Posts Tagged ‘Anayasa’

Sivil Anayasa İhtiyacı ve Gerçekler

Temmuz 22nd, 2011

Mustafa CAN
1870’li yıllardan günümüze devletimiz pek çok Anayasa yapmıştır. Bu konuda epey tecrübe sahibi olduğumuzu söylemek mübalağa olmasa gerek.
Ama ne ki topluma huzur ve güven getiren vesayetten arınmış, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan bir Anayasa’yı yapmayı becerdiğimizi de söyleyemeyiz. Bu sebepledir ki her iktidar Anayasa’dan şikâyet etmiş ve meselelerin yeni yasalarla, yetmezse Anayasa’larla çözülebileceğini söyleyip durmuştur. On yıllarca süren bu şikâyet ve propaganda milletimizi “Anayasanın değişmesi ile her şeyin değişebileceği” beklentisine sokmuştur. Yine bu nedenledir ki iktidar “Anayasayı değiştireceğiz” dedikçe halktan büyük bir destek almıştır.

Her şeyden önce Anayasa’lar toplum tabanı, manevi mirası ve kültür desteğinden mahrum kaldıkça eskimeye, silinmeye ve yeni problemleri beraberinde getirmeye teşnedir. Bu nedenle Anayasaların halkın katlımı ile yapılması ve ihtiyaçlarına cevap vermesi gerekir. Dışlayıcı, dayatmacı ve çatışmacı Anayasa’ların meşruiyeti olmadığı gibi, ömürleri de sınırlı ve çok kısadır.

Anayasa bir toplumun barış içinde birlikte yaşamasını kurallaştıran bir sözleşmedir. Bunun en güzel örneği peygamberimizin (sav) Medine’ye hicretinden hemen sonra içinde Müslüman ve müşrik Arapların, birbirine düşman kabilelerin ve Yahudilerin bulunduğu Medine Toplumu için yaptığı 47 maddelik “Medine Sözleşmesi”dir. Peygamberimiz (sav) daha sonra verdiği siyasi kararlarını ve toplumda yaptığı tüm icraatlarını bu sözleşme maddelerine dayandırmış ve ona göre savaş ve sürgün kararlarını almıştır. » Read more: Sivil Anayasa İhtiyacı ve Gerçekler

2011 Seçimleri ve Sonrası

Nisan 13th, 2011

Mustafa CAN
1923 yılında Mustafa Kemal kurduğu Halk Fırkasının milletvekillerini parti başkanı olarak bizzat kendisi belirlemişti. Devrimleri yapacak bir meclis muhalefeti olmayan ve kendisine muhalif de bulunmayan bir meclis olmalı ve ne diyorsa vekiller onu tasdik etmeliydi. Ancak meclis her kesimden temsilci bulundurmalıydı. Zira meclis halkın temsilcilerinin meclisiydi. Bu nedenle erkekler, kadınlar, sanatçılar ve sporcuların temsilcisi olmalıydı. Cumhuriyet demek halkın temsilcilerinden oluşan bir meclisin halkı yönetmesi demekti. Bu temsili de güzelce sağlamak gerekirdi. Bu nedenle Mustafa Kemal erkeklerden, kadınlardan, işçilerden, köylülerden, aşiret liderlerinden ve dini cemaat temsilcilerinden seçtikleriyle “kız gibi bir meclis” oluşturdu. Bu meclis ise “Anayasa”yı değiştirdi ve “devrim”leri yaptı.

Aradan tam 88 sene geçti. Dünya demokrasiye geçti. “Adalet, seçim, siyasi partiler, kanun hâkimiyeti, eşitlik, insan hakları ve hürriyetleri” bağlamında gelişmeler yaşandı. İhtisas ve liyakat gibi değerler gelişti. Ama Mustafa Kemal’in uygulamaları ve fikirleri değişmedi. Siyasi parti liderleri örnek aldıkları ve önder gördükleri M. Kemal’in izinden giderek fikirlerini daha da geliştirdiler. TBMM’de kadınların, sporcuların, müzisyenlerin, sanatçıların ve engellilerin mecliste daha çok temsil edilmesi yönünde yarışa girdiler. » Read more: 2011 Seçimleri ve Sonrası

