönlü bir politika takip etmede ustadır. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in “Türkiye’de demokrasiyi ordu koruyor” demesini de değerlendirmek gerek. AKP’yi ordu üzerinde kontrol ederken İsrail’i de Türkiye üzerinden kontrol etmektedir. ABD Ortadoğu’dan vazgeçmeyeceğine göre “BOB” yerine yeni bir proje mutlaka uygulamaya konulmuştur. » Read more: AKP Politikaları

KİM BU BİRİLERİ

Kasım 16th, 2009

Kim_Possible_Cast

2011 yılında Genel Seçim var, 2012 yılında ise Cumhurbaşkanlığı seçimi…

Bütün senaryolar buna göre yapılıyor Türkiye’de. Derin devlet de, asker de, hükümet kanadı da bütün oyunlarını buna göre oynuyor.

Hükümet kanadından yükselen “Açılım Rüzgârlarının” arkasında bu var. O da biliyor genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimine göre muhalefetin ve hükümet muhalifi bütün kanatların senaryolar yazdıklarını… O kadar çok senaryo ve ayrı hesaplar var ve bunları oynayan o kadar kuklalar var ki, kuklacıyı gören bilen yok… Kuklacı bir tane de olabilir, birkaç tane de… Birinci adam yok… Birinci adamlar var… Bu sebeple hangisi birinci adam kimse bilemiyor…

Siyaset canibine bakıyoruz… DP hareketleniyor… Abdullatif Şener hazırlanıyor… Mustafa Sarıgül bir taraftan meydanlara inmeye çalışıyor… Hükümetin en çok nefret ettiği kelime ise “Erken seçim…”  

turk_telekom50Neden?

Seçim ortamına girilse ülkenin gerçek gündemi konuşulmaya başlayacaktır.

Ne konuşulacak?

“İşsizlik konuşulacak…

Memurun, köylünün, işçinin ve emeklinin sorunları konuşulacak…” O zaman da AKP’nin pili bitecek. Onun için yapay gündemlerle ülke meşgul ederek günü kurtarmaya çalışıyor. » Read more: KİM BU BİRİLERİ

hits counter