Yazı etiketlendi ‘Demokrasi’

Niçin “Evet!” Diyecekler?

2 Ağustos, 2010

Mustafa CAN

1. AKP Demokrat olduğu için…

Gerekçeye bak: “Bir masumun hakkı, yüz câniye feda edilmez” diye İslâmiyet’in bir kanun-u esasîsidir. Bu ise çok ehemmiyetli bir mes’ele-i vataniyedir ve hâkimiyet-i İslâmiyeye büyük bir tehlikedir. Madem hakikat budur, ey dindar ve dine hürmetkâr Demokratlar! Siz bu iki partinin gayet kuvvetli ve zevkli ve cazibedar nokta-i istinadlarına mukabil, daha ziyade maddî ve manevî cazibedar nokta-i istinad olan hakaik-i İslâmiyeyi nokta-i istinad yapmaya mecbursunuz. Yoksa sizin yapmadığınız eskiden beri cinayetleri, nasıl eski partiye yüklüyorlarsa, size de yükleyip; Halkçılar ırkçılığı elde edip, tam sizi mağlub etmeye bir ihtimal-i kavî ile hissettim ve İslâmiyet namına telaş ediyorum.” (Emirdağ Lahikası, 2:164)

Ne alakası varsa! Üstaddan güya delil getiriyorlar…

2. Bu bir demokratik hakları savunmadır. Temel Hak ve Hürriyetlerin kazanımıdır…1987 Referandumu ise bir fitne hareketidir. Çünkü o referandum ile Türkiye’ye yıllar kaybettiren Demirel, Türkeş, Erbakan ve Ecevit’in Siyaset yasağı kaldırıldı. Özal öldürüldü ve bu yasaktan kurtulan Demirel’i derin devlet kendi hâkimiyetini kurmak için Cumhurbaşkanı seçti…

Gerekçeye bak: Bu Referandum ve Anayasa değişikliği ile alakası yoktur. Bu referandum hakların koruması içindir. O günkü ise hak değil, zira onlar adam değil ki hak olsun değil mi yani onarlın canı yoktu çünkü patlıcandılar… Hem akılsızlığından o gün aldanan bu gün de aldanabilir…

3. 82 İhtilalini ve Darbeleri ortadan kaldırdığı için…

Gerekçeye bak: Hiçbir alakası yok. İhtilalleri ortadan kaldıracak olan madde 35. Madde. O ise AKP oyları ile teklifi dahi reddedilmiştir. » Devamını Oku: Niçin “Evet!” Diyecekler?

DP’den AKP Anayasasına Hayır!

18 Temmuz, 2010

(DP Basın Merkezi – 17 Temmuz 2010) – Demokrat Parti Genel İdare Kurulu, 16 Temmuz 2010 Cuma günü Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk’un başkanlığında gerçekleştirdiği toplantıda, 12 Eylül 2010 Pazar günü yapılacak olan referandumda Anayasa Paketi’ne “Hayır” oyu verilmesini kararlaştırdı.

Genel İdare Kurulu toplantısında, üyeler, sadece AKP’li kadrolar tarafından hazırlanan Anayasa Paketi’nin katılımcı demokrasi kurallarına uymadığını ifade ederek, “Bu Anayasa Paketi, ülkemizdeki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışmalarının bir ürünü değildir. Bu paket, aslında Türk Devleti’nin genetik yapısını ve DNA’sını değiştirmeye yönelik bir çalışmadır.

Yine bu teşebbüs, bugün fiilen yürütülen ‘’baskıcı ve keyfî yönetim’in hukuki kılıfını hazırlama gayretidir. Bu nedenle, Demokrat Parti mensuplarının referandumda Anayasa Paketi’ne ‘Hayır’ oyu vermeleri kaçınılmazdır” görüşünü dile getirdiler.

DP Genel İdare Kurulu toplantısında, “Hayır” kararı çıktıktan sonra, bir bildiri hazırlandı. Bildiri aynen şöyle: » Devamını Oku: DP’den AKP Anayasasına Hayır!

Arılar ve Demokrasimiz

4 Haziran, 2010
Mustafa CAN
Topluluk içinde cumhuriyet kurallarına göre bir arada koloni halinde yaşayan sosyal küçük kuşlara “arı” denir. Bal arısı koloni halinde yaşarlar mükemmel bir iş bölümü ve vazifeşinaslıkları vardır. Bu koloni içinde bir ana kraliçe arı, birkaç yüz erkek arı ve 10-80 bin işçi arıdan meydana gelir. Toplu halde bir kovan içinde yaşarlar.

