Posts Tagged ‘Siyaset’

Dinin Siyasete Alet Edilmesi

Şubat 9th, 2011

M. Ali KAYA

Peygamberimiz (sav) Allah’ın dinini tebliğ etmekle görevlendirildi. Din ise Vahiyle gelen Allah’ın kitabı ve bu kitapta ifadesini bulan “Allah’ın teşrii iradesi” ve bu iradenin “İman, ahlak, ibadet, emir, yasak, tavsiye, nasihat” gibi dinin meselelerinden ibarettir. Amacı insanın uhrevî saadetidir. Peygamberimiz (sav) insanları imana, ibadete, ahlaka, emirlerine uymaya ve yasaklarından kaçarak cehennemden kurtulmaya ve cennete talip olmaya davet etmiştir. Gerçek hayat ahret hayatıdır ve insan bu dünyaya o uhrevi ve ebedi hayatı kazanmak için gönderilmiştir. Bunun yolu da Allah’ın birliğine ve gönderdiği elçisine inanmak, emir ve yasaklarına uymaktan geçmektedir.

Peygamberimiz (sav) dünyevi bir ikbal ve devlet amacı ile ortaya çıkmamıştır. Davası dünyevi ve siyasi değildi. Uhrevi, imanî, ahlâki ve ilmîdir. O kalıplar üzerinde değil, kalpler üzerinde saltanat kurmuştur. Dünyayı ve menfaatini arkaya atmıştır. Dünyaya talip olmayı da asla istememiş ve tavsiye de etmemiştir; bilakis uhrevi saadete ve ebediyete giden yol, fani olan dünyayı ve menfaatini terk etmekte olduğunu haber vermiş, kendisi de bu şekilde yaşayarak ümmetine örnek olmuştur. Bilhassa din ile dünya amacına yönelenleri kesin bir dille ikaz etmiş ve “Din ile dünyayı isteyenlere yazıklar olsun” (İbn-i Abdü’l-Berr, Camiü’l-Beyan, 1:233; Gümüşhanevi, Ramuzu’l- Hadis, 461) buyurmuşlardır. İslam bilginleri peygamberimizin (sav) bu hadisinde ifade ettiği “Veyl” kelimesini “Cehennemde bir deredir. Azabının dehşetinden cehennem korkmaktadır”  (Tezkiretü’l Kurtubi, 268) hadisi ile izah etmişlerdir. » Read more: Dinin Siyasete Alet Edilmesi

İslami Cemaatler ve Siyaset

Şubat 7th, 2011

Mustafa CAN
Her yüzyıl bir asırdır ve her asırda Allah dünyayı tamamen değiştirmektedir. Her yüzyıl başında büyük değişimler yaşanır ve o asra damgasını vurur. 1800’lü yıllar dünyada İlim ve Tekniğin gelişmesine ve bunun sonucu olarak siyasi gelişmelere sahne oldu. 1900’lü yıllar tüm dünyada İdeolojilerin ve buna dayanan “İstibdat” ve bu istibdada sebep olan “diktatörlerin” ortaya çıkması ve insanlığa hükmettiği yüzyıl olmuştur. 1900’lü yıların başından 1950’li yıllara kadar “Diktatörlerin” en parlak dönemi olmuştur. 1950’li yıllardan itibaren insanlık hak ve hürriyetleri öne çıkarmıştır. 2000’li yıllara kadar geçen 50 sene ise Diktatörlüklerin yıkılması ve Demokrasinin istibdada galebesi şeklinde geçmiştir.

2000’li yılların başından itibaren diktatörlüklerin tamamen yıkılmaya başladığı ve bunu krallıkların da yıkılmasıyla dünyada Hürriyet ve Demokrasi’nin en geniş şekliyle hâkimiyeti görülecektir. Osmanlı’nın devamı olan Türkiye Cumhuriyeti Hürriyet ve Demokrasi bakımından Avrupa’dan elli sene geride olduğu gibi, İslam dünyası da Türkiye’den elli sene geriden takip etmektedir. Avrupa 1900’lü yılların başında Demokrasi’ye geçti. Türkiye ise 1950 yılında Demokrasi’ye geçti. İslam dünyası da 2010’lu yıllardan sonra demokrasiye geçeceği Cezayir, Mısır ve Yemen’de baş gösteren hürriyet ve demokrasi sesleri ile görülmeye başlamıştır. Tabii ki bu bir başlangıçtır. Bir şey başlamış ise sonu gelecek demektir. » Read more: İslami Cemaatler ve Siyaset

Siyasetin Genel Tablosu

Ekim 3rd, 2010

Mustafa CAN
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 1957 yılında talebelerine yazdığı bir mektubunda “Bu vatanda şimdilik dört parti var” (Emirdağ Lahikası, 2006, s. 746) demişti. Şimdilik kaydı o güne ait bir tabloyu yansıtmıyordu; genel ve her zaman geçerli olan ve siyasi partilerin oluşturacağı kıyamete kadar devam edecek olan genel bir felsefeyi ifade ediyordu.

