Posts Tagged ‘İşsizlik’

İşsizlik

Şubat 23rd, 2011

Mustafa CAN
Resmî rakamlara göre % 14,6 olan işsizlik oranı Türkiye Tarihinin en yüksek işsizlik oranıdır. Bu işsizlerin büyük bir kısmı Üniversite mezunudur. AKP 2001’de % 8,4 olarak aldığı işsizlik oranını % 14,6’ya çıkararak yola devam etmektedir. Ekonomik olarak iflas ettiğini söylediğimiz Yunanistan’da bile bu oran % 9’dur.

Sayın Başbakan “Durmak yok yola devam” demektedir. Demek % 14,6 oranında işsizlik AKP iktidarı devam edecek olursa 4 sene sonra % 20’ye çıkacak demektir.

İşsizliğin azalması için hükümetin yaptığı sadece devletin imkânlarını kullanarak memur ve polis sayısını artırmaktır. Her sene yaklaşık 100 bin memur almakta ve devlet kadrolarını şişirmeye devam etmektedir.
Peki, bu memurların maaşları için kaynakları nasıl oluşturacaktır. Bunun iki yolu vardır:

Birincisi, elektriğe, benzine, gübreye zam yapmak ve tüketicinin alacağı her çeşit malın KDV ve ÖTV’sini artırmaktır.
İkincisi, dışarıdan borç para almaktır.
Her ikisi de sonuçta üreticinin ve milletin sırtına yüklenmektedir.

Başbakan işsizliğin sorumlusunu işyeri sahipleri olduğunu söylemektedir. Patronlar çok kazanmak için işçi çıkarmaktadır. Odalara mensup 200 bin iş adamı var, her biri bir işçi daha çalıştırsa 200 bin kişi iş sahibi olacak, 2 işçi daha çalıştırsa 400 bin kişiye iş bulunmuş olacaktır.
Başbakanın işsizliği önleme formülü budur.
İşsizliğin sebebi de patronlar ve iş adamlarıdır.
Böyle bir anlayış olabilir mi? » Read more: İşsizlik

Demirel Gündemi Değerlendirdi.

Haziran 1st, 2010

Demirel, gündemdeki konulara ilişkin Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. 27 Mayıs’ın 50 yıl sonra hâlâ tartışıldığını belirten Demirel, askeri müdahalelerden yarar görmüş bir ülkenin bulunmadığını, Türkiye’nin bundan çok zarar gördüğünü söyledi. En büyük hatanın Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamı olduğunu kaydeden Demirel, “Ben o kütlenin devamı olarak Menderes’ten sonra başbakanlık yaptım. Menderes’i iktidara getiren kitle beni de iktidara getirdi. Ben ne yapacaktım, nasıl yapacaktım Başbakanlığı. Ben başbakan koltuğuna oturduğum zaman benimle beraber Başbakanlık odasında bir de idam sehpası vardı. O endişe hep devam ede gelmiştir” dedi. Demirel’in sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

Bu tür girişimler, 27 Nisan bildirgesi ve kimine göre 28 Şubat sürecinin bu iktidarı güçlendirdiği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bunlara katılıyor musunuz?

Bu tür hadiselerin hiçbiri diğeriyle kıyaslanamaz. Her devri kendi şartları içinde mütalaa edeceksiniz. Bugünkü devir nedir, seçilmiş Meclis var, hükümet var. Devletin kurumları, hür basın, hür üniversite, hür yargı, hür medya, hür sokak var ve Türkiye seküler bir devlet. Bu kâğıt üzerinde. Ama uygulamaya geldiğiniz zaman arızalar var. Türkiye’de ne basın, ne yargı, ne üniversite hiçbirisi hür değil. Çünkü Türkiye korku imparatorluğu haline getirilmiş. Bugün medya nasıl bu hale getirilmiş, sen benim tarafımda senin tarafında diye insanlar ayrılmış. Medyanın görevi doğru habercilik, aydınlatma. Bu, bir kenara bırakılmış, yanlış haber ve karalama, bu medyanın zehridir. Ve karalama o kadar önemli bir silah haline gelmiş ki karalamanın tesirini Türkiye 1 aydır yaşıyor. Birisi bir kaset yapıp ortaya koyuyor, bu eğridir doğrudur diye tartışmaya zaman kalmadan ortalık karmakarışık oluyor. Sistem aslında çok büyük yara alıyor. Meşru ve makul metotları kullanmazsanız ondan sonra nasıl mücadele olacak, eşit şartlarda eşit mücadele nasıl olacak?

Bir bakıyorsunuz medya kurumlarına altından kalkılamayacak vergi cezaları getirilebiliyor. Vergi cezasını herhalde vergi idaresi koymuyor, bir yerden direktif alıyor. Yani almasa bile öyle zannediliyor, farz ediliyor. Ondan sonra bakıyorsunuz bir gazetede hoşuna gitmeyen yazılar çıkıyorsa bir süre sonra o ortadan kayboluyor. 147 üniversitesi var Türkiye’nin, bu kadar tartışma oluyor nerede üniversite. Üniversitede ses yok. Yargıyı ikiye bölmüşsünüz, yargıyı siyasallaştırmışsınız. Her gün bu yargının siyasallaştırılması konuşuluyor. Bunun en iyi örneği de Silivri Mahkemesi. Bunu hangi devirle mukayese edeceksiniz? » Read more: Demirel Gündemi Değerlendirdi.

