Posts Tagged ‘DP’

Aydın MENDERES

Aralık 27th, 2011

Mustafa CAN

(5 Mayıs 1946 / 23 Aralık 2011)

Demokrasi mücadelesinde idam edilen ve şehit olan Adnan Menderes’in en küçük oğludur. Ankara Kolejinin bitirdikten sonra Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine girdi ve 1968 yılında eğitimini tamamladı. Bir müddet serbest ticaretle uğraştı.

1970 yılında Aydın ili Demokratik Parti (DP) İl başkanı olarak siyasete atıldı. Demokratik Parti (DP) halk tarafından Demokrat Parti’nin devamı olan Adalet Partisi’ni (AP) bölerek CHP’yi iktidara getireceği gerekçesi ile destek görmeyince Aydın Menderes 1977 yılında AP Konya milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1978 yılında AP Genel İdare Kurulu’na girdi.

12 Eylül 1980 Askeri İhtilali sonrası 10 yıl siyasi yasaklılar listesine dâhil edilerek siyasetten uzak tutulmaya çalışıldı. Siyasi yasakların kalkmasından sonra da aktif siyasete girmedi. Ancak 1993 yılında Büyük Değişim Partisi’ni (BDP) kurarak Genel Başkanı oldu. 1994 yılında Büyük Değişim Partisi yeni kurulan Demokrat Parti ile birleşti. DP olarak da siyasi destek bulamadı. Bunun üzerine 1995 yılında Refah Partisi’ne (RP) girerek Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile “Mezara kadar süreceğini söylediği” bir beraberliğe imza attı ve aynı sene Refah Partisi İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1996 yılında Refah Partisi’nin Genel Başkan Yardımcılığına getirildi.

1996 yılında geçirdiği bir trafik kazasında yaralanarak felç oldu ve tekerlekli sandalyeye mahkûm hale geldi. Bununla beraber aktif siyaseti bırakmadı. Büyük abisi Yüksel Menderes 1972 yılında intihar süsü verilerek öldürülmüştü. Abisi Mutlu Menderes de 1978 yılında geçirdiği bir trafik kazasında vefat etmişti. Bu ölümler normal ölüm değildi. Demek birileri Adnan Menderes’in idamını istediği gibi çocuklarının da siyasi hayatına son vermek istiyordu. Ancak bunlar sır olarak kaldı.  » Read more: Aydın MENDERES

Haydar BAŞ Oyunu Kime Verdi?

Haziran 24th, 2011

http://www.vanasyanur.net/haber/Haydar-Bas-Oyunu-Kime-Verdi/13035 

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş son seçimlere, Namık Kemal Zeybek’in Genel Başkanı olduğu Demokrat Parti ile birleşerek, DP çatısı altında girmişti.

Seçimlerde Demokrat Parti (DP) Bursa Milletvekili Adayı olan Haydar Baş, oyunu Bursa’nın Nilüfer İlçesine bağlı Çağrışan Köyü’ndeki 1163 numaralı sandıkta kullandı.

Ancak 268 seçmenin oy kullandığı 1163 numaralı sandıktan Demokrat Partiye (DP) hiç oy çıkmadığı öğrenildi.

Bu durum kafaları hayli karıştırdı.

OYUNU KİME VERDİ?

Siyasi bir partinin genel başkanı olarak oyunu kullanan “Haydar Baş eğer kendi partisine oy vermediyse kime oy verdi” şeklinde akıllarda soru işaretleri bıraktı. » Read more: Haydar BAŞ Oyunu Kime Verdi?

Yeni Asya ve DP

Nisan 20th, 2011

DP’yi Neden Desteklediğini Anlamayanlara

Mustafa CAN

“Duydum ki, Yeni Asya Cemaati Türkiye Şurasında bir karar almış.
Karar: “Daha önceki Umumî Meşveret toplantılarında alınan kararlar çerçevesinde siyasî görüşümüzde bir değişikliğin söz konusu olmayıp, DP’ye verilen desteğin devam etmesi; bu hususla ilgili neşriyat ve çalışmalarımızın, cemaatimizde ve kamuoyunda oluşan hassasiyetleri dikkate alan dengeli ve yapıcı bir üslûp ve dozajla yürütülmesi”
Âcizane düşündüm bu karar bu gün için ne gibi soruları akla getiriyor diye. İlk anda şunlar aklıma geldi” diyen…