Anayasa Tartışması ve AB Anayasası

Mart 24th, 2011

Mustafa CAN
2011 Seçimleri “Yeni Anayasa Tartışmaları” gölgesinde yapılacağa benziyor. İktidardaki AKP “Bu Anayasa ve Temel Haklar” tartışması iyi oy getiriyor” diye olaya siyasi bakmakta ve tartışmaları alevlendirmektedir.
Yarın seçim meydanlarına çıkarak aynen şöyle diyecektir. “Biz yeni Anayasa yapmak ve size hak ve özgürlükler getirmek istiyoruz. Bizim dışımızdakiler Anayasa’ya karşı çıkıyorlar. Sizin haklarınızı vermek istemiyorlar. Bütün sıkıntıların kaynağı Anayasa’dır. Biz yeni Anayasa ile sizin bütün sıkıntılarınızı çözeceğiz. Görüyorsunuz ki bu muhalefet bizi engellemeye çalışıyor. Bunlar Ergenekoncudurlar. Bunun 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan 26 maddelik Anayasa değişikliği için % 58 destek verdiniz. Anayasa’nın tümünü değiştirmek için sizden % 92’lik (12 Eylül Anayasa’sına verilen oy kadar) destek istiyorum. Silin bu partilerin hepsini. Sadece bizi TBMM’ye sokun. Bütün oyları AKP’ye verin. Bakın o zaman her şey düzelecektir” diyecektir.

AKP’nin başka diyeceği bir şeyi var mı? Hayır! Bütün propagandası Anayasa’yı değiştirmek üzerinedir. AKP’ye göre kendisinden başka herkes “Vatan Haini” ve milletin kötülüğünden başka bir şey düşünmeyen din ve halk düşmanlarıdır.
**

Gerçekte ise Anayasa falan yapmaya gerek yoktur. AB Süreci iyi işletilir ve yönetilirse bu tartışmalara hiç de gerek yoktur. Çünkü Avrupa Birliği kendi Anayasasını yapmaktadır. Bu Anayasayı da 29 Ekim 2004 tarihinde İtalya’nın Başkenti olan Roma’da içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu 28 ülke tarafından imzalamışlardır. Türkiye 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı törenlerle kutlarken, Başbakan Erdoğan Roma’da Avrupa Birliği Anayasa’sına imza atıyordu. Avrupa Anayasası 25 üye ülke ile Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’dan oluşan 3 aday ülke tarafından da imzalanmış oldu. Hırvatistan ise imza töreninde gözlemci sıfatı ile hazır bulundu. Bu Anayasa üye ülkelerde parlamentolarda görüşülecek ve halkoyu ile onaylandıktan sonra yürürlüğe girecektir.”  (http://www.denizhaber.com/HABER/202/5)

Yani anlayacağınız Türkiye yeni Anayasa yapsa bile daha ileriki tarihlerde AB Anayasası için yeniden Anayasa müzakereleri yapacak ve yeni bir Anayasa tartışmasına girecektir. Böylece Anayasa tartışması hiç bitmeyecektir. » Read more: Anayasa Tartışması ve AB Anayasası

Referandumun Değerlendirmesi

Eylül 19th, 2010

Mustafa CAN

“İnsanı ayakta tutan iskeleti ve kas sistemi değil,
inançları ve prensipleridir.”  (A. Einstein)
12 Eylül 1980’in 30 yıldönümü olan 12 Eylül 2010’da yapılan ve 12 Eylül İhtilalinin rövanşı olarak değerlendirilen bir referandum süreci yaşandı. İktidar partisi olan AKP bu Referandumu “İhtilale Hayır!” “Demokrasiye Evet!” “12 Eylül Anayasasına Hayır!” sloganları ile, devletin bütün imkanlarını kullanarak yoğun bir kampanya yürüttü. “İhtilalde işkence görenler dava açacak ve ihtilal liderlerinden hesap soracak” “Askerden atılanlar tazminat davası açacak” diyerek kendi mağduriyeti yanında mağdur olanların intikam duygularını çok iyi kullandı.

Ayrıca kampanyada milyarlar harcanarak çok büyük mitingler yapıldı. Posterler, şapkalar, evet bilbordları, bayraklar, platformlar yapıldı. Gazetelere milyarlar liralık reklamlar verildi. Milyonlarca el ilanı, broşür ve dergiler basıldı ve dağıtıldı. Özellikle yazarlar, karşı partinin önemli isimlerini para ile kiraladığı TV kanallarında herhalde bedava konuşturmadı. Peki, bu paralar nereden geldi? İki kaynaktan… Birincisi, İddiaya göre “İran’dan yardım aldı.” (Bu durum partinin kapatılması için tartışmasız bir gerekçedir.) Bu yardıma İnsanı Yardım Vakfı (İHH) aracılık etti. (1)  İkincisi, AKP’nin “Devlet İhaleleri” ile zengin ettiği iş adamlarının yaptığı bağışlar ile “Vergi borcunu devlete ödemek yerine “Deniz Feneri” ve “Kimse Yok mu Derneği” gibi derneklere yardım ederek vergiden düştüğü paraların bir kısmını “Seçim Kampanyasında” kullanmak üzere verdiği vergi kaçaklarından kaynaklanabilir. Tabi bütün bunlar parti yetkilileri ve İHH tarafından inkâr edilmektedir. (2) Bu arada PKK ile ve lideri Abdullah ÖCALAN ile Referandum süresince “Ateşkes” anlaşması yaptığı konuşuldu. (3) İnkar edildi. Ama Öcalan AKP bize verdiği sözde durmazsa Ateşkes’ten vazgeçeceklerini deklare etti. Ve hemen arkasından anlaşam süresi olan 20 Eylül tarihi gelmeden terör azmaya başladı.