Nerede bu milyonlar?

Haziran 1st, 2010

Recep TAŞÇI / Yeni Asya

Ülkenin en ciddî sorunu işsizliktir.

Bunda herkes hemfikir.

Üç ayda bir işsizlik rakamları hem sayı hem oran olarak açıklanır, bununla ilgili yorumlar gündemin baş köşesine oturur.

Oturur oturmasına da işsiz sayısı ve oranın nasıl hesaplandığı hususunda yeterli izahata pek rastlanmaz.

Bugün bunu biraz açalım.

Bir işi olanlarla işsizler toplamına işgücü denir.

İşsiz nüfusun işgücü nüfusuna oranı işsizlik oranını veriyor.

2010 Şubat ayı itibariyle işgücü nüfusu 24 milyon 831 bin olarak hesaplanmıştır.

İstihdam edilenlerin sayısı ise 21 milyon 267 bin.

Aradaki fark işsiz sayısıdır.

3 milyon 564 bin.

Bu sayıyı 24 milyon 831 bine bölünce de işsizlik oranı bulunuyor.

Yüzde 14,4. » Read more: Nerede bu milyonlar?

İşsizlik Problemi

Şubat 8th, 2010

2455Raporlara göre Türkiye’de 20-24 yaş arasındaki Lise mezunu gençlerin % 55’i, Üniversite mezunlarının ise % 41’i iş bulamama sorunu ile karşılaşmaktadır. İşsizlik meselesi artarak devam etmekte ve toplusal barışı tehdit etmeye başlamıştır. İşsizlik ihmal edilemeyecek kadar büyük bir problemdir. Bütün kötülükler işsizlikten çıkar.  Konu ile ilgili acil eylem planı yapılmadığı ve hayata geçirilmediği takdirde çığ gibi büyümeye devam edecek demektir.

2009 yılı itibariyle ülkemizde işsizlik oranı kırsal kesimde % 11, kentlerde % 21 olarak görülmekte; ortalama olarak bu durum % 17’ye çıktığı uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. İşsizliğin en büyük sebeplerinden birisi “ucuz ithalat”tır. Ülke ithal malların istilasına uğramıştır. Bu da ülkemizde fabrikaların kapanmasına sebep olmuştur. Yalnız Turizme destek vermek ve yatırımları sadece bu sahada yapmak istihdam için yeterli değildir. Bu nedenle ihracat desteklenmeli ve ithalat kontrol altına alınmalıdır. Üretim imkânı olan sahalarda ithalata sıcak bakılmamalıdır. » Read more: İşsizlik Problemi

AKP Politikaları

Kasım 30th, 2009

 

Dış politikada Ortadoğu ve komşularla olan ilişkilerde bir hareketlilik yakpaşandığı görülmekle beraber AB yönünde bir ilerleme görülmemektedir. Suriye, Irak, Lübnan, Libya ve Arnavutluk ile vizelerin kaldırılması, İran ile sıcak ilişkilerin verilmesi “Türkiye batıya sırtını mı dönüyor” imajını vermektedir.

İngiliz gazeteleri “Türkiye Osmanlı olmaya soyunuyor” yorumları yapıyorlar. Bu durum birilerini fevkalade rahatsız etmesi gerekirdi. “One minute” ile başlayan Arapların Erdoğan’ın sempatisi Türkiye’ye yakınlık duymalarına sebep olmuştur. Arapların İsrail düşmanlığından kaynaklanan hissiyatına Erdoğan’ın tercüman olması bu sempatinin en belirgin sebebidir. Tabii bu da İsrail ve destekçilerini rahatsız ediyor. Bununla beraber Türkiye İsrail’i de dışlamamaya çalışmaktadır. Askerî tatbikatlar ve silah anlaşmaları gibi eylemlerle “söylemden kaynaklanan” krizi yatıştırdığı da gözlerden kaçmamaktadır.

Ama ne ki, bütün bu politikaların ABD başkanı Obama’nın çizdiği politik çizgiler içinde cereyan ettiği yönünde bir kanaatin yokluğuna delil olamıyor. ABD Türkiye’nin bu tavrından rahatsız olmadığı Philip Gordon’un “ABD Türkiye’nin Ortadoğu’da artan etkinliğinden ne şaşkın, ne de rahatsız değildir” ifadeleri göstermektedir. Bu durum Stephen Kinzer’in dediği gibi, “ABD’nin bizzat diyalog kuramadığı ülkelerle Türkiye üzerinden irtibat kurma” siyasetinin de bir gereği olabilir.

ABD çok yönlü bir politika takip etmede ustadır. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in “Türkiye’de demokrasiyi ordu koruyor” demesini de değerlendirmek gerek. AKP’yi ordu üzerinde kontrol ederken İsrail’i de Türkiye üzerinden kontrol etmektedir. ABD Ortadoğu’dan vazgeçmeyeceğine göre “BOB” yerine yeni bir proje mutlaka uygulamaya konulmuştur. » Read more: AKP Politikaları

hits counter