Aziz kardeşim bil ki!
Yeni Asya Cemaatinin DP’yi destekleme kararına tepki duymak demokratik düşünmemekten kaynaklanmaktadır. Bir başka cemaat AKP’yi veya SP’yi veya BBP’yi veya MHP’yi destekleme kararı alırsa bu anlaşılabilir; ama Yeni Asya mensupları DP’yi destekleme kararı alırsa bu neden anlaşılamıyor ve sorgulanıyor? Ben de bunu anlamıyorum. Yeni Asya mensuplarının daha önceki çizgisi DP çizgisidir. Zaten DP’yi destekleyenler neden DP’yi desteklemeyecek de bir başka partiyi destekleme kararı alacaklar? Bu ancak bir menfaat paylaşımı söz konusu olursa anlaşılabilir. Yeni Asya mensuplarının bir menfaat beklentisi yok. Bu nedenle başkaları menfaat teklifinde bulunsalar da kabul etmeyerek iktidar olma şansı olmayan DP’yi desteklemeleri ilkeli, fikir odaklı ve vefalı bir siyaset takip ettiklerini göstermektedir. Zaten Yeni Asya gibi ilkeli ve “menfaat üzere dönen siyaseti canavar” kabul eden bir cemaate de bu yakışır. Eski dostunu ve dava arkadaşını en zayıf ve düşkün halinde başkaları gibi terk etmiyor, vefalı davranıyor, onlara moral ve cesaret veriyor ve yardımcı oluyor. Yeni Asya’yı bu sebeple alkışlıyorum… » Read more: Yeni Asya ve DP

DP’nin Demokrasi Anlayışı

Nisan 9th, 2011

Mustafa CAN
“İleri Demokrasi” DP’nin demokrasi hedefidir. İleri Demokrasi nedir? Parti Liderlerinin hâkim olduğu bir yönetim anlayışı değildir. Tamamen seçime dayanan ve seçilmişlerin yönettiği “İstişareye” dayalı bir demokrasi anlayışıdır. Tabandan tavana kadar seçimi esas alır. Yapılanması yukarıdan aşağıya doğru değil, en alt birim olan belde teşkilatından yukarıya doğru seçilmişlerin yönetimine dayanır. Böyle bir yapılanma “İşleyen Demokrasi”yi oluşturur.

Milletvekili adaylarını sıralamaya ve listeye koyacak olan liderler değildir. Milletin vekilini ancak millet sıraya koyarsa buna demokrasi denebilir. Liderlerin sıralamaya koyduğu milletvekili elbette halkın değil liderin vekili olacaktır. Demokrasiyi diktaya çeviren husus budur.

Demokrasi’de milletvekili adayları her ilde kendi teşkilatına müracaatını yapar. Sonra delegeler değil; zira genel merkez ve lider delegelere tesir edebilir. Bu nedenle partinin tüm üyeleri milletvekillerini sıraya koymak için her ilde sıralama seçimini yapar. Böylece milletvekilleri doğrudan halkın seçimi ile belirlenmiş olacaktır. Üyelerin katılımı ve “Önseçimle” milletvekili adayları tespit edilmiş olacaktır. » Read more: DP’nin Demokrasi Anlayışı

Seçim İttifakıymış, Güldürmeyin Adamı

Mart 29th, 2011

Serdar URAL 

Her gelip giden Genel başkanın bir dalını kırdığı, fırtınalara, depremlere, sellere meydan okumuş koca çınar.

DP ittifak yapacak parti arayarak çaldığı kapılardan eli boş dönüyor.

Koskoca çınara kiraz aşısı tutmuyor.

İttifakı, sağda solda aramanın yerine kendi içerisinde aramayı nedense sindiremeyen, küskün, kırgın ve umutsuz dallarına sarılamadan dışarılarda arayan DP, siyasi yaşamının en hüsran dolu günlerini yaşıyor.

Kapılardan kovuluyor.

Saçma sapan teşkilat oluşumları, boşa geçen zaman sanki birilerinin kurgulaması gibi geliyor.

Meydanlarda ve basında gereksiz beyanlar, keskin dönüşler ve sığınacak mecra arayışı DP’ye son tokadı indirecek gibi görünüyor. Genel Başkan’ın sivri ve net çıkışları bir gün sonra çatıyı başka yerde arayabilme tarzına dönüşebiliyorsa, bunun altında mutlaka bir şeyler olmalı. Parti kurmayları hatalara sessiz kalıyorsa mutlaka farklı bir hedef olmalı. » Read more: Seçim İttifakıymış, Güldürmeyin Adamı

Demokrat Parti Felsefesi

Mart 9th, 2011

Mustafa CAN
1946’da “dörtlü Takrir” ile daha fazla demokrasi isteği ile CHP’den ayrılan Celal Bayar, Adnan Menderes ikilisinin başı çektiği demokrat düşünce hareketidir. Kökü Meşrutiyet döneminin “Hürriyet ve İtilaf Fırkası”na yani “Ahrar” olarak bilinen hürriyetçilere dayanır. “Partiler kökenlerine bağlı olduğu” için DP’nin kökeni de “Ahrar Fırkası”dır.

DP 1950 yılında iktidara geldiği zaman “Demokratik değerleri” ve “Din ve Vicdan Hürriyeti” çerçevesinde “Şeâir-i İslam” denilen ve dinin sosyal hayata bakan yönünü ilgilendiren “Ezan-Kur’an ve Din Eğitimi” gibi hususlarda hürriyetçi bir tavır sergileyerek toplumun arzusu istikametinde hayata geçirdi, yani ihya etti. Bu bakımdan halktan büyük bir destek gördü. Okullarda Din Eğitimi yanında “Din Adamı” yetiştirmek ve dini kaynaklarından öğrenmelerini sağlamak amacı ile “İmam-Hatip Okulları” ve “İlahiyat Fakültesi” yanında “Yüksek İslam Enstitülerini” açtı. Böylece kamu kurumlarında da dinin yaşanmasına yönelik bir kapı açmış oldu.