Daima şahıs ve partizan odaklı siyasetten kaçan, “fikir odaklı” siyaset yapan ve “İslam siyasetinin genel felsefesini” ders veren Bediüzzaman o günün mevcut yapısında üç parti olduğu halde “Bu vatanda şimdilik dört parti var” diyordu. “İttihad-ı İslam Partisi” ise o gün mevcut olmadığı gibi günümüzde de mevcut değildir. O halde Bediüzzaman mevcut yapıyı değil, sosyolojik olarak her ülkede ve siyasi hayatta olan ve olabilecek olan siyasi yapıyı kast ettiği açık şekilde anlaşılmaktadır.

Bediüzzaman mektubunda dört partiyi şöyle kategorize eder:

1. İttihad-ı İslam Partisi: Din adına ortaya çıkması muhtemel olan partinin felsefesidir. Potansiyel olarak her İslam ülkesinde mevcut olan siyasi oluşumdur. İdeal bir siyasi felsefedir. Bediüzzaman din adına siyaset yapılamayacağını ve bunun şartlarının çok ağır olduğunu ancak bu şartlara uygun bir toplumun % 60-70 tam mütedeyyin bir toplumun bulunması halinde din adına ortaya çıkılabileceğini, İslam ahlakının bozuk olduğu bir toplumda dini siyasete alet etmeye mecbur olunacağını, bunun da daha çok dine zarar vereceğini ifade eder ve bu durumda “böyle bir parti siyaset sahnesine çıkmamalı” hükmünü verir. O günden bu güne kadar bu din adına herhangi bir parti kurulmamış, buna cesaret edilmemiş ve bundan sonra da kurulması mümkün değildir. Zira İslam ahlakının hayata hakim olduğu ve %60-70’inin tam mütedeyyin olduğu bir toplum ancak “Asr-ı Saadette” ve sadece Mekke ve Medine toplumunda görülmüş ve bir daha benzeri görülmemiştir. Bu nedenle “Asr-ı Saadet” insanlık için bir model olmuş ve tüm insanlık “Adalet ve Hakkaniyet” ölçüsünü ve örneğini bu dönemin seçkin insanlarından almışlardır. » Read more: Siyasetin Genel Tablosu

Gaddar Siyaset

Eylül 22nd, 2010

M. Ali KAYA

Günümüzde yalancılık üzerine kurulmuş olan “Gaddar Siyaset” ne yazık ki “Zalim Propaganda”yı kullanarak toplumu siyasetine alet etmektedir. Bu nedenle günümüz siyaseti doğruluk ile yalancılığı birbirine karıştırmış ve beşerin kemâlatını da karıştırmıştır. (Eski Said Eserleri, 2009, Hutbe-i Şamiye, s.344) “İman sıdk ve doğruluk, küfür de kizb ve yalancılık” olduğuna göre günümüz siyaseti imanlı mü’minlerin sakınması gereken bir konumdadır. Her mü’minin her sıfatı mü’min olmak ve imanından kaynaklanmak gerekirken maalesef böyle olmamaktadır. Bu husus siyaset sahasında daha da belirgin bir şekilde kendisini hissettirmektedir.

Siyasetin halkı etkileme silahı propagandadır. Maalesef zamanımızda “zalim propaganda” silahı halkı ve toplumu etkilemek için kullanılmaktadır. Eskiden mitingler ve broşürler, gazete ve dergilerle yapılan reklam ve propagandanın yerini daha gelişmiş olan TV ve İnternet ile afişler ve daha etkili broşürler almış bulunmaktadır. İnsanların zaaflarından yararlanarak kiminin intikam hırsını, kiminin makam sevdasını, kiminin mal ve menfaat duygusunu, kiminin dinsizliğini, kiminin de taassubunu işleterek siyasetine alet etmektedir. (Eski Said Eserleri, Hutuvat-ı Sitte, s. 449)

Bediüzzaman Said Nursi (ra) propagandayı “zâlim cerbezenin veled-i nâmeşruu” olarak vasıflandırmaktadır. Cerbeze ise, “müteferrik büyük işlerde yalnız kusurları görmektir.” (Eski Said Eserleri, Tuluat, s.570) İnsanlar cerbeze ile aldatır ve aldanır. Cerbezenin işi aklı yanıltmak, bir kötülüğü ve kusuru sümbüllendirerek büyütüp, şişirip hasenata ve iyiliklere galip getirmektir. Bir insanın bir senende ağzından ve burnundan gelen akıntıyı toplayarak bir günde ve bir anda ağzından çıkıyor gibi göstermektir. Bir insanın ömür boyu yaptığı yanlışları ve hataları toplayarak her zaman yapıyor gibi göstermek cerbezedir, aklı yanıltır ve insanları aldatır. Günümüz siyasetinin yaptığı da budur. Kim propaganda silahını daha iyi kullanır ve Medya’yı ele geçirirse toplumu yanıltmakta ve yanlış yönlendirebilmektedir. Bu nedenle propaganda ile akılları ve insanları etkileyerek elde edilen siyasi başarılar gerçek başarı değildir ve sağlıklı bir sonuç değildir. Bunun en açık örneği 1982 Anayasa Referandumudur. % 92 “Evet” oyu bu şekilde alınmıştır. Bunun sağlıklı olmadığı daha sonra yapılan ve 100 maddeyi aşan Anayasa değişiklikleri ile de ispatlanmıştır. » Read more: Gaddar Siyaset