Başka bir husus da “Okyanus Ötesinden” yani ABD’den Fetullah Gülen’in ölüleri de mezardan çıkararak sandığa götürme” ve “yurtdışında bulunan tüm çalışan cemaat mensuplarına biner lira harcayarak oy kullanmak üzere sandık başlarına göndermeleri ve her birine de en az on kişiyi ikna ederek “Evet” dedirtmeleri direktifini vermesiydi. STV ve Zaman Gazetesi yayınlarının da etkisi inkar edilemez. Dini bir cemaat olduğunu ve siyasetle ilgilenmediklerini söylemelerine rağmen referandumdaki bu gayretini anlamak da mümkün olmamıştır. (4)
» Read more: Referandumun Değerlendirmesi

Referandum ve İntikam Duygusu

Eylül 5th, 2010
M. Ali KAYA
Dünyada ve ülkemizde eksen kaymaları yaşanmaktadır. Eksen kaymasının en tehlikelisi, fikirde ve inançta yaşanan eksen kaymalarıdır. Buna mümasil olarak Risale-i Nur Talebelerinin de sinsi bir şekilde fikirlerine teşettüt verilerek eksenlerinin değiştirilmek ve kaydırılmak istendiği bariz bir şekilde görülmektedir. Bunlardan biri 12 Eylül 1982 Anayasa Referandumunda yaşandığı gibi, ikinci bir kırılma da 12 Eylül 2010 Referandumunda yaşatılmak istenmektedir. 1983’de soldan bir darbe yiyen Nur Talebelerinde 27 sene sonra bu defa da “Sağdan” bir darbe vurulmak istenmektedir.

Yapılan yorumlar ve açıklamalar Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman’ın istikametli hayatına göre değil, başka şahıs ve ölçüler esas alınarak Nur Talebeleri ve Risale-i Nur’un yüksek hakikatleri buna alet edilmek istenmektedir. Bunun için Reklam ve Propaganda ağırlıklı bir “Anayasa Değişikliği” kampanyası yürütülmektedir.
 

En tehlikelisi de Risale-i Nur Camiası “Siyasal İslam’ın” ve bu da bazı şahısların ve grupların siyasetlerine alet edilerek “Vatan Kur’an ve İslamiyet” aleyhine olacak bir şekilde ayrışmaya, menfaat gruplarının ve yabancıların içimize parmak karıştırarak şahsi, hissi, siyasi ve dünyevi emellerine alet ve tabi edilmeye çalışılmaktadır. Siyaset topuzu ile hareket edenlere destek olmak vacipmiş gibi bir hava estirilerek önce siyasilere, arkasından da zındıkanın elini güçlendirmeye vesile yapılmak istenmektedir.

Propagandacılar o derece muhakemesiz ve akıldan uzak bir surette fikirleri bulandırmaktadırlar ki şahs-ı manevilerin zayıflamasına, belli şahısların ise haklı ve güçlü, başarılı ve isabetli gösterilerek tam bir kafa karışıklığına sebep olunmak istenmekte ve kısmen de başarılı olunmaktadır. » Read more: Referandum ve İntikam Duygusu

“Hayır!” ne anlama geliyormuş!..

Ağustos 19th, 2010

Mustafa CAN

Referandum süreci başladı. Referandum “Doğrudan Demokrasi”nin bir göstergesidir. Bazı meseleler ve kanunlar halka sorular ve “bakın halk istiyor” diye kabul edilir ve kanunlaşır. Avrupa’da çok defa uygulanagelen bir sistemdir. Referandumda vicdanlara ve fikirlere baskı yapmadan ve aklı karıştırmadan herkes hür vücdanına göre oy kullanır. “Evet” demek ne kadar demokratik ise “hayır” demek de o kadar demokratiktir. “Evet” veya “Hayır” çıkması hiçbir şeyin sonu değil ve hiçbir şeyi de değiştirmez.  Zira 12 Eylül Anayasası yerinde durmaktadır ve diğer bağlayıcı hükümler yeni yasaların işleyişini frenler. Bilhassa başlangıçtaki “Genel Hükümler” ve 174. madde tüm Anayasayı bağlamaktadır. Ama ne var ki burası Türkiye… Demokrsi kültürü yok ve iktidar dahil pek çokları “Demokrasi bir araçtır” diye üzerine basıp bir başka amacı takip ettikleri için ülkeyi “Evetçiler” ve “Hayırcılar” diye ötekileştirip ayrıştırmaktadırlar.