DP hürriyetçi tutumu ile estirdiği “hürriyet” havası tüm insanların ve kurumların önünü açtığı için insanlar büyük bir şevke gelerek çalışmaya başladılar. Böylece ekonomik yönden büyük bir atılım başladı. Makineleşmenin ve fabrikalaşmanın da önünü açan DP bu yönden ekonomik olarak da büyük gelişme sağlamış oldu. Bilhassa halk ve avam tabakasının en alt sınıfı olan köylü ve çiftçiye değer verdi ve halk verdiği oyun bir değer ifade ettiğini, adam yerine konduğunu anladı. Böylece demokrasi ve hürriyetin değerini anlamış oldu. Bu durum günümüzde bir şey ifade etmese de “köylü ve şapkalının Ankara’nın belli cadde ve sokaklarına” giremediği bir dönmede çok büyük önem arz etmekteydi. » Read more: Demokrat Parti Felsefesi

İttihad-ı İslam Partisi

Mart 7th, 2011

Mustafa CAN
Potansiyel olarak her İslam ülkesinde mevcut olan siyasi oluşumdur. İdeal bir siyasi felsefedir.
1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ile siyasi partiler kurulmaya başlayınca dört eğilimi temsil eden “İttihat ve Terakki Cemiyeti” daha sonra 1912 yıllarında “İttihat ve Terakki Fırkası” şeklinde partileşmiştir. Konjoktöre göre liberal ve hürriyetçi olmuş, bazen İslamcı, bazen de Türkçü politikalar uygulamıştır. İttihad-ı İslam Partisi kategorisinde ilk olarak kurulmak istenen parti ise 1909 yılında “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti” adı altında kurulmuştur. Ancak henüz partileşme aşamasına gelmeden “Serbestî” “Volkan” gibi gazetelerdeki yazıları ile dikkatleri çekmiş ve Rumi 31 Mart (13 Nisan 1900) olayı ile henüz partileşmeden kapatılmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Din adına” ve bilhassa “İttihad-ı Muhammedî” gibi mukaddes bir isimle siyasi bir harekete girilmesine şiddetle karşı çıkarak “İttihad-ı Muhammedî”nin bir fırka olarak değil, bütün Müslümanları içine alan “İmana, ahlaka ve ilme hizmet eden bir cemiyet” olarak kalmasını istemiştir.

Bediüzzaman din adına siyaset yapılamayacağını ve bunun şartlarının çok ağır olduğunu söyler. Bu şartlara uygun % 60-70 tam mütedeyyin bir toplumun bulunması halinde din adına ortaya çıkılabileceğini ifade eder. İslam ahlakının bozuk olduğu bir toplumda dini siyasete alet etmeye mecbur olunacağını, bunun da daha çok dine zarar vereceğini belirtir ve bu durumda “böyle bir parti siyaset sahnesine çıkmamalı” hükmünü verir. O günden bu güne kadar din adına herhangi bir parti kurulmamış, buna cesaret edilmemiş ve bundan sonra da kurulması mümkün değildir. Zira İslam ahlakının hayata hâkim olduğu ve % 60-70’inin tam mütedeyyin olduğu bir toplum ancak “Asr-ı Saadette” ve sadece Mekke ve Medine toplumunda görülmüş ve bir daha benzeri görülmemiştir. Bu nedenle “Asr-ı Saadet” insanlık için bir model olmuş ve tüm insanlık “Hürriyet, Adalet ve Hakkaniyet” ölçüsünü ve örneğini bu dönemin seçkin insanlarından almışlardır. » Read more: İttihad-ı İslam Partisi

DYP’den DP’ye Siyaset

Mart 6th, 2011

Mustafa CAN
DP ve AP’nin devamı olup “Demokratik Misyonun” partisidir. Demokrat Parti demokratik taleplere cevap vermek üzere 7 Ocak 1946 tarihinde kurulur.
14 Mayıs 1950’de büyük bir halk desteği ile iktidara gelir. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri bir darbe ile kapatılarak iktidardan uzaklaştırılır. İhtilalciler devrimin yapıldığı 27 Mayıs’ı “Ulusal Egemenlik Bayramı” ilan ederler. Bu kutlamalar 1980’de yapılan ikinci bir darbe ile kaldırılır. Parti yöneticileri 11 Şubat 1961 tarihinde Adalet Partisini (AP) kurarlar. Adalet Partisi de kuvvet komutanlarının önce 12 Mart 1971 muhtırasına, daha sonra 12 Eylül 1980 askerî darbesine maruz kalırlar. Bu darbeler doğrudan Demokratik idarelere yapılmıştır. Demokratik idarenin temsilcileri de DP ve AP olduğu için bittabi onların iktidarı döneminde olup, iktidar gücü Demokrat parti ve Adalet Partisinin elinden alınarak Cumhuriyetin kurucusu ve devrimlerin yapıcısı olan CHP ve bu zihniyetin temsilcilerine verilmiştir. Darbelerin bahanesi kardeş kavgası, irtica ve Atatürk ilkelerinden uzaklaşmadır. Ama ne gariptir ki bu suçlamaların hedefinde hep “Demokratlar” vardır ve iktidar onlardan alınmaktadır. 
» Read more: DYP’den DP’ye Siyaset

