Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “EkoEnerji” Dergisine 2011 – Haziran Seçim Sonuçlarını Değerlendirdi.
Ültanır: Sayın Cumhurbaşkanım, bu ay izninizle seçim sonuçlarını değerlendirelim.
Demirel: Tabii.
Ültanır: Efendim, ben bu ayki söyleşimizi iki ana konu çerçevesinde gerçekleştirebiliriz diye düşünüyorum, eğer sizce de uygunsa? Birincisi,12 Haziran seçimleri ciddi bir katılım oranı ile gerçekleşti ve Meclis’e yansıyan temsil oranının da Cumhuriyet tarihinin en yüksek temsil oranı olduğu söylendi. İktidar partisi oyların yarısını aldı ve adeta Türk milleti iktidarı destekleyenler ve desteklemeyenler diye tam ortadan ikiye ayrılmış gibi. İkincisi, dün TBMM, 24’üncü Dönem’in 1’inci yılına tutuklu milletvekillerinin salınmaması nedeniyle krizle girdi. Bağımsızlar Meclis’e gelmediler, anamuhalefet partisi Meclis’e geldi, ama üyeleri milletvekili yemini etmediler.
Bu gelişmelerin ışığında sizden önce seçime ilişkin değerlendirmelerinizi, ardından da krizle açılan yeni parlamentoyu ve krize ilişkin siyasi yorumunuzu almak istiyorum.
Demirel: Şimdi seçimin sonuçlarını değerlendirelim derken, evvela seçimin istatistiğini ve matematiğini eleştirmek istiyorum. Ondan sonra bu seçim sonuçlarından ne beklenir konusunda düşüncelerimi söylemek istiyorum. Sonra da sizin soracağınız ilave suallere cevap vermek istiyorum.
Ültanır: Benim talebimle de tam örtüşen bu içerik çok uygun ve konumuzu ayrıntılı biçimde kapsamakta, teşekkür ediyorum. 12 Haziran seçimi sonuçlarının sayısal analiziyle başlıyoruz efendim.
SEÇİMİN MATEMATİKSEL ELEŞTİRİSİ
Demirel: Evet, 24’üncü Meclis Dönemi için seçim yapıldı. Bu, 1946’da çok partili siyasete geçtiğimizden beri 17’nci seçimdir. Demek ki, Türkiye Cumhuriyeti geçen 65 sene zarfında 17 seçim yapmıştır. Bundan evvelki konuşmalarımızda, önceki 16 seçimin bir disiplin altında değerlendirmesini ve eleştirisini yaptık.([1]) Bunların her birinin ifade ettiği hususları ortaya koyduk. Şimdi 17’ncisi geldi, buna eklendi.
Ben evvela bu seçimin matematiğinin bir eleştirisini yapacağım: Şimdi Türkiye’de seçmen sayısı üzerinde çeşitli tartışmalar oldu. Ama, bu seçimde resmen ilân edilen seçmen sayısı 52.806.322’dir. Bunun 2.568.979’u yurtdışındadır. Burada dikkatinizi çekiyorum, 50.237.343’ü de yurtiçindedir.
Şimdi yurtiçinde 43.785.665 oy kullanılmış. Bu yüzde 87 katılım ifade ediyor. Dışarıdan ise gümrük kapılarında 2,5 milyon seçmene karşılık 127.867 oy kullanılmış. Netice itibariye toplam 43.914.948 oy kullanılmış, bu da yüzde 83 katılıma tekabül ediyor. Yani, Türkiye’deki katılım yüzde 83 müdür, yüzde 87 midir denildiği zaman, Türkiye içi yüzde 87’dir, ama Türkiye içi ve dışı toplamı yüzde 83’dür. » Read more: Demirel’den 2011 Seçim Değerlendirmesi








Süleyman Demirel’in Eko Enerji Dergisine verdiği Röportaj:
Hasan Celal Güzel siyasi kavramlara yeni bir terim kazandırdı. “Siyasi Münafıklık…” Sosyal ve siyasi hayata olumlu katkı sağlayamayanlar laf üretmekle hiç olmazsa literatüre bir hizmetimiz olsun diye düşünmüş olabilirler. Edebiyata müspet katkılarda bulunacak kabiliyetten yoksun olanların “Duvar yazıları” ve “Kamyon arkası yazılarla” Argo edebiyatına katkı sağlayarak hizmet etmedikleri söylenemez. Eh hiç olmazsa bu da bir katkıdır. Kendilerini alkışlamak lazım…
12 Eylül 1980 askerî darbesinin arkasından 20 Mayıs 1983’te Turgut ÖZAL tarafından kurulan ANAP büyük ölçüde günümüzün AKP’si gibi kişiselleşmiş bir lider partisi olarak kuruldu. ANAP Turgut Özal’ın çevresinde örgütlenmiş ve şahsına bağlı olan bir seçmek kitlesine sahipti. Siyasi kadrosunu Özal ile beraber çalışmış olan teknokratlarlarla MSP, MHP, AP ve CHP’den gelme 1980 öncesi öne çıkmayan siyasetçilerden meydana geliyordu. Milletten veto yiyenler MGK’nın veto barajını aşarak 1983 Genel Seçimlerine girmişlerdi. MGK’nın müsaade ettiği üç partiden birisi de ANAP’tı. Bir muvazaa partisi olarak “İhtilal ürünü parti” damgasını yemiş olsa da BTP’nin kapatılması ve DYP’nin veto ile seçime sokulmaması sonucu AP tabanına oturarak 25 Mart 1984 seçimlerinde % 41.5 oy alarak iktidar oldu.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi, Dernekler Kanunu’nun 36. maddeleri aracılığıyla Türk Medeni Kanunu’nun 87. maddesi uyarınca “talep tarihi itibariyle kuruluş amaç ve şartlarını kesin olarak kaybetmesi nedeniyle” Adalet Partisinin, kendiliğinden dağılma halinin ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu. Anayasa Mahkemesi 16 Ekim 2009 tarihinde Adalet Partisinin dağılmış sayılarak hukukî varlığının sona erdiğine, partinin bütün mal varlıklarının Hazine’ye geçmesine karar verdi.





