Mustafa CAN
Bediüzzaman Meşrutiyet döneminde “Hürriyet ve Meşrutiyeti” şeriat namına müdafaa ederken Şeriat-ı Garra’nın hayat-ı içtimaiyeye / sosyal hayata ve siyasete bakan yönünün Meşrutiyet olduğunu ısrarla savunmuştur. Adalet-i ilahinin tahakkuk ve tecellisinin ancak iman ile tekâmül etmiş olan hürriyet olduğunu izah etmiştir. Akıl ve tedbir-i mücessem dindar “Cemiyet-i Ahrar” dediği hürriyetçi fikirlerin ihtilafları ortadan kaldırarak milli birliği ve muhabbeti sağlayacağını belirtmiştir. (Divan-ı Harb-i Örfî, 89)
Meşrutiyet düşmanları hürriyete din adına karşı çıkarak “hürriyet küfür alametidir ve kâfirlere hastır” şeklinde propaganda yapıyorlardı. Bediüzzaman bunlara karşı “Bunu iddia edenlerin hürriyeti kuralsızlık ve yasakların olmadığı, mal ve namusun olmadığı “Bolşevizm Mesleği” zannettiklerini, bu nedenle karşı çıktıklarını belirtir. Gerçekte ise hürriyetin “İyi ve doğru olanı yapma hürriyeti” olduğunu, kötüyü ve yanlışı yapma hürriyeti olmadığını ifade eder. » Devamını Oku: Bediüzzaman, Ahrar ve Demokratlar

Dünya bir ekonomik kriz yaşadığı bir gerçektir. Krizlerin pek çok sebepleri vardır. Ancak en önemli sebepleri arasında kaynakların azlığı değil, kaynak oluşturmama, çalışmama, dürüst olmama, kaynakları dengeli ve verimli kullanmamaktır. Ekonomik ahlak olmayınca serbest piyasa ekonomisi de sağlıklı yürümez. Hürriyet olmayınca da serbest piyasa ekonomisi serbest olamaz. Önce hürriyet, sonra emek ve gayret gelir.