İttifaklar ve DP

Şubat 8th, 2011

Mustafa CAN
DP Demokrasiyi ilkeli olarak benimseyen ve bu nedenle siyaset sahnesine çıkan bir partidir. Çıkış amacı ne olursa olsun iktidar olmak değil, ülkeye Demokrasi’yi hâkim kılmaktır. Bu nedenle siyasi oyunlar, menfaat ve iktidar oyunları DP’ye oy kaybettirir. DP’nin iktidarı halkın demokrasi isteği ve ilkeli hizmet anlayışıdır.

DP ve DP geleneğinden gelen AP tek başına iktidar olduğu zaman halka büyük hizmetlerde bulundu. Demokrasiye hizmet ettiği ve ihtilalcilerle mücadele ettiği zaman halk onları iktidara taşımıştır. Ne zaman iktidar kavgasına girmiş ve bunun için koalisyonlara girmiş ise devamlı olarak oy kaybına uğramıştır. AP’yi küçülten ve iktidar kavgası ve menfaat mücadelesi olmuştur. MC hükümetleri döneminde koalisyonun küçük partileri olan MHP ve MNP bütün olumlu icraatları kendilerine, bütün olumsuzlukları ve aksaklıkları AP’ye yükleyerek AP tabanının boşaltmışlar, devletin imkânlarını kendi yandaşlarına dağıtarak devletin imkânları ile kendilerini ve yandaşlarını ihya etmişlerdir. Bunun için ne gibi siyasi oyunlar varsa bunların tamamını insafsızca uygulamışlardır. Onlara göre “devletin malı deniz yemeyen akılsızdı.”

1980 ihtilali millete hizmet edenleri ve demokratik kurumları suçlamıştır. Bütün olumsuzlukları Demokrasiye ve demokratik kurumlara yüklemişlerdir. 12 Eylül ihtilal konseyinin bildirilerine bakanlar bunu açıkça göreceklerdir. 12 Eylül anarşi ve terörün ve bütün olumsuzlukların suçlusu olarak parlamentoyu, siyasi partileri, hür üniversiteyi, demokratik dernekleri ve sendikaları görmüş ve bütün bunları kapatmış ve siyasi yasaklar getirmiştir. Demokrasiyi o derece tahrif ve tahrip etmişlerdir ki güdümlü olarak kurdurdukları partiler ve kurumlar artık millete hizmet etmek yerine kendilerine hizmet eder hale gelmiştir. Bu nedenle 12 Eylülden sonra demokrasi güdümlü ve menfaat aracı ve hasta bir demokrasi olmuştur ve halen de böyledir. DP bu gerçeği kamuoyu önüne getirmeli ve hasta demokrasiyi sağlıklı bir demokrasi haline getirmek için çalışmalıdır. DP’nin halk ve kamuoyunda itibar görmesi buna bağlıdır. » Read more: İttifaklar ve DP

AKP’nin Alternatifi DP

Şubat 3rd, 2011

Mustafa CAN
Daha önceki yazımda ifade ettiğim gibi AKP “Menfaatçi” “Devlet imkânlarını yandaşlarına açan” “polemiğe dayanan” politikaları ile tam bir istismar politikası ve fırsatçı bir yönetim uygulamaktadır. Bu politikaların ülkeye bir faydası yoktur; ama iktidara ve iktidar yandaşlarına vardır. Zaten AKP’nin amacı da devleti yönetmek ve milleti rahatlatmak gibi bir politikası yoktur. Devleti ele geçirerek imkânlarından istifade ederek kendilerine fayda sağlamaktır. Bunu da çok mükemmel uygulamaktadır.

Başbakan Erdoğan’ın bu konudaki en belirgin ifadelerinden birisi de “Ben iki partili Başkanlık sistemi istiyorum” demesidir. Erdoğan’ın hedefinde Muhalefeti sindirmek, ülkeyi CHP ve AKP’ye mahkûm etmek, muhalif fikir ve partileri % 10 barajının altında bırakmak, Cumhurbaşkanlığı’nı Başkanlığa çevirmek ve halkı kendisine mahkûm ederek 5+5=10 sene daha bu milletin tepesinde tepinerek oturmak ve böylece 20 sene söz sahibi olmak ve “lafla ülke yönetmektir.” Lafla peynir gemisi yürümez ama bir ülke fevkalade yönetilir. Nasıl olsa gemileri yürütecek olanlar var, Erdoğan’a da lafla yönetmek kalmaktadır.