Bu durum 12 Eylül Anayasasının oylaması sırasında da yaşanmıştı. O zaman biz “Hayır” dediğimiz ve bunu anlatmak için Anayasa ne getirip ne götürüyor?” diye “KÖPRÜ” dergisinin eki olan bir broşürü dağıtıyorduk. Referanduma gidilecekti ve İhtilal Lideri Kenan EVREN “Hayır diyenler vatan hainidir. Koministlerle beraber vatana ihanet etmektedirler” diye mitingler düzenliyor ve yanına aldığı konsey üyeleri ile Anayasa üzerinden değil, “Vatan hainliği” üzerinden siyaset yapıyordu. Bizi de “Kministlerle beraber olmakla” suçluyorlardı. » Read more: “Hayır!” ne anlama geliyormuş!..

Başbakan Açıkoturuma Çıkar mı?

Ağustos 18th, 2010

“Sayın Başbakan veya onu temsil eden bir kimse gelsin, televizyonlara çıkalım tartışalım”

“Ben buradan meydan okuyorum. Sayın Tayyip Erdoğan’ın kendisini tanımıyorum. Ama söylediklerini duyduktan sonra Anayasa tekniğini bilmediğini gördüm. Belki de onu yanıltıyorlar. Alsın yanına. Kuzu var bir tane.. Kuzu’yu da getirsin, koyunu da getirsin, kimi getirirse, tartışalım, münazara yapalım”

(DP Basın Merkezi – 15 Ağustos 2010) Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk, 12 Eylül’de yapılacak referandum için başlattığı “Hayır” kampanyasına, Ankara’da düzenlediği basın toplantısıyla devam etti.

Partililerin ve çok sayıda gazetecinin katıldığı basın toplantısında, Anayasa paketi ile ilgili siyasi mücadelenin giderek sertleştiğine ve tartışmaların rayından çıktığına dikkati çeken Cindoruk, şunları söyledi.

“Son günlerde yapılan mitinglerde bir ‘havuz muhabbeti’ yaşanıyor. Anayasa paketi havuza düştü. Biz o paketi o havuzdan çıkarıp, yoğunluğu, gerekliliği ve meselenin önemi ölçüsünde, soğukkanlı olarak irdelemek istiyoruz. Anayasa paketi ile ilgili bu güne kadar yapılan tartışmalar rayından çıkmıştır. Ortada bir seçim yoktur. Ortada iki tarafın da, hayırcıların da, evetçilerin de, içeriğini tam bilmediği bir anayasa değişikliği önerisi var. » Read more: Başbakan Açıkoturuma Çıkar mı?

Anayasa Referandumu Hakkında Düşünceler…

Ağustos 14th, 2010

Umut YAVUZ

1982 Anayasası darbe ürünü bir anayasadır. Bu anayasa insan hak ve özgürlükleri bağlamında yetersiz olup, Türkiye’yi artık daha ileri taşıyamayacak mefluç bir anayasa mahiyetindedir. Bugün objektif bir gözle bakan herkes pek tabii ki mevcut anayasamızın topyekûn bir değişme ve yenilenmeye tabi tutulması gerektiği konusunda hemfikir olacaktır.

Demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapılması herkesin arzusudur. Ancak esas tartışma bunun nasıl ve kimler tarafından yapılacağıdır. Benim kanaatim anayasalar birer toplumsal sözleşme mahiyetinde olduğu ve ayrım gözetilmeksizin vatandaşlık hakkına sahip bütün bireyleri doğrudan ilgilendirdiği için kesin bir mutabakat ve konsensüs ile yapılması gerektiğidir. Bu, yeni bir anayasa yapmak için bir gereklilik olduğu gibi, mevcut anayasada değişiklik yapmak için de gerekli bir şarttır.

12 Eylül 2010 günü önümüze sunulacak anayasa paketinin en başta bu yönüyle sakıncalı ve problemli bir paket olduğunu belirtmek gerekir. Zira nasıl ki 1982 yılında bizlere dayatılan anayasanın “darbe ürünü ve dikta mantalitesiyle hazırlanmış” bir anayasa olduğundan muzdarip isek, bunun yerine ikame edilecek olan anayasa yahut paketlerin de bu mahiyetten uzak olması elzemdir. Yani demek istediğimiz o ki, toplumun bütün katmanlarını ilgilendiren böylesi değişikliklerde muhakkak surette mutabakat ve konsensüs aranması şarttır. Aksi halde yapılan şey anayasa yahut anayasa reformu olmaktan uzak olur. » Read more: Anayasa Referandumu Hakkında Düşünceler…

AKP Anayasasında Ne var Ne Yok?