Siyaset ve Demokratlık…

Nisan 30th, 2010

M. Latif SALİHOĞLU

Yazdıklarımızın ancak onda biri “günlük siyaset”le ilgilidir. “Ankara kulisi” kıvamındaki yazıların oranı ise, yüzde bir bile değildir. Buna rağmen, bizi yine de “siyasetle çok ilgileniyor” diye tenkit eden, serzenişte bulunan kardeşlerimiz var.

Bu meyanda ayrıca kudsî bir ölçüyü hatırlatıyorlar ki, Tarihçe–i Hayat’ta zikredilen bu ölçü şu sözlerle ifade ediliyor: “Şeriat, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir; yüzde bir nisbetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûlemirlerimiz düşünsünler.” (Age, s. 59)

Benim âcizane hayret ettiğim husus, siyasete alabildiğine bulanmış, hatta boğazına kadar girmiş olanların “yeis ânında” tutup bu sözü bize hatırlatmaya, yahut ders vermeye kalkışmasıdır.

Nitekim, aynı siyasî kulvarda at koşturan bazı dostlar da, yine “yeis ânında” tutup Hz. Üstad’ın “Euzubillahimineşşeytâni vessiyaseti” sözünü, adeta—hâşâ—joker gibi kullanarak karşımıza çıkıyorlar.

Yani, gayet eminim ki, eğer siz bu dostların dümen suyuna gitseniz, onların siyasî fikrini kabul etseniz, size bu tür hatırlatmaları kat’iyyen yapmazlar. » Read more: Siyaset ve Demokratlık…

Siyasetin Kuralları

Eylül 10th, 2009

soru_karanlik_adam_kimSiyasetin doğruları ve yanlışları üzerinde bir nebze düşündüğümüz zaman yaşanan tecrübelrei de dikkate alarak bazı çıkarımlarda bulunmak mümkündür. Bunları kısaca sıralayacak olursak:

1.  Taallaüm-ü siyaset siyaset değildir.
2.    Bu zamanda siyaset revaçtadır seçim, yani oy verme görevi gereği herkesi ilgilendirir.
3.    Siyasetin de bir mantığı ve oturduğu fikrî temeli vardır.
4.    Menfaat üstüne dönen siyaset canavardır.
5.    Aç canavara karşı tahabbüb merhametini celbetmez, iştihasını açar.
6.    Siyasetin felsefesini bilmeyen daima yanılır ve yanıltır.
7.    Siyaset fikir odaklı olursa yüksek siyaset olur ve devleti yönlendirir, menfaat odaklı olursa basit siyaset olur ve seçmenleri yönlendirir.
8.   Misyonu olmayan siyasi parti mevsimliktir, kısa zamanda tarih olur.
9.    Gelip geçici rüzgârlara kapılan ve günübirlik siyaset yapanlar siyasetçi değildir. » Read more: Siyasetin Kuralları

Siyasetin Gözü

Ağustos 30th, 2009

İktidarda olan bir parti iktidarını sürdürebilmesi için yapması gerekenler gözle görülecekb-370109-ela_göz şeylerdir. Bunun için iktidar “Gözünü açmalı” ve “muhaliflerine göz açtırmamalıdır.” Aşağıdaki hususlara dikkat etmelidir.

1. Ülkede iktidarın icraatlarını tenkit eden Medya ve muhaliflerine “gözdağı” vermelidir.

2. İcraatları ile halkın “gözünü boyamasını” iyi bilmelidir.

3. Kendisine zarar vermesi muhtemel olanları “gözden çıkarmalı” halkın teveccühünü kazanmış bir kısım ileri gelenler “gözden düşürmek” için elinden geleni yapmalıdır.

4. Devamlı olarak basına çıkmalı, “göze gözükmeli” ve her zaman gündemi meşgul edecek bir şeyler bulmalıdır. Yoksa “gözden ırak olan gönülden de ırak olacağını” ve halkın “gözünden düşeceğini” bilmelidir.

5. İktidarına “göz dikenlerin”gözünü çıkarmak için” elinden geleni yapmalıdır. » Read more: Siyasetin Gözü

hits counter