Bu konuda yapmış olduğu Referandumlar ve Anayasa değişiklikleri tamamen birer oyalamacadan ibarettir. Hiçbir şey yapmadan her şeyi yapmış gözükme kurnazlığı bu şekilde cahil toplumda rağbete mazhar olmaktadır. » Read more: AKP’nin Alternatifi DP

DP Basın Toplantısı-1

Ocak 20th, 2011
Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, görülmekte olan Ergenekon dâvâsı ile ilgili soruyu, “Ben hukukçuyum. Görülmekte olan bir dâvâ hakkında lehte yahut aleyhte yorum yapmak hukuken suçtur. Ne bu dâvânın avukatıyım diyerek ortaya çıkmak, ne de dâvânın savcısıyım diye ortalığa atılmak doğrudur. Hukukî süreç işlemektedir. Adalet yerini bulacaktır” şeklinde cevapladı.

  » Read more: DP Basın Toplantısı-1

Namık Kemal Zeybek ve DP

Ocak 19th, 2011

Mustafa CAN

15 Ocak 2011 tarihinde DP’nin 10 Olağan kongresinde Genel Başkanı olan Nâmık Kemâl Zeybek 1944 yılında Bayburt’un Kitre köyünde dünyaya geldi.

Siyasete Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nde (CKMP) başlayan Zeybek, 1964 yılında Alparslan Türkeş, Dündar Taşer, Ahmet Er ile birlikte girdiği CKMP’ye Üniversiteler Kültür Derneği (ÜKD) tavsiyesi ile ilk Gençlik Kolları Genel Başkanı oldu. 1965 yılı Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Bursa kongresine Ankara delegesi olarak katıldı. 1966 yılına kadar CKMP Gençlik Kolları Başkanı görevini sürdüren Zeybek 1966 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirip Rize-Çayeli’ne Kaymakam olunca Gençlik Kollarından ayrılmak zorunda kaldı.

Rize-Çayeli, Bilecik-Pazaryeri, Gümüşhâne-Şiran, Çankırı-Ilgaz, Erzurum-Tortum, Adıyaman-Kâhta ve Bursa-Keles ilçelerinde Kaymakamlık yaptı.

1977 yılında Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ın Müsteşarlığını yaptı. 1977-1980 dönemi Ülkücü Kuruluşların Eğitim Faaliyetlerini organize etti. 12 Eylül sonrasında tutuklandı ve 2 yıl cezaevinde yattı. » Read more: Namık Kemal Zeybek ve DP

Tansu Çiller Haklı…

Ocak 10th, 2011

Mustafa CAN

Tansu ÇİLLER yöneticilerden samimiyet bekledi. Ama bu samimiyeti göstermediler. Dolayısıyla doğru olanı yaptı ve partiye zarar vermemek için aday olmadı ve akıllıca davrandı. Tebrik ediyorum.

Bir parti sadece lideri ile başarılı olmaz, tavandan tabana lidere sadakat, bağlılık ve gayret ile olur. Dolayısıyla partinin lideri şapka gibidir. Sağlıklı bir vücut olmazsa şapkanın yenilenmesi kişiyi sağlığa kavuşturmaz. Bu nedenle partinin kendisi önemlidir, lideri de buna göre başarılı olur veya olmaz. Her şeyi liderden beklemek doğru olmadığı gibi, başarısızlığın tamamını lidere yüklemek de kolaycılık ve gayretsizliktir. Bir de lidere ihanet olursa ve menfaat kavgaları bulunursa lider kim olursa olsun başarı gösteremez. Partide herkes lider gibi çalışmalı ve kim seçilirse seçilsin sadakatle çalışmalıdır.

**

Tansu ÇİLLER’in Roprtajı ve Mesajı:  (Erhan Öztürk’ün röportajı)

Eski Başbakan Tansu Çiller, 15 Ocak günü yapılacak olan Demokrat Parti’nin kurultayı öncesi “Partinin başına geç” daveti üzerine, yıllar süren suskunluğunu bozdu ve Yeniköy’deki yalısında aday olmayacağını açıkladı. Çiller, “Bana yapılan sanal bir davettir. Kavgayı yaparım. Yine yaparım. Mesele bu defa bunu yapacaksam bütün arkadaşlarımla, takım olarak yapmalıyım. Arkamdan bir daha hançerlenmek istemiyorum. Bu nedenle kararım kesin dönmüyorum” dedi.

Demirel Gündemi Yorumluyor…

Aralık 23rd, 2010

http://www.dp.org.tr/HaberDetay.asp?id=131825

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Leyla Tavşanoğlu, 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı söyleşide, Demirel ‘The Economist’ dergisinin Türkiye için ‘hibrid rejim’ tanımlamasını yorumladı. Öcalan ile yapılan gizli görüşmeden, öğrenci protestolarına kadar birçok konuya değinilen söyleşi şöyledir:

Leyla Tavşanoğlu: 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le yine Güniz Sokak’taki evindeyiz. WikiLeaks, bütün Avrupa’yı saran, Türkiye’de de yavaş yavaş kendini gösteren öğrenci hareketlerinin yansımaları dahil siyasetteki son gelişmeleri konuşuyoruz:

Avrupa’da pek çok ülkede öğrenci gösterileri yayılarak devam ederken Türkiye’de de üniversite öğrencileri protesto gösterileri düzenliyor. Siz de başbakanlıklarınız döneminde bu öğrenci protestolarına çok sık tanık olmuştunuz. Sizce bu gösterilerin anlamı nedir?