Ağustos 14th, 2010

1) DEMOKRASİLERDE ANAYASA NEDEN ÖNEMLİDİR?

ÖNEMLİDİR ÇÜNKÜ TOPLUMUN, TOPLUMDAKİ DEĞİŞİK GRUPLARIN,
KATMANLARIN İSTEKLERİNİ YANSITIR. ONLARIN AYRI AYRI HAKLARINI KORUR.

İŞÇİLERİN HAKLARINA YER VERİR.
SENDİKALARIN HAKLARINA YER VERİR.
SENDİKASIZ ÇALIŞTIRILANLARIN,
EMEKLİLERİN,
İŞVERENLERİN,
KADINLARIN
ÇOCUKLARIN,
ENGELLİLERİN,
DEĞİŞİK MEZHEPLERDEKİ YURTTAŞLARIN,
ÖĞRENCİLERİN,
KÜÇÜK ESNAFIN,
YARGININ,
BASIN EMEKÇİLERİNİN,
GAZİLERİN VE BU ÜLKE İÇİN CANINI VERMİŞ ŞEHİT AİLELERİNİN
TEKEL İŞÇİLERİNİN,
ÇİFTÇİLERİN,
TARIM KESİMİNDE ÇALIŞANLARIN HAKLARINI KORUR.
» Read more: AKP Anayasasında Ne var Ne Yok?

Referandum ve Anayasa Değişikliği

Ağustos 11th, 2010

Fatih ALTAYLI

MADEM İZ SİLİNECEK YÖK NİYE DURUYOR!
Rerefanduma giden Anayasa değişikliğinin çok önemli olduğu kanaatinde olmadığımı hep söylüyorum.
2001′de yapılan değişikliklerin KDV’si bile olmayacak derinlikte bir değişiklik.
Keşke baştan bir “Yeni Anayasa” yazılsaydı da onu oylasaydık.
Ama yazılmadı. Yamalı bohçaya birkaç yama daha yapılmakla yetinildi.
Yamaların HSYK ve Anayasa Mahkemesi ile ilgili bölümleri dışında sorun yok.
Ama ben bu ikisini de çok önemsemiyorum.
Niye mi? » Read more: Referandum ve Anayasa Değişikliği

Evet Fetvacısı İş Başında

Ağustos 1st, 2010

İbrahim Faik BAYAV

http://www.aktifkalem.com/yazidetay.php?id=3983&yazar=ibrahim-faik-bayav&yazi=evet-fetvacisi

Meclis’ten 27 maddelik Anayasa Değişiklik Paketi çıkmıştı. Referanduma götürülmesi kararı alındığı için, siyasi partiler referandum kampanyasına başlamışlardı.

İktidarda olan parti ile muhalefette bulunan partilerin, kampanyaya başlar başlamaz ağır ithamlarla birbirine saldırması, Meclis’ten çıkmış Anayasa Değişiklik Paketi’ni önemsiz etti.

Basında köşe tutmuş iktidar partisine yandaş yazarlar, anayasa değişiklik paketini hayati önemde görüyor, 12 Eylül 2010 günü yapılacak referandumda EVET oylarının baskın gelmesi için akla gelebilecek her türlü hileyi uyguluyordu.

Uygulamaya konan ilk hile, referandumda HAYIR demenin teröre-teröristlere destek olunurluk ithamı idi. Bu hile öyle etkili oluyordu ki, vatandaşların içine düşürülen korku, HAYIR diyebilme inisiyatifini bastırıyordu. » Read more: Evet Fetvacısı İş Başında

Anayasada Değişen Birşey Yok!

Temmuz 20th, 2010

Mustafa CAN
“Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değil ki hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete ve hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemet insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler. Hatta kuvvetli bir hakikati zayıf bir adamın elinde zayıf görür ve kıymetsiz bir meseleyi kıymettar bir adamın elinde görse, kıymettar telakki eder.” (Barla, 2006, s. 36)

Adamın biri müthiş mide sancısından duramayarak doktora gider. Doktor muayene ettikten sonra “Sabah ve öğlen ne yedin?” diye sorar. Adam “Bakmadım ki doktor bey önüme ne koydularsa yedim” der. Doktor bunun üzerine “Al bu merhemi gözüne sür ve bir daha ne yediğine bak ona göre ye!” diye hastayı gönderir.
Fıkra bu ya gerçekle hiç alakası yoktur. (!) Sadece insanları güldürmek için anlatılır o kadar…

» Read more: Anayasada Değişen Birşey Yok!

Anayasa Değişikliği Demokratik mi?

Temmuz 19th, 2010

Mustafa CAN

Hayır diyebilmek bir şahsiyet ve karakter ifadesidir. Kendisini geliştirememiş ve şahsiyetini bulmamış kişilerin en belirgin karakteri kimseyi kırmamak ve herkesin sevgi ve sempatisini kazanmak için her söylenene “Evet” demektir. Prensip sahibi şahsiyetli birisi ise prensiplerine uygun bulmadığı bir teklife “Hayır!” şeklinde cevap verir.

