Yavuz BAHADIROĞLU
İleriye dönük ne güzel hayallerimiz vardı bir zamanlar, bizi sarar sarmalardı…
Özellikle de politika ile meşgul olan arkadaşlarımın hayalleri sınırsızdı: Bir gün “dindarlar” iktidara gelecek ve A’dan Z’ye bozuk olan her şeyi düzelteceklerdi…
Yeni bir düzen kuracaklar, topluma huzur dağıtacaklardı… Zaten yıllar boyu yeterince ezilmişlerdi, sömürülmüşlerdi, dindarlığın bedelini en ağır biçimde ödemişlerdi. Artık “iktidar”ı hak etmişlerdi. Buna mecburdular: Zira Türkiye ancak onların devr-i iktidarında medeni temellerine dönebilirdi…
Siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda “devrim” mahiyetinde icraatlar yapılacak, özellikle kültürel kanallar yeniden açılacaktı. Tarih yeniden yazılacak, taşlar bir bir yerine oturtulacaktı.
Ekonomiden, kalkınmadan, zenginleşmekten, gelişmekten pek söz etmezlerdi. Onlara göre bunlar tali konulardı: En büyük dava “Kültür ve medeniyet davası” idi. Onu rayına oturtunca gerisi gelirdi.
“Bizimkiler” (dindarlar) aslında beceriksiz, başarısız değildi, ama devlet tüm kurumlarıyla solcuları, dünyacıları, laikleri destekliyor, bu yüzden “bizimkiler” öne çıkamıyordu… İktidara geldiklerinde durum değişecek, “bizden insanlar”ın önü açılacak, bu şekilde daha “bizden” bir Türkiye kurulacaktı.
“Bizimkiler” nihayet iktidara da geldi, peki hayalimizdeki projeler, özellikle kültür ve medeniyete ilişkin olanlar ne kadar hayata geçti?..
Hayalimizdeki Türkiye ne kadar kurulabildi?.. » Read more: Hayaller ve Gerçekler
İnsan beyni hiç durmadan yorulmaksızın çalışacak güçtedir. Beyin yorulmaz. Beynin yorgunluğu diye bir şey mevzubahis değildir. Beyin yorulması genel olarak sıkıntıdan kaynaklanır. Dikkatimizi toplamasını bilemezsek, dikkatimizin dağılmasını önlemeye gücümüzün olmayışından biz yorgunluk hissederiz.




