YOKSULLUĞU YENMEK-1
Yüce yaratıcı insanı sonsuz ihtiyaçların odağında yaratmıştır. İnsan fıtratına koymuş
olduğu ihtiyaç silsilesi ile insanı rızka muhtaç halde yaratmıştır. İnsan rızk için sosyal hayata uyum sağlamak mecburiyetinde ve çalışmak durumundadır. Hayatla ve eşya ile münasebetini bu şekilde kurmaktadır insan…
İnsanın rızk peşinde koşması, çalışma hayatı ve ekonomik faaliyetlerinin tamamına “iktisat” denir. İktisat, ekonomiden ve ekonomik faaliyetlerden daha geniş ve daha kapsamlı bir terimdir. İktisat kavramı içerisinde “hak, adalet ve dengeli bir hayat, israftan kaçmak” gibi kavramların tamamı vardır. Ekonomi dendiği zaman ise, sadece kalkınma, gelişme ve ekonomik faaliyetler vardır. İşin adalet ve hakkaniyet boyutu ancak “Hukuk” olarak kabul edilmiş ve ekonomiden ayrı tutulmuştur. İşte problem de bundan sonra başlamıştır. Zira hak ve adaletin, israf ve iktisadın olmadığı yerde ekonomik faaliyetler sadece “menfaat” çerçevesinde oluşur. Sadece menfaatin esas alındığı ekonomik faaliyetlerin de pek çok haksızlıklara sebep olmayacağı söylenemez. Ekonomik problemlerin temelinde insanın mala ve kazanca olan hırsı ve menfaat düşüncesi vardır.
Günümüzde ekonomi denince “harcama üzerine kurulan bir sistem” anlaşılmaktadır. Genellikle devlete ve zenginlere yönelik önerilerde bulunan bir ekonomik öneriler sunan bir ilim dalı olarak okullarda okutulmakta ve ilim adamları zenginlere ve para sahiplerine yönelik yazılar yazmaktadırlar. Pratikte görülen budur. Ancak gerçek böyle midir?
Ekonominin tariflerine baktığımız zaman “ev idaresi” “servetin incelenmesi” “tüketim ve üretimin incelenmesi” “kıt kaynakları sınırsız ihtiyaçlarla dengeleştirmek” anlamlarına gelmektedir.
Ekonomi elbette ki ihtiyaç, talep, arz ve yardımlaşma üzerinde yoğunlaşmadır. Ekonomik faaliyetlerin tümü insan ihtiyacına cevap vermek için yapılır. İhtiyaç insan fıtratından kaynaklanır. İhtiyacı gidermek taleptir, ihtiyaca cevap vermek ise arzdır. Allah’ın yarattığı nimetler sonsuzdur ancak bunları elde etmek için çalışan insanların imkânları sınırlıdır. Sınırlı imkânlarla ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz olanların meşru olan ihtiyaçlarına “yardımcı olmak” ise yardımlaşmadır. Toplumda “yardımlaşma kanunu” ne derece kolay ve rahat işlerse o toplumun gelişmesi ve meşru yollarla ihtiyaçlarına cevap vermesi kolaylaşır ve o toplum da huzurlu bir toplum olur.
İnsanların ihtiyaçları çoktur ve ekonomik kaynaklar ise sınırlıdır. Herkese yetecek rızk Allah tarafından verilmektedir. Ancak insanlarda bir de “hırs” dediğimiz doyumsuzluk duygusu vardır. Hırs sebebi ile insanlar daha fazla kazanç peşinde koşarak başkalarının haklarını da gasp etme yoluna gitmektedir. Bundan haksızlık ve rekabet ortaya çıkmaktadır.
Arz ve talebi dengelemek gerçekçi bir şekilde emek ve sermaye, kazanç ve tüketime dayanmalıdır. Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirmek değildir. Emeğe ve çalışmaya değer vermek, iş sahaları açmak ve üretimi artırmaktır.