İçerisinde doğrunun da yanlışın da bulunduğu ve tek bir seçenekten başka çıkışı olmayan birisi ne yapmalıdır? “Evet!” diyerek yanlışa ortak olmaktan ise “Hayır!” diyerek fedakârlık göstermesini bilmeli ve yanlışa müsaade etmemelidir. İşte o zaman kişi şahsiyetini bulmuş demektir.

Gerektiği zaman “Hayır!” diyebilmek kararlılığın göstergesidir. İnsan hissiyatına, kendisini tahrik eden ve zorla bir şeyler yaptırmak isteyenlere, nefsanî arzularına ve öfkelerine “hayır!” dedikçe olgun bir insan olmaya ve hayatta başarı merdivenlerini tırmanmaya başlamış demektir.

Eskiden dindarlar oldukça duyarlıydılar. Ama son yıllarda parayla ve makamla tanışarak sistemle barıştılar. Dindarların görevi yanlışa, haksızlığa, zulme ve her nevi baskıya “hayır!” demek olmalıdır. Batı toplumu “Demokrasi” ile “hayır!” demeyi öğrendi ve gelişmeye başladı. Daha önce gerek kilisenin, gerekse kralların her isteklerine “evet!” diyorlardı; onlar da halkın bu uysallığından faydalanarak keyfi yönetimlerine devam ediyorlardı. Sonra Demokrasi geldi ve “Referandum” süreci başladı, insanlara bir güven geldi. Çünkü “Tercih” yapabiliyorlardı ve “Evet” dediği gibi “Hayır” da diyebiliyorlardı. Şahsiyetlerini buldular ve kendilerine geldiler. » Read more: Anayasa Değişikliği Demokratik mi?

Paketin Tümünün Değerlendirilmesi

Temmuz 19th, 2010

Kâzım GÜLEÇYÜZ /Yeni ASYA

http://www.yeniasya.com.tr/2010/07/18/yazarlar/kgulecyuz.htm 

Önceki dört yazıda, referanduma sunulacak anayasa paketini oluşturan 26 maddeyi tek tek gözden geçirmiştik. Şimdi de toplu bir değerlendirme yapmaya çalışalım. Bir defa, maddelerin sıralanış biçiminde dahi görüldüğü üzere, pakette bir insicam yok. Alâkasız konular birbirinden kopuk maddelerle düzenleniyor. Yekdiğeriyle irtibatlı konular bile, araya başka maddeler konularak, rastgele yerleştirilmiş.

En hafif tabiriyle dikkatsiz, özensiz ve savruk bir yaklaşıma işaret eden bu durum, anayasa değişikliğinin gerektirdiği ciddiyetle bağdaşmıyor.

Keza kadın-erkek eşitliğine dair cümlesi kimilerince “pozitif ayrımcılık” diye övülüp desteklenen, ancak uygulamada müfrit feminist fantezilere prim verebilecek tarzda, son derece tuhaf bir ifadeyle kaleme alınan ilk maddenin üslûbu da aynı özensizliğin içeriğe ilişkin boyutuna bir örnek. » Read more: Paketin Tümünün Değerlendirilmesi

12 Eylülle Hesaplaşma…

Temmuz 19th, 2010

Mustafa CAN

Bu gün 12 Eylül ile hesaplaşmak mümkün müdür? Aradan tam 30 sene geçmiş. 12 Eylül 1980 günü doğanlar şimdi 30 yaşında ve o gün 20 yaşında olanlar da 50 yaşına girmiş bulunmaktadırlar.

12 Eylül ihtilalinin gerekçelerine bakalım. Anarşi, terör, iktidarın CHP ile uzlaşmaması ve Cumhurbaşkanı seçiminin yapılamamış olması… İhtilal, partilerin kapatılması ve 82 Anayasası ile yeni bir dönemin açılması. Referandum ve % 92 “Evet Oyu” ile Anayasa’nın kabulü ve İhtilal lideri Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olması ve dokunulmazlıklar…

12 Eylülden sonra Kemalist ideoloji anlayış değişikliği yaparak gelişen dinci akımların desteğine ihtiyaç duydu ve “Din Derslerini” Anayasal zorunluluk haline getirerek dini cemaatlerle anlaştı. Sonra hedefine “Komünistleri” koyarak “Bu Anayasa’ya karşı çıkanlar komünistlerdir” diye tüm dindarların desteğini aldı. Sonrasında 12 Eylül siyasi iktidarını da ANAP ile kurdu ve devam ettirdi.