Arılar hep beraber çalışırlar. Bu kovanı “ana arı” yönetir. İşçi arılar her türlü işi üstlenmişlerdir. Ana arı petek gözlerine her gün en az 2000 adet larva bırakarak arı neslinin devamını da sağlarlar. Kraliçe arı herhangi bir sebeple ölürse bu defa işçi arılar ana arı üretmek ve lider yetiştirmek için bir kısım larvaları arı sütü ile daha çok beslemeye başlarlar. Böylece yalancı ana arılar türer. Bunlar erkek arılarla döllenmeye müsait olmadıkları için petek gözlerine döllenmemiş yumurta bırakırlar. Bu yumurtalardan da işçi arılar türemez, tembel ve bal yemekten başka bir şey yapmayan büyük arılar çıkar. Bu tembel arıları işçi arılar öldürmeye başlarlar. Ancak çok sayıda türedikleri için zamanla hem balı yer bitirirler, hem de kovan bu arılar tarafından istila edilir. Bir müddet sonra kovanda bal kalmadığı için bu arılar da ölür ve kovan söner ve yok olur. Bunun sebebi kraliçe arının olmaması ve onu yerine yalancı kraliçe ve lider arıların türemesidir. » Devamını Oku: Arılar ve Demokrasimiz

Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

21 Mayıs, 2010

Mustafa CAN

Bediüzzaman Meşrutiyet döneminde “Hürriyet ve Meşrutiyeti” şeriat namına müdafaa ederken Şeriat-ı Garra’nın hayat-ı içtimaiyeye / sosyal hayata ve siyasete bakan yönünün Meşrutiyet olduğunu ısrarla savunmuştur. Adalet-i ilahinin tahakkuk ve tecellisinin ancak iman ile tekâmül etmiş olan hürriyet olduğunu izah etmiştir. Akıl ve tedbir-i mücessem dindar “Cemiyet-i Ahrar” dediği hürriyetçi fikirlerin ihtilafları ortadan kaldırarak milli birliği ve muhabbeti sağlayacağını belirtmiştir. (Divan-ı Harb-i Örfî, 89)

Meşrutiyet düşmanları hürriyete din adına karşı çıkarak “hürriyet küfür alametidir ve kâfirlere hastır” şeklinde propaganda yapıyorlardı. Bediüzzaman bunlara karşı “Bunu iddia edenlerin hürriyeti kuralsızlık ve yasakların olmadığı, mal ve namusun olmadığı “Bolşevizm Mesleği” zannettiklerini, bu nedenle karşı çıktıklarını belirtir. Gerçekte ise hürriyetin “İyi ve doğru olanı yapma hürriyeti” olduğunu, kötüyü ve yanlışı yapma hürriyeti olmadığını ifade eder. » Devamını Oku: Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

60. Yılında 14 Mayıs

15 Mayıs, 2010

Türkiye’nin birçok resmi bayramı veya kutlama vesilesi var, ama ne yazık ki “14 Mayıs” bunlar arasında değil. Ben herhangi bir “devlet adamı”nın 14 Mayıs vesilesiyle bir kutlama mesajı yayımladığını hatırlamıyorum. Oysa, başta cumhurbaşkanları olmak üzere devlet erkânımız ne kadar da çok vesileyle anma veya kutlama mesajları yayımlıyorlar!

Gerçekten de 14 Mayıs Türkiye için çok önemli bir tarih, aslında bir “dönüm noktası”. Bundan altmış yıl önceki 14 Mayıs’ta Türkiye’de otoriter bir cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçişin ilk adımı atıldı. Cumhuriyet döneminde ilk defa bu tarihte serbest seçimle iktidar el değiştirdi. Muhalefetteki Demokrat Parti halkın teveccühü sayesinde çeyrek asrı bulan tek-parti iktidarını barışçı yoldan devirmeyi başardı.

Gerçi, 14 Mayıs 1950 bizim ilk demokrasiye geçiş deneyimimiz değildi. Malum, Türkiye daha önce de, 2. Meşrutiyet döneminde, kısa bir süre de olsa çoğulcu-demokratik bir tecrübe yaşamıştı. Ama 1909’da başlayan bu süreci İttihat ve Terakki Partisi 1913’te kesintiye uğratarak otoriter tek-parti yönetimine geçmişti. » Devamını Oku: 60. Yılında 14 Mayıs

Siyaset ve Demokratlık…

30 Nisan, 2010

M. Latif SALİHOĞLU

Yazdıklarımızın ancak onda biri “günlük siyaset”le ilgilidir. “Ankara kulisi” kıvamındaki yazıların oranı ise, yüzde bir bile değildir. Buna rağmen, bizi yine de “siyasetle çok ilgileniyor” diye tenkit eden, serzenişte bulunan kardeşlerimiz var.