Süleyman Demirel: Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve onun öncesine bakıldığında bunlar hem ülke kamuoyunu hem de yönetenleri tedirgin eden hareketlerdir. Ben bugünküler için değil genel olarak söylüyorum. Bu hareketler daima endişeyle karşılanır. “Acaba bunun arkasından bir siyasi kriz mi gelir?” sorusu kafalara takılır. Öğrenci hareketleri sokağa taştığı zaman geçmişte hiç hayra alamet olmadı. Avrupa’da insanların bir kısmı bu olaylara şöyle bakar: Bunlar ülkenin gençliğidir. Sıkıntıları, talepleri var. Bu talepler dinlenmiyor. Onlar da ne yapsınlar? Taleplerini uygar bir biçimde ortaya koyuyorlar. Türkiye’ye gelirsek… Bu hareketler her şeyin iyi olduğuna, demokrasinin iyi işlediğine, ülkenin mutlu olduğuna alamet değildir. Hangi sebeple olursa olsun bir rahatsızlık ifadesidir. İTÜ’ye giden Başbakan’ı protesto eden gençlere 1,5 yıl hapis cezası verilmesi Türkiye’deki hukuksuzlukta bardağı taşıran damladır. Gençler buna karşı çıktı. Bir haksızlığa karşı çıkma istidadı bizim ülkemizin gençlerinde, hatta aşağı yukarı her ülkenin gençlerinde vardır. Arkasından meseleler yumurtaya dönüştü. Bu hadiselere kandırıcılıktan uzak, gerçekçi bir biçimde yaklaşılır, esas sebebi arayıp buna çare bulma niyeti bu çocuklara gösterilmezse ve çok sert tepkiler konursa her tepkinin ardından yeni bir kavga sebebi çıkar.

Bugünkü öğrenci hareketlerinin önünde, arkasında ne var? Çok iyi bilmiyorum. Yalnız geçmişteki öğrenci hareketleri için şunu söyleyebilirim: Onlar sadece masum öğrenci hareketleri değildi. Çünkü öğrenci hareketlerine kolaylıkla başka eller karışır. » Read more: Demirel Gündemi Yorumluyor…

AKP’nin İleri Demokrasi Anlayışı

Aralık 18th, 2010

Hüseyin DEDE

   4 Aralık cumartesi  günü Başbakan Erdoğan Dolmabahçe de Rektörlerle toplantı yaparken dışarıda bir gurup öğrenci protesto etmek için Dolmabahçe ye yürüyüşe geçtiler. Gerekçeleri ise üniversite sorunlarının görüşülüp tartışılacağı bir toplantıda öğrenci tarafının olmaması. 

  Günlerdir televizyonlarda da yayınlandığı gibi polisin orantısız güç kullanımı ile karşı karşıya kaldılar ve istenmeyen sonuçlar ortaya çıktı. Halbuki öğrencilerin gösteri ve yürüyüş hakları anayasayla teminat altına alınmıştır.  

  Ama Başbakan Erdoğan olayların sonunda polise orantısız güç kullanma emrini verenlere sahip çıkmak adına öğrencilere “sizi bizmi davet ettik” demiştir. Demokratik ülkelerde Başbakan ve devletin üst düzey yöneticilerinin böyle demeç verdikleri görülmemiştir Hükümeti bu tutumundan dolayı kınıyoruz.  » Read more: AKP’nin İleri Demokrasi Anlayışı

Siyasetin Genel Tablosu

Ekim 3rd, 2010

Mustafa CAN
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 1957 yılında talebelerine yazdığı bir mektubunda “Bu vatanda şimdilik dört parti var” (Emirdağ Lahikası, 2006, s. 746) demişti. Şimdilik kaydı o güne ait bir tabloyu yansıtmıyordu; genel ve her zaman geçerli olan ve siyasi partilerin oluşturacağı kıyamete kadar devam edecek olan genel bir felsefeyi ifade ediyordu.

Daima şahıs ve partizan odaklı siyasetten kaçan, “fikir odaklı” siyaset yapan ve “İslam siyasetinin genel felsefesini” ders veren Bediüzzaman o günün mevcut yapısında üç parti olduğu halde “Bu vatanda şimdilik dört parti var” diyordu. “İttihad-ı İslam Partisi” ise o gün mevcut olmadığı gibi günümüzde de mevcut değildir. O halde Bediüzzaman mevcut yapıyı değil, sosyolojik olarak her ülkede ve siyasi hayatta olan ve olabilecek olan siyasi yapıyı kast ettiği açık şekilde anlaşılmaktadır.