Kemalizm Okullara cebren koyduğu “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” ile güçlendikçe güçlendi. Zira “İnkılâp ve Atatürkçülük” dersi yeterli olmadığı için “Din Kültürü” adı altında Lâiklik ve Kemalizm dersleri verildi. Aradan geçen 30 sene sonunda dindar insanların geldiği noktada din hayatın daha da gerisine itilmiş oldu. » Read more: 12 Eylülle Hesaplaşma…

Anayasa Değişikliği / Tahlil

Temmuz 17th, 2010

Kazım GÜLEÇYÜZ /Yeni ASYA

Aksi yönde sürpriz bir gelişme olmazsa 12 Eylül’de sandık başına giderek oylayacağımız anayasa paketinde neler var? Bakalım:

* Madde 1: Kadın-erkek eşitliği konusunda alınacak tedbirler, anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacak. Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile mâlûl ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak.

İfadedeki tuhaflığa bakar mısınız? Kadın-erkek eşitliği konusunda birtakım tedbirler alınacak ve bunlar—her ne ise—anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacakmış.

Bir defa Türkiye’de kadın-erkek eşitliği zaten yok muydu? Ve bu eşitlik için alınacağı söylenen tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olma ihtimali mi var ki, böyle bir kayıt konuluyor?

Peki, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile mâlûl ve gaziler için alınacak tedbirlerin de eşitlik ilkesine aykırı olmaması ne demek? Şimdiye kadar bunlara yardım ve destek için tedbir alınmak istendi de “Eşitliğe aykırı” diye karşı çıkan mı oldu ve bu muhalefet, o tedbirlerin alınmasını mı engelledi?

Amaç ve mantığı anlaşılamayan bir madde. » Read more: Anayasa Değişikliği / Tahlil

Anayasa Görevi Henüz Bitmedi

Mayıs 9th, 2010

Mustafa ERDOĞAN

Bir süredir kısmi anayasa değişikliğine öylesine odaklandık ki, bizi bekleyen asıl büyük görevi neredeyse unutmak üzereyiz: Türkiye’nin halâ baştanbaşa yeni bir anayasa yapmaya ihtiyacı var.

Neden böyle bir ihtiyacımız olduğunu şimdiye kadar muhtelif vesilelerle yazıp anlattım, ama bir kere daha anlatmaya değer. Her şeyden önce, halihazırda yürürlükte bulunan anayasa yapılan bütün değişikliklere rağmen başlangıçtaki çoğulcu-demokratik anlayışla uyuşmayan felsefesini halâ muhafaza ediyor. Doğrusu şu ki, bugüne kadar yapılan değişiklikler 82 Anayasasının felsefesine hemen hemen hiç dokunmadı.

Baştanbaşa 1982 Anayasası’na nüfuz etmiş olan bu felsefenin başlıca dört ayağı var: Devletçilik, milliyetçilik, lâikçilik ve korporatizm. Devlet merkezli ve “hikmet-i hükümet”çi bir siyasi birlik tasavvurunun vesayetçi bir devlet sistemine yol açmış olması hiç şaşırtıcı değil. Halihazırdaki birlik-bütünlükçü ve çağdaşçı devlet pratiğinin arkasında da milliyetçilik ve lâikçiliğin yer aldığı şüphe götürmez. Nihayet, “kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekkülleri”nden tutunuz da siyasi partilere reva görülen sıkı düzene kadar birçok şeyin korporatist siyasi felsefenin bir yansıması olduğu da açık.

Ne var ki, bunların hiçbiri özgürlükçü ve çoğulcu bir siyasi birlik tasavvuruyla bağdaşmıyor. Öyleyse, bizim, böyle bir siyasi felsefeye hukuki-resmi bağlayıcılık kazandırmak şöyle dursun, bunu uzaktan-yakından çağrıştırmayacak bir anayasaya ihtiyacımız var. » Read more: Anayasa Görevi Henüz Bitmedi