Bu meyanda ayrıca kudsî bir ölçüyü hatırlatıyorlar ki, Tarihçe–i Hayat’ta zikredilen bu ölçü şu sözlerle ifade ediliyor: “Şeriat, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir; yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûlemirlerimiz düşünsünler.” (Age, s. 59)

Benim âcizane hayret ettiğim husus, siyasete alabildiğine bulanmış, hatta boğazına kadar girmiş olanların “yeis ânında” tutup bu sözü bize hatırlatmaya, yahut ders vermeye kalkışmasıdır.

Nitekim, aynı siyasî kulvarda at koşturan bazı dostlar da, yine “yeis ânında” tutup Hz. Üstad’ın “Euzubillahimineşşeytâni vessiyaseti” sözünü, adeta—hâşâ—joker gibi kullanarak karşımıza çıkıyorlar.

Yani, gayet eminim ki, eğer siz bu dostların dümen suyuna gitseniz, onların siyasî fikrini kabul etseniz, size bu tür hatırlatmaları kat’iyyen yapmazlar. » Devamını Oku: Siyaset ve Demokratlık…

T.C’de Hakimiyet Kime Aittir?

25 Nisan, 2010

Egemenlik, hâkimiyet ve bağımsızlık demektir. Egemenliğin devlette mi yoksa devleti oluşturan millette mi olduğu hep tartışıla gelmiştir. Devletin egemenliği milletin egemenliği demek olduğu gibi, milletin bağımsızlığı da devletin bağımsızlığından ayrı düşünülemez. Her ikisi de birbirinden bağımsız düşünülemediği gibi biri birisiz olması da düşünülemez.

Egemenlik mutlak ve kalıcı güçtür. Bu güç bölünemez ve devredilemez. Egemenlik halka ait bir hak olup bu hakkı halkı namına ya bir padişah, ya parlamento veya devlet kullanır.

Devlet bir “Toplum Sözleşmesinin” ürünüdür. Egemenliğin nasıl sağlanacağı ve nasıl kullanılacağı sözleşmede belirlenir. Devletin doğasında kuvvetler ayırımı vardır. Bir milletin egemenliğini sağlayacak olan güçler Yasama, Yürütme ve Yargıdır. Bu güçlerin dengeli, uyumlu ve güçlü olması gerekir. Böyle olduğu zaman düzenli bir devlet meydana gelir.

Egemenliğin halka ait olduğu sisteme Demokrasi, şahsa ait olan sisteme ise Monarşi denir. Demokrasilerde “Egemenlik halka aittir.” 20 Ocak 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanununun 1. Maddesi “Hâkimiyet bilâ kayd-ü şart milletindir” ilkesi kabul edilmiş ve “Halkın egemenliğini TBMM millet adına kullanır” denilmiştir. » Devamını Oku: T.C’de Hakimiyet Kime Aittir?

Monarşiden Hürriyetçi Demokrasiye

24 Nisan, 2010
Mustafa CAN
İktidarı bir kişinin temsil ettiği ve siyasi kararları bir kişinin aldığı yönetim şekline monarşi adı verilmektedir. İktidarı kimse ile paylaşmayan şah, padişah, hükümdar, hakan, emir ve bey kişisel kararlarla maiyetindekileri yönetir. Buna adil olursa “saltanat” zalim olursa “ceberut yönetimi” adı verilir. Siyasal bilimciler yasaları uygulayan bir krallık yönetiminin “monarşi” olduğunu ifade ederler. Şayet ortada halkı idare eden bir yasa yoksa ve halk kralın ağzından çıkan kararlarla yönetiliyorsa buna “despotizm” adını vermişlerdir. Despotizmde iktidarın kaynağı monarkın kendisidir. Aristo ve Montesquieu adil yasaları uygulayan monarşik idarelerin en iyi yönetim şekli olduğunu da söylemişlerdir. Bu durumda monark ülkenin tek hâkimi değildir. Yasaların yetki verdiği pek çok güçler de vardır. Yine yasalar kralın yetkilerini büyük ölçüde sınırlamıştır. Yönetimi keyfî değil, yasal çerçevededir. 