Bediüzzaman mektubunda dört partiyi şöyle kategorize eder:

1. İttihad-ı İslam Partisi: Din adına ortaya çıkması muhtemel olan partinin felsefesidir. Potansiyel olarak her İslam ülkesinde mevcut olan siyasi oluşumdur. İdeal bir siyasi felsefedir. Bediüzzaman din adına siyaset yapılamayacağını ve bunun şartlarının çok ağır olduğunu ancak bu şartlara uygun bir toplumun % 60-70 tam mütedeyyin bir toplumun bulunması halinde din adına ortaya çıkılabileceğini, İslam ahlakının bozuk olduğu bir toplumda dini siyasete alet etmeye mecbur olunacağını, bunun da daha çok dine zarar vereceğini ifade eder ve bu durumda “böyle bir parti siyaset sahnesine çıkmamalı” hükmünü verir. O günden bu güne kadar bu din adına herhangi bir parti kurulmamış, buna cesaret edilmemiş ve bundan sonra da kurulması mümkün değildir. Zira İslam ahlakının hayata hakim olduğu ve %60-70’inin tam mütedeyyin olduğu bir toplum ancak “Asr-ı Saadette” ve sadece Mekke ve Medine toplumunda görülmüş ve bir daha benzeri görülmemiştir. Bu nedenle “Asr-ı Saadet” insanlık için bir model olmuş ve tüm insanlık “Adalet ve Hakkaniyet” ölçüsünü ve örneğini bu dönemin seçkin insanlarından almışlardır. » Read more: Siyasetin Genel Tablosu

AKP Demokrat Partinin Yerine Oturur mu?

Eylül 24th, 2010

M. CAN

İngiliz “The Economist” dergisi referandumdan sonra yaptığı yorumda “Türkiye bölünmüş bir ülke” başlıklı bir haber yapmış. AKP güçlendikçe Türkiye kaybediyor. Türkiye ve halkı kaybettikçe AKP güçleniyor. AKP sarhoşları ve sempatizanları bu durumu görmese de dışarıdan bakanlar görüyorlar. AKP sempatizanları ise sarhoş oldukları için bir çamur deryasına düşmüşler, misk-u amber zannederek yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar ve herkesi de o çamur deryasına çağırıyorlar…

AKP iktidarı ile manevi ve ahlakî değerler ticari ve siyasi çıkarlara kurban edilir oldu. Hiç kimse idealleri konuşmuyor ve idealler, dini ve ahlâkî değerler dünyevi ve siyasi çıkarlara kurban edilir oldu. İnsanlar o derece menfaatlerinin esiri oldular ve menfaatlerini iktidar partisinde görür oldular ki hiç kimse menfaatime halel gelir ve gelecek menfaatlerimiz zarar görebilir endişesi ile doğruları söylemiyor. “Emr-i bilma’ruf ve nehy-i anil münker” menfaat endişesi ile terk edilir oldu.

Müstehcenlik ve haramlar artık sıradan, çağın gereği oldu. Yalakalık, yağcılık, iki yüzlülük sanat oldu. En rezil ve pespaye sözler ve iğrenç hareketlerle yapılan senaryo ve filimler “sanat” adını aldı ve ödüllere layık görüldü. Geçim sıkıntısından ve borçtan kıvrananlar yalancı, provokatör ve sahtekar ilan edilirken gayr-i meşru kazanç elde edenler, oyun ve eğlence ile milleti rezil bir şekilde eğlendirenler devlet erkanı tarafından ödüllere layık görülür oldu. Her seçimde millet sıkıntıya düştükçe kazanan bir başbakanımız var. Bu onun enaniyetini ve gururunu artırırken yalakalarının ve sempatizanlarının çoğalmasına sebep olmaktadır. Çünkü basit insanlar ve cahil çoğunluk şöhretin, servetin ve kuvvetin hayranı olurlar ve böylelerini ölesiye desteklerler.  Ülkemizde insanlar muhtaç duruma düştükçe iktidarda olanlara hayran olmalarının sebebi budur. » Read more: AKP Demokrat Partinin Yerine Oturur mu?

İslam Demokrat Partisi

Temmuz 25th, 2010

M. Ali KAYA

www.fikirbahcesi.org
İslam Demokrat Partisi 1951 yılında Cevat Rifat Atilhan tarafından kurulan ve “İslam” kimliği ile ortaya çıkan ilk siyasi oluşumdur. Kurucu üyeleri Zühtü Bilimer, Kerim İnan, Hakkı Sadık Acarlı, Hamit Tekinsoy, Nuri Çallı, Feridun Okyanus, İ. Galip Hamikoğlu, Hacı Nuri Erdoğdu, Naci Yeter, Mehmet Reşat Düşünür, Ahmet İlkol, Neşet Aslın, Şevket Üzümcü, Mahmut Düşünür gibi isimlerdir. 27 Ağustos 1951 tarihinde resmen kurulan ve genel başkanlığına Cevat Rifat Atilhan’ı getiren İslam Demokrat Partisi kısa sürede 10 ilde 150 şube açtı. 2000 üzerinden üye kaydı yaptı. Parti “Partimiz mü’minlerle doludur.” “Mü’minler birleşin” “Refah ve saadet güneşi Kur’an ile doğacaktır” gibi din kaynaklı sloganları ile öne çıktı. (Sadık Albayrak, Türk Siyasi Hayatında MSP Olayı, İstanbul-1986, s. 24)

