Posts Tagged ‘Cumhuriyet’

Halk Partisi Felsefesi

Mart 8th, 2011

Mustafa CAN
Halk Partisi (CHP) Cumhuriyeti kuran ve devrimleri yapan Atatürk’ün kurduğu partidir. 1023-1950 yılları arasında tek parti olarak ülkeyi yönettiği için “devlet partisi” olarak faaliyet göstermiş ve icraat yapmıştır.
Devrimleri ve Anayasa’yı yapan ve kendi felsefesini devletin “resmî ideolojisi” haline getiren ve “CHP İlkelerini” 1937’de “Atatürk İlkeleri” adı altında Anayasa’ya koyduğu için devlet partisi konumunu daha da güçlendirmiştir.

1923’den 1950 yılına kadar CHP demek devlet demekti. Bu nedenle CHP bürokrasiye, askere ve yargıya hakimdi. Günümüzde de bu hakimiyetinin zayıfladığı söylenemez. Zira CHP iktidarda olmasa da “İlkelerinin Anayasaya hakim olmasından dolayı” yine ülkeye ve diğer siyasi partilere de hakimiyetini ilke ve ülkü bazında devam ettirmektedir. 1980 sonrası ise isimleri farklı da olsa, farklı felsefeleri de savunuyor gözükse de ülkeyi tek bir parti yönetmektedir, o da “devlet partisidir” demek yanlış olmayacaktır. Zira bütün partiler kendilerini “Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun davranmak, korumak, yaşatmak ve hakim kılmakla yükümlüdürler. Bu nedenle “Atatürk’ün Partisi” olan CHP’nin iktidarda olmasına gerek yoktur. Bütün partiler Atatürk’ün partisi konumundadır.

Halk Partisi olarak kurulduktan ve Cumhuriyeti ilan ettikten sonra ismini Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirerek devlet partisi olduğunu ilan etmiş, sonrasında ise CHP’ye karşı yapılan muhalefeti “Cumhuriyete karşı muhalefet olarak” görmüş ve bu sebeple muhalefet yapmak isteyen partileri kapatmıştır. İlk kapatılan parti Kâzım Karabekir’in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’dır. » Read more: Halk Partisi Felsefesi

Demokrasinin Gelişim Süreci

Mart 4th, 2011

M. Ali KAYA
Türkiye’de pratik siyaset çok konuşulmakta ve tartışılmaktadır. Siyasette yapılan şey siyasetçilerin konuşmaları ve siyasi olaylardır. Ama ne ki siyaset bilimciler ve uzmanlar tarafından siyasetin sorunları ve çözüm önerileri dile getirilmemektedir. Ülkenin en büyük problemi düşünen ve fikir üreten beyinlerin az olmasıdır. Gerek ilim adalarımız gerekse gazetecilerimiz olayları kendi düşünceleri ile yorumlamakta gerçekten maharet sahibidirler; ama ne ki siyasetin felsefesi ve günlük sorunların çözüm yollarını göstermekte aynı mahareti gösterememektedirler.

Siyaset kurumunun halka hizmet edebilmesi için her şeyden önce demokratik bir ortamın bulunması şarttır. Demokrasinin sağlıklı işlemesi için de halkın eğitimli ve demokrasi bilincinde olması, hak ve hürriyetlerini araması ve bunun yollarını öğrenmiş olması da gereklidir. Demokrasi uygar bir milletin ve toplum tarafından benimsenir ve uygulanabilir. Bu nedenle demokrasinin sağlıklı uygulanması o ülkenin gelişmişlik ve ilerlemişlik düzeyinin de bir göstergesidir.

Demokratik bir ülkede her şeyden önce egemenliğin halka ait olması gerekir. Halkın temsilcilerine verilen haklar sınırlı olmalı ve her an geri alınabilmelidir. Bu nedenle dokunulmazlık zırhı olmamalıdır. Demokraside dokunulmazlık ancak “kürsü dokunulmazlığı” şeklinde olabilir. Yani milletin vekili kürsüde konuşurken kimse ona müdahale etmemelidir. Buna “kelama serbestlik vermek” denir. Dokunulmalık istediğini yapmak için değil, istediğini konuşmak içindir.