Zamanla monarşik idareler yerlerini Cumhuriyet idarelerine terk etmişlerdir. Ancak halk ile devlet, yani idareciler arasında bir “asiller” ve “zenginler” sınıfı vardır. Asiller yönetimde idarecilere yardımcı olurlar. Bu yardımın karşılığı olarak da imtiyaz elde ederler. Bu imtiyaz onlara normal halktan daha üstün ve farklı yaratılışta oldukları inancını doğurmuştur. Devletin makamları bu asiller arasında bölünmüştür. Dolayısıyla “bürokrasi” adı verilen bu imtiyazlı sınıf devleti yönetme yetkisini de tekellerine almıştırlar. Bu nedenle devletin en önemli görevlerinden birisi de asilleri ve zenginleri korumak olmuştur. Bu konuda pek çok da yasal haklar kazanmışlardır. » Devamını Oku: Monarşiden Hürriyetçi Demokrasiye

İkinci Cumhuriyet mi, Demokratik Cumhuriyet mi?

23 Nisan, 2010
Mustafa CAN
Cumhuriyet halkın doğrudan veya temsilciler aracılığı ile egemenliği elinde tuttuğu yönetim biçimidir. Ancak “halkın egemenliği” demokrasi olmadan sağlanmaz ve geliştirilemez. 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet gerçek halk egemenliğinin oluşmasını sağlayacak “demokrasiden” yoksun olarak ilan edilmiştir. Cumhuriyeti kuranlar Osmanlı Hanedanının elinden iktidarı almayı amaçlamıştı. Cumhuriyet “tek adam” ve “tek parti” yönetimine dayanan bir diktatoryaya dönüştürülüyor. Bunun mantığını da “devrimler” oluşturuyordu. Tek parti dışında partilere müsaade edilmiyor. Çoğulcu bir seçim hakkından yoksun bırakılıyordu. “Cumhuriyeti kuran parti” “Vatanı kurtaran liderle” özdeşleşince ortaya kutsallık çıkıyor ve partiye ve lidere karşı çıkmak devlete ve cumhuriyete karşı çıkmakla özdeş görülüyor. Cumhuriyet Halk Partisinin ilkeleri “Anayasanın temel ilkeleri” ve “Cumhuriyetin kurucusu ölümsüz Atatürk’ün İlkeleri” olarak kabul ediliyor. Bu ilkelere baktığımız zaman “Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, devrimcilik ve lâiklik” var; ama “demokrasi” ve “insan hakları” yok. Devleti kuran ve kurtaran askerler olarak kabul ediliyor, mülki ve dini liderlerin gayretleri ve mücadeleleri yok sayılıyor. Bu nedenle Cumhuriyet “Askerî Cumhuriyet” olarak kabul görüyor. » Devamını Oku: İkinci Cumhuriyet mi, Demokratik Cumhuriyet mi?

Yepyeni Bir Anayasa Yapmalıyız

21 Nisan, 2010

Sami SELÇUK /21 Nisan 2010 /Star

TBMM’ye indirilen Anayasada değişiklik girişiminin yankıları sürüyor.

Sadece yankılar mı?

Öfkeler de.

En tehlikelisi de, doğru akıl yürütmenin en büyük düşmanı olan ve sürekli önyargı, yanılgı salgılayan bu sonunculardır.

Öfke, öç, kin gibi güdülerle kalkanlar, yarın zararla yerlerine otururlar.

İlkin buna dikkat çekmek istiyorum.

İkinci olarak dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bu girişimlere bir çırpıda karşı çıkmak kadar, yöntemde yanılmak ve ivecenlik de yanlıştır.

Çünkü köklü değişiklikler söz konusu.

Üçüncü olarak da şuna dikkat edilmeli: Değil mi ki değişiklikler, var olan rejimi ve hukuk dizgesini kökten değiştirecek niteliktedir; öyleyse ilkin yöntem üzerinde durmakta yarar vardır. » Devamını Oku: Yepyeni Bir Anayasa Yapmalıyız

Müjde! Seçim Kanunu Değişti!