İktisadi hayat herkesi ilgilendirir. Zengin ve fakir; kadın ve erkek; çalışan ve çalışmayan tüm kesimleri ilgilendiren bir alandır. Hükümetler ekonomik nedenlerle kurulmakta ve yıkılmaktadır. Zamanımızda ekonomi milli değerlerden daha önem kazanmıştır. Milletler arası savaşlar artık askerî güçlerle değil, ekonomik kalkınmışlık ve zenginlik ile üretim ve tüketim yoluyla yapılmaktadır. Bu nedenle sağlıklı bir ekonominin ve kalkınma planlarının yapılması hükümetlerin en önemli görevidir.
Devletin ve hükümetlerin yapması gereken ülke kaynaklarını kullanmak, ekonomik ilkeleri belirlemek, iş ahlakı ve çalışma hayatını düzenlemek, kaynakların kullanımı ve gelirlerin dağılımında dengeli bir yaklaşım sergilemektir. Yardımlaşma da yardım etme de çalışma imkanından mahrum olanlara ve çalıştığı halde başına bir felaket gelen kimselere yönelik olmalıdır. Aksi taktirde layık olmayana yapılan yardım haksızlığa sebep olacağı gibi, çalışma imkanı olana devamlı yardımcı olmak ise onu tembelliğe iter.
Kaynakların Kullanımı: Kaynaklar, insan kaynakları, yer üstü yer altı kaynakları olmak üzere çeşitli kaynaklarımız vardır. Bunları kullanmak için gereken çalışmaları yapmak ve projeleri geliştirmek elbette hükümete ve siyasi partilere düşmektedir.
İş Ahlâkı: İktisadi hayatın en önemli problemi ekonomik olmaktan ziyade ahlakîdir. Zira hak etmediğini almak ekonomik olarak doğru olabilir; ama asla ahlâki ve hukukî olmaz. Bunu sağlamak da eğitim kurumlarının görevidir. Eğitim kurumlarına bu imkanı sağlamak yine hükümetin “Eğitim Politikası” ve müfredatların düzenlenmesi ile mümkün olur.
Gelir Dağılımının Dengelenmesi: Gelir dağılımını dengelemek aynı işi yapanlara aynı parayı vermekle mümkündür. Emeğe gereken ücreti vermek de buna dahildir. Devletin imkanlarını çalışmayanlara ve hakkı olmayanlara devlet imkanlarını vermek değildir. Bu da Kamu İhale Kanununu müteahhitlere para kazandırmak için değil, işi en ekonomik şekilde yapmaya yönelik olarak yeniden düzenlenmelidir.
Çalışma Hayatını Düzenlemek: Çalışma hayatı çağdaş ekonomik kalkınmaya dönük olarak yeniden düzenlenmelidir. Çalışana ve üretime katkı sağlayana hakkını vermek, çalışmayanı ise buna göre cezalandırmak ve ücretini kesmeye yönelik yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Bunu yapacak olan da yine hükümettir.
Yardımlaşma: Yardım gerçekten hak edene yapılmalıdır. Fakire yardım ediyoruz diye devamlı yardım alanların listesini oluşturmak ve bunları devamlı yardımla destek olmak, çalışmalarına engel olur, teşebbüs hürriyetini zedeler ve meşru rekabetin önünü tıkamış olur.
Yoksulluğu yenmek ve kalkınmayı sağlamak anacak ülke kaynaklarını ve bunları işleyecek olan insan kaynaklarını verimli şekilde kullanmaya, üretime ve iktisada bağlıdır. Üretimin olmadığı yerde kalkınma ve gelişme olmaz. Üretime yönelik projeler geliştirmek de elbette her şeyden önce hükümetin görevidir. Hükümet bunun için vardır. Görevi devletin imkanlarını yandaşlarına yönelik değil, ihtiyaç sahibi olan tüm vatandaşlara eşit şekilde sunmaktır. Böylece yoksulluğu yenmek için ilk adım atılmış olacaktır.