Günün dindar basını Demokrat Partiyi eleştirirken İslam Demokrat Partisini öven yazılarla dindar halkı bu partiye kanalize etmeye çalışıyordu. Bunların başında Eşref Edip’in “Sebilürreşad, Büyük Cihad, Hür Adam, Büyük Doğu, Yeşil Bursa, Serdengeçti” gibi gazete ve dergiler “DP ile CHP arasında fark yoktur” diye İslam Demokrat Partisini hararetle savunuyorlardı.  Ama ne ki “İslam Demokrat Partisi” Cemiyetler Kanunu’nun 24. Maddesini ihlalden dolayı mahkemeye verildi ve 3 Mart 1952 tarihinde mahkeme kararı ile kapatılarak Genel Başkan Cevat Rifat Atilhan ve 15 kurucu üye hakkında tahkikat başlattı.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri hayattadır ve siyasi gelişmeleri yakından takip etmektedir. Din adına ortaya çıkılmasına karşıdır. Zira dinin siyasi ve dünyevi işlere alet ve tabi edilmemesi gerektiğini, şayet din adına ortaya çıkılırsa bu durumda dünyevi olan ve dünya işlerini düzenlemek amacı ile kurulan ve iktidarı hedefleyen ve ister istemez menfaat mücadelesine dönüşecek olan böyle bir mücadelenin dine zarar vereceğini savunur.

» Read more: İslam Demokrat Partisi

DP’den AKP Anayasasına Hayır!

Temmuz 18th, 2010

(DP Basın Merkezi – 17 Temmuz 2010) – Demokrat Parti Genel İdare Kurulu, 16 Temmuz 2010 Cuma günü Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk’un başkanlığında gerçekleştirdiği toplantıda, 12 Eylül 2010 Pazar günü yapılacak olan referandumda Anayasa Paketi’ne “Hayır” oyu verilmesini kararlaştırdı.

Genel İdare Kurulu toplantısında, üyeler, sadece AKP’li kadrolar tarafından hazırlanan Anayasa Paketi’nin katılımcı demokrasi kurallarına uymadığını ifade ederek, “Bu Anayasa Paketi, ülkemizdeki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışmalarının bir ürünü değildir. Bu paket, aslında Türk Devleti’nin genetik yapısını ve DNA’sını değiştirmeye yönelik bir çalışmadır.

Yine bu teşebbüs, bugün fiilen yürütülen ‘’baskıcı ve keyfî yönetim’in hukuki kılıfını hazırlama gayretidir. Bu nedenle, Demokrat Parti mensuplarının referandumda Anayasa Paketi’ne ‘Hayır’ oyu vermeleri kaçınılmazdır” görüşünü dile getirdiler.

DP Genel İdare Kurulu toplantısında, “Hayır” kararı çıktıktan sonra, bir bildiri hazırlandı. Bildiri aynen şöyle: » Read more: DP’den AKP Anayasasına Hayır!

Demokrasi ve At

Haziran 26th, 2010

Mustafa CAN

Tek tırnaklı hayvanlar grubunun memeli hayvanlarından olan erkeğine “aygır” dişisine “kısrak” ve yavrusuna “tay” denilen at, binek, yük ve savaş hayvanı olarak insana en fazla yardımcı olan canlı türüdür. Otla beslenir; ama geviş getirmezler. Altay dağlarının etrafında ve Amerikan bozkırlarında sürüler halinde yaşarlar. En meşhur türleri Arap ve İngiliz cinsidir. Yelesi ve kuyruğu kıllı olup ömürleri 20 ila 30 senedir.

Atlar insanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlisi ve değerlisidir. İnsanların savaşlarda en büyük yardımcıları, yük taşımada hizmetçileri, yarışmalarda, cirit ve av gibi sporlarda en büyük eğlence vasıtası, neşe ve dert ortağıdırlar. Silah ve bando seslerine kolayca uyum sağlayabilir, seferlerde dizlerini kitleyebilirler.

Atlar cesaret ve atılganlıkta çok ileri oldukları gibi, sahiplerine de son derece bağlıdırlar. Her konuda sahibini memnun etmeye çalışırlar, yorgunluğa bakmazlar kendilerini çatlatırcasına olanca güçlerini sarf ederler. Çitlerden ve yüksek yerlerden atlayabilir ve her nevi engelleri aşarlar. Saatte 60-70 km hızla koşarlar.

Peygamberimiz (sav) atın alnında beyazlık olanına “atların en hayırlısı” demiş (Tirmizi, Cihad, 20; İbn-i Mâce, Cihad, 14) “Atın bereketi kızıllığındadır” (Ebu Davud, Cihad, 44) buyurmuşlardır. Ayrıca “hayır ve bereket kıyamete kadar atın perçemine bağlıdır” (Buhari, Cihda, 43, 44; Humus, 8; Müslim, İmaret, 98; Tirmizi, Cihat, 19; Nesai, Hayl, 7) buyurarak hayır ve bereketin at vasıtası ile kazanılacağını ifade etmiştir. İslam bilginleri bunu ganimet ve sevap olarak izah etmişlerdir. » Read more: Demokrasi ve At

hits counter