7 Nisan, 2010

Seçim kanunlarında değişiklik yapılmasını öngören yasa teklifinin 1-17. Maddelerini kapsayan 1. Bölümü TBMM genel kurulunda kabul edildi. Buna göre:

  1. Siyasi partiler YSK’da bir asil bir yedek üye ile temsil edilebilecekler,
  2. Açık alanlarda propaganda süresi 2 saat daha uzatıldı.
  3. Partiler kamuya ait olmayan yerlerde seçim bürosu açıp saat 23.00’e kadar çalıştırabilecekler.
  4. Oy verme gününden 24 saat öncesine kadar Radyo ve TV’lerde propaganda yapabilecekler.
  5. İnternet sitelerinde de propaganda yapma imkânı verilmiştir.
  6. E-posta ve cep mesajı şeklinde propaganda yapılamayacak,
  7. Son 10 gün anket, tahmin, bilgi gibi vatandaşın oyunu etkileyecek yayın yapılmayacak.
  8. Seçim döneminde broşür, el ilanı, poster, afiş, CD, VCD dışında hediye ve eşantiyon dağıtımı yasak olacak.
  9. Bilbordların süresi 20 günden 30 güne çıkarılacak,
  10. Propaganda malzemelerinde dini simgeler ve Türk bayrağı bulunmayacak.
  11. Tahta sandıklar tarihe karışacak onun yerine sert plastikten şeffaf yeni sandıklar yapılacak.
  12. Sentetik kumaş kaplı plastik katlanabilir, oy verme kabinleri yapılacak.
  13. Her seçim için ayrı renkte 15×21 ebadında yeni zarflar basılacak.
  14. TC kimlik No’su olmayanlar da listede adı varsa oy kullanabilecek
  15. Seçmen pusulaları renklenecek.
  16. Seçmene dağıtılacak hediyelerin değeri 5 TL’yi geçmeyecek, » Devamını Oku: Müjde! Seçim Kanunu Değişti!

Yoksulluğu Yenmek-2

26 Kasım, 2009

 

fabrikaDünya bir ekonomik kriz yaşadığı bir gerçektir. Krizlerin pek çok sebepleri vardır. Ancak en önemli sebepleri arasında kaynakların azlığı değil, kaynak oluşturmama, çalışmama, dürüst olmama, kaynakları dengeli ve verimli kullanmamaktır. Ekonomik ahlak olmayınca serbest piyasa ekonomisi de sağlıklı yürümez. Hürriyet olmayınca da serbest piyasa ekonomisi serbest olamaz. Önce hürriyet, sonra emek ve gayret gelir.

Yoksulluğun bir başka sebebi bencillik ve israftır. Bu nedenle “kanaat bitmez ve tükenmez hazinedir.” İnsanın ihtirasları vardır. Ruhunda doyumsuzluk vardır. Bu nedenle gerek yasalar, gerekse ahlâkî ve dini kurallar insanların ihtiraslarını denetim altına alarak dengelemeyi amaçlamıştır. İhtiras sahibi olan insan ne kadar zengin olursa olsun fakir ve muhtaç sayılır. Çağımızda bir tarafta ihtiraslar öbür tarafta israf, gelir kaynaklarını belli ellerde toplanmasına ve toplumun büyük kesiminin yoksullaşmasına neden olmaktadır. » Devamını Oku: Yoksulluğu Yenmek-2

Siyasetin Kuralları

10 Eylül, 2009

soru_karanlik_adam_kimSiyasetin doğruları ve yanlışları üzerinde bir nebze düşündüğümüz zaman yaşanan tecrübelrei de dikkate alarak bazı çıkarımlarda bulunmak mümkündür. Bunları kısaca sıralayacak olursak:

1.  Taallaüm-ü siyaset siyaset değildir.
2.    Bu zamanda siyaset revaçtadır seçim, yani oy verme görevi gereği herkesi ilgilendirir.
3.    Siyasetin de bir mantığı ve oturduğu fikrî temeli vardır.
4.    Menfaat üstüne dönen siyaset canavardır.
5.    Aç canavara karşı tahabbüb merhametini celbetmez, iştihasını açar.
6.    Siyasetin felsefesini bilmeyen daima yanılır ve yanıltır.
7.    Siyaset fikir odaklı olursa yüksek siyaset olur ve devleti yönlendirir, menfaat odaklı olursa basit siyaset olur ve seçmenleri yönlendirir.
8.   Misyonu olmayan siyasi parti mevsimliktir, kısa zamanda tarih olur.
9.    Gelip geçici rüzgârlara kapılan ve günübirlik siyaset yapanlar siyasetçi değildir. » Devamını Oku: Siyasetin Kuralları