Demokrasi insan iradesinin, yani seçim hürriyetinin olmasıdır. Seçim için de farklı alternatiflerin olması gerekir. Zira alternatif olmayınca seçim hürriyetinden de bahsetmek doğru olmaz. Demokrasi vatandaşlık bilincinin gelişmesi, idarede fikir ve söz sahibi olması ve çözüm üretmede herkesin katılımının sağlanması demektir. Kanunlar adil olmalı ve hukukun, yani yasaların hâkimiyeti sağlanmalıdır. Toplumun güvenliği baskı ile değil, hukukun üstünlüğü korunarak kişisel özgürlükler zedelenmeden sağlanması gerekir. Demokrasi bunu sağlayan bir sistem ve rejimdir. » Read more: Demokrasinin Gelişim Süreci

Monarşiden Hürriyetçi Demokrasiye

Nisan 24th, 2010
Mustafa CAN
İktidarı bir kişinin temsil ettiği ve siyasi kararları bir kişinin aldığı yönetim şekline monarşi adı verilmektedir. İktidarı kimse ile paylaşmayan şah, padişah, hükümdar, hakan, emir ve bey kişisel kararlarla maiyetindekileri yönetir. Buna adil olursa “saltanat” zalim olursa “ceberut yönetimi” adı verilir. Siyasal bilimciler yasaları uygulayan bir krallık yönetiminin “monarşi” olduğunu ifade ederler. Şayet ortada halkı idare eden bir yasa yoksa ve halk kralın ağzından çıkan kararlarla yönetiliyorsa buna “despotizm” adını vermişlerdir. Despotizmde iktidarın kaynağı monarkın kendisidir. Aristo ve Montesquieu adil yasaları uygulayan monarşik idarelerin en iyi yönetim şekli olduğunu da söylemişlerdir. Bu durumda monark ülkenin tek hâkimi değildir. Yasaların yetki verdiği pek çok güçler de vardır. Yine yasalar kralın yetkilerini büyük ölçüde sınırlamıştır. Yönetimi keyfî değil, yasal çerçevededir. 

Zamanla monarşik idareler yerlerini Cumhuriyet idarelerine terk etmişlerdir. Ancak halk ile devlet, yani idareciler arasında bir “asiller” ve “zenginler” sınıfı vardır. Asiller yönetimde idarecilere yardımcı olurlar. Bu yardımın karşılığı olarak da imtiyaz elde ederler. Bu imtiyaz onlara normal halktan daha üstün ve farklı yaratılışta oldukları inancını doğurmuştur. Devletin makamları bu asiller arasında bölünmüştür. Dolayısıyla “bürokrasi” adı verilen bu imtiyazlı sınıf devleti yönetme yetkisini de tekellerine almıştırlar. Bu nedenle devletin en önemli görevlerinden birisi de asilleri ve zenginleri korumak olmuştur. Bu konuda pek çok da yasal haklar kazanmışlardır. » Read more: Monarşiden Hürriyetçi Demokrasiye

İkinci Cumhuriyet mi, Demokratik Cumhuriyet mi?

Nisan 23rd, 2010
Mustafa CAN
Cumhuriyet halkın doğrudan veya temsilciler aracılığı ile egemenliği elinde tuttuğu yönetim biçimidir. Ancak “halkın egemenliği” demokrasi olmadan sağlanmaz ve geliştirilemez. 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet gerçek halk egemenliğinin oluşmasını sağlayacak “demokrasiden” yoksun olarak ilan edilmiştir. Cumhuriyeti kuranlar Osmanlı Hanedanının elinden iktidarı almayı amaçlamıştı. Cumhuriyet “tek adam” ve “tek parti” yönetimine dayanan bir diktatoryaya dönüştürülüyor. Bunun mantığını da “devrimler” oluşturuyordu. Tek parti dışında partilere müsaade edilmiyor. Çoğulcu bir seçim hakkından yoksun bırakılıyordu. “Cumhuriyeti kuran parti” “Vatanı kurtaran liderle” özdeşleşince ortaya kutsallık çıkıyor ve partiye ve lidere karşı çıkmak devlete ve cumhuriyete karşı çıkmakla özdeş görülüyor. Cumhuriyet Halk Partisinin ilkeleri “Anayasanın temel ilkeleri” ve “Cumhuriyetin kurucusu ölümsüz Atatürk’ün İlkeleri” olarak kabul ediliyor. Bu ilkelere baktığımız zaman “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, devrimcilik ve lâiklik” var; ama “demokrasi” ve “insan hakları” yok. Devleti kuran ve kurtaran askerler olarak kabul ediliyor, mülki ve dini liderlerin gayretleri ve mücadeleleri yok sayılıyor. Bu nedenle Cumhuriyet “Askerî Cumhuriyet” olarak kabul görüyor. » Read more: İkinci Cumhuriyet mi, Demokratik Cumhuriyet mi?
hits counter