Anayasa, Seçim ve Başkanlık Sistemi

Nisan 26th, 2010


Süleyman DEMİREL

Türkiye çok anayasa konuşulan bir ülke. Anayasalar zannedildiği kadar bir şeylere mani oluyor diye bir şey yok. Türkiye’nin en önemli meselesi işsizliktir. Anayasanın hangi maddesi işsizliği ortadan kaldırıyor? Aslında bugün daha öne çıkan şeyler var. O da yargının işleyişi. Anayasa’ya veya başka şeye gerek yok. 20 bin hâkim ve savcıyla yapacağınız işi 9 bin hâkim ve savcıyla yapıyorsunuz. Vatandaş acaba mahkemeye müracaat ettiğinde makul bir süre içinde doğru karar alacağını kani mi değil mi? Anayasayı değiştirdiğiniz de vatandaş buna kani mi olacak?  Evet, yapılacak bazı şeyler var. Onlar bugün yapılsın, yarın yapılsın. Anayasayı gidin halka anlatın. Anayasanın nesini değiştireceksiniz anlatın? Bu halk size soracaktır. Bu anayasayı düzelteceksiniz ama nesini değiştiriyorsunuz? Hangi meseleyi değiştireceksin? Bir şey yapmak istiyorsunuz anayasa mani oluyor diye bir oluşum yok. İktidarlar anayasayı değiştirmek de ister, yeni anayasa da yapmak isterler. Bunda bir şey yoktur. Eğer anayasa gibi bir kanun genel kabul görerek yapılırsa, bir süre şikâyeti ortadan kaldırır. Yok, bir iş yapmıyorsa başkalarına tartışma mekânı bırakıyorsa o tartışmayı sürdürür. Uzlaşarak yapmak lazım bunu. Mithat Paşa 1876′da anayasada sürgün etmekle ilgili bir kural koydurdu. Daha sonra Abdülhamit o kuralı Mithat Paşa’yı sürmek için kullandı. Yapacağınız şeyleri iyi düşünmek lazım. Mahkeme kadıya mülk mü? Bugün varsınız yarın yoksunuz. Senet mi çıkarttınız yani? Onun için ben şu kadar sene kalacağım gibi hesaplar yapmamalı, dünyanın bin hali var. » Read more: Anayasa, Seçim ve Başkanlık Sistemi

Yepyeni Bir Anayasa Yapmalıyız

Nisan 21st, 2010

Sami SELÇUK /21 Nisan 2010 /Star

TBMM’ye indirilen Anayasada değişiklik girişiminin yankıları sürüyor.

Sadece yankılar mı?

Öfkeler de.

En tehlikelisi de, doğru akıl yürütmenin en büyük düşmanı olan ve sürekli önyargı, yanılgı salgılayan bu sonunculardır.

Öfke, öç, kin gibi güdülerle kalkanlar, yarın zararla yerlerine otururlar.

İlkin buna dikkat çekmek istiyorum.

İkinci olarak dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bu girişimlere bir çırpıda karşı çıkmak kadar, yöntemde yanılmak ve ivecenlik de yanlıştır.

Çünkü köklü değişiklikler söz konusu.

Üçüncü olarak da şuna dikkat edilmeli: Değil mi ki değişiklikler, var olan rejimi ve hukuk dizgesini kökten değiştirecek niteliktedir; öyleyse ilkin yöntem üzerinde durmakta yarar vardır. » Read more: Yepyeni Bir Anayasa Yapmalıyız

Anayasa Değişikliği ve Emr-i Vaki

Mart 24th, 2010

Mustafa CAN

Emr-i vaki, sözlükte oldubittiye getirme, bir şey yapılıp bittikten sonra başkalarına kabul ettirmeye çalışma, yapılan işi baştan konuşup danışmadan sonradan çeşitli bahanelerle kabul ettirmeye ve fiilî duruma başkalarını da ortak ettirme çabalarına verilen bir isim olarak ifade edilmektedir. Emr-i vaki bir bakıma dayatma anlamına da gelmektedir. Bir başka ifadeyle “bir işi, bir şeyi zorla kabul ettirme, yapmak ve kabul etmek zorunda bırakmak” anlamına gelmektedir. Buna “sosyal terörizm” diyenler de vardır. Genel olarak “kesin tavır koymayı beceremeyenlere, hayır diyemeyecek tekliflerle gelerek hayırlı gibi gösterilen şerli ve yanlış bir şeyi kabul ettirmek” anlamına da gelmektedir. Emr-i vaki bir bakıma cerbezenin sonucu istenen şeyi karşı tarafın onayıyla hayata geçirmek şeklinde de anlaşılabilir. Cerbeze ise aklın ifrat mertebesinde bir nevi göz boyama, aklı aldatma ve akıl tutulmasını, yanılmasını netice veren öncüllerle yanlış sonuçları doğru olarak kabul ettirme çabasıdır. Bu metot gafilleri çoğu zaman yanıltarak doğru gibi görülen mukaddimelerle istenen yanlış sonuçları doğurmaktadır. Mesela, iyi bir insanı halkın gözünden düşürmek için bir ömür boyu yaptığı yanlışlarını bir ay veya bir sene içinde yapmış gibi göstermek. Bir ömür boyu bir insandan çıkan tükürük ve balgamı biriktirerek bir günde bir adamdan çıktığını iddia etmek ne derece insanları ondan kaçıracağı açıktır. İşte bu cerbezenin sonucudur. Aynı şekilde siyah bir gözlükle dünyaya bakmak ve her şeyi siyah göstermek de bir nevi cerbezedir. » Read more: Anayasa Değişikliği ve Emr-i Vaki

hits counter